|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.642
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 930
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.240
Forum mesajları: 11.807
Sayfa izlenimi: 641.945
Bugünkü sayfa izlenimi: 294
En son üyemiz: kaptanyamağı
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.18
|
|
Halidiye.com | Esad Efendi Divanı
Esad Efendi DivanıErbilî Es'ad Efendi Divanı Üzerine
Yazar: Mahmut BIYIKLI
Es’ad Erbilî Hazretleri, iki yandan Fahr-i Kainat Efendimizin pak nesebine dahil olmakla fıtrî bir üstünlüğe sahip kılındığı gibi gayret ve kararlılığının şifalı meyvesini Nakşî ve Kadirî yollarının has bahçesinden derlemiş bir âlim kâmil mürşid ve seçici aklıyla evliya-yı kiramın meşhur şairlerinin şârihi ve kâmil şairdir.
84 yıllık dünya hayatının her safhası istikamet ve ihlas üzere feyizli ve bereketlidir. O, her vatan toprağına dağılmış binlerce müntesibi ve hakiki halefleriyle çağına ve sonrasına rahmet ve nur yağdıran yıldız silsilesinin de bir parlak halkasıdır.
Hayatının her safhası ibret verici olmakla eğitim cihetinden muhtevalı bir incelemeye ihtiyaç göstermektedir. Bu, henüz gerçekleşmemiş bir mesaidir.
Bu yazının konusu ise Erbilî Es’ad Efendi’nin şiirlerinin mahiyet ve ehemmiyeti üzerinde toplanan dikkatlerin ifade edilmesi gayretinden ibaret olmakla diğer hususlardan uzaktır.
Es’ad Efendi 1847’de Musul/Erbil’de dünyaya gelmiştir. Tam adı “Muhammed Es’ad”, künyesi doğduğu yere nisbetle “Erbilî”dir. Farsça ve Türkçe olarak kaleme aldığı şiirlerinde “Es’ad” ismini mahlas olarak kullanmıştır. Şiire başlayış tarihi tam olarak söylenemeyecek olmakla birlikte 1883’ten itibaren bilhassa Fatih Camii’nde Hafız Divanı ve Mevlânâ Câmi’nin Luccetü’l-Esrar’ı üzerine verdiği derslerle ciddi bir dikkat yönelişinin mevcudiyeti söz konusu edilebilir.
Farsça-Türkçe ve bir adet Arapça ve bir adet Kürt lehçesiyle söylediği şiirlerini topladığı mecmuaya hacim itibariyle “Divançe” demek daha uygun görünmektedir.
Eserinin baş kısmında bizzat müellifi tarafından kaleme alınmış veciz bir “Mukaddime” bulunmaktadır. Erbilî Hazretleri bu kısa giriş kısmında şiirlerinin yazılış ve tertip sebebini, kendisinin de hayranı ve takipçisi olduğu divan şiirinin yapı ve muhteva özelliklerini ve bu şiire karşı duruşların sebep ve değerlendirmesini özlü bir şekilde ifade etmiştir. Bu değerlendirme üç cihetten önem arz etmektedir.
Birincisi, önceki asrın sezgisi yüksek ve ruhî tekamülü tamam olgun şairleri birbirinin dilinden anlamakta bir zorluk içinde bulunmadığı için yazdıkların izah ve mütalaa tavrı içerisine girmemiştir. Ancak zamanla bilgi, sezgiden ayrılıp öz, kalıptan ibaret hâle gelince divan şiirinin şekil ve muhteva tarzı dar anlayış sahiplerinin idrakini zorlar duruma geçmiştir. Erbilî Hazretleri bu özlü giriş kısmında divan şairinin ifade tarzını sadece gerektiği kadar kelam ile sıhhatli şekilde özetlemiştir.
kinci husus ise divan şiirinin yapı ve öz bünyesine yönelik bir anlamlandırma noktasının, kişinin dünya ve âhiretini etkileyecek bir anlayış bozukluğuna delalet etmekle çok tehlikeli bir vadi olduğunun vurgulanmasıdır.
Üçüncü nokta ise, bir kâmil mürşid mizanı ve şair yaratılışın hikmetini dengeleyerek müstakil gazel ve kasideler ve yer yer bütünleyici ve yorumlayıcı tahmislerle, vurgu yaptığı hususları bizzat uygulayarak divan şiirinin iç ve dış özelliklerinin daha açık şekilde anlaşılması yolunda işlek bir örnek getirmiş olmasıdır.
Çok özlü bir anlatıma sahip bulunması ve bugün hala divan şiiri üzerindeki yaygın anlayışın tam olarak doğru bir istikamete yönelmeden kısmi kabullerden ibaret kalması sebebiyle mukaddime bölümündeki değerlendirmeleri dikkat nazarına sunmakta fayda bulunmaktadır. Bu giriş, ayrıca Erbilî Hazretlerinin şiirinin esas bünyesini tarif edici nitelik de taşıdığı için okuyucu zihninde bir anlayış genişliğini kendiliğinden oluşturacağı ümidini de taşıyoruz. Kavrayış kolaylığı açısından metindeki hükümler maddeler halinde gösterilecektir:
1- Bizim, “divan şiiri” olarak andığımız ve hikmetlerini sade düzgün söz söylemekten ibaret sandığımız zatlar, velayet makamının derecesi yüksek ulu kişileridir.
Bu zatlar yaratılış itibariyle ruhî tekamülleri yüksek (latif) ve yönelişleri de altı cihet manasının tamamına açık ve zarif kimselerdir.
Bu latif ve zariflikleri sebebiyle yalın ve tek anlamlı ifadeler yerine çok anlam çağrışımlı üst bir üslup geliştirmişlerdir.
Bütün üst üsluplar gibi bu anlatım tarzı da bir takım remizler, kalıp işaretler üzerine kurulmuştur.
Bu remizlerin dış anlamı “şarap/sevgili” gibi gündelik ve Allah’ın ahkamına aykırı duran terimlerle örülmüştür.
2- Böyle bir anlatım tarzı geliştirmelerinin esas sebebi, ayet-i kerimelerdeki mecaz ve istiare düzenini örnek almış olmalarıdır. Kuran-ı Kerim nasıl ki yetmiş bin iç yetmiş bin dış manasıyla her çağa ve her idrak seviyesine hitap edecek surette sözün Mutlak Sahibi (c.c.) tarafından tertip edildiyse, divan şiir nizamı da Allah’ın kıdemli evliya-şairlerinin dimağında öylece şekillendirilmiştir.
Kur’an’ın iç anlamını oluşturan mecaz ve istiare düzenini kavrayamayan dolayısıyla bundan zevk alamayan kendi nefsini ilah edinmişler aynı örnekleme tarzına sahip divan şiirine itirazı alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu sebeple bu lafızlarla kast olunan anlamlara açıklık getirilmesinde fayda vardır.
3- Bu itirazı itiyat edinenlerin durumu şudur: Nefisleri ve şeytana mahkum, heva ve heveslerine de mağlup oldukları için sufiyye yolunda yürüyenlerin insanî lezzetlerden mahrum kaldıklarına hükmetmişler ve bu zan bu eğri düşünce sebebiyle hem şu anlarındaki manevî feyzlerin önünü kesmiş hem de âhiret hayatlarını tehlikeli hale getirmişlerdir.
4- Kur’an-ı Kerim’in mecaz ve mazmun düzenini takip eden divan şiirinin bu niteliği ve niceliğinin eğri görüş sahiplerinin tepkisini çekmesi üzerine evliya-yı kiramın önde gelenlerinden olan bir şairler zümresi adeta bir misilleme mantığı geliştirerek aslında sufiye yolunda mevcut olmayan “ıyş u ışret, şevk u tarab, mey ü meyhane, pir i mugan, saki vü sagar, bezm ü tarab, mutrıb ü muganni, mahbub-ı hakikî” gibi unsurları şiirlerinin bünyesine yerleştirmişlerdir. Böylelikle ham anlayış sahiplerinin oklarına karşı şiirlerine bir zırh giydirmişler ve sadece kendileri gibi hakikat ehlinin anlayabileceği bir mecaz düzeneği kurmuşlardır.
5- Bu yüksek dereceli evliya-şairlerin kullandıkları terimlerin asıl manası ise şöyledir:
MAHBUB (SEVGİLİ): Zevale mahkum olmayan ZÜLCELAL HAZRETLERİ ve ENBİYA VE EVLİYA-YI KİRAM’ın CEMALİ yani manevî tasarruf güçleridir.
MEY (ŞARAP): Dünya korku ve emellerinin gelip gitmesinden hasıl olan sıkıntıları gideren “MUHABBETULLAH” yani Allah aşkıdır.
MEYHANE: Tarikat ehline tahsis edilmiş ibadet yerleridir.
PİR-İ MUGAN: Ateş saçan şarabı yani Allah aşkını imal ve sevk eden ulu kişi, yani MÜRŞİD-İ KAMİL’dir.
SAKİ (ŞARAP SUNAN): Yol erinin kalbini ana feyz kaynağına bağlayan halifelerdir.
BEZM (MECLİS): Toplanma yeri ve anı, yol erinin zikir, terennüm ve muhabbet neşvesiyle kendilerinden geçtikleri toplantı zamanlarıdır.
6- Bu ulu zatlar sözlerini sadece selim akıl sahiplerinin anlayabileceği gibi tertip etmekle onlara ebedî gönül hoşluğundan esintiler getirmekle kalmayıp dar anlayış sahiplerinin ve kötü niyetlilerin nazarından da şiirlerini muhafaza etmenin rahatlığını ve keyfini çıkarmışlardır.
- Elimizde bulunan matbu divanın “Birinci Bölüm”ünde yer alan Farsça şiirlerin tercümesi metin şerhi mütehassısı Ali Nihat Tarlan tarafından gerçekleştirilmiştir. Farsça şiirlerde Arapça elifbaya göre her harf için bir şiir tanzim edilmiştir. Şiirler, tevhid, na’t ve methiye hüviyetindedir. Anlamları çok derin ve işlenmeye çok müsaittir.
- Farsça şiirlerin son kısmında “Musammat” başlığıyla Hafız-ı Şirazî’ye Halis’e, Kelim’e, Hz. Mevlana’ya, Halid-i Bağdadî’ye, Nur Ali Mağribi’ye iki adet Molla Cami’ye tahmis, bir terci’ ve bir gazel-i mutavvel (15 beyitten uzun gazel) yer almaktadır. Hikemî nitelikleri öndedir. Bundan sonra “y” kafiyesiyle “Kürt lisanında bir gazel” başlığıyla 7 beyitlik bir metin gelmektedir. Birinci beyte baktığımızda metni oluşturan 11 kelimeden 8’i Farsça, 1’i Arapça’dır. Bu sebeple “Kürt lehçesi-ağzı” ibaresi daha uygun düşmektedir.
- Divan’ın “İkinci Bölümü”nü Türkçe şiirler oluşturmaktadır. Muhtelif vezinde 16 Türkçe gazelden sonra 1 na’t hüviyetli Arapça-Türkçe mülemma gazel gelmektedir. Sonraki şiirler tahmis ve nazire hüviyetindedir. Bu kısmın sonunda Es’ad Efendi’nin şiirlerine yapılan tahmisler yer almaktadır. Son kısımda, “Mevlid-i Şerif-i Hz. Fatımatü’z Zehra radiyallahu anha” başlıklı hem Farsça hem Türkçe olarak tertip edilmiş Hz. Fatıma validemizin doğumunu anlatan 75 beyitlik özel anlatımlar yüklü bir metin yer almaktadır. Basılı divanın tanıtım kısmında Türkçe tercümenin de Es’ad Efendi’ye ait olduğu söylenirken T.D.V. İslam Ansiklopedisi’ndeki “Es’ad Erbilî” maddesinde oğlu Mehmed Ali Efendi tarafından manzum olarak Türkçe’ye çevrildiği ifade edilmiştir.
- Divan’ın özlü manalarını bugünün anlayışına ulaştırıcı açıklamalı bir incelemeye olan ihtiyacı vurgulayarak sözün sonunu Es’ad Efendi’nin bir beytinin hikayesiyle getirmiş olalım:
Ne yerden kârbân-ı gam geçer olsa konar bende
Belâ râhında şimdi bir muayyen menzil oldum ben
Bu beyit, adeta hem müellifinin hem de hak yolunun bütün müntesiplerinin ahvalini akıcı, anlaşılır ve özetleyecek şekilde resmedilmiştir.
Dünyaya ait ne kadar gam, keder, kasvet varsa kervan kervan olup menzil-i maksuda yol alırken yolu bir kervansaraya uğrar.
Han emini der ki: Ey garip yolcu, yükünü bende dinlendir; var sen selametle git, eğlenme. Yolcu eğer eğnini, büker boynunu, döker yükünü.
Sağol, der, yaşadığın müddetçe sağ ol!
Han emini bu dua ile yapılır.. yapılır.. yapılır. Sağ olur, diri olur, doğrulur. Şöhreti şeş ciheti tutar:
“Filan menzilde bir hancı her nerden gam yükü kervanı gelirse bölmeden hanesine alıkoyar, kervanları sağ u esen yola revan eyler.” diye dillere vird olunur.
* Önce hancı, yoldan geçen kervanları beklerken sonra her bağrı yanık kervancı bir bir güzergahı ona düşürüp yükünü eğip belini doğrultur olmuş.
* Her menzilde böyle nice han emanetçileri adları meçhul eserleri malum ÖNDEN GİDEN ATLILAR yolcularını menzil-i maksuda taşımak için hazır beklerlermiş.
* Gören gözler için… gün ışığı vakti… onlar hep hazır olurlar Hızır olurlarmış…
GAZEL
Beni bîhûş eden ol sâki-î şûh-ı dilârâdır
Lebi mey ârızı mînâ kadi bir serv-i ra’nâdır
İşitmem sözlerin nâsıh derûnm va’zını sığmaz
Tenimde hâlî bir yer yok lebâ-leb aşk u sevdâdır
Kemâl-i hüsnünü görmüş girif-târ olmayan kimdir
Sanâ ey nâzenîn hûr u perî bi’l-cümle şeydâdır
Gül-i ruhsârını göster ki erbâb-ı safâ bilsin
Beni âlemde rüsvâ eyleyen ol rûy-i zîbâdır
Ne bâkem zulmet-i şebden habîbim şem’a hâcet yok
Hayâl-i ârızınla hâne-i kalbim mücellâdır
Ğubâr-ı hâk-i râhın isteyip ağlar gözüm yoksa
Cihânın zulmet ü nûruna ülfetten müberrâdır
Ne Ferhâd u ne Mecnun sen gibi zâr olmamış Es’ad
Meğer sen sevdiğin dilber ne Şîrîn’dir ne Leylâ’dır
GAZEL
Senin aşkında mecnûnum ve lâkin iştihârım yok
Demâdem dâğ-ı hasretle figandan başka kârım yok
Metâ-ı lütfunu almak için sermâyesiz geldim
O dürlü bir tehî-destim ki hattâ ihtiyârım yok
Ne ilm ü ma’rifet verdin ne câh u menkıbet yâ Rabb
Bi-hamdillâh ki bir zerre medâr-ı iftihârım yok
Benî nev’-i beşer resminde ancak bir heyûlâ var
Cihanda kâm alırdım ben olaydı ger o vârım yok
Ne dârım var benim Es’ad ne de meyl-i diyârım var
Cemâl-i yârdan başka diğer bir intizârım yok
Muhammed Es’ad Erbîlî
|
Tarih: 28.03.2008 Hit: 15
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|