Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» ResimKalesi
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» Ehlullah.com
» İnkişaf
» Tahavi
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Hak-Dilaram
» Guraba
» Rıhle Dergisi
» Mehmed Emin Efendi Baba
» İbni Abidin
» Burhan Dergisi
» Menzil.Net
» İslam ve Tasavvuf
» Reddul Muhtar
» Hazırindir
» İslami Multimedya






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.762
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 96
Portal Yazı sayısı: 1.088
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.719
Forum mesajları: 22.460
Sayfa izlenimi: 1.048.054
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.601
En son üyemiz: ümame

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.61

  Halidiye.com | Haricilik - 3

Haricilik - 3

Harici Fırkalarının Müşterek Prensipleri:


Daha önce anlatılanlardan, Haricîye mezhebine mensup olanla­rın düşünce tarzlarını ve kabilelerini öğrenmiş olduk. Şimdi ise on­ların prensiplerini öğrenmeye çalışalım: Şurası bir gerçektir ki, Ha­ricilerin prensipleri, kendilerine has düşüncelerinin, yüzeysel görüş­lerinin, saf akıllarının, Kureyş'e ve bütün Mudar kabilelerine kızma­larının bir dış görünüşüdür.

1) Doğru ve sağlam olarak kabul edilen, görüşlerinin birisi şu­dur : Halife ancak serbest ve sağlıklı bir seçimle başa gelir. Seçime, müşlümanların sadece bir kısmı değil bütün müslümanlar katılmalidır. Halife adaletli davrandığı, şeriatı ayakta tuttuğu, hata ve aya­ğının kaymasından uzak bulunduğu sürece halife olarak başta kalır. Şayet doğru yoldan ayrılırsa onun vazifeden alınması veya öldürül­mesi gerekir.

2) Halifelik sadece Arap kabilelerinden bir aileye mahsus de­ğildir. Başkalarının iddia ettiği gibi halifelik sadece Kureyş'e veya Araplara ait değildir. Halife olma hususunda bütün müslümanlar eşittir. Hatta Hariciler, dine muhalefet ettiği ve doğru yoldan ay­rıldığı takdirde vazifeden alınması yahut öldürülmesi kolay olsun diye halifenin Kureyş'ten olmamasını tercih ederler. Zira, böyle bir halifenin, kendisini koruyacak taraftarları ve kendisini barındıracak bir aşireti bulunmaz. Haricîler, bu noktadan hareket ederek içlerin­den Abdullah b. Vehb er-Rasibî'yi seçtiler, onu, başlarına emir yap­tılar ve ona «Emirel-Mü'minin» dediler, Abdullah, Kureyş kabilesinden değildi.

3) Haricîye mezhebinin «Necedat» fırkası, insanların, araların­da insaflı davrandıkları müddetçe Halifeye ihtiyaç duyulmayacağı­nı, kendilerini' doğru yola sevkedecek bir imam bulunmadıkça ara­larında insaflı davranamıyacaklarmı onlar da bir halife tayin eder­lerse bu davranışları caizdir. Haricîlere göre başa halife getirilme­si, dinen vacib olmayıp caizdir. Ancak, ihtiyaç ve menfaat icabı va-cib olabilir.

4) Haricîye mezhebine mensup olanlar, her günah işleyenin kâfir olduğu görüşündedirler. Hariciler bu hususta günahlar arasın­da büyük-küçük ayırımı yapmazlar. Hatta insanın, görüşünde ha­ta etmesini de günah sayarlar. Bunun içindir ki Haricîler, hakeme başvurduğu için Hz. Ali'yi, dinden çıkmakla itham ettiler. Halbuki Hz. Ali, hakeme kendi isteğiyle başvurmamıştı. Böyle olduğu kabul edilse bile hakeme başvurmak, ictihad edip hata etmekten öteye bir suç sayılmamalıdır. Bu da hakeme baş vurmanın hatalı olduğu fa­raziyesine bağlıdır. Haricîlerin, Hz. Ali (R.A.) 'ı dinden çıkmakla suç­lamaları, ictihad edip hataya düşen kişinin dinden çıktığı görüşünü savunduklarına bir delildir. Yine, ictihadları neticesinde, Haricile­rin bazı görüşlerine muhalefet eden Talha, Zübeyr ve diğer büyük sahabîler için de aynı şeyleri söylemişlerdir.

Haricîlerin, îslâm cemaatinden, ayrılmalarına, kendilerinin dı­şındaki cemaatleri kâfir saymalarına ve idarecileri devamlı rahatsız etmelerine sebep olan prensipleri işte bu prensiptir. Bu nedenle Ha­ricîlerin dayandıkları delilleri izah etmemiz gerekmektedir. Bu de­lilleri, îbn-i Ebil Hadid «Şerh-i Nehcülbelağa» adlı kitabında uzun­ca anlatır. Bu deliller, Haricîye mezhebine mensup olanların düşün­ce seviyelerini ortaya koyar.

Delillerin bir kısmı şunlardır.

a) Allah Tealâ şöyle buyuruyor: «... Oraya (Hacca) gitmeye gücü yeten herkese, Allah için Kabe'yi ziyaret edip haccetmek farz­dır. Kim inkâr ederse şüphesiz kî Allah, âlemlere muhtaç değildir.»[6]

Görüldüğü gibi bu âyet-i kerîme haccı terkedeni kâfir saymış­tır. Halbuki haccı terketmek günahtır. O halde her günah işleyen kâ­firdir, derler.

b) Diğer bir âyet-i celilede şöyle buyurulur «... Kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar, kâfirlerin ta kendileridir.» [7]

«Her günah işleyen, kendisine, 'Allah'ın indirdiğinden başka bir-şeyle hükmetmiş olur, dolayısıyle de kâfir sayılır. Allah Tealâ, bu na benzer birçok âyetler zikretmiştir.» derler.

c) Yine başka bir âyet-i kerimede «O gün bazı yüzler ağara cak, bazı yüzler kararacaktır. Yüzleri kararanlara şöyle denecektir: îman ettikten sonra inkâr mı ettiniz? O halde inkâr ettiğinizden do layı tadın azabı.»[8] buyurulmaktadır. «Günahkâr» olan kişiyi, yüzleri ağaranlardan saymak mümkün değildir, Dolayısıyle onların, yüzleri kararanlardan olması gerekir ve bunları «kâfir» diye adlandırmak vaciptir» derler.

d) Bir başka âyet-i kerîmede: «O gün parlayan, gülen ve sevi­nen yüzler vardır. O gün tozlanmış ve karanlık bürümüş yüzler de vardır. İşte bunlar, kâfirler ve fâcirlerdir.»[9] buyurulmaktadır.

«Günahkâr kişi, yüzü tozlanmış olanlardandır. Bu sebeple bunu kâfir saymak gerekir.» derler.

e) Şu âyet-i kerîmeyi de delil getirmektedirler: «... Fakat o zalimler, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.»[10] Bu âyet-i celile ile zulmün, dinsizlik ve küfür olduğu tesbit. edilir. Günah işleyenin za­lim olduğunda ise şüphe yoktur.[11]

Görüldüğü gibi bütün bu deliller, metinlerin dış görünüşüne saplanmaktan başka birşey değildir. 'Âyetlerin çoğu, Mekke müşrik­lerini anlatmaktadır. Dolayısiyle bu sıfatlar, o müşriklere aittir. Hacc hakkında zikredilen âyet, haccetmeyeni değil, hac farizasını inkâr edeni kâfir olarak adlandırır.

Haricîye mezhebine mensup olanlar hep delillerin zahirine bağlı kaldıkları için, bunlarla münakaşa ederken Hz. Ali, nasslarla ce­vap vermiyor, Resullullah'ın yaptıklarını misâl veriyordu.

Hz. Ali'nin Haricîlere hitaben yapmış olduğu konuşmalardan biri de şudur: Hele benim hata ettiğimi ve saptığımı iddia ediyor­sunuz, peki neden bütün ümmet~i Muhammed'i de sapıklıkla itham ediyor, benim hatam yüzünden onları hesaba çekiyor ve onları, be­nim günahlarını sebebiyle kâfir sayıyorsunuz? Kılıçlarınız devamlı havada, onları suçluya da indiriyorsunuz, suçsuza da. Suçsuzu, suç­lu ile karıştırıyorsunuz. Halbuki siz, Resulullah (S.A.V.) 'in evli olduğu halde sina eden kişiyi recmettiğini, cenazesini de kıldırdığını, da­ha sonra mirasçılarını ona vâris yaptığını; haksız yere birini öldü­reni, kısas yoluyla öldürdüğünü, terekesini mirasçılarına taksim ettiğini, hırsızın elini kesip, evli olmadığı halde zina edeni dayağa çe­kip daha sonra ganimet malından hisse verdiğini ve bunların, müslüman kadınlarla evlendiklerini çok iyi bilmektesiniz.

Resulullah (S.Â.V.) bunları, günahlarından dolayı hesaba çek­miş ve Allah'ın hakkını yerine getirmiştir. Fakat günah işledikleri için bunları, îslâmm kendilerine verdiği paylardan mahrum etme­miş ve bunlarm adlarını müslümanlarm adlarından ayırmamıştır.

Bu değerli sözlerin, Haricileri susturan bir cevap olduğunu ve onların demagoji yapmalarına fırsat bırakmadığını görmekteyiz.

Hz. Ali (R.A:)'nin, nasslarla delil getirmeye başvurmayıp, Re­sulullah (S.A.V)'in yaptığı işlerle delil getirdiği görülmektedir. Zi­ra yapılan işler te'vü kabul etmez, olduğu gibi anlaşılır. Dolayısiyle Haricîlerin, yüzeysel düşüncelerine, tek taraflı görüşlerine ve bir takım teferruata saplanıp kalmalarına imkân bırakmaz. Metin ve nasslarm, tek yönlü anlaşılmasına girişilmesi, onları, asıl maksatla­rından uzaklaştırır. Buna mukabil, metinleri her yönüyle ele alma ve geniş bir nazarla bakma insanı doğru yola ulaştırır. Her yönüyle hakkı anlamaya sevkeder.[12]

  Tarih: 04.05.2008   Hit: 17
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Çene Olimpiyatları 
Mazhar ERGENE 
İctihad Risalesi Ne Olacak ? 
Hüseyin TÜRKERİ 
Havass İlmi Nedir ? 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Alimlere Şükran Borçluyuz 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4