|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.686
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 94
Portal Yazı sayısı: 1.021
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.042
Forum mesajları: 18.835
Sayfa izlenimi: 939.337
Bugünkü sayfa izlenimi: 4.317
En son üyemiz: myaciz
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Şu Münafığın Boynunu Vuralım
Şu Münafığın Boynunu VuralımEfendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'de, Mekke'nin fethi için hazırlıklara başlamıştır. Mekke'nin fethi ile ilgili hazırlıklar gizlilik içinde yapılmaktadır. Bir kısım ashabın haricinde, kimse bu hazırlık niçin ve kime karşı yapılıyor bilmiyor. Yapılan hazırlığın kime karşı olduğunu bilenlerden biri de Hâtıb bin Beltea'dır. Hâtıb kendisinden beklenmeyen bir şey yapar, Mekke halkına hitaben bir mektup yazarak, durumdan onları haberdar etmek ister. Mektubu Mekke'ye göndermek için müşrik bir kadınla anlaşır. Müşrik kadın mektubu Mekke'ye salimen götürüp muhataplarına teslim ederse, günün şartlarında on dinar para alacaktır. Kadın kendisine yapılan teklifi kabul eder ve mektubu alarak yola çıkar.
Hâtıb mektubunda şunları yazmıştı."Bu mektup Hâtıb bin Beltea'dan Mekke halkınadır. Allah Resûlü büyük bir ordu ile üzerinize gelecektir. Bu öyle bir ordudur ki, sel gibi akacaktır. Allah'a yemin ederim ki, Resûlullah tek başına da sizin üzerinize gelse, Allah ona yardım eder, çünkü Allahu Teâlâ vaadini yerine getirir." Bu hâdise olurken, Cebrail Aleyhisselâm da Efendinizi durumdan haberdar eder. Efendimiz, Ali'nin de içinde bulunduğu üç kişilik bir grubu yola çıkarır. Efendimiz Hazreti Ali'ye, bütün bilgileri verir. Kadın hakkında, hangi mevkide, onu ne şekilde yakalayacaklarını dahi söyler.
Ekip yola koyulur, epeyce bir yol aldıktan sonra Efendimizin buyurduğu üzere, Hahd mevkiinde, bir kadının deve üzerinde yol aldığını görürler. Deveyi durdururlar, kadından mektubu isterler, kadın önce inkâr eder. Fakat Hazreti Ali'nin tehdidine fazla dayanamaz ve saçlarının içinden mektubu çıkarıp, Ali'ye teslim eder. Resûlullah, mektubu aldıklarında "Kadını serbest bırakın." talimatını vermişti, Ali ve arkadaşları da öyle yaparlar. Hazreti Ali, mektubu Resûlullah'a teslim etti.
Efendimiz mektubu okuduktan sonra Hâtıb'ı çağırdı."Şu elimdeki mektuptan haberin var mı?" Hâtıb, mahcuptur, utanmıştır, ağzından zoraki şu cümle çıkar:"Evet.""Ey Hâtıb! Seni bu mektubu yazmaya zorlayan sebep ne idi?""Ey Allah'ın Resûlü! Müslüman olduğum günden bugüne ne küfür içinde oldum, ne de bir ihanet içinde. Size söz verdikten sonra sizi hiçbir zaman aldatmadım ve aldatmayı da düşünmedim. Müşriklere karşı da asla muhabbet beslemedim. Beni bu mektubu yazmaya zorlayan sebep, bütün muhacir kardeşlerimin Mekke'de bir hamisi, Mekke'deki yakınlarını, Mekke müşriklerinden koruyacak sahipleri var. Benimse Mekke'de yakınlarım var, ancak onları koruyacak kimse olmadığı için, bu yazdığım mektup bir dayanak olsun istedim. Ben şunu da biliyorum ki, Allah onlara şiddetini inzâl edecek, benim mektubum onlara bir fayda sağlamayacaktır." Hâtıb'ın bu müdafaasını dinleyen Efendimiz, onun özrünü kabul eder. Efendimizin Hâtıb'ın özrünü kabul ettiğini duyan Hazreti Ömer şöyle der:"Ey Allah'ın Resûlü! Bana müsaade buyurun da şu münafığın boynunu vurayım." Ömer'in bu çıkışı üzerine Efendimiz buyurur ki:"Ey Ömer! Bilmez misin? Allahu Teâlâ, Bedir savaşına katılan sahâbe için, 'Dilediğiniz yapın! Muhakkak ben sizi mağfiret ettim.' buyurdu ki, bu zat ta Bedir'e iştirak etmiştir."
Efendimizin bu açıklaması üzerine Hazreti Ömer gözyaşlarına mani olamaz ve ağlar. Allah CelleCelâluhu şu âyeti kerimeyi inzâl buyurur:"Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir. Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Peygamberi de, sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse), doğru yoldan sapmıştır." (Mümtehine, 60/1)
Kafir Pkk’y Destek Olmadımı ?
Bu insanoğlundan her şey beklenir. Çok şerli bir varlıktır, Allah insanın şerrinden bizleri muhafaza eylesin. İnen âyeti kerime ile, bizim kâfirlerle dostluğumuz, onlara yardım etmemiz, onlara gizli muhabbet beslememiz tamamen yasaklanmıştır. Rabbimiz kâfirlerle niçin dost olmamamızı emrediyor? O kâfirler, fitne ve fesat bakımından hiçbir şeyi noksan bırakmazlar. Onlar mü'minlerin başarısını, maddîmânevî kalkınmasını istemezler. Mü'minlerin güçlenip galip olmalarını istemezler.
Bunun böyle olduğunu anlamak için eski tarihlere gitmeye gerek yok. Yakın tarihte ülkemizin başından geçen olaylar bile kâfirlerin dost olmayacağını açıkça bize göstermiştir. PKK terör örgütüne kâfirlerin verdikleri destek bilinmektedir. Bir yandan bize dost gözüküyorlar, diğer taraftan da her çeşit fitnefesadı yaparak PKK'ya her türlü desteği veriyorlardı. Hatırlayın, batılı kâfir devletler PKK'ya silâh yardımı ve her türlü yardımı yapmadılar mı? Rabbimiz buyuruyor ki:"Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinizden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise, daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (Âli İmran, 3/118)Bize bunca hainliği, fitnefesadı yapmalarına rağmen yine de onların peşinden gitmekten, onlarla dostluk kurmaktan ne zaman vazgeçeceğiz. Onlar ki, Kur'anı Kerim'i inkâr ediyorlar. Onlar ki Peygamberimizi tanımıyor, kabul etmiyorlar. Her fırsatta bize düşmanlıklarını ortaya koyuyorlar, bizse hâlâ onları sevmeye devam edeceğiz, onlarla beraber olacağız. Olacak iş değil, aklın alacağı bir durum değildir bu. En büyük avanaklık, seni sevmeyeni sevmektir. Bu durum yüce kitabımız Kur'anı Kerim'de bize şöyle haber verilmektedir:"İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri hâlde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir." (Âli İmran, 3/119) Kâfirlerin bize bunca düşmanlığı yapmalarına rağmen, onları örnek almaktan, onlara şirin görünmekten gurur duyan Müslümanlar var. Şu bilinmelidir ki, dünya üzerinde İslâm olmayan her ülke bize düşmandır, gayrimüslimden Müslümana dost olmaz.
Allah Dostluk Nidası ile Nida Ediyor
"Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten kin ve düşmanlıkları, ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise, daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (Âli İmran, 3/118) Bu âyeti kerimede Mevlâ Teâlâ bir dostun dostuna olan nidası ile nida buyuruyor. Dostun, dostuna olan tembihi ile biz mü'minleri tembihliyor. Dostun, dostunun imanına şahitliği ile şahitlikte bulunuyor. Mevlâ'mızın biz mü'min kullarına bu şekilde hitap etmesi ne büyük bir nimettir. İyi düşünün, yüceler yücesi Rabbimiz bize dostluk nidası ile haber veriyor. Ya biz ne yapıyoruz, bu güzel uyarıya rağmen O'nun düşmanları olan kâfirleri dost ediniyoruz. Hâlbuki dostluk muamelesi, dostunun düşmanı ile dostluk yapmamayı gerektirir.
Mevlâ'mız gerçek iman sahiplerini, mü'minleri kendisine dost edindi. İman edenlere "dostum" dedi. Mü'minler de ne yaptılar, gittiler Allah'ın düşmanları ile dostluk kurdular. Bu yapılan iş Mevlâ'mızı gazaplandırmıştır, ben seni dost ediniyorum, sen de benim düşmanımı dost ediniyorsun, olacak iş değil. Ben de bunun karşılında, o dost edindiğin benim düşmanımı senin başına musallata edeyim de, kâfirle dostluk nasıl olurmuş gör. Bana yaptığın vefasızlığın da cezasını çek.
Tarih bunun örnekleri ile doludur. Özellikle de yakın tarih Bosna Mü'min kardeşlerimiz, Sırplarla öyle dost oldu ki, mü'min kardeşleri ile öyle dostluk kurmamışlardı. Sonra ne oldu, siz misiniz Mevlâ'yı bırakıp da kâfirleri dost edinen? Siz Rabbimizi ne sanıyorsunuz? O bir şeye dur derse durur, yürü dese yürür. Ateşe yak dese yakar, yakma dese yakmaz. Düşmanın sana musallat olduğunda, ona dur dese düşman sana bir şey yapamaz, düşmanlık edemez. Her şey Mevlâ'mızın kudret elindedir.
Bu mânada Mevlâ'mız bir kudsî hadisi şerifte şöyle buyuruyor:"Ben Allah'ım! Meliklerin melikiyim, bütün meliklerin kalpleri ve perçemleri benim (kudret) elimdedir. Eğer kullar bana itaat ederse, o melikleri onlara rahmet edici (acıyıcı) kılarım. Eğer kullar bana âsi olurlarsa, o melikleri onlara azap (vesilesi) kılarım (öyleyse) padişahları kötülemek ile meşgul olmayın, lâkin bana tevbe edin, (ta ki) onları sizin üzerinize merhamet edici kılayım." Mevzuumuzla alâkalı bir hadisi şerifte de Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:"Sünnetime sıkıca sarılmaya devam ettiğiniz müddetçe, düşmanınıza galipsinizdir. Eğer sünnetimden çıkarsanız, Allah sizi korkutacak birisini üzerinize musallat kılar. Bu korku kalplerinizden çıkmaz, ta ki sünnetime dönünceye kadar." |
Tarih: 28.03.2008 Hit: 46
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|