|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.642
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 930
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.240
Forum mesajları: 11.808
Sayfa izlenimi: 642.219
Bugünkü sayfa izlenimi: 568
En son üyemiz: kaptanyamağı
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.18
|
|
Halidiye.com | Destanlarla İlmi Araştırmalar İç İçe
Destanlarla İlmi Araştırmalar İç İçe
Destanlarla İlmi Araştırmalar İç İçe
Safvet SENİH
|
|
ve Dr. Mustafa AYAZ
Muhtelif kıt'alarda yaşayan insanlar ve yerli kabileler arasında
büyük bir afeti anlatan destan mahiyetinde hikâyeler mevcuttur. Bu
durum eski Gılgamış Destanı'nda dahi göze çarpar. Bu ilâhî afet
unutulamamış, belki bir ibret için nesilden nesile aktarılarak günümüze
kadar intikal etmiştir. İnsanlığa ibret olması için İlâhî Kitaplarda
anlatılan bu dehşetli hadise, birbirinden binlerce kilometre
uzaklıktaki bölgelerde yaşayan yerli kabileler arasında dahi
destanlaşarak mukaddes kitablarda desteklenmiş ve günümüze gelip
ulaşmıştır.
1872 yılında Kuyuncik'te yapılan kazılarda Ninova (Asurluların şehri)
Kraliyet Kütübhanesinin harebeleri bulundu. Bunlar arasında çivi yazısı
ile yazılmış ve Şark tarihine "Gılgamış Destanı" olarak geçmiş bir
Babil Destanı da vardı. Merkezî resim Uruk kralı, kahraman Gılgamış
idi. Destanda belirtildiğine göre Gılgamış bir defasında şâhidi olduğu
büyük tufandan haber veren büyükbabası "Uta - Napiş-tim"e gitmek
istemişti. Uta - Napiştim, bazı alâmetlerle ikaz edilmiş, kendisi ve
inananları için sular çekilinceye kadar içinde barınacağı bir gemi inşâ
etmiştir. O da bir güvercin, bir kırlangıç ve bir karga salmış, karga
geri gelmeyince ümmeti ile birlikte gemiyi terk etmiştir. Eski
şarkta, bundan birkaç bin yıl önce gerçekten bir tufan vuku bulduğu
şübhe götürmez. Asurlularda da, Babillilerdekine çok benzeyen bir tufan
destanı mevcuttur.
Kahraman Gılgamış yerine burada Izdubar, atası Uta - Napiştim yerine de
Hasis - Adra veya Xisuthros vardır. Babil - Hilla ile Bağdat arasındaki
yolun ortasında bugünkü Abu - Habba tepesindeki eski Şuruppak şehrinin
yokolması şeklinde zuhur etmiştir..
Babil metinlerinden anlaşıldığına göre geminin kalıntıları, Ararat
(Ağrı) dağının güney tarafındadır. Araştırmacılar tarafından zikredilen
yerde geminin karaya çıkış yerine işaret edebilecek olan üç kalas
parçası bulunmuştur.
Dünya ü-zerinde birçok memlekette herşeyi mahveden tufandan bahseden
destanlar yaygın vaziyettedir. Asya'da 13, Avrupa'da 4, Afrika'da 5,
Avustralya ve Güney denizi adalarında 9, Amerika (Kuzey, Güney ve Orta
Amerika) da 37 adet tufan destanı vardır.
Aztek'lerin bildirdiğine göre Tufanın müddeti 5 gün ile 52 yıl
arasındadır. Sebeb olarak muazzam miktardaki yağışlar dışında kar
fırtınaları da gösterilmektedir.  | | Hiddet, tâ yerin derinliklerinden gelmişti ve gönlü taşlaşmış kimseler taş kesilecekdi. | Ayrıca
buzul erimesi (Edda), yağmurlu fırtına, zelzele, girdablı tayfun
fırtınası ve deniz baskınları da bu arada zikr edilebilir. Çinliler
sebeb olarak kötü ruh Kung-kung'un gazabı esnasında gökyüzünü taşıyan
direklerden birini, bir kafa darbesiyle devirmesini gösterirler.
Böylece gökkubbe dünyanın üzerine çökmüş ve muazzam yağmurlar her yeri
sular altında bırakmıştır. Ayrıca Güney Amerika'daki Tiahuanaco
bölgesinde de bir tufandan bahsedilmektedir.
Sümerler, büyük tufan tarihi realitesinde en ufak bir şüpheye dahi yer
vermeden krallarının listesinde Mezopotamya hâkimlerini, tufandan
önceki ve sonraki krallar diye ikiye ayırmaktadırlar. Bunların vakâyî -
nâme (kronik) lerinde daima : "Ve sonra büyük tufan oldu ve tufandan
sonra gökten tekrar krallar indi " diye geçer. 1922 den 1929'a kadar
İngiliz arkeolog Wooley tarafından yapılan Ur'daki kazılarda, ancak
muazzam bir âfâtın geride bırakabileceği muhakkak olan 2,5 m kalınlıkta
bir kil tabakasına rastlandı. Bunun birikebilmesi için, muazzam
yükseklikte bir suyun bu bölgede uzun zaman bulunması gerekli idi.
Bunun da mânâsı: Irak çöllerinden Elaam tepelerine, eski Babil’den İran
körfezine kadar bütün memleketin su altında kalması demekti.
Hatta denizden çok uzakta olan Amerikanın güney batısında yaşayan Hopi
kızılderililerinin bile, ülkelerini kaplayan, dağların tepelerine kadar
yükselen ve yeryüzünde neredeyse bütün hayatı silip süpüren muazzam bir
tufana ait destanları vardır.
İlim çevrelerince Tufan gerçeğini dile getiren apayrı iki araştırma
dikkatleri kendine çekmektedir. Bunların birisi, 11.600 sene önce
yaşamış küçük bir deniz mahlukunun kabuklarının jeoloğlarca
incelenmesi; ikincisi ise 8000 yıl kadar önce bir adamın elinden çıkan
yazıların arkeologlar tarafından okunup araştırılmasıdır.
Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi Asurlulann başşehri Ninova
harabelerinde 1850 yılında amatör bir İngiliz arkeologu, Sir Henry
Layard bozulmamış binlerce kil tableti bulmaya muvaffak oldu. Tabletler
Londra'daki British Museum'a gönderildi. Hayatını bu işe adayan ilim
adamları, günümüze kadar gelebilen bu garib kama şeklinde kile basılmış
çivi yazılarının şifrelerini çözmeye başladı. Bunlardan George Smith,
"Bir gece, tam o gün temizlenmiş olan bir tablet parçasını eline aldı
ve gittikçe artan bir şaşkınlık içinde Asuri dilinde su baskınının bir
haberini okumaya başladı. Smith'in okuduğu parça "Gılgamış Destanı"nda
anlatılan tufan'ın Babilce tercümesi idi. O, Uta-Napiştim adında bir
kişiden söz ediyor ve onun bir gemi yaptığını ve cihanşümul tufandan
kurtulanlardan olduğunu anlatıyordu. Nuh'un (a) kıssası ile bunun
benzerliği hayret vericiydi ve bunun tesadüf olmasına pek ihtimal
yoktu...
1877'de Pennsylvania Üniversitesi (ABD) Mezopotamya'da yapılacak bir
kazı için para ayırmaya karar verdi. Sümerlilerin eski Nippur
şehrindeki kazıdan 50.000 tablet çıkarıldı ki, bunlar hâlen
incelenmektedir. Bunların arasında 3700 yıllık bir tablet parçasında
Gılgamış Destanında kaydedilmiş olan Tufan'ın başka bihaberine
rastlandı.
Daha sonra 1922'de bir İngiliz arkeoloğu Sir Leonard Wooley, Bağdat ile
Basra Körfezi arasındaki çölün ortalarında kazılara başladı. Burada
bulunan muhteşem bir tapınağın kırık kulesi bir zamanlar, Sümerlilerin
başlıca şehirlerinden biri olan Ur'un yerini işâret ediyordu. Wooley'in
adamları kumda derine gittikçe büyük bir keşif yaparak, Ur'un krallar
mezarlığını meydana çıkardılar. Sümer Kralları ve asillerinin gömülmüş
olduğu bu mezarlıkta birçok sanat eserlerine rastlandı. Miğferler,
kılıçlar, müzik âletleri, o zamanın modasına göre şekillenmiş altından,
gümüşten ve kıymetli taşlardan yapılmış daha başka sanat eserleri...
Hatta bunlardan başka kil tabletlere hayret verici bir ustalık ve
mehâretle ve yüksek bir teknikle pres edilmiş tarihî kayıtlar...
Wooley, henüz kazısına başlamadan evvel ilim âlemince Sümer Krallarının isim listesi ve kısa tarihleri bilinmekteydi.
Araştırmacı, Ur'da kral listelerindeki aynı adları taşıyan yazılar
bulmuş ve hatta bunların arasında Ur'un ilk krallık ailesini kuranın
dahi adına rastlamıştı. Kralların listesine göre ilk hanedanlık,
Tufandan sonra başlamıştı. Wooley, mezarlığın ilk Ur hanedanlığından
önce başladığı neticesine vardı ve aynı zamanda yüksek derecede
gelişmiş bir medeniyetin ilk hanedandan önce mevcut olduğuna inanıyordu.
Bunların iyice incelenmesinden sonra Wooley daha derinlere ve
mezarların altına doğru kazıyı ilerletmeye karar verdi. İşçiler çamur
olmuş tuğlaların içinden bir metre kadar derine daldılar ve çanak
çömlekleri kırmaya başladılar. Ama Wooley'in ifadesiyle:"Sonra birden
bire herşey durdu. Artık ne çanak, ne çömlek, ne kül vardı, yalnız
suyun getirdiği temiz çamur. "
Delme matkabı ile araştırma yapan Arap işçileri Wooley'e artık
bulunacak bir şey kalmadığını, başka yere gitmek gerekeceğini
söylediler. Fakat Wooley araştırmasında çok ısrarlıydı. Böylece kazıya
devam edildi; iki buçuk metre kadar temiz kil tabakasından geçilerek
daha derinlere dalındı ve sonra birdenbire işçiler son taş devri
kültüründeki insanlar tarafından yapılmış zımpara taşından âletler ve
çanak, çömlek parçalarına rastgeldiler. Wooley bizzat çukura indi,
kilden duvarları inceledi, bazı notlar aldı ve ekibinden iki kişi
çağırarak onlara bunu açıklayabilip açıklayamayacaklarını sordu. Onlar
söyleyecek birşey bulamadılar. " Hanımına da aynı soruyu sorunca, o
birdenbire yerinde döndü ve "tabiî bu, tufandır'" dedi." Ve Wooley de
bunu "doğru cevap" olarak kabul etti.
Mikroskobik analiz, temiz milden kalın bir tabakanın, eski Sümer
medeniyetini yok edecek kadar geniş ölçüde, bir tufan tarafından
meydana getirildiğini ortaya koyuyordu. Burada büyük su baskınının,
tarih kitaplarındaki an'ane ile tıpatıp uygun ve tartışılamayacak kadar
gerçek jeolojik delili ortaya çıkıyordu. İlim adamlarına göre İlâhî
Kitapta (Kur'an) yazılı olan Tufan artık tamamiyle gün ışığına
çıkıyordu. Gılgamış Destanı ile Nuh'un (a) kıssası Mezopotamya Çölünde
kazılan bir kuyuda ortak bir kaynakta birleşmiş oluyordu.
Öbür taraftan 1960'ların sonu ve 1970'lerin başında iki Amerikalı,
Meksika Körfezi'nin dibinden ince uzun silindir şeklinde kaplarla
tortuları yukarı çektiler. Bunların içinde mini mini bir hücreli
foraminifer adı verilen planktonik organizmalar vardı. Satıhta yaşarken
bu organizmalar kabukları içinde suyun sıcaklık ve tuzluluğunun kimyevî
"kayıtlarını" tutmuşlardı, üreme zamanında kabuklar çıkarılıyor ve
denizin dibine düşüyorlardı. Bu durum, zemindeki tortuyu meydana
getiriyordu. Bir kesiti 100 milyon yıldan fazla eskiye giden iklimlerin
kaydını tutuyordu. Her inç (2,5 cm) lik bir tortu silindiri yeryüzünün
geçmişinin 1000 yıl kadarını sergiliyebiliyordu.
Bu çökeltiler, Miami Üniversitesinden Cesare Emiliani ile Rohde İsland
Üniversitesinden James Kennett ve Cambridge Üniversitesinden Nicholas
Chackelton'dan kurulu iki ayrı ekip tarafından incelendi. Her iki ekip,
tuzlulukta dramatik bir değişiklik tesbit ettiler. Bu da Meksika
Körfezine muazzam bir tatlı su baskını olduğunu ispatlıyordu.
Radyoaktif metodu kullanarak Jeokimyacı Jerry Stipp (Miami
üniversitesi) bu su baskınının aşağı yukarı 11.600 sene önce olduğunu
tesbit etti.
Emiliani, tartışmaya dahi yer vermeden, muazzam miktardaki suların
Meksika Körfezine akmış olduğunu ifade ediyor. "Biz bunu biliyoruz."
diyor. Çünkü foraminifer kabuklarının oksijen izotop nisbetleri Meksika
Körfezinin suyunun tuzluluğunda geçici bir azalmanın meydana geldiğini
göstermektedir. Bu açıkça belirtmektedir ki, 12.000 ile 11.600 yılları
su baskınının yani tufanın esas dönemine rastlamaktadır. Böylece hiçbir
şüphe ve tereddüde mahal bırakmadan tufan hakikati ilim âlemince de
tesbit edilmiştir.
Emilian'in bu tesbitleri Jeolog Kennett ve Shakolton tarafından
kuvvetlendirilmektedir. Çünkü onlar da Missisipi nehri ve kollan
vasıtasıyla Meksika Körfezine muazzam suların aktığı neticesine
varmışlardır. Bu suyun maksimum akış zamanında, satıhtaki tuzluluk
kat'i olarak takriben % 10 azalmıştır.
Kadim Kitap (Kur'an)'da Tufanın tarihi hakkında bir malûmat
verilmemiştir. O, yalnız Tufanın vuku bulduğunu anlatır. Şimdi çoktan
ölmüş o ufak mahlûkların kabukları insanoğlunun pişirilmiş kil
parçacıkları üzerinde bıraktığı o en eski kayıtlar ve ilmi
araştırmalar, bir vakitler dünyanın gerçekten cihanşümul bir Tufana
uğradığını kat'i olarak isbatlamış bulunmaktadır
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 59
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|