İlmiyle, gayesi
Allah rızası olmayıp, benlik olanlar “ Bilemiyorum ” diyecek kadar semahat ve
tevazu göstermezler.
Zühd, fakirlik
demek değil kalbin mala meyletmemesi demektir.
Kim ki sükutu
iltizam eder, dünyaya meyletmezse ilmin bütününe sahip demektir.
Kıymetli ömür
sermayesini israf en büyük zarardır.
İlmin batıni
meyvesi fetva ve hükümler değil takvadır.
Kuran-ı Kerimi
bilmek; her şeyi bilmek demektir.
Cüneyd-i Bağdadi
(k.s.) daima on kişi civarındaki topluluğa hitab ederdi. Cemaati 20’yi bulsa
daha fazla konuşmazdı. Bu sebepten bir kere olsun cemaati 20’yi bulmamıştı.
Hikmeti ehli
olmayana vermek cehalet, ehline vermemek ise zulümdür.
Selefin kabul
ettiği ilimlerin çoğu kayboldu.
Süfyan-ı Servi :
“Bir alimin etrafında toplanmış çok dostu olduğunu gördün mü bilmiş ol ki safi
değil ( riya ile ) karışıktır. Çünkü eğer ilminin gereğiyle konuşsa, doğruyu
söyliyeceği için çokları da kendisine husumet besler; hepsi dostu olmaz.”
Hidayetin anahtarı
mücahadedir.
İmam-ı Şafii :
İlim; faziler ve akıl sahipleri arasında yakınlık ve dostluk vesilesidir.
İlim, alimi başı
boş bırakmaz. Ya ebedi saadete veya ebedi felakete ulaştırır.
İlim öğrenmek,
kalbin ibadeti, sırrın namazı, ve iç hasselerin Allah’u Tealaya yaklaşmasıdır.
Kalb, meleklerin
indirği ve eğlendiği evdir.
Basiret nuru,
suretleri değil siretleri mülahaza eder.
İlim ; kurtuluş ve
saadetin sebebidir.
İlim ; ancak
tevazu göstermek ve dinlenmekle elde edilir.
Hz. Ali (k.v.) :
Gerçeği bilki; O’ndan sonra ehlini bulursun.
Allah’a yakınlık
için çalışan beden değil kalbtir.
Ahmaklar;
akıllarını en ziyade beğenen kimselerdir.
Alimin günahtaki
cezası cahilinkinden çoktur.
Alim; ya ebedi
helak ya ebedi saadetle karşı karşıyadır.