|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.643
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 930
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.246
Forum mesajları: 11.816
Sayfa izlenimi: 642.758
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.107
En son üyemiz: kurtuluş
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.18
|
|
Halidiye.com | Napolyon'un Akka Kabusu
Napolyon'un Akka Kabusu
Napolyon'un Akka Kabusu
İbrahim REFİK
|
|
18 yy. dünya coğrafyasına baktığımızda Avrupa'da iki büyük sömürgeci
güç karşımıza çıkmaktadır: İngiltere ve Fransa. Birbirleriyle amansız
rekabet halinde olan bu iki güçten biri olan İngiltere. Fransa'yı
Hint'den kovmuş ve bu sağmal ineğin memelerini kanatırcasına sömürerek
gücüne güç katmaktadır.
Fransa bu tatlı gelir kaynağından mahrumluğun verdiği hırçınlıkla yeni
oyunlar ve plânlar peşindedir. Bu sağmal ineği ezelî düşmanlarının
elinden almak için evveliyetle Hindistan'ın kapısı demek olan. büyük
tahıl ambarı Mısır'ı alıp İngiltere'ye darbe vurma emelindedir.
Bu gaye ile Direktuvar rejimi Mısır seferi için I. Napolyon Bonapart'ı
vazifelendirerek hazırlıkları çok gizli bir şekilde yürütme emrini
verir (5 Mart 1798}.
Bu vazife şöhret müptelası Napolyon'u çok sevindirir. Kendisini "Büyük
İskender" rolünde görmekte ve İstanbul'u da bu "Yeni İskender
İmparatorluğu"nun başkenti olarak düşünerek hayallerini Hindistan'a
kadar uzatmaktadır (1).
Zaten 1797 sonlarında İtalya'da vazife yaparken dostlanna yazdığı
mektuplarda: "Bu küçük Avrupa insana kâfi şeref veremez. Şarka gitmek
lazım. Büyük şerefler oradadır. Meselâ Mısır'ı, Filistin'i ve Suriye'yi
aldıktan sonra, ya Hind'e yürümeli, yahut Anadolu, İstanbul, Balkanlar
üzerinden Şarkî Avrupa'ya geçmeli, Fransa'ya şarktan bir güneş gibi
doğmalı" (2) demektedir.
Büyük bir hazırlıktan sonra, Napolyon 400 parçalık donanması ile 19
Mayıs 1798'de denize açıldığında yaydığı bulanık propaganda neticesi
Bâb-ı Âli. İngiltere ve Rusya hedefin neresi olduğunu hâlâ
kestirememektedirler. Sadece İngiltere'nin şüphesi iyice arttığından
her ihtimale karşı Amiral Nelson komutasındaki bir filoyu Akdeniz'e
gönderir.
Bâb-ı Âli'nin ise istihbaratı o kadar zayıftır ki, Napolyon
İskenderiye'ye ayak basalı 20-25 gün olduğu halde Paris sefiri Seyit
Ali Efendi hâlâ Paris'ten: "Tulon'daki hazırlıkların hedefi Osmanlı
arazisinde bir yere değildir. Muhtemelen Malta 'yadır." diye hezeyan
raporları göndermektedir. Elçinin bu lakaytlığına çok kızan III. Selim,
bu raporlardan birinin kenarına: "Ne kadar eşek herifmiş" diye derkenar
geçmiştir. (3)
1 Temmuz'da İskenderiye sahillerine inen Napolyon'un maiyetinde; 40.000
asker, 40 general ve sadece askeri alanda değil, Mısır'ın kültür
varlıklarının sömürülmesi ve ahlâken sukût ettirilmesi için de 100
kadar bilim adamından tutun da ressam ve artistine kadar zengin bir
kadro bulunmaktadır (4).
Sefer en ince teferruatına kadar hesaplanmış ve propoganda için arapça matbaa dahi getirilmiştir (5)
Mısır beldesi, Yavuz Sultan Selim devrinden beri hiçbir istila
görmemiştir. Osmanlı Devleti de herhangi bir saldırıya ihtimal
vermediği için ciddi savunma tedbirleri almamıştır (6). Dolayısıyla bu
istilacı güruh kolaylıkla önce İskenderiye'ye sonra da Kahire'ye girer
(23 Temmuz 1798).
"Fransızlar'ı suyun dibinde olsalar yine bulacağım'' diyerek aylardan
beri Akdeniz'de dolaşmakta olan İngiliz Amirali Nelson. sonunda 400
parçalık Fransız donanmasını Ebûkir Koyu'nda yakalayarak kıstırır ve
hepsini yakar (14 Ağustos 1798).
Haber İstanbul'da yankılanınca Bâb-ı Âli bundan çok memnun olur.
İngiliz elçisi vasıtası ile Nelson'un maiyetindeki askerlere dağıtılmak
üzere ikibin altın verilir ve Dersaadet'deki İngiliz elçilerinin
Boğaz'da beş çifte kayık yerine yedi çifte kayığa binmelerine müsaade
çıkar (7).
Gemilerinin yakılması Napolyon'u çok sarsar. O kadar yürekli olmasa da
zoraki Tarık bin Ziyad olmuştur. Kara kara düşünmektedir. Çünkü Mısır'a
hapsolunmuş durumdadır. Uzun bir müddet burada kalacağı için köklü
tedbirler alıp, halkla iyi geçinmek zorundadır. Bu çerçevede
müslümanlara sempatik görünme taktiklerine başlar.
Hz. Muhammed (sav)'in velâdetinin yıldönümünde büyük mevlid alayları
tertip ettirir. Kendisi de şark usulü elbise giyerek başına sarık
sarar. Bununla da kalmayıp Müslüman olduğunu ilan eder. (8).
Halka dağıttığı beyannamelerde de Besmele ile başlayıp; "Fransızlar
Müslümanların en kavi dostudur. Bunun ispatı şudur ki; Hıristiyan
milletlerini Müslümanlarla muharebeye teşvik eden Pa-pa'nın tahtgahı
Roma'yı tahrip ettik. Müslümanlar, ile muharebeyi kendilerine farz-ı
ayn telakki eden şövalyelerin Malta'daki yatağını yıktık" (9) diyerek
sükûneti sağlamaya çalışır.
Kurnazca yürütülen bu propoganda tesirini gösterir ve ortalık bir
müddet için durulur. Artık Mısırlılar Napolyon'a ''Ali Bonapart"
demektedirler (10).
Bir Osmanlı eyaleti olan Mısır'da kendini Müslüman göstermeye gayret
eden bu makyevalist Avrupalı'nın sinsi hulûl politikasından iyice
korkan Bâb-ı Âli onu tesirsiz hale getirmek için karşı propagandaya
girişir ve halka hitaben yayınladığı bir bildiride: "Fransalı taifesi
kafir ve asidir. Allah'ın birliğine ve Peygamberimiz'e iman etmezler.
Diğer dinleri de tanımazlar ve ahireti inkar ederler. Onlara göre
herşey bu dünyadadır. Bu dünyanın ötesinde hesap ve kitap yoktur. Bu
batıl inanca sahip oldukları için de kilise mallarına el koydular,
rahip ve keşişleri soydular... Ey Allah'a ve Peygamber'e iman eden
Müslüman halk, bu dalâlete sapmış kafirlerle mücadele etmek hepimize
farzdır" (11) diyerek halkı direnişe çağırır ve 2 Eylül 1798 de de
Fransa'ya harp ilan eder.
Napolyon bu arada Fransız ihtilali'nin fikirlerini yerleştirmek ve
kültürünü tabana yayabilmek için Kahire'de bir Fransız mektebi ve
tiyatro açar. Daha sonra da matbaa kurup gazete çıkartır.
Napolyon'la beraber gelen bilim heyeti de İslâm medeniyetinin
müesseselerini inceleyip, bunları 26 ciltlik bir kitapta toplarlar.
Bunlara bakarak da kendi kanunlarını çıkartırlar. Daha sonraları biz
de; yıllar önce kendimizden biri olan Yavuz devrinin meşhur âlimi İbni
Kemal'in büyük bir kısmını hazırladığı bu kanunları. ''Fransız Vilayet
Nizamnamesi'' adı altında Fransızlardan taklit etme garabetini
gösteririz (12).
Halk kısa zamanda Fransızların müstemlekeci niyetlerini sezinleyerek
ayaklanır ve çete faaliyetlerine girişir. Hadise üzerine muhteris
generalin maskesi düşer ve çirkin yüzünü gösterir. Ayaklanmayı çok
kanlı bir şekilde bastırır ve iyice gözdağı vermek için de 23 Ekim'de
onbir Ezher şeyhini kurşuna dizdirir. Ardından yayınladığı beyanname
ile de: "Eğer Başkumandan'ın merhameti olmasaydı, bugün Mısır'da canlı
bir insan ve yakılmamış ev kalmayacaktı. General Napolyon, Ayasofya'yı,
Türk düşmanı Ruslar'dan kurtaracak tek insandır. Allah onu himaye
edecektir. Padişahın dostudur. Padişah da, Mısır halkı da âdil bir
idare istiyor.
Eğer, halk emirleri dinler ve huzuru bozmazsa vergilerde indirmeler
yapılacaktır. Fransızlar iyi insanlardır. Bu iyiliği anlamayan
nankörlere de cezaları verilecek ve Mısır'ın bereketli toprağı, onların
şerlerinden temizlenecektir" diyerek üstü kapalı tehdit eder.
Beyannamenin altında da şu hadis-i şerif vardır: "Fitne uyumuştur. Onu
uyandırana lanet olsun..." Arapça basılan bu beyanname köylere kadar
dağıtılır (13).
SURİYE SEFERİ
Mısır'a çaresiz olarak hapsolan Napolyon için durumunu
sağlamlaştırmaktan başka yol yoktur. Fakat bunun için de herşeyden önce
Suriye'ye sahip olmak gerekmektedir. Çünkü Suriye; Akdeniz çevresindeki
Mısır, Anadolu, Arabistan. Irak gibi dört büyük beldeyi coğrafi bir
merkez olarak birbirine bağlarken, bu bölgeler arasındaki ulaşım ve
ticaret bağlantısını da yapacak tek mevki durumundadır. Bunun yanısıra
stratejik olarak da değeri büyüktür. Bu bölgeye sahip olacak herhangi
bir devlet öteki devletlerin sömürgeleri ile olan bağlantılarını
kesebilecek konumdadır (14).
Napolyon kendi notlarında da Suriye seferi için hedeflerini şöyle
açıklamaktadır: "...Türklerin elindeki bütün limanları (Doğu Akdeniz
kıyısındaki) alalım. Suriye Hıristiyanlarını silahlandıralım ve Osmanlı
topraklarında karışıklıklar çıkaralım. Akka kalesini alabilirsek, Mısır
kamuoyu bizden yana dönecektir. Haziran'a kadar Şam'a varmış oluruz.
İleri karakollarımız Toroslar'a kadar sokulur. 26 bin Fransız. 6 bin
Memlûk ve 18 bin Dürzi ile doğuya doğru ilerleriz. Sultan sesini
çıkartmamayı menfaatine uygun bulur. Iran Şahı Basra ve Şiraz yolu
üzerinden ilerlememizi kabul etti. Allah isterse Mart'a kadar İndüs'e
varırız..." (15).
Görüldüğü gibi Suriye seferinin gayesi bu derece büyüktür ve Haçlı
seferleri sırasında ortaya çıkmış bir ideal olan "Oriental Empire"
(Doğu İmparatorluğu) "nu gerçekleştirmektir.
Büyük bir kuvvetle Akka'ya doğru yola çıkan Napolyon. yol üzerindeki
Yafa şehrini muhasara eder. Şehrin teslim edilmesi halinde esirlere bir
kötülük yapmayacağı sözünün verilmesi üzerine şehir teslim olur. Fakat
Napolyon sözünde durmaz ve dörtbin Arnavut askerini Ramazan Bayramı
arefesinde kılıçtan geçirerek ardında yüzlerce gözü yaşlı yetim
bırakır. Gerekçe olarak da; esirleri besleyemeyeceğini, yanlarına
silahlı asker verip de Mısır'a da gönderemeyeceğini ileri sürer.
Ahmet Cevdet Paşa. bu katliamı yorumlarken şunları yazar: "Napolyon'un
yaptığı cengizvâri bir davranıştır. Avrupalılara nisbetle Arnavutlar
vahşi bir kavim oldukları halde, silahsız adamın üzerine silah
çekmezken. Bonapart gibi medeniyet ve hürriyet iddiasıyla ortalığa
çıkan terbiyeli ve bilgili bir kişinin, bu kadar bin eli bağlı
çaresizleri idam ettirmesi mazeret kabul etmez ve edilmesi mümkün
olmayan kanlı ve vahşi bir harekettir. Fransız ihtilalinin ne derece
ahlâk bozmuş olduğuna bu da bir örnektir (16).
Fransızlar, ardında kanlı izler bırakarak 15 Mart'ta Suriye seferinin kilit noktası olan
Akka'yı muhasara ederler. Fakat şehrin alnında ta Selahaddin Eyyubî
devrinden kalma bir kahramanlık damgası vardır. Bir vakitler üçyüzbin
kişilik haçlı ordusunun perişan olduğuna şahit olan şehrin eskimiş kale
duvarları, yeni bir destana şahit olmaya hazırlanmaktadır. Kalede,
şehadet soluklamaya hazır bekleyen seksenlik polat sineli bir ihtiyar
vardır: Cezzar Ahmet Paşa...
Kaynaklar bu ak sakallı ihtiyar için;"Zeki, dirayetli ve anlayışlı bir
adam olup, pekçok meseleleri önceden keşfetmek hususunda büyük bir
kabiliyet gösterdiğini yazar. Hatta bu yüzden halk onun kerametine veya
ilm-i cifirde maharetine kani olmuştur" (17) demektedir.
Yafa'da içtiği kanlar kendisini tatmin etmeyen Napolyon, ilk önce
Akka'yı politik manevralarla ele geçirmeyi deneyerek Cezzar Ahmet
Paşa'ya; "Mısır ve Filistin'i istila edip Akka önüne geldim. Bir
ihtiyarın beş-on gününü zehir etmek istemeyiz. Teslim olursanız ahir
ömrünüzü ibadet-ü taat ile, huzur içinde geçirirsiniz" diyerek teslim
olmasını ister.
İhtiyar kurt, Fransız yılanının Yafa'da akıttığı zehirin şuurunda
olarak kendini iki defa sokturmak niyetinde değildir ve dava adamına
yaraşır bir cevap verir:
"Teslim teklifinde bulunmak için geç kaldınız. Zira biz bir hafta kadar
önce yedimizden yetmişimize kadar kaleyi muhafaza etmek için yemin
ettik. Benim yemin bozmam olmaz. Şahsıma gelince; esir olup geri kalmış
ömrümüzü zillet içinde geçirmektense, döğüşerek şerefle ölmeyi evlâ
buluruz. Hamdolsun yaşım seksen, ama elim kılıç tutar" (18).
Bunun üzerine Napolyon, olanca kuvvetiyle saldırır. Fakat ihtiyar
arslan metanetle kaleyi savunur. Oysa bu şöhret müptelası Fransız,
kaleyi yirmidört saat içinde ele geçirmeyi planlamıştır.
Bu arada III. Selim gönderdiği bir hatt-ı Hümayun'da: "Sen ki, Sayda
valisi ve Mısır seraskerisin. Öteden beri gayret ve himmetinde
vüzera-yı izamımın kudemasındansın. Frenk keferesini Mısır'dan tard
için serasker tayin olunduğundan, yeniden gayret himmet beklerim. Din-i
Devlete hizmet demidir" (19) diyerek Cezzar Ahmet Paşa'dan çok şey
beklediğini ifade etmektedir.
Napolyon Akka'da ilk raundu kaybedince civardaki emir ve beylere,
Hıristiyan ve Yahudi ileri gelenlerine mektuplar yazarak yardımlarını
ister:
Vahhabilerin kurucusu Abdulvahhab'a. Mekke şerifi Galip bin Musaid'e,
Maskad İmamı'na, Dürzi Emin Beşir'e, Maruni ve Yahudilere yazdıkları
mektuplardan olumlu cevap alamaz. Hatta 22 Mayıs 1799'da Moituer
Üniversel gazetesine verdiği bir ilanda da bütün Avrupa, Asya ve Afrika
Yahudilerini Fransız ordusuna gönüllü asker olarak katılmaya
çağırmakta, buna karşılık da Filistin'de bir Yahudi devleti kuracağını
vaadetmektedir (20).
Her saldırıdan sonra netice alamayıp süklüm püklüm, ümitsizce geri
çekilen Napolyon'un bu defa yüzü güler. İstanbul'dan Cezzar Ahmet
Paşa'ya gönderilen iki gemi dolusu top, gülle ve cephane ile 36.000
altın Fransızların eline düşer.
Mağlubiyete hiç alışkın olmayan Napolyon eline geçirdiği cephaneleri de
sonuna kadar kullanarak ölümcül bir saldırıya daha girişir ve Burc-ı
Ali kulesini lağım ile yıkarak Akka'dan içeri girmeye muvaffak olur.
Hücum o kadar ani ve şiddetli olur ki dost-düşman tefrik edilmeden
göğüs göğüse mücadele verilir. Kalenin sukût etmesine ramak kala
ihtiyar arslanın, müdafileri müessir sözlerle coşturup bizzat kendisi
en önde ileri atılarak şehadet kovalarcasına savaşması askeri
yüreklendirir ve bir kez daha Selahaddîn Eyyubî'nin ruhaniyetinin
dolaştığı o aziz şehir kafir çizmeleri tarafından çiğnenmekten
kurtarılır.
Bu saldırı sırasında canlarını kurtarabilen Fransız kuvvetlerinden
ikiyüz kadarı ne yapacağını bilmez bir halde Akka içindeki büyük camiye
sığınırlar ve ancak gün ağarıncaya kadar direnip sabaha teslim olurlar.
Bu kadar hırsın ve nefretin hakim olduğu böyle bir atmosferde Osmanlı
askerleri, cami içinde sarılı vaziyetteki bu Fransızları, Napolyon'un
Yafa'da yaptıklarına misilleme olarak imha etmeleri işten bile
değildir. Fakat Cezzar Ahmet Paşa, ceddi Selahaddin Eyyubî'nin yaptığı
gibi, ancak bizim iklimlerimizde görülebilecek bir civanmertlikle bu
savunmasız insanlan serbest bırakır (21).
Napolyon'u hafakanlar basmıştır. Hayalindeki "Büyük Şark
İmparatorluğu"nun önündeki bu küçük kilidi, askerinin yarısının telef
olması pahasına açamamıştır. Bu acı mağlubiyet onu iyice ümitsizliğe
sevkeder. Fransa'nın düşeceği hâli, bundan faydalanacak İngiltere'nin
Avrupa'ya Fransa aleyhine tahrik etmek için kendisinin zavallı durumunu
nasıl yayacağını düşündükçe kahrolur.
Fakat ne çare ki, bu çetin ceviz ihtiyarı altedemeyeceğini anlamıştır.
27 Mayıs'ta bütün ağırlıklarını gömüp, gece bastınnca gizlice çekilmeye
başlar. El-Ariş'e geldiğinde Cezzar Paşa'nın kendini takip ettiğini
öğrenir. Ağır yaralı ve hasta askerlerini ağırlık yapmasın diye afyon
ruhu içirterek öldürtür. Ahmet Cevdet Paşa bu hadise için: "...Bu da
onun, Suriye seferinde Yafa'da esirleri haksız yere öldürtme lekesinden
sonra ikinci bir lekesi oldu" diyecektir.
Osmanlının hayat ve istikbalinde mühim bir rol oynayan bu zafer Cezzar
Ahmet Paşa'nın adını bütün Avrupa'ya duyurur. III. Selim de bu çelik
çavak ihtiyarı. Bonapart'a hayatının ilk mağlubiyetini tattırmasından
dolayı ihsan-ı şahâneye boğar.
Bazı tarihçiler, Akka hadisesinde Napolyon'u; "Demir kafesinin
parmaklıklarına tıkılıp sendeleyerek geri dönen bir arslana"
benzetseler bile, bize göre yaptıklarına bakılırsa kobraya benzetmek
daha yerinde olacaktır.
Napolyon büyük bir sükût-u hayal içinde yüzgeri Mısır'a geri dönerken,
söyleyeceği yalanların hesaplarını yapmaktadır. Yolda Mısır Divanı'na
yazdığı mektupta: "Akka duvarlarının yıkıldığını, esirlerle onbeş gün
içinde Mısır'da olacağını ve otuz parça geminin müsadere edildiğini..."
söyleyerek gerçekleri örtbas edip. Kahire'ye zafer şenlikleri içinde
girer.
MISIR'DAN KAÇIŞ
İngiliz donanmasının Mısır'la Fransa arasındaki irtibatı kesmesi.
Suriye seferinin hezimetle sonuçlanması, askerinin gittikçe erimesi,
büyük bir Osmanlı ordusunun yaklaşmakta olması ve nihayet
Avusturyalılara karşı Fransız ordularının mağlup olması gibi sebeplerle
1221 Napolyon, Mısır'da tutunamayacağını anlamıştır.
Nihayet 25 Ağustos'ta maddi-manevi herşeyini, hatta ümitlerini gömerek,
askerleri tarafından ihanetle suçlanma pahasına sessizce Mısır'dan
kaçar.
Napolyon Mısır'dan kaçarken yerine vazifelendirdiği General Kleber'e
bıraktığı mektubun son kısmında ise, bütün doğu dünyasının üzerinde
dikkatle düşünmesi gereken şu oldukça enteresan cümleleri söyler:
"...Bu kış muhakkak surette buraya Fransız gemileri gelecek. Bunlar
gelince 500 kadar Kölemen topla. Bir günde onları Kahire'de tevkif et.
Gemilere bindirip Fransa'ya yolla. Eğer Kölemen bulamazsan şeyh
çocuklarını bir bahane ile toplayıp gönder. Bunlar rehine olurlar. Hem
de iki yıl Fransa'da kalıp milletimizin azametini görürler, bizim
ahlâkımızı alırlar, dinimizi Öğrenirler, sonra da Mısır'a gelince bize
taraftar olurlar.
...Zaten ben bir komedyacı grubu istemiştim. Fransa'ya gidince kendim
gönderirim. Bu çeşit meta çok iyidir, hem orduyu eğlendirir, hem de
Mısırlılar'ın ahlâkını değiştirir" (23).
DİPNOTLAR
1. Kocabaş. Şakir; Tarihte Türkler ve Fra. Vatan Yay. İst/90, s. 134.
2. Ünal, Tahsin; Türk Siyasi Tarihi, Emel Yay.. Ankara/1978, 6.115.
3. Ünal, a.g.e., s.119.
4. Kutay, Cemal, Türkiye Hür.ve İst. Müc.Tarihi c.2. Aralık 957. s. 1348
5. Kutay. a.g.e., s. 1348.
6. Karal, Ord.Prof. Enver Ziya; Osmanlı Tarihi Cilt 5 T.T.Kurumu Yay. Ank l988.s.27.
7. Paşa. Cevdet; Tarih-i Cevdet Cilt. 1 Meb. Yay. İst. 973, s.457.
8. Kutay a.g.e., s.1367.
9. Ünal. a.g.e., s.125.
10. Kutay. a.g.e., s.1367.
11. Kocabaş, a.g.e., s.149.
12. Gerger. M.Emin Tanz. Avr. Top Türkiye İnkılap Yay. İst./89 s.116.
13. Kutay. a.g.e., s.1367.
14. Akbıyık. Dr. Yaşar; "Ortadoğu'da Fra.-İng.Rekabeti ve Türkiye, Milli Kültür. Eylül/89 s.41.
15. Kocabaş, a.g.e., s. 155.
16. Kocabaş, a.g.e., s.157.
17. İslâm Ansiklopedisi Cilt.3 s. 156.
18. Ünal, a.g.e., s.126.
19. Ünal, a.g.e., s.125.
20. Kocabaş, a.g.e., s.159.
21 ............:; Cezzar Ahmet Paşa. Kültür Bakanlığı Yay Ank./81. s.2
22. Danişmend, İ.H; Osm. Tarihi Kro.C 4 Türkiye Yay. İst./72 6.78.
23. Kutay, a.g.e., s.1404.
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 60
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|