Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» Ehlullah.com
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» İnkişaf
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Tahavi
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Guraba
» Hak-Dilaram
» ResimKalesi
» Hazırindir
» Rıhle Dergisi






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.881
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 952
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.389
Forum mesajları: 12.233
Sayfa izlenimi: 666.110
Bugünkü sayfa izlenimi: 3.556
En son üyemiz: imamyusuf

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.18

  Halidiye.com | Semud Kavmi

Semud Kavmi



Semud Kavmi'ne de kardeşleri Salih'i gönderdik...

Semud kavmi, Tebük ile Medine arasında bulunan Hıcr şehrinde yaşamışlardı. Bu kavim, Ad kavminden sonra dünyaya gelmişti. Allah Teala onlara da, kardeşleri Salih'i peygamber olarak gönderdi.(1) Semud kavminin nesebi de, diğer kavimlerde olduğu gibi Nuh Aleyhisselam'a dayanmaktadır. Şu şekilde anılırlardı, Sam'ın oğlu İrem'in oğlu Amir'in oğlu Semud.(2)

Salih Aleyhisselam'ın nesebi de şöyle haber verilmiştir. "Semud'un oğlu Cader'in oğlu Ubeyd'in oğlu Maşih'in oğlu Esef'in oğlu Ubeyd'in oğlu Salih" olarak rivayet edilmiştir.(3)

Salih Aleyhisselam'a peygamberlik vazifesi verilmeden önce, kavmi içinde çok saygın bir konumda bulunuyordu. O herkesle iyi ilişki içinde olur, muhtaçlara yardım eder, hastaları ziyaret eder, gariplerle dostluk kurardı. Salih kavmi içinde gücü kuvveti, aklı ve zekâsı ile takdir toplamaktadır. Kavmi ondan çok şeyler beklemektedir, ona kavimlerinin bütün sıkıntılarını çözecek bilge bir kişi olarak bakmaktadırlar.

Böyle bir ortamda Allah Celle Celaluhu Semud'a Salih'ı peygamber olarak gönderdi.

"Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik…"(4)

Bir kavme peygamber geldiğinde yaptı ilk iş, onları tevhide davet etmektir. Salih Aleyhisselam'da kavmine bunu yaptı, bir olan Allah'a iman etmelerini, tapmakta oldukları putları terk etmelerini söyledi. Sonrada kendi peygamberliğini kabul ve iman etmeyi kavminden istedi. Kavmi bu tebliği önce ciddiye almadı, zaman geçip de Salih Aleyhisselam üzerine yüklenen vazifenin sorumluğu ile davetini yoğun bir şekilde tebliğe koyulunca, kavmi bu sefer Salih Aleyhisselam'ı ciddiye aldı.

Atalarından gelen, gelenek, görenek ve inançları nasıl terk edeceklerdi? İçlerinde en çok güvendikleri kişi, böyle bir şey nasıl yapabilirdi? Salih ya aklını yitirmiş, yada hastalanmıştı. Kavmi Salih Aleyhisselam'a normal gözle bakmıyordu.

Her peygamberin karşılaştığı bundan farklı değildi. Semud Kavminin de, peygamberlerine karşı büyük bir inat içinde olduklarını görmekteyiz. İnatları bilgisizlik ve cahilliklerinden kaynaklanıyordu.

İşte Salih Aleyhisselam'da bu şartlar altında kavmine tebliğe başladı.

SİZLERİ BİR OLAN ALLAH'A

İMAN ETMEYE ÇAĞIRIYORUM
Kur'anı Kerim'de şöyle bildirilmektedir:
"… Dedi ki: Ey Kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı, imara memur etti. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tövbe edin. Çünkü Rabbin (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul edendir."(5)

Salih Aleyhisselam kavmine dedi ki:
–Ey Kavmim! Allah Teala sizi, yeryüzüne, imar ediciler olarak kıldı, böylece imara muvaffak oldunuz, artık o Mabudi Kerime ibadet etmeli değil misiniz?(6)

Allah Teala kullarını yeryüzünün imarı için görevlendirmesi, onlara verilen büyük bir nimet ve lütuftu.
Yeryüzünün imarı çok önemli bir hadisedir. Allah bunu kime nasıp etmişse ona büyük bir devlet verilmiş demektir. Bu manada Semud'a da büyük devlet verilmişti. Kişi yada kişiler devletle, nimetle, rahmetle karşılaştıklarında yapmaları gereken, iman edip bunun şükrünü eda etmeleridir. Bunu yapanlara devlet ziyadeleşir, yok nimetin kıymeti bilinmez, nankörlük yaparlarsa, dehşetli bir azapla karşı karşıya kalırlar.

Tefsir âlimi Razı; insanlara verilen yeryüzünü imar nimetini şöyle açıklamıştır.
"Fars kralları ülkelerinde çokça kanallar açtırıyor ve ağaçlar dikiyorlardı. İşte bundan dolayı, onlar uzunca bir ömür sürdüler. Bunun üzerine, onların zamanlarındaki peygamberlerden birisi, Rabbine:
–Onları böyle uzunca yaşatmanın sebebi nedir? deyince, Allah–u Teala:
–Onlar benim beldelerimi imar ettiler ve kullarım oralarda rahat yaşadılar, diye vahyetti. Buna benzer bir hadisede Hazreti Muaviye'nin ömrünün son zamanlarında meydana geldi. Muaviye ilerlemiş yaşında, İslam topraklarını imar etmeye başladı. Adamaları sordu:
–Seni bu işe sevk eden nedir?
Muaviye:
–Beni bu işe sevk eden şairin şu sözleridir, dedi ve şu şiiri okudu.
"Kendisi ile aydınlanılmayan ve yeryüzünde bir eseri olmayan yiğit, yiğit değildir."(7)

Allah Celle Celaluhu insan verdiği nimeti hatırlatıyor, bu nimetin kıymetini bilenler abad oluyor, bilmeyenlerde zelil. Her sapık, cahil ve bilgisiz kavmin yaptığını Semud'da yaptı.

–Sen ne demek istiyorsun, bizi kalkıp atalarımızın taptıklarına tapmaktan vaz mı geçireceksin?(8)
Kavmi Salih Aleyhisselam'da verdiği cevabı Kur'an–u Kerim şöyle haber veriyor:
"Dediler ki;
–Ey Salih! Sen bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendine kulluğa çağırdın şeyden ciddi bir şüphe içindeyiz."(9)

"Salih dedi ki:
–Ey Kavmim! Eğer ben Rabbimden verilen apaçık bir delil üzerinde isem ve O bana kendinden bir rahmet, peygamberlik vermişse, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında O'na asi olursam beni Allah'tan, O'nun azabından kim korur? O zaman siz de bana ziyan vermekten fazla bir şey yapamazsınız."(10)

BİZ SENİN GİBİ BİR BEŞERE Mİ TABİ OLACAĞIZ

Salih Aleyhisselam ile kavmi arsındaki bu ilişki uzun yıllar devam etti. Kavmi içinde, Salih Aleyhisselam'ın getirdiklerine iman eden müminler de vardı. Genellikle insanlar arasındaki zayıflar ve güçsüzler iman ediyordu. Kavmin ileri gelen azgınları, Salih'i yolundan çeviremeyince, bu defa da, ona inanan zayıf ve güçsüz müminleri hedef aldılar. Kur'an–i kerim'e de:
"Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf görünen inananlara dediler ki:
–Siz Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?
Onlara da:
–Şüphesiz biz onunla ne gönderilmişse ona inananlarız, dediler."(11)

Müminlerin dik duruşu karşısında bocalayan kâfirler, bu girişimlerinde de başarısız olmuşlardı. Yine Kur'an–ı Kerim'e dönelim.
"Büyüklük taslayanlar dediler ki:
–Bizde sizin inandığınızı inkâr edenleriz."(12)
Semud kavmi inkâr ve sapıklığına devam ediyordu. İnkârcı ve sapık mantık aynı yol üzerinde hareket etmektedir. Onlara tebliğ yapınca, önce tebliği reddederler. Buraya kadar her şey normal gibi gözükür. Tebliği kabul edip etmemek, hür irade ile ve akılla karar verilecek bir hadisedir. Kabul etmeye bilirler. Zaten Allah Celle Celaluhu, normal şartlarda tebliği kabul etmeyenlere bu dünyada bir azap öngörmüyor. Onların hesabını ahirete bırakıyor.

Asıl azgınlık, tebliği kabul etmeyip, üstüne birde tebliği hedef almaları yok mu, işte sapıklık burada başlıyor. Aynı şey Salih Aleyhisselam'da da görünmektedir. Ne diyordu kavmi, "inancını insanlarımıza anlatarak, onları yoldan çıkaramazsın," "kavmimizi Allah'ının birliğine çağıramazsın." Kendi kaybetti, başkalarının da kaybetmesini istiyor. İşte bunlar her iki dünyada da kaybedenlerdir.

Semud Kavmi, Salih Aleyhisselam'in anlattıklarına:
–Aramızdan bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz, dediler.(13)
Peygamberlik verilmeden önce, Semud kavminin en saygın, sevilen ve güvenilen kişisi olan Salih, tebliğe başlayınca onun bu özellikleri unutuldu. Aynı şey bütün peygamberlerin başına gelmiştir. Kâinatın Efendisi tebliğ görevine başlamadan önce Mekke'de Muhammed'ul Emin olarak tanınmıştı. Mekke halkının en güvendiği kişidir. Ne zaman tebliğe başladı, geçmişteki güzellikleri unutuldu.

Semud kavminde ki az sayıda ki mümin kâfirlerin bu sözlerine karşı dediler ki:
–Salih, Allah'ın peygamberdir, onun elinde bir şey yok, o Rabbinden gelen emir ve yasakları bize bildiriyor.
Kavmi bu seferde şöyle dedi:
–Vahiy, aramızda ona mı verildi? Hayır, o yalancı ve şımarığın biridir.(14)
Kendisi hakkındaki bu konuşmalardan haberdar olan Salih Aleyhisselam dedi ki:
–Yarın onlar, yalancı ve şımarığın kim olduğunu bileceklerdir.(15)


SEMUD ÇAĞIN EN GENİŞ İMKÂNLARINA SAHİPTİ

Aradan zaman geçti, müminlerin imanları ziyadeleşirken, kâfirlerinde küfür ve ziyanları arttı. Salih Aleyhisselam her peygamberde olduğu gibi, üzerine yüklenen görevin hakkını veriyordu. Dur durak demeden kavmini Allah'a davet ediyordu.

Salih Aleyhisselam:
–Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.(16)

Ne yazık ki, kavmi bu ikaz ve uyarıları dinlemiyor onlar sapık inançları üzere yaşamaya devam ediyorlardı. Semud kavmi bulundukları yer itibariyle, imarı güzelce yapılmış, sağlam binalarda çağdaşlarına göre çok rahat bir yaşantıları vardır. Evlerinin sağlamlığı, güvenirliliği ile ilgili olarak Kur'an–ı Kerim'de şöyle haber veriliyor:

"Onlar, dağlarda emniyet içinde kalacakları evler yaparladı."(17)

Semud çağının en geniş imkânlar içinde yaşayan kavmiydi. Salih Aleyhisselam kavmini uyarırken söylediği sözlerde, Semud kavminin çök büyük nimetler içinde olduğunu anlıyoruz. Allah tarafından verilen nimetlerin kıymetini bilmeleri için Salih Aleyhisselam onlara sürekli uyarıyordu:

–Siz burada, bahçelerin, pınarların içinde; ekinlerin, salkımların sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde bırakılacak mısınız? Dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz. Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin. Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen aşırı gidenlerin emrine uymayın.(18)

Salih Aleyhisselam'in bu sözlerine karşı kavminin ileri gelenleri dediler ki:
–Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin. Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydı bize bir mucize getir.(19)

ŞU KAYADAN BİR DEVE ÇIKAR

Her milletin bayram yada özel şenlik yaptıkları günleri vardır. Semud kavmi da böyle bir günlerini kutlamak için bayram yerinde toplandılar.(20) Ne olduysa bu bayram gününde oldu.

Bütün peygamberlerde olduğu gibi, Kavmi, Salih Aleyhisselam'dan da bir mucize istemişti. İnsanlar, kendilerine hakkı tebliğ eden elçilerden, söylediklerinin doğruluğunu onaylayacak mucizeler ister. Mucize isteyen sapık kavimler, peygamberlerinin Allah için zikrettikleri yüce sıfatlara uygun mucizeler isterlerdi. Salih Aleyhisselam'dan da, tebliğ ettiği "Lailahe İllallah" kelimesine uyacak bir şey istediler.

Kavmi:
–Bize anlattıklarını destekleyecek, bir mucize göstermeni istiyoruz.
Salih Aleyhisselam:
–Nasıl bir mucize istiyorsunuz?
Semud Kavminin ileri gelenleri, yaşadıkları yerde bulunan büyükçe bir kayayı göstererek:

–Ey Salih! Şu karşıda gördüğün kaya var ya. O kayadan bir deve çıkarmanı istiyoruz. Deve hem büyük olacak, hem de on aylık hamile olacak. Bunu yapabilirsen sana ve haber verdiklerine iman ederiz.(21)

Salih Aleyhiselam kavminin talebini duymuş, onları isteğini gerçekleştirmeden önce onlarla sözleşmek istedi.
Salih kavmine dedi ki:

–Benim Rabbim, sizin istediğinizi yerine getirmeye kadirdir. Yalnız sizden bir söz istiyorum, isteğiniz yerine geldiğinde, hepiniz iman edeceğinize dair katı söz verin.

Salih Aleyhisselam onların istediği mucize gerçekleşecektir, ancak bir şartı vardı, mucize gerçekleşince Semud kavmi toptan iman edeceklerdi. Kavmi, iman edeceğine dair kesin söz verdi. Kavminden sözü alan Salih Aleyhisselam, önce iki rekât namaz kıldı, sonrada Rabbine dua etti. Olması istenen şey, akılla izah edilir bir şey değildi. Bir kaya parçasının içinden, büyük bir deve çıkacak, üstelik devede on aylık hamile olacaktı. İstenen şey, kâinattaki sunnetullaha aykırı, sebeplere dayanmayan, Allah'ın ol emri ile meydana gelecek bir hadiseydi.

Allah Teala, "ol" emrini yakın derecede kullarının idraklerine sunuyordu. Bu şartlarda yine inanmazlarsa hiç şüphesiz bunun bedeli çok ağır olacaktır. Tabiri caizse, bir öğretmen talebelerini sınava tabı tutar. Sınavda talebeler başarısız olur, talebeler hocadan soruların cevabını ister. Hoca, talebelerine bir şartla soruların cevabını verebileceğini söyler. "Ben soruların cevabını verdikten sonra, yazılı kâğıtlarına yinede doğru cevabı yazamazsanız, o zaman değil imtihanı kazanmak, sizi sınıfta bırakırım."
Peygamberlerin getirdiği mucizelerin özü budur. (devam edecek)



DİPNOTLAR:
1. İbn Kesir, Hadislerle Kur'an–ı Kerim Tefsiri, Çev; Bekir Karlığa, Bedrettin Çetiner, Çağrı Yayınları, İstanbul 1995, cilt 8, sh.3961
2. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dini, Sa d; İsmail Karaçam, Emin Işık, Nusrettin Bolelli, Abdullah Yücel, Feza Gazetecilik, İstanbul cilt 4, sh.551
3. Elmalılı Hamdi Yazır, a.g.e.cilt 4, sh.551
4. Hud Suresi;11/61
5. Hud Suresi;11/61
6. Ömer Nasuhi Bilmen, Kur'an–ı Kerim'in Türkçe Mealisi ve Tefsiri, Akpınar ve Huzur Yayınları, İstanbul cilt3, 1490
7. Fahruddin Er–Razi, a.g.e. cilt 13, sh.57
8. İbn Kesir, a.g.e., cilt 8, sh.3962
9. Hud Suresi;11/62
10. Hud Suresi;11/63
11. A'raf Suresi; 7/75
12. A'raf Suresi; 7/75
13. Kamer Suresi;54/24
14. Kamer Suresi;54/25
15. Kamer Suresi;54/26
16. Şuara Suresi;26/143,144,145,
17. Hicr Süresi;15/82
18. Şuara Suresi;146,147,148,149,150,151,152
19. Şuara Suresi;153,154
20. Fahruddin Er–Razi, Tefsir–i Kebir, Huzur Yayınevi, Suat Yıldırım, Lütfullah Cebecı, Sadık Kılıç, Sadık Doğru, Ankara 1992, cilt 13, sh.60
21. İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu'l Beyan Tefsiri, Damla Yayınları, Ter; Abdullah Öz, Edi; Mehmet Doğru, İstanbul 1997, cilt 4, 152
  Tarih: 15.04.2008   Hit: 46
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşağıladıkça Büyümek! 
Mazhar ERGENE 
Sarıklı Genç 2 
Hüseyin TÜRKERİ 
Uşşakilik 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu ile 3 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4   Tasarım, hosting: Gisa
eXTReMe Tracker