Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» Ehlullah.com
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» İnkişaf
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Tahavi
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Guraba
» Hak-Dilaram
» ResimKalesi
» Hazırindir
» Rıhle Dergisi






  İstatistikler

Üye sayısı: 3.642
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 930
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.240
Forum mesajları: 11.807
Sayfa izlenimi: 641.915
Bugünkü sayfa izlenimi: 264
En son üyemiz: kaptanyamağı

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.18

  Halidiye.com | Esaret ve Hürriyet

Esaret ve Hürriyet

Bir tacirin kafesinde hapsedilmiş güzel bir papağan vardı ki, onu çok seviyordu. Bir gün tacir, Hindistan tarafına ticaret için hazırlığa başladı ve cömertliği sebebi ile de hizmetkarlarının arzularını sorarak onlardan sipariş aldı. Bu arada çok sevdiği papağanına da;

- “Sana Hindistan’dan ne getireyim” diye sordu. Papağan;

- “Oradaki papağanlara benim halimden bahset ve selamımı götür” dedi.

Mahpus olan papağan, hal lisanı ile Hindistan’daki papağanlara şu feryadı duyurmak istiyordu; “Sizlere gıpta eden bu mahpus papağan bir av tuzağına düştü. Ömür boyu bir kafese mahkum oldu. Size selam göndererek sizden çare, yardım ve rehberlik etmenizi ümit ediyor. Bu hal revamı dır ki, ben bir demir kafes içine mahpus olayım, siz ise hürriyet içinde yeşil ormanların, güzel çiçeklerin ortasında âbâd olun! Ben burada hapiste, siz ise gülistandasınız! Dostların vefası bu mudur! Benim şu gurbet ellerde, hasretler içinde sizden ayrı düşmenin acıları ile çırpınıp durmam, can vermem doğru mudur?”

Papağanın isteğini de kabul eden tacir, yola çıktı. Hindistan’a ulaşınca daldan dala konan birkaç papağan gördü. Onlara seslenerek mahpus papağanın selamını söyledi. Hal lisanı ile mahpus papağanın bu selamı, yani feryadü figanı, Hind papağanlarını çok duygulandırdı. Öyle ki, içlerinden biri, duyduğu sözler karşısında titredi, titredi, düştü. Nefesi kesildi ve öldü. Tacir bu hale çok şaşırdı, hayret etti. Söylediğine pişman olarak kendi kendine söylendi; “Bir canlının ölümüne sebep oldum, günaha girdim. Bu papağanın belki de benim papağanımla bir akrabalığı vardı. Bu işi niye yaptım! Niçin o haberi verdim de biçareciği hem sözümle yaktım, yandırdım” dedi.

Tacir, işlerini bitirip memleketine döndüğünde bu başından geçenleri hayret, heyecan ve kederle kafesteki mahpus papağana anlattı; “Ey papağanım! Söylediğime, söyleyeceğime hala pişmanım. Lakin son pişmanlık neye yarar ki?” Sahibini dikkatle dinleyen mahpus papağan da, tacirin sözleri biter bitmez, arzu ettiği cevabı almış olarak aynı Hindistan’daki papağan gibi titreyerek kafesin zeminine düştü ve kaskatı kesildi. Bu hali gören tacir, yerinden fırladı. Son derece müteessir olmuştu. Yenini yakasını yırtarak feryad etmeye başladı; “Ey güzel papağan! Ey benim hoş sesli kuşum! Ne oldu? Neden bu hale geldin?” Perişan bir şekilde ağlayıp inlemeye devam etti.

Nihayet tacir, bir müddet daha ağlayıp sızladıktan sonra ölü papağanı kafesten çıkardı. Gömmek için yer hazırlamaya başladı. İşte bu esnada, ölü taklidi yapan papağan birdenbire canlanıverdi. Uçtu yüksek bir ağacın dalına kondu. Tacir, kuşun yaptığı işe şaştı kaldı. Bununla beraber içini kemiren bir meraka kapılarak bu esrarı çözmek için kuşuna seslendi;

- “Ey kuşum! Allah aşkına halini bana arzet. Hind’deki papağandan ne hal telakki ettin ki, bir hile yaptın, beni yaktın? Bu işin sırrı nedir? Anlat ta, bende bu manevi esrardan nasibimi alayım! Beni mahrum bırakma” dedi. Bunun üzerine papağan şöyle cevap verdi;

- “Haberini getirdiğin Hind papağanı bana sessiz hareketleriyle yol gösterdi, nasihat etti. Bana; “Ey büyüklere de, küçüklere de nağmeler söyleyen! Ey insanları nağmelerle eğlendiren! Aklını başına topla, bu nağmeleri bırak! Sende benim gibi öl de, esaretten kurtul” dedi. Bende verilen talimatı yerine getirdim. Kendimi öldürdüm ve kurtuldum!” papağan sözlerine devamla;

- “Ey Efendi! Ben esirlikten kurtuldum, şimdi asıl geldiğim yere, vatanıma dönüyorum. Sende benim gibi yaparsan, ten kafesinden selametle kurtulur, hürriyete kavuşarak asli vatanına, yani baban Hz. Adem’in geldiği yer olan cennete dönersin. Bu çamur bedenden sıyrılıp ulviyete kavuşursun. Çok yücelirsin” dedi. Bu sözlerden hayli etkilenen tacir, kendi kendine şöyle dedi;

- “Bana öğüt olarak bu yetişir! En iyisi bende papağanın yolunu tutayım. Zira anladım ki, onun yolu, insana hakikatini keşfettiren, nurlu yola ileten ve ebedilik iksiri olan bir âb-ı hayat imiş..?”

Kıssada geçen kafesteki papağanı beden, yani nefsin esaretine giren ruhu temsil eder. Hindistan’daki hürriyete gark olmuş, daldan dala uçan papağanlar ise, dünya lezzetlerinden sıyrılmış, fanilik ve eşyanın esaretinden kurtulmuş Evliyaullah’ın ruhaniyetleridir. Hind’deki kuşların, kafesteki mahpus kuşa talimatı; “Ölmeden evvel ölünüz!” emri celiline hitabının lüzumudur ki, kurtuluş ancak bu yolla mümkündür. Hindistan’daki papağan, kafesteki mahpus papağana bu hususta adeta şöyle demiştir; “Sende öl! Yani tabi ölüm gelmeden önce kendi nefsinden kurtul. Nefsani vücudundan kendi iradenle ölmesini bil ve ruhani hayata diril. Böylece manevi semalara kanat aç! Çünkü kendi aslı ve hakikatiyle yaşamayan ve içindeki cevherden habersiz olan bir kimsenin hayatı, bir vücut kafesinde can çekişmekten başka bir şey değil de nedir? Gerçek hayat, nefisten ölmekle başlar. Zira bu ölüm, bizzat hayatın kendisidir.

Ey gafil! Bu kuş gibi ölü ol ki, kurtulasın! Dâne gibi olursan, seni kuşlar toplar. Gonca gibi olursan, seni çoluk, çocuklar yolar. Dâneni sakla, uzaklarda gizlen! Goncanı sakla da damlarda ve duvar diplerinde bitmiş otlar gibi ol! Yani bilinmekten, kendini göstermekten ve görünmekten kaçın! Tevazu ve mahviyet içinde kal! Böylelikle hem kem gözlerden, hem de ne oldum delisi olarak haddini aşmaktan kurtulursun!

Güzelliğini satışa çıkartan kişi belaya avuç açmış olur. Böylesi bütün kötü bakışları üzerine çeker. Düşmanları bir türlü, dostları bir başka türlü onun mahfına çalışırlar. Biri kıskanarak diğeri de aşırı medhu senada bulunmakla ömrünü ziyan eder. Bu tehlikeleri aşmak için varlık kaydından kurtulmak için başka çare yoktur. Varlık kaydından kurtulmak içinse, ya ölmek veya ölü görünmek, yani ilahi emir ve nehiylere gönülden bağlanıp, onları yerine getirmek icap eder. Zira kul dünya kirlerinden kurtulup da Allah’ın lütfuna sığınarak ilahi nura gark olduğu zaman, afetlere değil afetler ona boyun eğer.

Nitekim ilahi gazapla köpürüp de, Allah düşmanlarını kahreden sular, Hazreti Nuh’a, Hazreti Musa’ya yar olmuş ve Nemrud’un ateşi de İbrahim (a.s)’e gülistan olmuştur. Bu oluşlar bir tesadüf değil. Cenab-ı Hakkın salih kullarına lütuf ve inayetinin tecellisi ve mucizesidir ki, daha nice hikmetler ve ibretlerle doludur. Kafesteki kuşun bu işaretlerdeki sırrın inceliğini anlayıp tatbik etmesi, kendisini ebedi hürriyet saadetine kavuşturdu. Gerçekten vücut, ruh için bir kafestir. Bu kafeste binlerce kuş girip çıkar. Giren kuşlar, nefsani kuvvetler, cismani hevesler ve şeytani endişelerdir. Çıkanlarsa kişiyi menfaati icabı pehpehleyenlerdir. Bu iki gurubun her biri de insana türlü şeyler söyler. Kimi;

- “Senin asıl dostun benim” der. Kimi;

- “Hayır sana ancak ben yar ve yoldaş olabilirim” der. Kimi;

- “Sen pek güzel bilirsin, cömertsin, iyilik sahibisin, bağışlayıcısın” diye pohpohlar. Kimi;

- “İki alem senin için yaratıldı. Bizler ancak senin kapında kul, köleyiz sözleriyle yaltaklanır.”

Bu ve benzeri durumlar uzayıp gider. Ne yazık ki insanlardan toy ruhlu olanlar, bunlara kanarda kendini bir şey zannetmeye başlar. Zavallı bilmez ki, bunlar içine yerleşmiş bin bir şeytanın tehlikeli hileleridir. Çünkü bu dünya yaltaklanmaları, ona aldananlar için lezzetli bir lokma gibi gelir. Halbuki bunlar sonunda aleve dönen bir Şeytan gıdasıdır ki, o, önce zevk veriyor görünse de, sonrada helak edici bir ateş olur. Bu helak alevini bu dünyada sezemeyenler ahiret yurdunda yükselen alevlerin ortasında kaldıklarında işin hakikatini anlatacaklar, fakat iş işten geçmiş ve her şey bitmiş olacak, feryad-ü figanlar, tükenişlerinin son nağmeleri halinde yükselecek. Bunun içindir ki Hazreti Ali (r.a) buyurur ki; “İnsanı iki şey helak eder. Biri nefsi arzulara uymak, öteki medhu sena edilmeyi sevmek.” Netice itibarıyla kafesteki mahbus kuş Hind kuşlarının rumuz ve talimatlarına harfiyen ittiba ile selamete çıktı.

Mevlana Hazretlerinin buyurduğu gibi; “Ne mutlu o kimseye ki, ölümden evvel ölmüş, onun ruhu hakikat bağının kokusunu almıştır.” Devamla şu dua ile iltica ve tezarruda bulunur; “Ey Malikel mülk olduğu halde tacı ve tahtı bulunmayan Rabbimiz! Bizim gibi biçarelerin bu sert ve ağır kelepçesini senden başka kim çıkarabilir? Bizi bu nefsin elinden kurtar ki, onun bıçağı kemiğimize dayandı. İlahi elimizden tut ve bizi satın al! Gönlümüzdeki gaflet perdesini kaldır? Fakat tesettür (mahfiyyet) perdemizi yırtma ve bizi rezil etme!” (Amin)
  Tarih: 30.03.2008   Hit: 19
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşağıladıkça Büyümek! 
Mazhar ERGENE 
Sarıklı Genç 2 
Hüseyin TÜRKERİ 
Uşşakilik 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu İle 2 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4   Tasarım, hosting: Gisa
eXTReMe Tracker