Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» ResimKalesi
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» Ehlullah.com
» İnkişaf
» Tahavi
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Hak-Dilaram
» Guraba
» Rıhle Dergisi
» Mehmed Emin Efendi Baba
» İbni Abidin
» Burhan Dergisi
» Menzil.Net
» İslam ve Tasavvuf
» Reddul Muhtar
» Hazırindir
» İslami Multimedya






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.758
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 96
Portal Yazı sayısı: 1.083
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.668
Forum mesajları: 22.226
Sayfa izlenimi: 1.039.395
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.531
En son üyemiz: Hamza

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.61

  Halidiye.com | Haricilik - 1

Haricilik - 1

HARİCÎLİK


Bu fırka, Şiilik fırkasıyla ortaya çıkmış, her ikisi de Hz. Ali (R.A.)nin döneminde guruplar halinde görülmüşlerdir. Haricîler de Hz. AH taraftarları idi. Ancak, Şiilik düşüncesi Haricilik düşüncesin­den daha önce mevcuttu.

Haricîye fırkası, «Sıffîn» denilen yerde Hz. Ali ile Hz. Muaviye'-nin arasında savaşın şiddetlendiği zamanda ortaya çıkmıştır. Bu sa­vaş neticesinde Muaviye savaşın acısını tattı, kaçmaya yeltendi. Fa­kat hakem tayin etme düşüncesi kendisine, bu zor durumdan kur­tulmakta yardımcı oldu. Muaviye'nin ordusu, Kur'an-ı Kerîm'i ha­kem tayin etmek için onu havaya kaldırdı. Fakat Ali, aralarında Allah Tealâ hüküm verinceye kadar savaşmakta ısrar etti. Ordu­sundan bazıları, Hz. 'Ali'nin karşısına çıkarak, hakem tayinini ka­bul etmesini istediler. Hz. "Ali istemeyerek bunu kabul etti. Hz. Ali, karşısında bulunanlarla, kendi tarafından bir kişi, Muaviye tarafın­dan da bir kişinin hakem tayin edilmesi hususunda anlaştıktan son­ra, Muaviye Arar b. el-As'i seçti. Hz. Ali ise Abdullah b. Abbas'ı seç­mek istiyordu. Fakat, ordusundan, kendisine karşı gelenler, Ebu Musa el-Eş'ari'yi seçmeye zorladılar.

Neticede, bilindiği gibi hakemlerin kararı ile Hz. Ali azledildi, Muaviye ise hilâfet mevkiine getirildi.

Hakemlerin bu kararı ile Muaviye'nin sürdürdüğü haksızlık, da­ha da güçlendi.

Bundan sonra Haricîlerin durumu çok ilginç bir hal aldı. Şöyleki: Bunlar, önce Hz. Ali'yi hâkem tayinine ve belirli bir hakemi kabul etmeye zorladıkları halde, daha sonra, hakeme baş vurmayı bü­yük bir suç saydılar ve Hz. Ali'nin, işlemiş olduğu bu günahdan do­layı da tevbe etmesini istediler. Çünkü onlara göre Hz. Ali hakeme başvurmakla küfre girmişti. Nitekim kendileri de bu sebeple kâfir olduklarını ve tevbe ederek yeniden İslama girdiklerini sanıyorlardı.

Bazı çöl bedevileri de bunların arkasına takıldı. «Hüküm ancak Allah'ındır» sözü ise sloganları haline geldi. Hz. Ali ile münakaşa ve karşı gelme safhasını da aşıp onunla savaşmaya başladılar.

Bu fırka, İslâm fırkaları arasında mezhebini en çok savunan, düşüncelerini kabul ettirmek için en çok gayret gösteren, genellikle en çok dindar görünen, en atılgan ve en sorumsuz davranan bir fır­ka idi. Bunlar düşüncelerini savunurken ve sorumsuzca davranış­lara girişirken birtakım sözlerin zahirine sarılarak onları kutsal bir dîn hüviyetine soktular, mümin bir insanın, bu sözlerden ayrılmaya­cağını zannettiler. «Hüküm, ancak Allah'ındır» sözü, bunların aklı­nı çeldi. Bu sözü kendilerine din edindiler. Daha önce de işaret etti­ğimiz gibi Hz. Ali'yi her konuşurken gördüklerinde O'na bu sözü söylerlerdi.

Hz. Osman'dan, İmam Ali'den ve Ümeyye oğullarının zalim ida­recilerinden beri oldukları düşüncesi, yine Hariciyeye mensup olan­ları aldattı. Bu düşünce onların aklına tamamen yerleşti ve onları Hakk'a ulaştıracak yahut, dillerine doladıkları kelimelerin mânâla­rını anlayacak her yolu tıkadı. Hatta, bizzat dinî hakikatlann mâ-nâTanm anlamalarına bile mâni oldu. Hz. Osman'dan, Ali, Talha, Zübeyr ve Emevîlerin zalim idarecilerinden beri olduğunu söyleyen herkesi kendilerinden saydılar. Adlarını isim listelerine aldılar. Bu gibi insanların diğer düşüncelerine ise göz yumdular. Belki de bu göz yummalarının, Hak'tan giderek sapmalarında büyük tesiri oldu.

Adaletli halife Ömer b. A'bdülaziz bunlarla bir zaman tartışma­lar yaptı. Aralarındaki ihtilâf konusu; Ömer'in, kendi ailesinden olan zalimlerden beri olduğunu ilân etmemesiydi. Halbuki Hariciler, Ömer'in, kendisinden önce iktidarda bulunan Emevüere uymadığını, onların zulümlerinin devamını engellediğini, hatta onların yapmış oldukları haksızlıkları giderip, hak sahiplerine, haklarını iade etti­ğini itiraf ediyorlardı. Ne var ki «Beri olma» düşüncesi onların bey­nini şartlandırmıştı ve onların, Ömer'e itaat etmelerine, îslâm san­cağı altında toplanmalarına mâni oluyordu.

Hariciye mezhebine mensup olanlar, bir takım yaldızlı kelime­lerin, akıl ve düşüncelerine hakim olması bakımından, Fransız devriminde en feci zulümleri işleyen Yakubîlere benziyorlardı. Yakubilerin de aklını «Hürriyet, kardeşlik ve eşitlik» kelimeleri çekmiş­ti. Bu kelimeler adına nice mazluk insanları öldürüp, nice kanlar akıttılar. Haricileri de «İman» «Hüküm ancak Allah'ındır» ve «Zalim­lerden beri olma» kelimeleri şartlandırmıştı. Bu kelimeler namına müslümanlarm kanını helâl saydılar, toprağı müslümanların kan­larıyla sulayıp her tarafa saldırdılar.

Hariciye mezhebine mensup olanların en belirgin sıfatları, sa­dece heyecanlı olmak ve sözlerin zahirine sarılmak değil, kendini fe­da etme arzusunda olmak, ölmeyi istemek, kuvvetli bir sebep olmadı­ğı halde tehlikelere göğüs germekte bunları başkalarından ayırdeden bariz sıfatlardandı. Belki de bu davranışların başlıca sebebi, ba­zılarının taşkınca hareketi ve sinir sistemlerinin bozukluğu idi. Yok­sa sadece mert ve kahraman oluşları değildi. Haricîler, bu tutum­larıyla Arap medeniyeti ile gelişmiş olan Endülüs'ün, Arap yöneti­minde iken orada yaşayan Hristiyanlara benziyorlardı. Orada yaşa­yan Hristiyanlardan bir grup çılgınca davranıyor, aşırı taassuba kapı­larak kendilerini ölüme atıyorlardı. Bunlardan herbiri hakimler ku­ruluna gidiyor, öldürülmeleri için Hz. Muhammed (S.A.V.)'e sövü­yordu. Öyle ki bu davranış içinde bulunanlar, seller gibi mahkeme­lerin kapılarına akıyorlar, kapıcılar bunları geri çevirmekten asnıyor, hakimler idam kararı vermemek için kulaklarını tıkıyorlardı. Müslümanlar, bu zavallıların haline acıyorlar ve bunları, akıllarını kaybetmiş deliler sanıyorlardı.[1]

Haricilerden bir kısmı, Hz. Ali konuşurken onu protesto ederek kalkıp gidiyor hatta: namaz kılarken cemaatı terkediyorlardı. Di­ğer bir kısmı ise Hz. Ali ve Hz. Osman sebebiyle müslümanlara sal­dırıyor, bu iki sahabîye tâbi olanları müşriklikle suçluyorlardı.

Hariciler, Abdullah b. Habbab b. Eret'i öldürdüler, cariyesinin karnını yardılar. Bunun üzerine Hz. AH onlara «Abdullah'ı öldüren leri bize teslim edin» deyince hepsi birlikte «Onu hepimiz öldürdük-dediler. Hz. Ali ise bunlarla savaşa girişti. Nerdeyse köklerini kuru tacaktı. Ne yazık ki Hz. Ali'nin bu hareketi, onlardan geri kalanla fikirlerinden caydırmadı, daha öncekilerin yolun yürümelerim mâni olamadı. Bunlar gibi, çılgınlık hastalığına yakalanan çöl be devîlerinin de bunlara uymalarına engel olamadı.

Şurası bir gerçektir ki Hariciye mezhebine mensup olanlardan çoğunun en belirgin sıfatı «ihlas» idi. Ne var ki bu ihlas, kafalannı şartlandıran belirli bir noktaya saplanma ile dolu bir ihlasti. Bun­ların düşüncelerinin ne kadar tarafgir olduğunu ve ihlas seviyele­rinin ne olduğunu ortaya koymak için, bunların bir kısım hikâye­lerini anlatalım:

Hariciler hakkında şu haber rivayet edilir: Hz. Âbbas'm oğlu Abdullah Hz. Ali (R.A.) tarafından Haricîlere gönderildiği zaman onların yanına varıp münakaşa etti. Abdullah, uzun uzun "secdede kalmaları sebebiyle alınlarının yara olduğunu, ellerinin, deve diz­leri gibi nasırlaştığını, üzerlerinde tertemiz elbiseler bulunduğunu gördü.[2] Bu hikâye, onların ihlaslarmm bir görünümüdür. Bununla beraber, onların kafalarına taraftarlık hakim olmuştu. Daha önce do gördüğümüz gibi bunlar «Hz. Ali müşriktir» demediği için Abdul­lah b. Habbab'ı öldürdüler. 'Buna mukabil, Hristiyanın hurmasını ücretsiz kabul etmediler. Hikâyeyi, Müberridin, «Kâmil» adlı eserin­de zikredildiği gibi aktaralım.

«Haricilerin çok ilginç haberlerinden biri de şudur: Onlar, bir müslüman bir de hristiyan ile karşılaştılar, müslümanı öldürdüler, Hristiyana iyilikte bulundular. Ve hristiyan hakkında, peygamberi­nizin vermiş olduğu «eman'a sadakat gösterin» dediler. Diğer yan­dan, Abdullah ile boynunda Kur'an-ı Kerîm, yanında da hamile olan karısı olduğu halde karşılaştılar ve ona şöyle dediler: «Senin boy­nunda asılı bulunan, bizlere seni öldürmemizi emreder.» Hakem'e başvurmadan önce Hz. Âli hakkında ve hilafetinin ilk altı yılında Hz. Osman hakkında ne dersin?» diye sordular. Abdullah, iyilikle andı. Bunun üzerine Hariciler, «Hakeme başvurma hakkında ne dersin?» dediler. Abdullah, «Hz. Âli'nin, Allah'ın kitabını sizden da­ha iyi bildiğini ve Allah'ın dinini sizden daha iyi koruduğunu ve gö­rüşünün sizden daha basiretli olduğunu söylerim» dedi. Haricîler «Sen hidayete tâbi olmuyor, adlarına bakarak adamlara tâbi olu­yorsun» dediler, Abdullah'ı nehrin kenarına götürdüler ve orada kestiler.

Diğer yandan bir hristiyandan bir hurma ağacı istediler, adam «Âlın sizin olsun» dedi. Onlar ise «Vallahi bunu parasız almayız» diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hristiyan adam «Bu ne garip şey, Abdullah b. Habbab gibi bir adamı öldürüyorsunuz, fakat bi­zim hurma ağacımızı para vermeden almak istemiyorsunuz?»[3] de­di.

Acaba Haricîlerde bulunan, birbirine zıt bu sıfatların varlığı­nın sebebi ne idi?

Bir tarafta takva ve ihlas, diğer yanda sapıklık, çılgınlık, aşırı­lık, katılık, inançlarına davet etmede taşkınlık, insanları baskı ve zor­la sapık görüşlerini kabullenmeye icbar etmek, îslâm dininin hoşgö-rülüğü üe, ihlas ve takvanın kalblere doldurduğu şefkat ve merha­metle bağdaşmayan davranışlar...

Kanaatimizce, bu çelişik tutumların asıl sebebi şu idi: Hariciye mezhebine mensup olanların çoğu, bedevi Araplardan, pek azı şehir­li Araplardandı. Bedeviler îslâmdan önce çok fakirdiler. îslâmm ilk dönemlerinde bunların durumları arzu edilen bir şekilde düzelemedi. Zira bedeviler, çöllerde sıcak ve zor hayat şartları altında yaşama­ya devam ettiler.

İslâm, bunların kalblerini fethetti amma, düşünceleri yüzeyseldi, ufukları dar idi ve ilimden uzak idiler. Böylece bu insanlardan mü­min fakat düşünce sahaları dar olduğu için mutaassıp, çölde yaşa­dığı için taşkın ve atılgan, daha önce bol nimetler bulamadıkları için zahid bir cemaat ortaya çıktı. Çünkü fakirlikten gelen bir kişinin nefsini iman terbiye ederr vicdanım.sağlam bir itikad kaplarsa bu kişi maddi şehvetlerden, hayat lezzetlerinden yüz çevirir, bütünüyle âhi-refcin nimetlerine yönelir.

Haricilerin, çölde yaşadıkları bu hayat tarzı onları, sertliğe, şid­dete ve kabalığa sürüklemiştir. Çünkü nefisler, alıştıkları şeyin bi­rer suretidir. Şayet bunlar müreffeh bir hayat içerisinde yaşasalar, nimetlere boğulsalardı, elbetteki onların sertliği hafifleyecekti, katı­lıkları yumuşamayacaktı, şiddetleri hafifleyecekti.

Rivayete göre şiddeti benimseyen guruptan Ebul Hayr 'diye a'd-landınlan bir adamın Haricilerin görüşünde olduğu haberi, Irak va­lisi Ziyad b. Ebîh'e ulaştı. Ziyad, bu adamı çağırdı ve ona bir vazife verdi. Ücret olarak ta her ay için dört bin dirhem takdir etti. Ayrıca her yıl buna yüz bin dirhem de ilâve etti. Bunun üzerine Ebul Hayr şöyle derdi: «İtaatten ayrılmamaktan ve cemaatin içinde bulunmak­tan daha hayırlı bir şey görmedim.» Ebul Hayr, vali olarak vazifesi­ne devam etti. Nihayet Ziyad onun bir işini tenkid edince Ziyad'a kar­şı çıktı. Bunun üzerine onu hapsetti ve Ebul Hayr hapishanede öldü.»[4]

Muhammed Ebu Zehra
  Tarih: 04.05.2008   Hit: 72
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Çene Olimpiyatları 
Mazhar ERGENE 
İctihad Risalesi Ne Olacak ? 
Hüseyin TÜRKERİ 
Havass İlmi Nedir ? 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Alimlere Şükran Borçluyuz 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker