|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.620
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 928
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.006
Forum mesajları: 11.082
Sayfa izlenimi: 620.720
Bugünkü sayfa izlenimi: 2.755
En son üyemiz: DEROO
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Bulgaristan Türklerinin Yakın Geçmişi ve Bugünü
Bulgaristan Türklerinin Yakın Geçmişi ve Bugünü
Bulgaristan Türklerinin Yakın Geçmişi ve Bugünü
Doç. Dr. Hayriye Süleymanoğlu
|
|
XX. yüzyılın sonlarında, dünyanın özgürlük ve demokrasi yolunda hızla
ilerlediği bir dönemde, Bulgaristan Türkleri'ne komünist rejim
tarafından yapılan insanlık dışı baskı ve zulüm, zorunlu göç sırasında
yaşanan insanlık trajedisi, şüphesiz tarihe bir utanç belgesi olarak
geçecektir.
Bulgaristan Türkleri'nin trajedisi, kendilerine “Bulgaristan Türkleri” dendiği tarihlerde başlar.
1877/78 Doksanüç (Türk-Rus) Harbi olarak bilinen savaş. Rumeli
topraklarını yerinden sarsmış, yüzbinlerce Rumeli Türkü'nün
trajedisinin ve kitle halinde göçe zorlanmasının bir başlangıcı
olmuştur.
Doksanüç Harbi neticesi bir BULGARİSTAN DEVLETİ kurulmuştur. Yeni
kurulmuş devletin sınırları içerisinde kalan Türklere de “Bulgaristan
Türkleri” denilmeye başlanmıştır.
Resmî Bulgar kaynaklarının verdiği bilgilere göre, Bulgaristan'dan Türkiye'ye kitle halinde büyük göçler, şu yıllarda olmuştur:
1. 1877/78 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında: 1 milyon Türk,
2. 1911-12 Balkan Savaşı'nda: 440.000 Türk göç elmek mecbûriyetinde bırakılmıştır.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, komünistlerin idarede bulundukları donemde, şu yıllarda büyük göçler olmuştur:
1.1950/51 yıllarında 154 bin Türk,
2.1968/78 yıllarında 120 bin Türk,
3. Mayıs 1989-Mayıs 1990 tarihleri arasında 345.960 kardeşimiz Türkiye'ye göç etmiştir.
Zamanın başbakanı 1992 yılında BBC'ye yaptığı açıklamada, ekonomik
sebeplerden dolayı da ayrıca 170 bin Türk'ün Türkiye'ye iltica ettiğini
bildirmiştir.
Görüldüğü gibi Bulgar devletinin kuruluşundan günümüze kadar hükümetler
arasındaki anlaşmalar çerçevesinde veya mecburi olarak göçler devam
etmektedir.
Göç etmek demek, insanın doğup büyüdüğü topraklardan koparılması ve ailelerin parçalanması demektir.
Büyük göçlerle ilgili tabloya bakınca, bundan önceki iki büyük göçün de
savaşlar sırasında yapıldığı görülür; yani Doksanüç ve Balkan
Savaşları'nda. Bulgaristan'daki totaliter idare döneminde ise savaş
yok. cephe yok, taraflar arasında bir çarpışma yoktu. Ama Türklere
yapılan barbarlık ve canavarlık, savaşlar zamanında yapılandan pek
farklı değildi. Misal olarak da 1989 yılı yaz aylarında başlayan ve
komünist yöneticiler tarafından “Büyük Gezi” denen “Büyük Göç”ü
verebiliriz.
Son Büyük Göç hâdisesinin sebeplerini şöylece özetleyebiliriz:
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra komünistler iktidara geçer geçmez, o
zamana kadar özel olan bütün Türk okullarını devletleştirdiler. 1950/51
göçünün Stalin'in emriyle durdurulmasından hemen sonra, Türklere ait
devlet okulları açıldı. Üç öğretmen lisesi, iki Öğretmen enstitüsü,
15-16 lise veya Bulgar liselerinde Türklere ait sınıflar açıldı. Ayrıca
1952/53 eğitimöğretim yılında Sofya Üniversitesi'nde Türkoloji. Tarih,
Fizik, Matematik bölümleri açildi. Türkçe gazete ve dergi çıkıyor,
Sofya Radyosu Türkçe yayınlar yapıyordu. Kırcaali, Şumnu ve Razgrat
şehirlerinde Türk tiyatroları açıldı.
Burada bir parantez açarak dinî okullarla ilgili şunlar söylenebilir:
Komünistler idareye geçtikten sonra, mevcut bütün dinî okullar
kapatıldı. Hristiyanlar, Ortodokslar, Katolikler, Protestanlar,
Mûseviler ve Müslümanlar dinî örf ve âdetlerinden mahrum bırakıldılar.
Çünkü rejim, ateist idi.
1956 yılının Nisan ayında, Bulgar Komünist Partisi'nin en yüksek organı
olan POLİTBÜRO, halen Bulgar tarihçileri tarafından da programı
bilinmeyen bir çok kararlar alır. Todor Jivkov da genel başkanlığa
getirilir. Bu tarihten sonra bütün Bulgaristan'da bir istibdat devri
başlar. Belene adasındaki meşhur ölüm kampı genişletilir, 1960'ta Lofça
ve daha başka yerlerde yeni ölüm kampları açılır.
1956 Plenumu(kongre)'ndan sonra Türk okulları Bulgar okullarıyla
birleştirildi ve Türkler için açılmış öğretmen okul ve liseleri
kapatıldı. Türkçenin okutulması müfredat programlarından çıkarıldı ve
okullar birleştirilince de bir çok Türk öğretmen işten uzaklaştırıldı.
Bütün banlar, 1984/85 yılındaki Türk adlarının Bulgar adlarıyla değiştirilmesi hâdisesinin bir ön hazırlığıydı.
1984'te komünistler, bütün devlet mekanizmasını, ordusunu, polisini
harekete geçirerek, bir kaç haftanın içinde Türklerin adlarını
değiştirdiler. Olaylar, Kırcaali bölgesinde, Mestanlı, Cebel ve
Benkovski kentlerinde başladı ve Türkler, ordu birliklerine, tanklara
karşı yürüdü ve ilk şehitler de orada verildi. Türkçe konuşmak
yasaklandı; Türklerle ilgili belgeler yok edildi ve Müslüman-Türk
mezarlıkları tahrip edildi.
Komünist diktatörler, işlerini görmüştü ama, kalpleri rahat değildi.
Dünya kamuoyu bu durum karşısında seyirci kalamadı ve Bulgaristan'ı her
ülke kınamaya başladı. Bulgaristan yalnız bırakılmıştı. İçerde de rejim
aleyhtarı Bulgar aydınları örgütler kuruyor ve Türklerin haklarının
iade edilmesini istiyorlardı. Ölüm kampları ve hapishaneler, ülke
içerisinde sürgünler derken bir çok Bulgar ve Türk'ün sınırdışı
edilmesine sıra gelmişti.
25 Mayıs 1989'da Kuzey Bulgaristan'ın birkaç Türk kentinde yürüyüşler
başladı; orada da şehit düşenler oldu. Bundan birkaç gün sonra da
“Büyük Gezi” denen “Büyük Göç” başladı. 2 Haziran akşamı, televizyon
ana haberlerinde T. Jivkov, Türkiye'den, sınır kapılarını açmasını ve
Türkleri almasını istiyordu. Utanç trenleri, uçaklar, kilometrelerce
uzunluğundaki araba kervanları, yüzyıllarca Bulgarlarla birlikte
kardeşçe geçinmiş olan Bulgar vatandaşı Türkleri ülkelerinden
çıkarıyordu. Bu insanlık dışı hâdiseler, Bulgar aydınlarının da
nefretini arttırdı. 2 Haziran'dan 22 Ağustos'a kadar, yani iki buçuk ay
içerisinde 312 bin Türk, Bulgar-Türk sınırını geçmişti. İşte bu
günlerde dünyaca ünlü şair ve yazar, sonra da Bulgaristan Cumhurbaşkan
yardımcısı seçilen Flaga Dimitrova “İnsanın Adı” başlıklı kısa eseriyle
bu hâdiseyi protesto ederek, masum Türklere mânevî destek verdi.
Bütün bu gelişmeler, Bulgaristan'daki komünist rejimin bir an önce yıkılıp gitmesini hızlandırdı.
10 Kasım 1989'da T. Jivkov iktidardan indi. Bu tarihten sonra yapılan
açık hava toplantılarında, Türklerin haklarının bir an önce iade
edilmesi isteniyordu, miting ve toplantılarda, masum Türklerin yıllar
boyu totaliter rejimden çektikleri dile getiriliyordu. Bilahare, büyük
bir mitingde ünlü Bulgar yazarı Radoy Ralin, “Biz 35 yıl T. Jivkov'un
idaresi yıllarında inim inim inledik. Türk ve Müslüman kardeşlerimizin
direnişleri olmasaydı, inanın, daha 35 yıl böyle çekecektik. Bugünkü
özgürlüğümüzü Türk ve Müslüman kardeşlerimize borçluyuz.” demişti.
1990 yılı Kurucu Meclis seçimlerinde Sosyal Demokrat Parti lideri Dr. Dertliev;
“Biz Türklerden çok iyi şeyler öğrenmeliyiz. Türklerde anaya saygı,
çocuklara büyük sevgi vardır. Öteki azınlıklardan da bir çok iyi şeyler
almalıyız. Meselâ çingenelerden özgürlüğü öğrenmeliyiz” demişti. Başka
bir mitingte şimdiki Bulgaristan Cumhurbaşkanı Dr. J. Jelev; “Yapılan
araştırmalarda, Türklerin hayat standartlarının düşük olmasına rağmen,
Bulgaristan'ın hiç bir huzur evinde Türk yaşlısı, yetim yurtlarında da
Türk çocuğu bulunmadığını” vurgulamıştı.
1990 yılından bu yana Bulgaristan, demokrasi yolunda ilk adımları
atmaktadır. Bunun ilk belirtileri de meydanda: Türklerin adlarının iade
edilmesi, Türkçe konuşmak ve Türk dilinin Türk çocuklarına anadil
olarak okutulması, Türkçe gazete çıkarma gibi konularda artık
zorluklarla karşılaşılmamakta, Sofya radyosunda günde 15 dakikalık
Türkçe yayınlar yapılmaktadır. Camilerimiz açık, inanç, örf ve
adetlerimize göre yaşamak ise serbesttir. Şumnu Üniversitesi'nde ve
Kırcaali Öğretmen Enstitüsü'nde Türk gençleri, kendi dillerinde öğretim
görmekte, ayrıca İslam Enstitüsü ve üç tane de İmam Hatip Okulu açılmış
bulunmaktadır.
Bulgaristan ile Türkiye arasında dostâne münasebetler sürmektedir. İki
ülke cumhurbaşkanlarının karşılıklı ziyareti, Ankara Üniversitesi ile
Sofya Üniversitesi arasında imzalanan müşterek çalışmalar belgesi vs.
dostluğun ve iyi komşuluğun birer nişanesidir.
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 50
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|