|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.642
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 930
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.240
Forum mesajları: 11.807
Sayfa izlenimi: 641.941
Bugünkü sayfa izlenimi: 290
En son üyemiz: kaptanyamağı
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.18
|
|
Halidiye.com | Selçuklu Hastahaneleri
Selçuklu Hastahaneleri
Selçuklu Hastahaneleri
Selim Aydüz
|
|
Peygamberimiz, din ilmi ve tıp ilminin en önemli ilim dalları
olduğunu buyurmuşlardır. Milâdî 8. ve 13. asırlar arasında çok geniş
bir coğrafyada muhteşem bir medeniyet kuran müslümanlar diğer ilim
dallarının yanı sıra bilhassa tıbba çok önem vermişlerdir. 11. asrın
ortalarından itibaren İslâm dünyasında hâkim unsur olarak görülen
Selçuklular ve onları takiben Osmanlılar, pek çok tıbbî eser ve bu
arada dârüşşifâlar vücûda getirmişlerdir. Bu dârüşşifâların,
vazifelerinin yanı sıra, uyguladıkları tedavi tekniğiyle de modern
tıbbın gelişmesine büyük katkıları olmuştur. Günümüzde de geçerliliğini
koruyan bazı tedavi ve ameliyat usulleriyle büyük şöhrete sahip bu
eserlerden, bugüne kadar korunarak gelebilenler, ne yazık ki çok azdır.
İslam dünyasında hastahane geleneği, diğer bir deyişle, hastalan hususi
mekânlarda tedavi etme tarzı, tâ Hz. Peygamber (say.) dönemine kadar
uzanmaktadır. Nitekim Hendek Gazvesi esnasında yaralanan Sa’d b. Muâz
ve diğer yaralılar için kurulan seyyar savaş hastahanesi bunun en eski
örneği olarak kabul edilir. 1 İslam dünyasında hastahanelerin tarihi
oldukça eskidir. Bilinen ilk hastahane Emevi halifesi Velid b.
Abdülmelik tarafından hicri 88 (miladi 707) yılında kurulmuştur. Burada
oldukça modern anlamda hasta tedavilerinin yapıldığı, cüzzamlı
hastaların tecrid edilerek hastalığın yayılmasının önlendiği ve
hekimlere düzenli maaş verildiği bilinmektedir. Emeviler döneminde
kurulmaya başlanan bu müesseselerin ilk parlak devri, Abbasi halifeleri
zamanına rastlar. Bir yandan İran’daki ünlü Cündişapur Hastahanesi
Bağdat’ta tekrar canlandırılarak hayata geçirilirken, diğer taraftan da
Mısır’da ve çok geniş bir coğrafyada hüküm süren Abbasi devletinin
başka şehirlerinde de birçok hastahaneler açılmıştır. Böylece X.
yüzyılda İslam dünyasında hastahanecilik ve tıb oldukça parlak bir
devir yaşamıştır.
Ne var ki, Selçuklular döneminden önce yaşanan bu parlak devirden
bugüne neredeyse hiçbir iz kalmamıştır. Bu muhteşem hastahanelerin
harabelerine bile artık rastlamak zor olduğu gibi, onlar hakkında
yazılmış kitap da çok azdır.
İslam dünyasını iç ve dış tehlikeler karşısında çökmekten kurtaran ve
Anadolu’nun fethini ve Türkleşmesini sağlayan Selçukluların tarihi
varlığı, Türk-İslam tarihi ile birlikte Avrupa tarihi için de bir dönüm
noktası teşkil etmektedir. Avrupa’da Rönesans devrinin doğmasında
Türklerin rolü dikkatlice ele alındığında, özellikle Selçukluların
Avrupa kültürünü, Avrupa tıbbını, hastahanelerini ve üniversite
kuruluşlarını ne kadar çok etkilediği daha bariz bir şekilde
görülebilir.
Selçukluların ilk hastahanesi ve tıp medresesi Alparslan’ın (1063–1072)
veziri Nizamü’l-Mülk tarafından Nişâbur’da kurulmuştur. Ne yazık ki, bu
hastahane ile Selçukluların 1055’ten itibaren Bağdat, Şiraz, Berdeşir,
Kâşan, Ebher, Zencan, Gence, Harran ve Mardin’de kurdukları diğer
hastahaneler de bugüne ulaşamamışlardır.
Bugüne ulaşabilenler; Şam’daki Nûreddin Hastahanesi (1154),
Kayseri’deki Gevher Nesibe Dâruşşifası ve Gıyaseddin Keyhüsrev Tıp
Medresesi (1206), Sivas’taki Keykavus Dâruşşifası (1217), Divriği’deki
Behram Şah’ın kızı Turan Melik’in Hastahanesi (1228), Tokat’taki Gök
Medrese denilen Pervâne Bey Dâruşşifası (1275), Çankırı’daki Atabey
Ferruh (1235) ve Kastamonu’daki Ali b. Pervâne hastahaneleridir (1272).
Ayrıca, Selçuklulardan önce Anadolu’da inşa edilen ve Selçuklular
tarafından da aynı maksatla kullanılan Amasya Dârüşşifâ’sı gibi yapılar
da bulunmaktadır.2 Beylikler devrinde de Anadolu’da bazı hastahaneler
inşa edilmiştir.3 Bu Selçuklu hastahaneleri, günümüze ulaşan en eski
İslam hastahaneleri olmanın yanında, Avrupa’da İslam kültürünün en
etkili dönemini teşkil eden Haçlı seferleri sırasında faal bulundukları
için de dünya hastane tarihi ve hastahanelerin gelişimini araştıranlar
açısından da büyük öneme haizdirler.
Selçuklular genel hastahanelerin dışında, cüzzamlıların tecrit edilerek
bakıldığı miskinler tekkesi veya cüzzamhâneler ile akıl hastalarının
tedavileri için hususi merkezler de kurmuşlardır.
Anadolu’da Selçuklular ve Beylikler devrinden kalan bu müesseseler,
Osmanlılar zamanında da vakfıye şartları ve mevcut mütevellileri ile
faaliyetlerini yakın zamanlara kadar aynen sürdürmüşlerdir. Mesela
Kayseri, Sivas ve Amasya’da bulunan büyük hastahane ve tıp merkezleri
faaliyetlerini uzun süre devam ettiren yerlerin başında gelir.

Selçuklular, savaşlarda yaralıların tedavisi işine çok önem
verdiklerinden, büyük seyyar hastahaneler vücuda getirmişlerdir.
Meselâ, Selçuklu sultanı Melikşah’ın ordusunda tabiplerle, hastaların
ve aletlerin 100 deve ile taşındığı bir seyyar hastahane bulunmaktaydı.
Özellikle Anadolu’da bulunan kervansaraylarda, hastalanan yolcular için
birer tedavi merkezi bulundurmuşlardır. Yine bu dönemde Selçuklu
saraylarında hastahaneler kurulmuş olup, bu hastahaneler gelenek olarak
daha sonra Osmanlılara ve Moğollar döneminde de Çin’e kadar tesir
etmiştir. Selçuklular halk sağlığı ve tıp eğitimi için genel hastahane
niteliğinde “bîmâristanlar” kurmuşlar ve tıbbın devamı ve gelişmesi
için gerekli bütün imkânları tabiplerin kullanımına sunmuşlardır.
Mesela, teori ve pratiğe dayalı tıp eğitiminin verildiği bir hastahane
olan ve Kayseri’de 1204’te, Anadolu Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin
Keyhusrev ile kız kardeşi Gevher Nesibe Hatun’un yan yana yaptırdıkları
kendi adlarıyla anılan tıp medresesi, bugüne kadar eski halini muhafaza
eden bir müessese olarak, Osmanlılar zamanında da aynı fonksiyonlarını
devam ettirmiştir. Bu tıp medresesinde kullanılmak üzere vakfedilen
malların 1584 yılındaki gelir toplamının 43.643 akçe tuttuğu
görülmektedir. Burada tıp eğitimi veren hocalara günlük 20 akçe maaş,
hekim adaylarına ise 8 akçe harçlık verildiği bildirilmektedir.
Selçukluların son dönemde Amasya’da kurulan ve faaliyetini sonraki
asırlarda da sürdüren hastahane (1309) tıp eğitiminin İlhanlılardan
sonra Osmanlılar’da da devam ettiğini gösteren güzel bir örnektir.4
Selçuklu hastahanelerinde tedavinin yanında tıp eğitiminin de verildiği
ve bu derslerde İbn Sina, Razi, Galen ve Hipokrat’ın eserlerinden başka
İsmail b. Hasan el-Cürcânî’nin (ö.1137) Zahîre-i Hârizmşahî5 adlı
Farsça ansiklopedik eserinin de ders kitabı olarak okutulduğu tespit
edilmiştir. Selçuklu tıbbı ve hastane mimarisinin yanında,
hastahanelerindeki tıp eğitim sisteminin de Avrupa’daki tıp eğitimini
etkilediği, Orta Çağ’da Salerno, Montpellier ve Paris gibi Avrupa’nın
önemli şehirlerindeki tıp fakültelerinde okutulan kitapların
listelerine bakıldığında açıkça görülmektedir.
Selçuklu döneminde ve sonrasında Asya ve Avrupa’da kurulan
hastahanelerin sadece çeşitli mimari özellikleri ve hasta yatağı
başında klinik dersler verilmesi sahalarında değil, akıl hastalarının
ilaç ve müzikle tedavi edilmelerinin esasları bakımından da Avrupaya
öncülük etmiştir.
Anadolu’daki, Selçuklu ve Beylikler devrine ait tıp müesseseleri,
imâret binaları ve ibadet merkezleri Osmanlılar devrinde aynen muhafaza
edilmiş ve kullanılabilecek olanlar faaliyetlerini aynen sürdürmüştür.
Bu sebeple Anadolu’da, hastahane olarak çok az sayıda Osmanlı yapısı
bulunmaktadır. Mâmûr bir Anadolu teslim alan Osmanlılar, bütün
mesâilerini Trakya, Balkanlar ve Avrupa toprakları üzerinde
yoğunlaştırmışlardır.
DİPNOTLAR
1- İbn Hişam, II, 239,
2- Osman Şevki, Beş Buçuk Asırlık Türk Tababeti Tarihi (Nşr. İ. Uzel), Ankara 1991, s.91-93.
3- Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, Ankara 1988, s, 52.
4- Meşhur Hekim ve Türk âlimi Sabuncuoğlu Şerafeddin (1385- 1468), 1465
yılında bu hastahanede. Ebu’l-Kâsım ez-Zehrâvî’nin (ö.1013)
Kitbü’t-Tasrîf’ine ve kendi tecrübelerine dayanarak hasta ve hekim
resimleriyle ameliyatların gösterildiği Cerrâhiyye-i İlhâniyye adlı
eserini yazmıştır. Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul
l982, s. 51
5- Yeni Cami Kütüphanesi, nr.915.
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 17
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|