Şihabüddin
Sühreverdi ile Muhyiddin-i Arabi karşılaşmışlar, fakat aralarında hiç konuşma
olmadan birbirlerine bakışarak ayrılmışlardır.
Daha sonra İbn-i
Arabiye;
“Şeyh
Şihabuddin’i nasıl buldun?” diye sorulunca “Baştan ayağa kadar sünnet edebiyle
dopdolu” diye cevap vermiş.
İmam
Sühreverdiye’de “Muhyiddin-i Arabi’yi nasıl bulduğu” sorulunca : “O bir
hakikatler deryasıdır” karşılığını vermiştir.
İmam-ı
Sühreverdi; ömrünün son zamanlarında gözlerini kaybetti ve kötürüm oldu. Buna
rağmen zikir ve evradını hiç terk etmedi.
İnsan
tabiatının dengesizliği ve kararsızlığı, marifet-i ilahiye’den yoksun olmasında
ileri gelir.
Kim dünyaya
gönlünü kaptırmazsa; onun kalb yolları açılır, genişler ve içinden ilim
pınarları akar.
Gerçek fakih
alim; dünyaya gönlünü kaptırmayan ve ilmiyle kalbleri inzar ( ve ihya )
mertebesine ulaşan mutteki kimsedir.
Bütün haramlar,
nefsin ateşini kalbin sıkıntısını çoğaltır.
Kim sekr
halindeyken; Onun işitme ve görme gücü yok olur.
Şehvetlere
karşı kendisini tutan kimse; edebin üçte birini bulmuş olur.
Kalbin ölmesi;
nefsin şehvetlerinin peşine düşmesinden ileri gelmektedir.
Şehvetler;
niyetlenilen salih nameleri kalbden silip yok eder.