|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.642
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 930
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.241
Forum mesajları: 11.809
Sayfa izlenimi: 642.436
Bugünkü sayfa izlenimi: 785
En son üyemiz: kaptanyamağı
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.18
|
|
Halidiye.com | Endülüs'e Doğru
Endülüs'e Doğru
Endülüs'e Doğru
Safvet SENİH
|
|
VII. asırda, yeni bir inanç, yeni bir anÂlayış hâkimiyet kurmuş, yeni
bir dünyanın müjde ve mesajları inananları yerinde duraÂmaz hale
getirmiştir.İçlerinde duydukları aşkı ve şevki bir meşale ışığının
rehberliği kabul edenler, her tarafı aydınlatma niyeÂti ile
mütemadiyen dünyanın sağına soluÂna koşup durmuşlar. Ruhlarında
hissetÂtikleri hazzı herkese duyurabilmek için karÂşılarına denizin
çıkışına aldırış etmemişler. Temiz ve duru inançlarını bir uçtan öbür
uca, dünyaya yayma yarışma katılmışlar. Bütün bir asır, boydan boya, bu
esrarengiz kuvvetin tesiriyle coşup, çağlayanların desÂtanları ile
dolup taşmış.
Köklü ve derin bir uyanış, bir kaç asır içinde bir oldubittiye gelebilir mi?
VIII.asırda, aynı davanın sevdalıları ile, aynı ahenkle akışına devam
etmiş. Asırlarca bir devlet kuramamış, başkalarının müstemleke veya
himayesinde yaşamak bir huy haline gelmiş olan bâdiyede dağınık hayat
süren çöl çocukları, o müthiş enerÂjinin heyecanı ile azlık ve
imkansızlıklarıÂna bakmadan inançlarının beslediği zengin ve rengin
ruh dünyalarını başkalarına da açabilmek, insanlığı hep bahar havası
olan kendi iklim ve mevsimlerine çekilmek için kendi beldelerini,
benlikleri gibi aşmış ve yeni dünyaların içine karışmışlar yeni nar-ı
beyzaların yetişmesine vesile olmuşlar. Başka ırktan yeni nesillerin
ellerine hizmet sancağını tutuşturmuşlardır.
Bunlardan sadece birisini, bir dağa adıÂnı veren ve bin seneyi aşkın
bir zaman sonÂra Abdülhak Hâmid’e şiir ve nesir dünyasınÂda ilham
kaynağı olan Tank Bin Ziyad’ı ele alalım. Berberi asıllı.. Berberileri
bu ırkÂtan sayanlar, onun Türk olduğunu da söyÂlüyorlar. Kölelikten
azad edilmiş.. İyi ata biner, çok iyi kılıç, silah kullanır.
710 yılında 500 kişi ile mavnalara biÂnerek Cebel-i Tarık sahiline
çıktı ve güney sahillerini keşfe koyuldu. Bir iki kişiyi esir alıp
Mağrib’e geri döndü.
Fethe değer bir ülke olduğu anlaşılınÂca Halifeden fetih için izin aldı.
Bunun üzerine Tarık Bin Ziyad 7000 kişilik bir ordu ile İspanya
kıyılarına gitti. Mayıs (711) tarihinde Ceziret’ül-Hadra’nın Cebel-i
Tank denilen kısmına ayak bastı. Müfrezelerini parça parça bu dağa
yığdı. Geçiş tamamlandıktan sonra bütün gemiÂleri yaktırarak
askerlerinin dönüş ümitleriÂni ortadan kaldırdı. Bu kararlı ve cesur
tuÂtumu ile ordusunu büyük mücadeleye haÂzırladı. İlk şehir olarak
deniz kıyısındaki Ceziret’ül-Hadra şehrini zabtetti.
Tarık ilk defa (710) da İspanya sahilleÂrine geçince Endülüs valisi
Theodemir, duÂrumu İspanya kralı Rodrik’e bildirerek, Arabların
niyetlerinin iyi olmadığını haber vermişti. Kral Rodrik de o zaman
gerekli hazırlıklara başlamıştı. Tarık bunun farkına varınca Musa Bin
Nusayr’dan yardım istedi. Beş bin kişilik bir yardım kuvveti imdadına
yetişti.
Önce 7000 kişilik ordusu ile Seduniye şehrine doğru yürüdü ve zaferi
elde etti. 5000 kişilik imdat kuvvetiyle Guadalate veya Late ırmağı
kenarında bulunan Seviş mevkiine doğru ilerledi. Burada aniden kral
Rodrik’in 100.000 kişilik ordusunun habeÂrini aldı. Bunun üzerine çok
yönlü meşhur hitabesiyle askerlerini cihada davet etti.
“Firara mecal yok! Arkanızda düşman gibi bir deniz, önünüzde deniz gibi
bir düşÂman. Ölmemeniz ve yaşamanız için ileri gitmekten başka çare
yok. Biliniz ki, bu yarımadada kötülerin sofrasına oturan yeÂtim
çocuklardan daha zor ve sıkıntılı şartÂlar içinde bulunuyorsunuz.
Düşman sizi orÂdunuzu, silahlar ve bol yiyecekleri ile karÂşıladı.
Siz kılıçlarınızdan başka sığınağa sahip değilsiniz. Düşmanın elinden
kurtaÂracağınız azıktan başka hiç bir şeyiniz de yok. Eğer bir an önce
düşmanın işini bitirmezseniz günler uzar gider de hız ve aksiyonunuzu
kaybedersiniz. Sizden korkan kalbler artık cüret kazanmaya başlar. Bu
feÂci akıbete düşmekten kendinizi koruyunuz.
Biliniz ki, sizleri davet ettiğim şeye ilk defa kendim icabet ediyorum.”
Sonra Got kralı Rodriki, Bekka vadiÂsinde karşıladı. Ordusundan kat
kat fazla olan bu zırhlı orduya karşı göğüs göğüse savaşa karar verdi.
Bizzat kendisi harbin dördüncü günü, fildişinden yapılan müzeyÂyen bir
araba içindeki Rodrike hücum edeÂrek onu öldürdü. Kralın ölümüyle
moralleri bozulan Vizigotlar, Tarık’ın hergün artan hücumları
karşısında büsbütün bozguna uğÂradılar. Harbin 8. gününde kaçmaya
başlaÂdılar.
711 senesinin ramazan ayının 24. güÂnünde kazanılan meydan
muharebesinin müjdesini Tarık, kralın kesik başı ve ganiÂmetlerle
beraber Musa Bin Nusayra gönderÂdi.
Düşman askerinin yeniden toplanarak büyük bir ordu ile karşı koyarak
intikam alÂmaya kalkacağını hesaba katarak, Musa Bin Nusayr’ın yerinde
durup beklemesine dair emri dinlemeyerek Kurtuba şehri yaÂkınında
bulunan İstece kasabasına doğru yürüdü. Burada toplanmaya çalışan
düşman ordusunun artıkları üzerine şiddetli bir hüÂcumda bulundu.
Onları iyice bozup dağıttı. Bu iki zaferin İspanya’da duyulması,
Vizigotların maneviyatını bozdu,cesaretlerini tamamen kırdı. Köy ve
kasabalardaki ahâli, büyük bir korkuya kapılarak şehirlere doğÂru
iltica etmeye başladılar. Bu durumÂda Tarık, ordusunu dört eşit
parçaya böleÂrek, bir kısmını Kurtuba, bir kısmını Malaga, bir kısmını
da Gırnata ve Elviraye şehirÂleri üzerine gönderdi. Kendisi de geri
kalan kuvvetlerle Vizigotların merkezi olan Tuleytula şehri üzerine
yürüdü. Bu şehir gayet sağlam surlara sahip olmasına rağmen tesÂlim
olmak mecburiyetinde kaldı.
Bu şehirde pek çok ganimetler elde etÂti. Bunlar arasında Tuleytula
şehrinin sarayında bulunan Maide-i Süleyman adı ile anılan meşhur
tabelâ da bulunuyordu. GaÂnimetleri Musa Bin Nusayr’a gönderdi. Onun
bunlarda gözü yoktu. Çünkü zülcenaheyn idi. Yani dışın fâtihi olduğu
gibi alabildiğine derinlere inmiş, iç âleminin de fatihi olmuş gerçek
bir kahramandı. HatÂta kralın sarayına girdiğinde hazinelerinin
üzerine ayağını koymuş ve kendi kendine muhasebesini şöyle yapmıştı: —
“Tarık, sen dün tasmalı bir köleydin. Bugün muzafÂfer bir kumandansın
ama dikkat et yarın toprağın altına göçecek ve hesap verecekÂsin. “
Endülüs adı ile anılan bölge, İspanya’nın ancak 1/5 veya 1/4 inden
ibaret olduğu halde, gerek burada ve gerekse ülkenin diÂğer yerlerinde
oturan ahali, İslâm ordusuÂnun ilerleyişinden korkarak Fransa’nın
içÂlerine doğru hicret etti.
Tarık, fethettiği yerlerdeki halkı dinleÂrinde serbest bırakıp mal ve
can emniyetini sağladı. Hristiyanlara karşı gösterdiği bu güzel
muamele, hemen tesirini göstererek, kısa zamandan sonra hristiyan
muhacirlerÂden başka Avrupa’nın bilhassa Fransa’nın muhtelif
yerlerinde oturan ve yaşayışlarınÂdan memnun olmayan bir hayli
ahalinin seÂvine sevine Endülüse gelmesine sebeb oldu.
Artık İspanya yeni bir doğuşa nüve teşkil edecekti. Edebiyat, sanat,
ilim ve teknikte rönesansın başlangıç noktasını buÂrada aramak icap
eder. Alman yazar S. Hunkenin “Avrupa’dan Doğan İslâm GüÂneşi” isimli
eserini mütalaa eden herkes bu gerçeğin itirafını bütün boyutları ile
göÂrecektir.
İşte bir çağın fâtihi unvanına lâyık bu büyük kumandan, her büyük gibi
hizmetiÂnin mükafatını dünyada görmeden, bu fâÂni âlemi terk
etmiştir. Çünkü bu zaferlerden sonraki hayatı Suriyede menkûbiyet
içinde yani dert ve meşakatler altında ve sade bir şekilde geçmiştir.
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 57
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|