|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.642
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 930
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.240
Forum mesajları: 11.807
Sayfa izlenimi: 641.974
Bugünkü sayfa izlenimi: 323
En son üyemiz: kaptanyamağı
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.18
|
|
Halidiye.com | Selçuklu Devleti'nin Doğuşu VE Tuğrul Bey
Selçuklu Devleti'nin Doğuşu VE Tuğrul Bey
Selçuklu Devleti'nin Doğuşu VE Tuğrul Bey
Çetin Sungur
|
|
Dukak Bey’in oğlu Selçuk Bey; 1007 tarihinde hayata gözlerini
kapadığında geride kalanların bilânçosu; Tuğrul ve Çağrı adında iki
torun ve 900 atlı adamdır. Türk tarihinin en büyük imparatorluk
hanedanının nüvelerini oluşturan bu bir avuç insan, yıllarca oradan
oraya göç edip yurt aramadan bıkarak, soydaşlarının yaşadığı Horasan’ın
yolunu tutarlar.
Türk, İslâm ve dünya tarihini derinden etkileyecek olaylar işte bu
hâdiseyle şekillenmeye başlar. Zira biri cesaret ve şecaati, diğeri
yüksek devlet adamlığı vasfı ve siyasi zekâsı ile tarihte şöhret yapan
Tuğrul ve Çağrı kardeşler, en büyük iki Türk-İslam siyasi teşekkülünden
ilkinin, Selçuklu Devleti’nin temellerini Horasan’da atmışlardır. 1
Selçuklular Ceyhun’u geçince buradaki birçok Türkmen kendilerine katıldı ve sayıları kısa zamanda 10.000’e yükseldi.
Selçuklu Beyleri, Horasan’a gelmelerinin sebeplerini bir mektupla
Gaznelilere bildirdiler. Mektupta, yersizlikten, kendileri için
emniyetli yer bulamamaktan dolayı Horasan’a geçtiklerini, Sultan
Mesut’un tebaası olmak istediklerini, ayrıca devletin sınırlarını
koruma vazifesi de yapabileceklerini anlatıyorlardı. 2
Selçukluların askeri gücünden ve sayılarının artmasından çekinen Sultan
Mesut, bu talebi, üzerlerine bir ordu sevk etmekle cevapladı. Yapılan
muharebede Gazne ordusu büyük bir bozguna uğradı. Selçuklular ümit
etmedikleri bu zaferden sonra kurultayı (meclis) topladılar ve son
durumu müzakere edip şöyle değerlendirme yaptılar:
“Düşünmediğimiz ve ummadığımız halde böyle bir hadise oldu. Bunu
kendimizden bilmek hatadır. Bu büyük orduyu biz yenmedik. Biz kendimizi
korumaktan fazla bir şey yapmadık. Bu onların tedbirsizliğinden
olmuştur. Allah istedi böyle oldu. Ve beklemediğimiz halde bunca nimet
ve alet elimize geçti. Fakir idik, zengin olduk. Bu olup bitenden
dolayı mağrur olmamalıyız!” 3
1038 Mayısında Gazne ordusunu ikinci defa yenen Selçuklular, Horasan’ın
merkezi ve en mühim şehri Nişabur’a yürüyüp şehri ele geçirdiler.
Tuğrul Bey Nişabur’da, şehrin ileri gelenlerini ve âlimleri saygı ile
kabul edip, halkın şikâyetlerini dinledi. Bu arada şehrin kadısı Said
ile görüştü.
Kadı: “Allah size uzun ömür versin. Oturmuş olduğunuz bu
tahtı, Sultan Mesut’ un tahtıdır. Hak Teâla’nın gaybî perdelerinin
arkasında daha neler vardır. Dikkat buyurun ve Allah’tan korkup
sakının. Adalet ve insafı elden bırakmayın. Zulüm görmüş olanlar ve
haksızlığa uğramış bulunanlara karşı merhametli davranın ve onların
haklarını müdafaa etmeye bakın, onların dileklerini dinleyin... Bu
gelişimle hakkını yerine getirdim. Bir daha gelemem. Zira ilimle
meşgulüm. Eğer akla rücû ederseniz, verdiğim bu nasihat yeter” dedi.
Tuğrul Bey de: “Bundan böyle artık huzura gelmekle kadı’nın
zahmet etmesini istemem. Söylediğine göre iş yapmayı kabul ettim.
Bizler buranın yabancısı garip insanlarız. Kadı haber göndermek
suretiyle nasihatlerini bizden esirgemesin.” 4 diyerek büyüklüğünü ve nezaketini gösterdi.
Gazne hükümdarı Mesut bu gelişmeler üzerine büyük bir ordu hazırladı ve
ordunun başında, Selçuklu meselesini halletmek üzere harekete geçti.
Gazneli Mesut’un büyük bir ordu ile üzerlerine geldiğini duyan, Tuğrul
Bey, içerilere çekilmeyi teklif ettiğinde, Çağrı Bey toplanan mecliste
şu görüşleri savundu:
“Eğer biz onu yenersek bütün cihanı ele geçiririz. Eğer o bizi mağlup
ederse, firara muktedir olamayız. Zira mağlup edilirsek peşimizden
nasıl gelecekleri aşikârdır. Çektiğimiz ve bugün çekmekte olduğumuz bu
kıtlığı onlar da çektiler ve hâlen çekmektedirler. Bizim at ve
askerlerimiz dinlenmiştir. Onlar ise çöllerden geliyorlar. Bu
yaptığımız acizliktir ve korkmamak lazımdır.” 5
Konuşmadan da anlaşılacağı gibi, Selçuklular cihanı fethetme azmi ve ideali içindedirler.
23 Mayıs 1040 Dandanakan Savaşı’nda, Selçukluların gerilla harbiyle yıprattığı ve yorduğu Gazne ordusu tam bir bozgun yaşadı.
Dandanakan zaferini kazanmakla evvelkilerden farklı olarak artık yeni
bir devlet kurduklarından emin idiler. Bu sebeple Selçuklu başbuğları
öğle üzeri atlarından inerek secdeye vardılar. Ve bu büyük lütfundan
dolayı Allah’a şükrettiler. 6
Merv’de yapılan büyük kurultayda devletin tanzim ve teşkili ele alındı.
Kurultay açılınca eline bir ok alan Tuğrul Bey, bunu büyük kardeşi
Çağrı Bey’e vererek kırmasını söyledi. O, bunu kolayca kırdı; ok sayısı
üçe çıkınca zor kırdı; ama dört oku kıramadı. Tuğrul Bey, Selçuklu
ailesi arasında tesanüdün lüzumunu belirtmek maksadı ile yaptığı bu
hareketten sonra bir nutuk irad ederek, birlik halinde kalmadıkları
takdirde, tek ok gibi kolaylıkla kırılabileceklerini, Selçuklu
ailesinin -birleşik oklar gibi- tesanüt içinde kalmaları halinde hiç
kimsenin kendilerini yenmeye muktedir olamayacağını, cihanı
fethedebileceklerini söyledi.
Peşinden Abbasi halifesi Kaim bin Emrillah’a şu mektubu gönderdiler;
‘Biz Selçukoğulları daima farzlara ve sünnetlere riayetkâr bir topluluk
idik. Çok vakit gaza ve cihad yolunda çalıştık. Mesut bizzat büyük bir
ordu ile üzerimize yürüdü. Allah’ın yardımı ve Hazret-i Peygamber
(s.a.s)’in teveccühüyle galip geldik. Bu ilahi lütfa şükür ve bu zafere
hamd etmek üzere, halk arasında adalet ve insafı yaydık...” 7
Kurultayda Selçuklu ailesi arasında görev taksimi yapıldı, fethedilecek
ülkeler belirlendi. Tuğrul Bey’in görev alanına batı tarafları
düşmüştü. Tuğrul Bey’in ilk andan itibaren fetih planları yaptığını
emrindeki şehzadeleri grup grup veya tek tek muhtelif bölgelerin
fethine memur ettiğini biliyoruz. Nitekim Horasan’da devlet işlerini
düzenledikten sonra batıya yöneldi. Böylece Selçuklular, Orta Çağ’ın en
güçlü devletlerinden Bizans ile karşı karşıya gelmiş oluyorlardı.
Esasen son bir asırda Bizans, İslam dünyasına doğru taarruza geçmiş
bulunuyordu. İşte Selçukoğullarının Bizans’ın doğu sınırlarında
görünmeleri bu devletin dikkatini bu bölgeye çekmesine yol açtı. Daha
önce Arap ordularının “Diyâr-ı Rûm”daki gazalarını ve misyonunu bu defa
doğudan gelen Selçuklular hem de kat’i netice alacak şekilde
üstlenmişlerdi. Çok geçmeden Selçuklu orduları Anadolu’ya girerek
Bizans birlikleriyle çarpışmaya başladılar ve 1048’de Pasinler ovasında
Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattılar. Alınan esirler arasında
Gürcü kuvvetlerini komuta eden Liparit’de vardı. Bu ilk önemli
Selçuklu-Bizans yumuşamasını kaybeden Bizans, Gürcü kralın serbest
bırakılması için Tuğrul Bey’e yüklüce miktarda para teklif etmiş, fakat
Tuğrul Bey para teklifini geri çevirerek kralı serbest bırakmıştı. Buna
karşılık Bizans, İstanbul’daki harap camii tamir ettirerek, burada beş
vakit namaz kılınmasına ve Tuğrul Bey adına hutbe okunmasına müsaade
etmişti. 8
Bu hadisede Selçuklu fetihlerinin ve mefkûrelerinin hedeflerini açık
bir şekilde görebiliyoruz. Onlar Bizans’ın başkentindeki harap camiden
de haberdardılar ve ellerine geçen ilk fırsatta bu camiyi hürriyetine
ve aslî fonksiyonuna kavuşturdular. Bugün Yunanistan’dan Romanya’ya,
Macaristan’dan Avusturya’ya ve eski Yugoslavya’ya kadar yıkımdan
kurtulabilerek ayakta kalabilmiş (İstanbul’dakiler dahil) yüzlerce
cami, kapılarında paslı kilitleri ve prangaları ile kendilerini
hürriyete ve cemaatlerine kavuşturacak kadife pençeli, Alparslan’ın
tabiriyle kartallar’ ve aslanları, Tuğrulları, Kılıçarslanları,
Baybarsları, Selahaddinleri beklemektedir. Zaten Selahaddin Eyyûbi
olamadan Mescid-i Aksa’nın, Fatih Sultan Mehmed olamadan Ayasofya’nın
prangalarından kurtulabilmeleri sebepler açısından mümkün değildir.
Selçukluların bu bölgedeki harekâtını anlatan Ermeni tarihçi rahip Mateos:
“1055 tarihinde üzerimize öldürücü bir rüzgâr esti. Tuğrul,
payitahtından hareket edip deniz kumu kadar çok olan askerlerle
Ermenistan’a yürüdü. O, ateş fışkırtan kara bir bulut gibi hareket edip
Erciş’e geldi..” 9 demektedir.
Gaza ve cihad maksadıyla Bizans’ın doğu topraklarına giren Tuğrul Bey,
Erciş ve Bargirip kalelerini alarak Malazgirt önünde ordugâh kurdu.
Doğu sınırının esas dayanak noktaları Van gölü kıyılarındaki kaleler ve
müstahkem Ani (Kars’ın doğusunda) idi.
Anadolu’da kesifleşen Türk akınları aralıksız olarak Tuğrul Bey’in
vefatına kadar sürmüştür. Bu akınlar Bizans’ın mukavemetini kırma,
müstahkem kalelerini susturma, ileride yapılacak büyük fütuhata ve
yerleşme siyasetine zemin hazırlama açısından büyük önem arz eder.
Böylelikle Tuğrul Bey Anadolu’yu vatan yapma idealinin öncüsü olmaktadır
Tuğrul Bey’in başarılarının hemen ardından kalabalık Türk kitleleri
Anadolu içlerine akmaya başlayarak, bölgenin tamamına yayıldılar.
Onlarla beraber tedrici olarak İslamiyet de bölgeye girmiş oluyordu10 ve böylece Anadolu’daki müstakbel İslâm hâkimiyetinin temelleri atılmış oluyordu.
Göçebe teşkilatı beyliğinden, bir cihan devleti liderliğine uzanan
çizgide bin bir sıkıntı ve mihneti dolu bir hayat 5 Eylül 1063 Cuma
günü Rey’de tamam oldu.Tuğrul Bey ,vefatı sırasında Ceyhun’dan Fırat’a
uzanan bir devlet, ama daha önemlisi kendinden sonra geleceklerin takip
edeceği bir mefküre bırakmıştı.
Tarihin gördüğü fevkalade insanlardan biri olan Tuğrul Bey hakkında kaynaklar şu bilgileri kaydederler:
Sadruddini’l-Hüseyni; “O, çok şeci (yiğit), kerim ve taate (ibadete)
düşkündü. Perşembe ve pazartesi günleri oruç tutardı. Nefsini güzel
ahlâk ile ahlâklandırmıştı. Tedbirli, doğru sözlü idi…”11
El-Bundan; “Sultan pek çok tasadduk ederdi. Mescit-cami yapmak, en
kudsi emellerinden biri idi; ibadeti çoktu. Gece namazları kılardı.
‘Ben kendim için bir ev yapıp da yanına mescit bina etmezsem Allah’tan
utanırım.. ‘derdi. 12
İbnü’l-Esir: “Tuğrul Bey akıllı, yumuşak huylu, çok sabırlı ve çok ketum (sır saklayan) biri idi; çok cömertti..” 13
İbn-i Hassul: “Tuğrul Bey’in şahsında İslam adaleti yer
yüzüne şamil olmuş ve onun ünü şarkı ve garbı tutmuştu... Allah’ın
rızasının nerede olduğunu araştırır, Allah’ın kullarına merhamet ve
şefkat eder, mal ve mülke ehemmiyet vermezdi... Kapısına ümit ile
gelmiş olan hiç kimseyi boş çevirmemiş ve hiçbir âlimden yüz
döndürmemiş ve hiçbir zulme meydan vermemiştir...” 14
İbn Hallikan: “Alimlere ve din adamlarına saygı ve hürmet
onun şiarı haline gelmişti. Devletini kurarken onların manevi
desteklerini ve dualarını alıyor, manevi dinamiklerle takviye
ediyordu.” (Bu bakımdan bir devlet kurucusu olarak Tuğrul Bey ile Osman Bey arasında pek tabii olarak benzer özellikler vardır...)
Tuğrul Bey, fethettiği şehirlere girdiğinde ilk olarak âlimleri ve din
adamlarını ziyaret ederdi. Mesela Hemedan’a geldiğinde ehl-i
tasavvuftan Baba Tahir’i görmek istemişti. Olayı tarihçi Ravendi’den
takip edelim:
“Sultan, Baba Tahir’ in yanına geldiğinde orduyu durdurup, atından
indi, veziri ile yanlarına gidip ellerini öptü. Baba Tahir Sultan’a
dedi ki: ‘Ey Türk!.. Allah’ın kulkınna ne yapacaksın?..’ Sultan dedi:
‘Ne buyurursun?..’ Baba Tahir: ‘Allah’ın buyurduğu şeyi yap’, dedi ve
şu ayeti okudu’‘Muhakkak ki Allah adalet ve kamil manada iyiliği
emreder..’ (Kur’an, 42/11) Tuğrul Bey çok hislendi ve ağlayarak: ‘Öyle yaparım.’“15dedi.
Hedefine ulaşmak için her türlü zorluk ve sıkıntıya katlanırdı.
Gaznelilerle mücadeleleri esnasında, onun günlerce savaş elbiselerini
çıkarmadığını, kalkanını yastık yaparak uyuduğunu kaynaklar nakleder. 16
Ordusuna çok büyük önem verirdi. Komutan ve askerlerine verdiği kıymet
her türlü tasavvurun üzerinde idi. İdaresi süresince ordusuna özel bir
ihtimam göstermişti. Selçuklular, Afrika dışında İslam dünyasını
birleştirdiler. Diyar-ı Rum’u alarak Anadolu’yu yurt edindiler. Haçlı
ordularıyla en amansız mücadeleleri yaptılar. Tesis ettikleri
medreseler, kütüphaneler, zaviyeler, vakıflar ile İslâm dünyasına yeni
bir soluk, yeni bir heyecan getirdiler ve taze kan oldular.
Yazımızı Ünsi’nin ifadeleriyle bitirelim:
“Bu aslanlar soyu nereye gitmişlerse, oraya ışık ve adalet gitmiş,
orası onlarla mamur ve abdd olmuş, Sel çukiler zulmü ve zulümaü
kökünden sökmüşlerdir…”17
Dipnotlar
1. Kafesoğlu, İbrahim, “Türk Dünyası El-Kitabı”,Ank. ı974.
2. Köymen, Prof. Dr. M. Altay, “B. Selçuklu İmp. Tarihi”. c,1,Ank. 1989,s. 162.
3. Köymen, a.g.e., s.221.
4. Mevdüdi, ‘Selçuklular Tarihi’, Ank. 1971,s. 135,
5. Köymen, 8. ‘Selçuklu İmp. T.’, s. 326.
6. Turan, Prof. Dr. Osman; ‘Selçuklu Tarihi ve Türk İslam-Medeniyeti’ İst./l969, s.66.
7. Anonim, ‘Tarih-i Al-i Selçuk, Anadolu Selçuklu Devleti Tarihi’, III. çev. Prof. Dr. F. Nâfiz Uzluk, Ank. 1952,s.5.
8. Kafesoğlu, İbrahim, ‘Selçuklu Tarihi’, İst.. 1972, s.35.
9. Urfalı Mateos, ‘Vekayiname’, çev. H.D. Andreasyan, Ank., 1962,s. 8.
10.Hıttı, Philip K., ‘History of Syria’, London, 1957, s.573.
11.Sadru’d.Din’il Hüseyni, ‘Ahbârü’d Devleti’s Selçukiyye’, çev. N. Lügal, Ank. 1943,s. 11.
12.el.Bundari, a.g.e., s. 25.
13.İbnü’l- Esir, a.g.e., e. 10, s. 42.
14.İbn-i Hassul, ‘İ. Hassulun Türkler Hakkında Bir Eseri’, (haz. Abbas
Azzavî) çev. Ş. Yalt Kaya, Belleten c.4, Ank. 1940, s. 266.
15.Râvendi, ‘Rahatü’s Sudûr’, çev. A. Ateş,Ank. 1957,g. 15.
16. Köymen, Prof. Dr. M. Altay, ‘Tuğrul Bey ve Zamanı’,İst. 1976, s. 15.
17.Ünsi, ‘Ünsi’nin Selçuk Şehnâmesi’, çev. M. Mesud Kenan, Konya 1942,s.22.
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 21
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|