|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.741
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 94
Portal Yazı sayısı: 1.057
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.473
Forum mesajları: 21.217
Sayfa izlenimi: 1.005.660
Bugünkü sayfa izlenimi: 685
En son üyemiz: abdussamet
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.61
|
|
Halidiye.com | Kanttan İbn-iTeymiyeye bir değini
Kanttan İbn-iTeymiyeye bir değini
İmmanuel Kant, sadece Almanlar tarafından değil, bütün dünya tarafından kabul görmüş bir düşünürdür. Alman idealizminin kurucusu olarak bilinir. Kant, son derece üretken bir insandı. Üretken olduğu için de 18. yüzyıla damgasını vurdu. Kant’ın “Eğitim üzerine” yazdığı notlarını okuduğum zaman bu kitabın, yazıldığı tarihten 200 yıl sonra dilimize çevrildiğini öğrendim.
Kant’ın bu notlarını okumak için tam 200 yıl beklemek zorunda kalmışız. Çok acı.
Kant eğitim notlarında “İnsan eğitime ihtiyaç duyan tek varlıktır. Çünkü eğitimden biz, ahlaki terbiye ile birlikte bakıp büyütmeyi, umumi talim ve terbiyeyi anlamalıyız”(1) diyordu. İnancın güzel ahlakla taçlandırılmasını söyleyen Kant, Tanrıyı hoşnut etmenin tek yolunun iyi insan olmaktan geçtiğini söylüyordu.
Bilim ve inancı birleştirmeye çalışan Kant, bilimin din karşısındaki tutumunu farklı açılardan temellendirmeye çalışarak, inancın akla uygunluğunu ifade etmeye çalışmıştır. Kant bu savını büyük ölçüde kabul ettirmiş ve 18.yy büyük düşünürleri arasında yer almıştır. Kant’ın işi oldukça zordu, çünkü Avrupa’da din, ilerlemenin ve gelişmenin önündeki en büyük etken olarak görülmüştü.
Avrupalılar bu konuda haklıydılar. Özellikle Kilise bilimin önünde büyük engel teşkil etmiş ve her türlü bilimsel ve teknik gelişmeyi reddetmiştir. Batı’da bir çok buluş ve keşif kiliseye rağmen yapılmıştır. Öyle ki Kilise dünyanın yuvarlak olduğunu dahi, çok sonraları kabul etmiştir. Bu yüzden batı felsefesi özellikle dine karşı bir tutum içersinde olmuş, gelişen kapitalist şartlarla birlikte Kilise bypass edilmiş ve sosyal hayatın dışına çıkarılmıştır.
Batı’da din ilerlemenin ve gelişimin önünde bir engel olarak dururken, Doğu’da ise İslam bunun tam tersi bir şekilde, ilerlemenin ve hayatın her alanında yaşanan değişimin öncüsü olmuştur. Batı’da din geriliği temsil ederken, Doğu’da İslam yeniliklerin, bilimsel gelişimin, ve sosyal yaşamda, hukuktan, mimariye kadar her türlü değişim ve gelişimin motor gücünü temsil etmiştir.
Fakat bugün, bahsettiğimiz bu önemli çarpan, görmezden gelinmektedir. İşte Kant’ın felsefe anlayışı da bu yönde olmuş, Batı’nın din anlayışı ile bilimi barıştırmaya çalışmıştır.
İslam’ın en koyu tonunu temsil eden İbn Teymiye’nin hayatını incelediğimiz zaman dahi İslam’ın ne kadar, yön verici ve ufuk açıcı bir inanç olduğunu görüyoruz.
İbn Teymiye büyük bir Alim olmasının yanında çok fazla anlaşılan bir isim olamadı. Onun anlaşılmamasına neden belki de yazdığı ve yayınladığı fetvaların çokluğu olsa da hayatının hiçbir döneminde yüz kızartıcı bir eylemde bulunmadı. Düşüncelerini paylaşırız ya da paylaşmayız ama, fıkıh alanında bir ekol olan bu ismin aldığı eğitimle doğru orantılı bir hayat sürdüğünün altını çizmekte fayda var.
İbn Teymiye’nin şeyhülislam ya da alanında otorite olan bir isim olmasını bir kenara bırakırsak, onun adını sıkça ananlara söylenecek çok söz olduğu kanaatindeyim. Kendisini görüşlerinden dolayı ölüme mahkum edenleri, işkence yapanları, şartlar kendi lehine döndüğü zaman dahi bağışlayan ve affeden bir Teymiye var karşımızda.
Teymiye’nin görüşlerinin eleştirilir olup olmadığını konunun muhataplarına bırakarak, asıl noktaya işaret etmek istiyorum. Teymiye’nin ekol olarak İslam’ın en koyu tonu olarak değerlendirilmesine rağmen, onun insanlara yaklaşımı hep bir hoşgörü içersinde olmuştur. Siyasi ve itikadi muhaliflerine karşı hiç bir zaman katı ve uzlaşmaz bir tutum içerisinde olmamıştır Teymiye. Kendisini zindan hapsedenleri, kitaplarını kalemlerini, sağlığını elinden alanlara dahi hakkını helal ederek ölmüştür.
Bütün bunlar bir yana hayatını İslam’a adayan bu isim, üretkenliği ve çalışkanlığıyla çok önemli eserler bırakmıştır. Teymiye’nin İslam ekonomisine yaptığı katkılar, arz talep denklemine ilişkin söyledikleri, piyasa ekonomisi ve diğer ekonomik söylemleri bence diğer yazıp çizdiklerinden çok daha fazla incelenmeli ve ön planda tutulmalıdır.
“Siyaset’es Siyasetü’s -Seriyye fi islahi’r-râ’i ve’r-ra’iyye” adlı eseri bugün halen önemini korumaktadır. Eserinde Islâm hukukunu geniş bir şekilde değerlendiren Teymiye, idari, mali, ve cezai hukuk alanlarında önemli açılımlar yapmıştır. Bugün Roma hukukunu temel alan Batı’da kim Teymiye ‘nin yanına yaklaşabilir? Yaklaşabilecek olsalar, putperset Roma hukukunu referans almazlardı.
İslam’ın en koyu tonunu temsile eden Teymiye, insan hayatının ne denli önemli olduğunu vurgularken, kendisine işkence ve kötü muamele yapanları bağışlayarak ta bir Alim’in olaylar karşısındaki takınması gereken tavrın nasıl olması gerektiğini davranışlarıyla ortaya koymuştur. Bu, Teymiye ekolünü takip edenlerin akıllarından çıkarmaması gereken en önemli noktadır. Kant’tan alıntı yaptığım gibi, eğitim bir bütündür ve bütünlük mutlak surette hayata aksettirilmelidir.
Küçüklüğünden beri araştırma ve incelemeye düşkün Teymiye, en çok elinden mürekkebinin ve kağıtlarının alınmasıyla sarsıldı ama yine de yılmadı, bütün olumsuzluklara rağmen, bulduğu ufak tefek şeylerin üstüne yazmaya devam etti.
Teymiye, hayatı tam manasıyla üretkenlik üzerine kurmuş, elinden kalemi, kitapları alınmış olmasına rağmen üretmekten yılmamıştır. Kısacası Müslümanların üretmemek, çalışmamak, birbirlerine düşman olmak gibi bir lüksleri olamaz ve olmamalıdır. Bu açıdan hiç kimse üretimsizlik adına mazeret gösteremez.
İslam ekonomisi açısından Teymiye’nin görüşleri, halen tazedir. Bugün eğer İslam ekonomisinden bahsediliyorsa, Teymiye’nin İslam ekonomisine yaptığı katkı görmezden gelinemez. Teymiye’nin iktisada yaptığı katkı, en gelişmiş kapitalist ülkelerin iktisatçılarının yaptığı katkıdan daha fazladır. Fakat, ekonomik açıdan bakıldığı zaman Teymiye ekolünü sahiplenenler bu ekonomik anlayışı ileriye götürememişler, ne altına ne üstüne bir paragraf ekleyememişlerdir. Üzücü olan budur. Okyanuslardan bahsedenler, dere geçerken dahi boğulmaktadırlar.
Moshe Sharon Musevi bir akademiysen. Kendisinin Abbasi devleti üzerinden kaleme aldığı bir makalesinin Türkçe çevirisini okuduğum zaman şaşırdım. Sharon’un yazdıkları son derece yerli yerinde şeylerdi. Uzun bir araştırma ve incelemenin ürünü olduğu belliydi.
Sharon konuya farklı açılardan bakarak bir İslam ilahiyatçısı gibi yaklaşmış ve konu üzerinde, söz sahibi kişilerin bile beğenisini almıştı.
Peki biz bu kum saatini tersine çevirdiğimiz zaman, aynı sonuçla karşı karşıya kalabilecek miyiz? Hayır. Çünkü işi hep tali yönlerinden ele alıyoruz. Teymiye örneğini o yüzden verdim. Gecesini gündüzüne katarak İslam’ı, insanlığın nişanı yapmak için çaba sarf eden bu insanların üretkenliğini, çalışkanlığını örnek almıyoruz. Hiçbir inancın önderleri bu isimler kadar insanları bilime, ilime, şefkate, tahammüle ve birlikte yaşam kültürüne sevk etmemişken biz hep konunun özünden uzaklaşıyoruz.
Hz. Ali’nin ”Hakkı arayıp ta yanılan kişi, batıla arayıp ta ona dalan kişi gibi değildir” sözünden hareketle, düştüğümüz yerden kalkmalı ve kum saatini ters çevirmeye çalışmalıyız.
(1) Immanuel Kant, Eğitim Üzerine, İz Yayıncılık. |
Tarih: 05.04.2008 Hit: 30
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|