|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.625
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 971
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 4.544
Forum mesajları: 16.402
Sayfa izlenimi: 858.814
Bugünkü sayfa izlenimi: 878
En son üyemiz: noxchi
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | İsmail Ağa Cemaati’nin bir başka yüzü
İsmail Ağa Cemaati’nin bir başka yüzüSerpil’in master tezine yardım ederken çağdaş İstanbul’daki sufi kadınları anımsamaya çalıştım. Catharina Raudvere küçük bir grup olan Gönenli Mehmed Efendi’nin öğretisini yaşatan kadın vakfını baz almıştı kitabında.
Hâlbuki çok daha geniş bir zümre vardı ve onlardan bahis yoktu. Ki onlara sadece İstanbul’da değil Anadolu’nun bütün şehirlerinde, Avrupa’nın her ülkesinde rastlamıştım. Amerika’da medreseler açmışlardı. Onlar Mahmud Efendi’nin öğrencileri idi.
Türkiye’de sufi kadınların faaliyetlerini araştıracağıma Serpil’e söz vermiştim. Ne var ki Osmanlı’nın tarikat, tekke kavramları cumhuriyetle birlikte ağır bir yasak almıştı. Özgürlüklerin konuşulduğu bu çağda da yasak tüm hızını sürdürüyordu.
Bu sebeple Çarşamba Cemaati’ne ulaşmam onların baş hocaları ile görüşmem pek kolay olmadı. Kendileri hakkında çıkan her haber onlara hep zarar vermişti. Kötü niyetli olmadığımı anladıklarında ancak, baş hocalarla görüşebildim.
Bir kere sufi kadınlar siyasal konjonktürden çok etkileniyorlardı. Onların beş kuruş almadan sırf hizmet olsun diye madden destekledikleri kurslar her askeri darbe sonrası kapatılmıştı. 28 Şubat sonrası da vaazlar kesilmişti bir süre.
Fakat görüntü olarak devletin resmi ideolojisinin onay vermediği bir kıyafet olan çarşaf giyse de bu kadınlar; vaazları, halkı irşad konuları son derece devletçi idi.
Milli kültüre sahip çıkıyorlar, Çanakkale “zihniyeti” etrafında kadınları örgütlüyorlar, yeni bir savaş olasılığında oğullarını gözlerini kırpmadan vatan namus savunmasına kendi elleri ile göndermeleri gerektiğini, şehidliğin yüce kavramını ateşleyerek neredeyse ordunun sesi gibi davranıyorlardı.
Bu nedenle evlerini üniversiteye çevirip, halka zaman ayıran, toplumu aydınlatan bu kadınlar, resmi ideoloji tarafından dışlansa da; devleti ve milleti bu denli sevmelerinden ötürü, zararlı bulunmadıkları aşikârdı. İslâmî ilimleri, Osmanlı terbiye ve tesettürünü öncülleyen grup, ahlâkı esas alarak binlerce talebe ve hafız yetiştirmişlerdi.
Diğer İslam ülkelerine baktığımızda, Osmanlı tasavvufa, Zahiri ve Batıni ilimlere destek verdi. Bugün başta Suudi Arabistan olmak üzere pek çok Arap ülkesinde tasavvuf ve tarikat yasaktır. Zikir çekerken yakalananlar cezalandırılır. Osmanlının hoşgörüsü günümüzde de tasavvuf çalışmalarının sürmesinde bir etken. Herhalde bu da ayrı bir “Türk Müslümanlığı”.
Bu bağlamda kadınlar tasavvuf hususunda daha başarılı. Rızk endişesi, “maişet derdi” olmadığı için erkeklerin ekmek kazanmaya ayırdığı vakti, onlar daha “romantik” olan sufiliğe verebilmekteler.
Mahmud Efendi, kadınlara sohbetini 1960’lı yıllarda başlatır. İlk talebeleri on kişilik bir gruptur. O kürsüden anlatırken kadınlar ellerinde defterler hocanın anlattıklarını not tutarlar. Ayetleri tek tek açıklar... Hadisleri bir bir yorumlar… Sohbet saat 10’da başlar ama insanlar sabah namazı gelirler. Bu coşkulu ders halkası 28 Şubata kadar devam eder. Son yıllarda kadınlara vaazı bırakır. Artık yaşlanmıştır, hastadır. Fakat asıl önemlisi hanım öğrencileri çok iyi yetişmiş, evlerini mektebe çevirmiş ders vermektedirler.
Öğrencilerinin anlattığına göre, Mahmud Efendi’yi kadın talebelerinin gözünde saygın yapan bir unsur da ders esnasında hiçbir hanım talebesinin yüzüne bakmamasıdır. Edebinden gözü kapalı olarak ders anlattığı için, bugün gözlerinin görmesi zayıflamıştır.
Diğer saygın bir durum da, hocaları Mahmud Efendi’nin hanımı 30 yıldır yatalak hastadır. Hocaları dersten sonra eve gidip hanımına bakmakta, ev işlerini idare etmektedir. Vefat ettiğinde onunla konuşur, “bana hakkını helal et, sen bahçemizde çalışıp bana hizmet ettin, çocuklarımıza baktın, ben okudum”… Şeyhi gençken demiştir ki, “ ileride hanımın hastalanırsa, sakın evlenme, parmağını kımıldatamasa bile evlenme”. Bugün gencecik eşleri üzerine evlenen erkekleri gördükçe; hocalarının hanımına olan sevgi ve muhabbetine hayran kalırlar, İslam ailesinin şefkat ırmağına O’nun şahsında tanık olmuşlardır.
Belki kılık kıyafetleri devletlû elitleri son derece rahatsız etmekte. Deniz Baykal için bir gardırop klasiği düşmanıdır onlar. Lakin yaşadıkları çevrenin bir gravürü andıran peyzajına hiç de aykırı durmamaktadırlar. Camiler, kubbeler, revaklar, eski çeşmeler, türbeler, kabir taşları arasında bir serap gibi eteklerini sürüyerek geçen bu kadınların modern topluma sevimli bir Osmanlı nostaljisi yaşattıkları da bir hakikattir. |
Tarih: 05.04.2008 Hit: 46
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|