|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.642
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 930
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.240
Forum mesajları: 11.807
Sayfa izlenimi: 641.948
Bugünkü sayfa izlenimi: 297
En son üyemiz: kaptanyamağı
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.18
|
|
Halidiye.com | Ben seni ne edeyim?
Ben seni ne edeyim?
Ey Karamanoğlu! Ben seni ne edeyim?
Karamanoğlu Mehmed Bey Osmanlı'nın sıkıntılı bir dönemini fırsat görerek, Bursa'nın üzerine yürüdü.
Karamanoğu’na karşı Bursa'nın savunmasını Hacı İvaz Paşa yapıyordu. İvaz Paşa Bursa kalesine çekilerek, savunma savaşı vermeye başladı. Karamanoğlu bütün gücü ile kaleye saldırıyor, bir an önce Bursa’yı teslim almak istiyordu. İvaz Paşa ise ne olursa olsun kaleyi teslim etme niyetinde değildir.
Bursa kalesini teslim alamayacağını anlayan Karamanoğlu, hırsından çok alçakça işler yaptı. Dost ve düşman, taraflı tarafsız herkesin saygı duyup, “dünyanın en büyük cihangiri" kabul ettiği, Yıldırım Bayezid'in kabrini yaktırdı.(1)
Karamanoğlu bu alçaklıkla kalmadı, daha da ileri giderek, Orhan Camii'ni ateşe verdi, Yıldırım Bayezid'in mezarından kemiklerini çıkartıp kırdırdı ve yaktırdı.(2)
Çelebi Mehmet uzun mucadeleler sonunda Edirne'de, Osmanlı tahtına yeni oturmuştu. İmparatoğrluğun başkentine işleri yoluna koymakla meşgulken, Bursa'dan gelen haberler hiçte iyi değildi.
* * *
Ivaz Paşa’nın gönderdiği ulak’ı kabul eden Çelebi Mehmet sorar:
–Bursa’nın durumu nicedir, hele bir anlat?
–Karamanoğlu Bursa'ya girdiğinde, İvaz Paşa’ma haber salmış: Hemen Kaleyi teslim etmezsen, canını cellâtta bilesin demiş...
–Hacı İvaz ne yapmış?
– “Osmanlı kale vermez, can verir” diye cevaplamış efendim.
–Hak Celle Teâlâ, cümle Paşa’larımın yüzünü ak eylesin...
–31 gün, Bursa'yı zorladılar Sultanım...
–Hacı İvaz'ı alt edemediler, değil mi?
–Tam dediğiniz gibidir Padişahım.
–Karamanoğlu ne yaptı?
–Hırsından kudurdu Devletlûm... Hemi de o kadar kudurdu ki, akıl almaz bir çılgınlıkta bulunda!
–Ne eyledi?
–Ceddimiz Gazi Sultan Yıldırım Han Hazretleri'nin kabrini yakmak deliliğinde bulundu.
–Fesübhanallah! Allah bilir ya.. Bu adam, hırsı ve dünya tamahı yüzünden ölecek.
* * *
Karamanoğlu’nun yaptığı densizliğe çok sinirlenen Çelebi Mehmet, Karamanoğlu meselesini ortadan kaldırmak için kati kararını verdi...
Temmuz ayı sonlarında, küçük bir Osmanlı ordusu Bursa'ya doğru yola çıkar. Haber Karamanoğlu’na ulaşır ulaşmaz, kaçmaya başladı...
Hâlbuki gelen ordu, savaşmaya değil, Musa Çelebinin cenazesini, dedesinin yanına defnetmeye getiriyordu.
Karamanoğlu ordusu Bursa’yı geride bıraktığında anladı ki, gelen Osmanlı ordusu savaşa değil, cenaze defnetmeye geliyor. Karaman beyleri:
–Osmanoğlu'nun ölüsünden bu kadar korkarız; ya dirisi gelse halimiz nice olur? demekten kendilerini alamadılar.
* * *
Karamanoğlu Mehmed Bey ile Çelebi Mehmet arasında akrabalık vardı. Karamanoğlu Mehmed Bey, Çelebi Mehmed’in halasının oğludur.
Osmanlı ordusu, Karamanoğlu’nun ardından Konya'ya gelip dayandı. Konya kuşatıldı. Karamanoğlu, akrabalık bağlarını kullanarak duygu sömürüsü yaptı ve özür diledi. Sultan Çelebi Mehmet, Karamanoğlu’nu affetti. Sulh yapıldı ve Osmanlı ordusu Bursa’ya doğru yola çıktı.
Osmanlı ordusu Konya’dan ayrılalı birkaç saat olmultu ki; Karamanoğlu’nun ihanet damarı kabardı. Konya'nın çevresinde Osmanlı'ya ait topraklara tecavüz etti.
Haber Çelebi Mehmet'e ulaştığında, çok üzüldü, üzüntüsünden yatağa düştü. Ordugahta bulunan hekimler, hastalığına çare bulamadılar. Germiyan Beyliği'nde yaşayan devrin meşhur hekimi Mevlâna Sinan’a haber salındı.
Hava şartları çok ağırdı. Şiddetli yağmur ve fırtına nedeniyle her tarafı sel götürüyordu. Çok sayıda hayvan ve mal telef oldu. Ordunun harekâtı güçleşti, askerin maneviyatı zayıfladı. Bu hadıseler Sultan Çelebi Mehmet'in üzüntüsünü artırdı, hastalığını daha da şiddetlendirdi.
Uzun bir bekleyişin ardından hekim Mevlana Sinan, ordugâha gelebildi. Sultan Mehmet'i muayene eder ve teşhisini açıklar:
–Sultanımızın hastalığı, hafakan illetidir. Kalb hastalıklarındandır. Sebebi fazla üzüntü olabilir...
Paşa’lar sordu:
–Bu hastalığın tedavisi mümkün müdür?
–Mümkündür, istirahat edecek ve üzülmeyecek. Bu hastalığın en iyi ilaç da kendisini sevindirecek haberlerin ona ulaşmasıdır.
* * *
Sultan’ın hastalığına ilacın “onun sevimesi” olduğunu öğrenen Vezir ve Paşalar; Sultanı sevindirecek ne yapabiliriz diye düşünmeye başladılar.
Uzun istişareler sonucunda. “Sultanı en çok sevindirecek şeyin, onu çok üzen hadisenin ortadan kalkması” olacağını kararlaştırdılar.
Karamanoğlu yakalayıp, Sultan’ın huzura getirilirse, bu onu çok çok sevindirirdi.
Bu vazife Anadolu Beylerbeyi Bayezid Paşa’ya verildi. Bayezid Paşa’nin Karamanoğlu ile eski tanışıklıkları vardı, eski hukuklarını kullanarak ona haber gönderip ilişki kurmaya çalıştı. Karamanoğlu'na Sultanın hastalığının ciddi olduğunu bildirdi:
"Sultanımız çok hastadır, hastalığı ilâçla geçecek gibi değildir. Bugünlerde vefat ederse, yakında bulunmanız faydalı olur."
Karamanoğlu bu haberi alınca, önce inanmadı, aslını öğrenmek için casuslar çıkardı, Sultan'ın gerçekten hasta olduğu teyit edildi. Aklına şeytanı düşünceler geldi; padişah, ordusunun başında olmayınca, Osmanlılar'ı kolayca yenebileceği zannına kapıldı. Ordu hazırlamaya koyuldu. Karamanoğlu, asker toplama hazırlığı yaptığı sırada Bayezid Paşa Karamanoğlu’nun üzerine ani bir baskın yaptı.
Baskın o kadar anı ve hızlı olmuştu ki, Karamanoğlu'nun ordusu en küçük bir mukavemet gösteremeden dağıldı. Karamanoğlu Mehmet Bey ile oğlu Mustafa Bey esir düştü.
Baba oğlu elleri bağlı olarak Çelebi Sultan Mehmet'in huzuruna çıkarıldılar.
Sultan Çelebi Mehmet, bu haset, fitne–fesatçıyı karşısında görünce, bir yandan sevindi, bir yandan da hiddetlenmesine rağmen yinede nezaketi elinden bırakmadı:
–Ey Karamanoğlu, ben şimdi size ne yapayım?
–Bâki ferman Sultanımızındır.
–Üstelik bir de, öz halamızın oğlusun!
–Bize kerem eyle Sultanım.
–Bunca hainlik ve alçaklık yaptın, bunların içinde en çok neye üzülürüz bilir misin?
–Haklısınız Sultanım! Bize merhamet eyle!
–Bana şunun cevabını ver, değil herhangi bir mezarlığı, hele hele bir müslüman, öz dayısının kabrini nasıl yakar? Ceddi mübarekimiz, Yıldırım Bayezid Hân'ın merkadinden ne istedin?
–Bizi affedin Sultanım.
* * *
Sultan Çelebi Mehmet babasının kabrini yakıp, tahrip eden bu adamları anlamakta zorlanıyordu. Karakter olarak affetmeye meyilli olmasına rağmen nasıl affedecekti?
İşin bir başka yüzü de yılların Karamanoğlu hanedanı mensubu bir beyin bu şekilde yalvarması, merhametli Sultan’ın duygularını kabarttı.
Karamanoğlu'na karşı içinde ki duyguları dışa vurmak istiyordu:
–Bu ne haldir ki, geçmişten bu yana tarafımızdan size iyi muamele gösterildikçe, sizinkilerin hainliği artar, bizi arkadan hançerlersiniz.
–Hata ettik Sultanım.
–Reva mıdır ki, biz Rumeli'de kâfir ile cihad ederken, serhad boylarında at koştururken, sizler bizim topraklarımıza tecavüz edersiniz, kargaşa çıkarırsınız?
–Suçluyuz Sultanım! Lâkin sizin merhametiniz bizim suçumuzdan da ziyadedir.
–Bre hainler! Bizler ilây–ı Kelimetullah için gazâ eylerken, siz bu milletin düşmanları ile ittifak edersiniz.
–Hatalıyız Sultanım.
–Hainlikte o kadar ileri gittiniz ki, Roma'daki Papa ile anlaştığınızı duyduk.
–Suçluyuz Sultanım, cezamıza razıyız.
–Bir Müslüman'a karşı Hıristiyanlarla ittifak etmek sizce helal midir?
–Günahımız çok sultanım bizi bağışla.
–Ya bundan sonra yapacaklarınız, siz rahat durmazsınız.
–Geçmiş günahlarımızı tekrar etmeyeceğiz. Asla bu hatalara düşmeyeceğiz.
–Size nasıl güvenilir ki? Sırtımızı dönünce, sözünüzden döner, arkamızdan vurursunuz.
– ...
–Ey Karamanoğlu ben seni neyleyeyim?
Karamanoğlu Mehmet Bey her zamanki pişkinlik ile:
–Bâkıy ferman sultanımındır.
Bunun üzerine Çelebi Mehmet bir öneride bulunur:
–Karamanoğlu! Gel yemin eyle, bir dahi Müslümanlara zarar etmeyesin.(3)
Bunun üzerine; Karamanoğlu hem yemin etmeyi, hem de ahitname imzalamayı kabul eder. Ve Karamanoğlu şu yemini yapar:
–Mademki bu can bu tendedir, memleket–i Osman'a kat'a yaramaz nazarla bakmayayım, eğer bakacak olursam Kelâm–ı kadim benden davacı olsun.(4)
* * *
Yemin ve ahitnameden sonra, kendisine sancak ve hediyeler verilerek serbest bırakıldı. Osmanlı ordugâhından uzaklaşmış, ihtıyaç gidermek için mola verdikleri sırada yanındaki adamlarına şöyle der:
–Adavetim, Osmanlı ile kıyamete değin bakıydır.(5)
Karamanoğlu'nun bu tavrına adamlarından da itiraz gelir. Bu kadar da olmaz... Karamanoğlu, Kur'ân–ı Kerîm'i şahit tutarak, çok ağır bir yemin etmişti. Bu durumu izah edecek gibi değildi.
Adamlarının kafalarının karıştığını gören Karamanoğlu:
–Bu can şu tende durdukça sözü ile elbisemin altında sakladığım güvercini kastetmiştim, der. Bunları söyledikten sonra göğsünde sakladığı güvercini çıkarıp, salıverdi.(6)
Dipnotlar:
1– Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1983, cilt 2, sh. 371
2– Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, Çağ Yayınları, İstanbul 1992, cilt 10, sh.174
3– Öztuna, a.g.e. c. 2, sh. 371
4– Çağ, a.g.e. c. 10, sh. 175
5– Öztuna, a.g.e. c. 2, sh. 371
6– Çağ, a.g.e. c. 10, sh. 175
Beyan DERGİSİ |
Tarih: 15.04.2008 Hit: 91
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|