|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.762
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 96
Portal Yazı sayısı: 1.088
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.719
Forum mesajları: 22.460
Sayfa izlenimi: 1.048.054
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.601
En son üyemiz: ümame
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.61
|
|
Halidiye.com | Haricilik - 3
Haricilik - 3Harici Fırkalarının Müşterek Prensipleri:
Daha önce anlatılanlardan, Haricîye mezhebine mensup olanların düşünce tarzlarını ve kabilelerini öğrenmiş olduk. Şimdi ise onların prensiplerini öğrenmeye çalışalım: Şurası bir gerçektir ki, Haricilerin prensipleri, kendilerine has düşüncelerinin, yüzeysel görüşlerinin, saf akıllarının, Kureyş'e ve bütün Mudar kabilelerine kızmalarının bir dış görünüşüdür.
1) Doğru ve sağlam olarak kabul edilen, görüşlerinin birisi şudur : Halife ancak serbest ve sağlıklı bir seçimle başa gelir. Seçime, müşlümanların sadece bir kısmı değil bütün müslümanlar katılmalidır. Halife adaletli davrandığı, şeriatı ayakta tuttuğu, hata ve ayağının kaymasından uzak bulunduğu sürece halife olarak başta kalır. Şayet doğru yoldan ayrılırsa onun vazifeden alınması veya öldürülmesi gerekir.
2) Halifelik sadece Arap kabilelerinden bir aileye mahsus değildir. Başkalarının iddia ettiği gibi halifelik sadece Kureyş'e veya Araplara ait değildir. Halife olma hususunda bütün müslümanlar eşittir. Hatta Hariciler, dine muhalefet ettiği ve doğru yoldan ayrıldığı takdirde vazifeden alınması yahut öldürülmesi kolay olsun diye halifenin Kureyş'ten olmamasını tercih ederler. Zira, böyle bir halifenin, kendisini koruyacak taraftarları ve kendisini barındıracak bir aşireti bulunmaz. Haricîler, bu noktadan hareket ederek içlerinden Abdullah b. Vehb er-Rasibî'yi seçtiler, onu, başlarına emir yaptılar ve ona «Emirel-Mü'minin» dediler, Abdullah, Kureyş kabilesinden değildi.
3) Haricîye mezhebinin «Necedat» fırkası, insanların, aralarında insaflı davrandıkları müddetçe Halifeye ihtiyaç duyulmayacağını, kendilerini' doğru yola sevkedecek bir imam bulunmadıkça aralarında insaflı davranamıyacaklarmı onlar da bir halife tayin ederlerse bu davranışları caizdir. Haricîlere göre başa halife getirilmesi, dinen vacib olmayıp caizdir. Ancak, ihtiyaç ve menfaat icabı va-cib olabilir.
4) Haricîye mezhebine mensup olanlar, her günah işleyenin kâfir olduğu görüşündedirler. Hariciler bu hususta günahlar arasında büyük-küçük ayırımı yapmazlar. Hatta insanın, görüşünde hata etmesini de günah sayarlar. Bunun içindir ki Haricîler, hakeme başvurduğu için Hz. Ali'yi, dinden çıkmakla itham ettiler. Halbuki Hz. Ali, hakeme kendi isteğiyle başvurmamıştı. Böyle olduğu kabul edilse bile hakeme başvurmak, ictihad edip hata etmekten öteye bir suç sayılmamalıdır. Bu da hakeme baş vurmanın hatalı olduğu faraziyesine bağlıdır. Haricîlerin, Hz. Ali (R.A.) 'ı dinden çıkmakla suçlamaları, ictihad edip hataya düşen kişinin dinden çıktığı görüşünü savunduklarına bir delildir. Yine, ictihadları neticesinde, Haricilerin bazı görüşlerine muhalefet eden Talha, Zübeyr ve diğer büyük sahabîler için de aynı şeyleri söylemişlerdir.
Haricîlerin, îslâm cemaatinden, ayrılmalarına, kendilerinin dışındaki cemaatleri kâfir saymalarına ve idarecileri devamlı rahatsız etmelerine sebep olan prensipleri işte bu prensiptir. Bu nedenle Haricîlerin dayandıkları delilleri izah etmemiz gerekmektedir. Bu delilleri, îbn-i Ebil Hadid «Şerh-i Nehcülbelağa» adlı kitabında uzunca anlatır. Bu deliller, Haricîye mezhebine mensup olanların düşünce seviyelerini ortaya koyar.
Delillerin bir kısmı şunlardır.
a) Allah Tealâ şöyle buyuruyor: «... Oraya (Hacca) gitmeye gücü yeten herkese, Allah için Kabe'yi ziyaret edip haccetmek farzdır. Kim inkâr ederse şüphesiz kî Allah, âlemlere muhtaç değildir.»[6]
Görüldüğü gibi bu âyet-i kerîme haccı terkedeni kâfir saymıştır. Halbuki haccı terketmek günahtır. O halde her günah işleyen kâfirdir, derler.
b) Diğer bir âyet-i celilede şöyle buyurulur «... Kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar, kâfirlerin ta kendileridir.» [7]
«Her günah işleyen, kendisine, 'Allah'ın indirdiğinden başka bir-şeyle hükmetmiş olur, dolayısıyle de kâfir sayılır. Allah Tealâ, bu na benzer birçok âyetler zikretmiştir.» derler.
c) Yine başka bir âyet-i kerimede «O gün bazı yüzler ağara cak, bazı yüzler kararacaktır. Yüzleri kararanlara şöyle denecektir: îman ettikten sonra inkâr mı ettiniz? O halde inkâr ettiğinizden do layı tadın azabı.»[8] buyurulmaktadır. «Günahkâr» olan kişiyi, yüzleri ağaranlardan saymak mümkün değildir, Dolayısıyle onların, yüzleri kararanlardan olması gerekir ve bunları «kâfir» diye adlandırmak vaciptir» derler.
d) Bir başka âyet-i kerîmede: «O gün parlayan, gülen ve sevinen yüzler vardır. O gün tozlanmış ve karanlık bürümüş yüzler de vardır. İşte bunlar, kâfirler ve fâcirlerdir.»[9] buyurulmaktadır.
«Günahkâr kişi, yüzü tozlanmış olanlardandır. Bu sebeple bunu kâfir saymak gerekir.» derler.
e) Şu âyet-i kerîmeyi de delil getirmektedirler: «... Fakat o zalimler, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.»[10] Bu âyet-i celile ile zulmün, dinsizlik ve küfür olduğu tesbit. edilir. Günah işleyenin zalim olduğunda ise şüphe yoktur.[11]
Görüldüğü gibi bütün bu deliller, metinlerin dış görünüşüne saplanmaktan başka birşey değildir. 'Âyetlerin çoğu, Mekke müşriklerini anlatmaktadır. Dolayısiyle bu sıfatlar, o müşriklere aittir. Hacc hakkında zikredilen âyet, haccetmeyeni değil, hac farizasını inkâr edeni kâfir olarak adlandırır.
Haricîye mezhebine mensup olanlar hep delillerin zahirine bağlı kaldıkları için, bunlarla münakaşa ederken Hz. Ali, nasslarla cevap vermiyor, Resullullah'ın yaptıklarını misâl veriyordu.
Hz. Ali'nin Haricîlere hitaben yapmış olduğu konuşmalardan biri de şudur: Hele benim hata ettiğimi ve saptığımı iddia ediyorsunuz, peki neden bütün ümmet~i Muhammed'i de sapıklıkla itham ediyor, benim hatam yüzünden onları hesaba çekiyor ve onları, benim günahlarını sebebiyle kâfir sayıyorsunuz? Kılıçlarınız devamlı havada, onları suçluya da indiriyorsunuz, suçsuza da. Suçsuzu, suçlu ile karıştırıyorsunuz. Halbuki siz, Resulullah (S.A.V.) 'in evli olduğu halde sina eden kişiyi recmettiğini, cenazesini de kıldırdığını, daha sonra mirasçılarını ona vâris yaptığını; haksız yere birini öldüreni, kısas yoluyla öldürdüğünü, terekesini mirasçılarına taksim ettiğini, hırsızın elini kesip, evli olmadığı halde zina edeni dayağa çekip daha sonra ganimet malından hisse verdiğini ve bunların, müslüman kadınlarla evlendiklerini çok iyi bilmektesiniz.
Resulullah (S.Â.V.) bunları, günahlarından dolayı hesaba çekmiş ve Allah'ın hakkını yerine getirmiştir. Fakat günah işledikleri için bunları, îslâmm kendilerine verdiği paylardan mahrum etmemiş ve bunlarm adlarını müslümanlarm adlarından ayırmamıştır.
Bu değerli sözlerin, Haricileri susturan bir cevap olduğunu ve onların demagoji yapmalarına fırsat bırakmadığını görmekteyiz.
Hz. Ali (R.A:)'nin, nasslarla delil getirmeye başvurmayıp, Resulullah (S.A.V)'in yaptığı işlerle delil getirdiği görülmektedir. Zira yapılan işler te'vü kabul etmez, olduğu gibi anlaşılır. Dolayısiyle Haricîlerin, yüzeysel düşüncelerine, tek taraflı görüşlerine ve bir takım teferruata saplanıp kalmalarına imkân bırakmaz. Metin ve nasslarm, tek yönlü anlaşılmasına girişilmesi, onları, asıl maksatlarından uzaklaştırır. Buna mukabil, metinleri her yönüyle ele alma ve geniş bir nazarla bakma insanı doğru yola ulaştırır. Her yönüyle hakkı anlamaya sevkeder.[12]
|
Tarih: 04.05.2008 Hit: 17
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|