|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.619
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 928
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 2.997
Forum mesajları: 11.058
Sayfa izlenimi: 619.962
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.997
En son üyemiz: YASLIdeilYORGUN
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Kafkaslarda İki Asır Süren Soykırım
Kafkaslarda İki Asır Süren Soykırım
Kafkaslarda İki Asır Süren Soykırım
Buğra Büyük
|
|
Rus generali Ermolov merhametsizdi. Yaşlı Çeçenleri Dadayurt şehrinin
harabe olmuş bölgesine geri gönderecekti. İhtiyar biçâreler, “Fakat biz
yaşlıyız, size karşı savaşamayız. Mahzenler de yaşlı kadın ve çocuklar
var, lütfen onları serbest bırakın” diye komutandan insani sorumluluğu
yerine getirmesi için adeta yalvarıyorlardı. General acımasız bir
biçimde kafasını ‘hayır’ diye sallayarak, ‘O çocuklar istikbalde asker
olacaklar, kadınlarınız yeni çocuk doğuracaklar ve sizin gibi yaşlılar
da onlara savaşmayı öğretecekler” diyor ve daha sonra ağzından korkunç
bir emir çıkıyor: “Şehri içindekilerle beraber yok edin”. Ve taş taş
üstünde kalmıyor, şehir yerle bir ediliyor. Çoluk çocuk, ihtiyar, genç,
kadın, erkek ayrımı yapılmadan koca bir şehir mezarlık haline geliyor.
Evet, 1995’ten bahsetmiyoruz yıllar öncesinden, 1802’den, büyük bir
soykırımdan bahsediyoruz. O gün sadece iki çocuk kurtulabilmişti, onlar
da henüz merhamet duygusunu yitirmemiş ve bu kanlı katliama fazla
dayanamayan iki Rus askeri tarafından. Bu gün Dadayurt yok artık,
Çeçenler, bu katliamları birbirlerine anlatıp, kendi dillerinde
yazılara döküp istikbale kayıt düşüyorlardı.
İslâm Hattatev 23 yaşınÂda çınar gibi bir delikanlı. SimÂsiyah
saçları ve parlayan koyu yeşil kartal bakışlı gözleriyle Kafkasların
geçit vermez heybeÂtini andırıyor. Yaklaşık bir saatlik bir görüşmede
yeknesak ve ezgi dolu bir ses tonuyla, yağmalanan ülkesi Çeçenistan
tarihi hakkında, zaman zaman gözlerimizi yaşartacak suskunluk ve
dalgınlığıyla, kendine has aksanıyla İngilizce bize birşeyler anlatmaya
çalıştı.
“Yanımda kitaplarım ve arÂşivim yok. Fakat inanın anlattığım herşey
gerçek” diye adeta yemin ediyordu. “Rus hükümetinin gerÂçekleri değil,
benim yıllardır baskı altında tutulan ülkemin gerçekÂleri bunlar.”
İslâm Hattatev; şu an Hollanda’da yaşayan Çeçenlerden biri. Diğerleri,
büyük bir iş adamı, olan Eorz Ali İsmailov ile Aslambek A. Kadiyev
Çeçenistan’ın resmî görevlisi olarak gece gündüz cephenin batı
yakasında anlama kabiliyetini yitirÂmiş medeni (!) dünyanın önyargılı
davranışını giderebilmek için üçÂlü bir grup olarak Paris, Londra,
Lahey, Bonn, Brüksel daha birçok meÂkanlar arası mekik dokumaktalar.
Genç avuÂkat İslâm, uluslararâsı hukuk mastırı için 1994’ün Eylül
ayında Leiden Üniversitesi’ne başlamıştı. Şimdi burada yapayalnız, Şu
anda kaldığı sade bir odanın penceresinden gözü kilometre-lerce uzakta
kalmış ülkesinde, doğduğu köÂyünde, yerle bir olmuş Grozni’de geziyor.
Babasının, annesinin ve kız kardeşinin kurÂtuluş ümidini sebepler
açısından emniyet telÂkin eden dağlara bağlıyor. Kısa bir
suskunÂluktan sonra değişmeyen bir ses tonuyla, “Ya da ölmüşlerdir”
derken, çaresizlik içinÂde gözlerinden boncuk boncuk yaşlar boşalıyor.
“Ruslar bize ‘hayvan’ (vahşi) diye hitap ederler, ‘vahşi ve katiller’
diye. Ben MosÂkova Üniversitesi’nde hukuk okudum ama bu hiçbir şeyi
değiştirmez, ben onların göÂzünde hep suçluyum!. Onların gözünde
büÂtün Çeçenler vahşidir; çünkü tarih boyunca biz hep biz kalmak
istedik. Onlara hiçbir zaman teslim olmayı düşünmedik ve onların
nazarında hep suçlu kaldık. Biliyorum, bizi öldürmeye devam edecekler,
yok edene kaÂdar:”
Çeçen tarihine altın harflerle yazılan şeyhi Mansur’un modern zamana
bir yanÂsımasını andıran İslam Hattatev anlatmaya devam ediyor:
Sözde bizim emniyetimiz için “her ÇeÂçen evde birkaç Rus askeri
yerleşecek” dedi Stalin. Her gün sıcacık yemek ve sıcacık ev.
Almanlarla savaşmak da yoktu. Ailelerimiz Rus askerlerin her türlü
ihtiyacını görüyorÂdu. Hitler bizim petrolümüzü istiyormuş bu nedenle
buraları iyi korumamız gerekiyorÂmuş. Askerler burada uzun, bir süre
kalıcıdır demiş Stalin. Emniyet için.
Fakat 23 Şubat 1944 sabahı her ÇeÂçen başında bir süngüyle uyandı,
‘kalkın ve yürüyün’ diyerek bütün Çeçen halkını pijamalarıyla yollara
döktüler. ‘Sizi hainler doğÂru Sibirya’ya’ deniliyordu. Karşı gelen
kim olursa, yaşlı, kadın, erkek, çoluk çocuk anında kurşunlanıyordu.
Hatta kafileden, sıradan bir adım geride kalanın üzerine kurşunlar
boşaltılıyordu. Ölenleri gömmek isteyenleri bile öldürüyorlardı.
Yüzbinlerce insan hayvan vagonlarında Sibirya’nın bilinmez yerlerine
sürüldü
Özellikle dağlarda korkunç bir dram yaşandı. Operasyon bir hafta
sürecekti! Bu Stalin’in kesin emriydi. Fakat askerler işi zamanında
bitirememişti. Dağların yüksekleÂrinde büyük ve güzel bir göl vardır.
İşte o gölde yaklaşık 50.000 Çeçen’i kadın, kız, çoluk çocuk boğdular.
Böylece Stalin’in emÂrini zamanında yerine getirmiş oldular. BaşÂka
bir yerde 1.000’e yakın insan bir araya toplatılarak, topluca
yakılmıştır. Evet bunları belki hiç duyamamışsınızdır. Ben ne lisede,
ne de Moskova’da üniversitede bunları duyÂdum. Bunlar hiçbir yerde
yazılmadı. Fakat her Çeçen’in hafızasında bunlar bir film gibi
saklıdır. Düşünebiliyor musunuz, bir halk yaşadığı ülkeden sürülsün,
her bir kısmının başka bir bölgeye sürülmesi ve tekrar yaÂpılanması ne
kadar enerjisini alacaktır o milÂletin.
1957’de Çeçenler sürgünden ülkemize döndüğünde, doğal hakları olan, hiçbir şeyiÂni kolay kolay geri alamamışlar.
Bu da başlı başına ayrı bir problem olÂmuştur. Çünkü Ruslar bilinçli
bir şekilde gelire elverişli yerlerimizi Yahudi ve ErmenileÂre
vermişler ki, geçmişte olan dostluğumuzu kuramayalım ve etnik gruplar
arasında hep problem olsun. Mesela benim babam. Önce Sibirya’ya oradan
‘Kazakistan’a tekrar Çişne’ye geldiğinde, evimiz domuzlara ahır olarak
kullanılıyormuş. O tekrar yüksek bir paÂraya oraları satın almış ve
şimdi anlatılaÂmayacak ne zorluklar yaşamış. Hâlâ yaÂşıyor. Dün
televizyonda CNN haberlerinde gördüm. Köyümüz bombalanmış, zannedeÂrim
evlerimiz yıkılmıştır.”
Kalkıp cama doğru yürüyor. Dışarıya bakıyor, içindeki dalgalanmaları,
bedenine sığamayışı, bir kafese hapsedilen aslanı andırıyor.
“Halkımızın yansından çoğu böylece yok oldu. Rus insanıyla bir kavgamız
hiç olÂmadı bizim. Benim de öyle bir düşüncem yok. Burada Hollanda’da
bana yardımcı olan tanıdığım Ruslar var. Çeçenlerin problemi ve
anlaşamadığı Rus hükümetidir. BiÂzim hakkımızda sonu gelmeyen
yalanları, bilinçli, art niyetli propagandalarıyla dünyaÂnın gözünde
bizi terörist ve mafya ilan etti. Batıyı ve bütün dünyayı da buna
inanÂdırmayı başardı. Bunda batının ve medyaÂnın da büyük rolü oldu.
Bizim sadece İslâmî kimliğimizi ön plânda tutarak (İslâmî terimÂlerle
kendisini motive eden askerleri gösÂtererek) medya ile dünyaya öyle
bir mesaj verdi ki, zaten kafasında İslâm’a karşı belirli bir ön
yargısı olan dünyanın, bizi de kaÂfasındaki o çerçevede bir yere
oturttu. Bu da zaten Rusya’nın ve bazı güçlerin heÂdefiydi. Bunda da
belirli ölçüde başarılı olÂdular. “Ateş olmayan yerden duman tütÂmez”
denildi. Böylece dünya ile birlikte siz de bu tuzağa düştünüz.
Dünya bir kez daha akl-ı selimle düÂşünmeyi bir kenara itti ve ön
yargılı davranÂdı. Bir soykırıma böylece ortak oldu. Hâlbuki bizim
yaptığımız şeylerle Rus politikacıÂlarının yaptığı şeyleri yan yana
koyup bir kıyas edebilirseniz, halkımızın direnişindeki masumiyetini
bütün çıplaklığıyla görebilirsiniz. Fakat dünya bir kere daha çok geç
kaldı.”
Duvarda kendi eliyle çizdiği ve derin bir özlemi hatırlatan bir resim.
Kafkas sıra dağları ve dağların arkasından doğan, belli ki arzu ettiği
hürriyet güneşi. Dolap ve bir çalışma masası ve kitapları. Caddeye
bakan çıkıntılı bölmede secde yeri üzerine katlanmış dede yadigârı
seccadesi Avrupa’nın bu en medenî ülkesinde sesini ve derdini kimÂseye
duyuramamanın bir ezikliği içinde tek sığınağıydı.
Üniversiteye yakın üç katlı bir binada mütevazı bir oda. İslâm, temiz ve titiz. Asil bir aileden geliyor belli.
“Ailem asırlardır ülkemizi yöneten doÂkuz boydan birini oluşturuyor.
Bayrağımızdaki dokuz yıldız, dokuz boyu temsil eder. Yüz yıllardır
ülkemiz bu dokuz boydan seÂçilen meclisle yönetilir. Çeçenler hiçbir
zaÂman isteyerek başka bir milletin bağımÂsızlığı altına girmemiştir.
Bu nedenle meclisÂten çıkacak bir kararla bütün Çeçenler silahÂla
ülkesini savunmaya geçer. Hakkımıza teÂcavüz edilmediği sürece kimseye
savaş ilan etmiş değiliz. Babalarımız hiçbir zaman saÂvaş taraftan
olmadı. Fakat şimdi inanıyoÂrum ki, eğer babam hayatta ise kesinlikle
ülkesi için savaşıyordur. Ben de ülkemde olÂsaydım şimdi elimde bu
kalem yerine silah olurdu.
Ben Çişne’de doğdum. Grozni’ye yaÂkın bir köy. Yüzyıllardır ülkemize
başkentlik yapmış ipek yolu üzerinde zengin bir kültür ve ticaret
merkezi idi. Yahudi, Ermeni, AsÂyalı ve Kafkasyalı birçok ırk
beraberce yaÂşıyorduk. Kafkasların hep koruyucusu olÂduk. Timur’u
bile Çişne’yi yağmaladığı halÂde durdurmayı başardık.” (1369-1404)
Kuzey Kafkasya, Karadeniz ile Hazar denizi arası, yedi cumhuriyetçik ve
en az 40 çeşit milletten oluşuyor. Karaçaylar, Kadarbeybalkarlar,
Abhazya, Acarlar, Çeçen, İnguş, Osetya, Dağıstan ve daha değişik
grupÂlar. Uzun süreli savaş ve yağmalamalara ve “parçala, böl, yut”
taktiğiyle tarihte bilinÂmeyen soykırımlarla nihayet 1864’te bu bölge
Ruslar’ın eline geçer. Direnme 1550’lerde başlar. O zamanlar güçlü bir
devlet olan Kırım Hanlığı Ruslar’ın saldırısını önler. Daha sonra 18.
yüzyılda Ruslar tekrar saldırır. Nihayet 1783’te Kırım Hanlığı’nın
düşmesiyle zorunlu bağımlılık başlar. 1835’ten 1859’a kadar işgalci
Ruslara karÂşı Çeçenler tarihe destan olacak direnişÂleriyle
Kafkaslara Şeyh Şamil’in destanını yazarlar. 1877’de Çeçenler yine
kitle halinÂde direnişe geçerler ve yine soykırım, haraÂbe şehirler
ve toplama kamplarında çile çeÂkerler.
1917 ihtilalinde de Rus taktiği aynı idi. Kafkas halkı yine plânlı bir
şekilde sarıldı. Halkların özerk yönetimi ellerinden alındı. Yeniden
sunî sınırlar çizildi ve böylece halkÂlar arasında iç savaşlar
oluşturuldu. Sonuçta Stalin’in emriyle bilinmeyen yönlere sürÂgünler
ve bilinmeyen yerlerde soykırımlar yapıldı. Şimdilerde komünizmin
çökmesiyle Çeçenler’de yeşeren ümit, kafkasları bütüÂnüyle sarmış
durumda.
İslâm: “Rusların bizi devamlı yönetÂmeye kalkması beni hiç
şaşırtmıyor. Çeçenistan’ın bereketli ve zengin topraklan var. Ruslar,
gelip Çişne’nin yanına yerleştiler, Grozni’ye. Tabii ki, bu bir
tehditti. Çeçen olmayan bazı aileleri oraya yerleştirmeyi baÂşardılar.
Zamanla Çişne’nin önemini azaltÂtılar. Sonraki yıllarda çeşitli
entrikalarla Grozni yeni başkentimiz oldu.
Bakın size bir şeyi daha açıklayayım: Burada da sık sık karşılaşıyorum,
bizi mafya olarak biliyorlar. Rus hükümeti bu elbiseyi bize dünya
kamuoyunun önünde güzel giyÂdirmiş. İşin aslı şudur: Biz birbirimize
tutkun bir milletiz, 1957 sürgün dönüşünden sonra çok ciddi çalıştık,
gençlerimizi hep okuttuk, ticaretle çok ciddi şekilde İlgilendik,
kısacası yeniden yapılandık ve bu yönümüzle RusÂya’ya yakın zamana
kadar ekonomik açıdan birçok katkıda bulunduk. Bunu bütün dünya
biliyor.
Ben Moskova’da hem okuyor hem de birçok ticarî işin avukatlığını
yapıyordum. Rusya’nın dünyaya açılan kollarıydık adeta. Bu gelişmeden
rahatsız olan Rusya, bizi karalamak için karanlık bir senaryo üretti.
Sahip olduğumuz zenginliği elimizden alÂmak için bizi mafya ilan etti.
Bırakın mafyayı, kötü alışkanlıklarla uzaktan yakından bir alâkamız
bile yok. Ben liseyi Çişne’de okudum, üniversiteyi Moskova’da.
TamaÂmen komünizm ahlakıyla donatılmış bir eğiÂtim sisteminde
yetiştik. Fakat hafta sonÂlarında, tatillerde bizim evimiz, bir okul
olurdu. Tarihimizi, kültürümüzü yaşayan kayÂnaklardan yaşlılarımızdan
alırdık. Annelerimiz çocukların eğitimiyle, edepli yetişmesiyle çok
yakından ilgilenir. Tatlı bir disiplinimiz vardır. Buna paralel sosyal
bir kontrol.
“Türkiye’den fazla bir şey bekleyemeÂyiz, evet halk herşeyi ile bizim
yanımızda, bunu buradaki Türklerde de görüyorum, fakat dünyada belirli
güçler var. Bu sebeple gönlüm çok şey arzu etse bile Türkiye’nin
dikkatli davranmasında yarar var. Ümit ediÂyorum ki, Türkiye’nin
ileriye yönelik plânları vardır. Bizim de zaten diğer Türk
cumhuriyetlerinden ve İslâm devletlerinden fazla bir beklentimiz yok.
Gözlerimiz ve kalbimiz Türkiye’de.
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 53
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|