|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.619
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 928
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 2.995
Forum mesajları: 11.045
Sayfa izlenimi: 619.766
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.801
En son üyemiz: YASLIdeilYORGUN
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Malazgirt Savaş
Malazgirt Savaş
Malazgirt Savaşı
Çetin Sungur
|
|
Anadolu, daha devletlerini kurmadan Oğuzlar'ın dikkatini çekmişti.
Horasan'daki Selçuklu ailesi istikbal için bir toplantı yaparak şu
karara vardılar: "Çağrı Bey Rum (Anadolu) gazâsına gidecek ve keşif
seferi yapacaktı. Nitekim Çağrı Bey 3.000 kişi ile 1018 yılında
Anadolu'ya girmiş, üç yıl boyunca Doğu Anadolu'da faaliyette
bulunmuştur. Sefer dönüşünde ise Buhara'da Tuğrul Beyle görüşmüş ve
müstakbel fetih sahasını işaret etmiştir. Daha sonra Büyük Selçuklu
devleti kurulunca yüzbinlerce Oğuz, Anadolu sınırlarına doğru göç
edecektir. Uzaklardaki yurtlarından, bir daha dönmemek üzere gelerek,
Selçuklu hizmetine giren ve bu devletin şuurlu idaresi altında Bizans
sınırlarına yığılan, cengâverlik hisleri İslâmiyet'in gazâ ve cihad
umdeleri ile iyice gelişmiş Türkmen kütlelerinin, kendi yaşayışlarına,
son derece elverişli hayat şartlarını haiz Anadolu'da yer edinmeyi
istemeleri kadar tabii birşey olamazdı. Bilahare Tuğrul Bey bu ülkeye
uzanan yolların kilit noktalarını zorlamıştır. Alparslan'ın tahta
çıkması ile garb fütuhatı daha esaslı bir şekilde ele alındı. Zira
Anadolu Sultan'ın fütuhat sahası içinde yer alıyordu. İlk olarak
Tiflis, Ani, Kars gibi sevkülceyş noktaları ele geçirildidi; böylece
orta ve kuzey Anadolu'ya akınlar kolaylaşmış oluyordu. İlk bakışta
intizamsız gibi görünen bu akınlar aslında belli bir programa göre
yapılıyordu. Sultandan emir alan birliklerin hücum noktaları ile hedef
olarak seçilen şehir, kasaba ve uğrak mahalleri bir plân dahilinde
tesbit edilmiş idi. Ani ve şiddetli akınların gayesi Anadolu'yu
zabtedip yerleşmekten ziyade, mukavemet edecek büyük şehirleri
müstahkem kale ve mevzileri susturarak, ilerde yapılacak esaslı fütuhat
ve yerleşme siyâsetine zemin hazırlamaktı. Küçük çapta, fakat fasılasız
olarak yıllarca süren bu hazırlık devresinde Bizans'ın hemen hemen
bütün stratejik merkezleri tahrip edilmiş ve umumi mânâda Bizans'ın
"Anadolu'yu savunma gücü" âdeta yok olup gitmiştir.
Böylece 1071'li yılların başında Selçuklu kütleleri ile Bizans karşı
karşıya geliyordu. Ya Bizans bütün doğu sınırları boyunca yükselen ve
serpintilerini kendi içinde hissettiği bu istilâ çığını eritip
mahvedecek, yahut Anadolu üzerine gelen kuvvet Bizans'ı tamamen
ezecekti. Malazgirt sahrası ise tarihin bu kat'i mücadelesine ev
sahipliği yapmaya hazırlanıyordu.
Anadolu'nun yıpratılması siyasetini, tahammülü aşan bir sabır ile takip
eden Alparslan hergün biraz daha hedefine yaklaşmakta idi. Şüphesiz
hâdiselerin zorlaması ile Romanos Diogenes İslâm meselesini kökünden
halletmeye karar verdi . Ve pek kalabalık bir ordunun başında
müslümanları Anadolu'dan sürmek ve ardından İslâm ülkelerini de istilâ
etmek gâyesi ile yola koyuldu.
O sıralarda Alparslan Suriye seferine çıkmış bulunuyordu. Şam'a
yürüdüğü sırada imparatorları idaresindeki Bizans ordusunun Doğu
Anadolu'ya ilerlediğini haber alır almaz derhal geri döndü; çünkü o
zamana kadar Bizans ile karşılaşmak ihtiyacını duymayan ve daha ziyade
Anadolu'nun fütuhat bakımından olgunlaşmasını bekleyen Sultan. artık
imparatorun çıkarabileceği son ve en kalabalık kuvvet ile hesaplaşmak
zaruretine kani olmuştu. Süratle Doğu'ya tırmanan Alparslan yürüyüşünü
hızlandırmış, bu cebri yürüyüş esnasında at ve develerden çoğu ölmüş,
bilhassa Fırat'ı geçerken ağırlıklardan bir kısmı harap olmuş idi.
Asker sayısı ise Anadolu'da gaza yapan Türkmen birliklerinin ve
gönüllülerinin katılmasıyla ancak elli bine çıkmıştı.
Alparslan, Sübhan dağının eteklerini takib ederek doğuya Malazgird'e
doğru ilerliyordu. Düşmanın durumunu öğrenmek için Diyojen'e,
Sav-Tekin'i göndererek sulh teklifinde bulunduysa da bu teklif
imparator tarafından kabaca reddedildi. Alparslan'ın nerede teslim
olacağını soruyor, kendisinin Selçuk başkenti İsfehan'da kışlayacağını
söylüyordu. Buna dayanamayan Sav-Tekin ise: "Hayvanlarınız orada
kışlar; ama sizin nerede kışlayacağınızı bilemem" tarzında çok mânâlı
ve ciddi bir cevap verdi. Artık savaş kaçınılmazdı.
Bütün İslâm dünyasının dikkatleri Malazgird'le çevrilmişti. Zira bu
geniş coğrafyayı Selçuklular savunuyordu. Abbasi Halifesi bu kader günü
için bütün camilerde okunmak üzere şu hususi hutbe ve duâyı gönderdi:
"Allahım!.. İslâmın sancaklarını yükseltmek için hayatlarını
esirgemeyen mücahidlerini yalnız bırakma. Alparslan'ı muzaffer kıl".
Başta hilafet merkezi Bağdat olmak üzere, bütün İslâm aleminde derin
bir inançla yapılan bu duâ ordu üzerinde moral bakımından oldukça
müsbet tesirde bulundu.
26 Ağustos 1071 Cuma günü bir ölüm-kalım savaşı için iki ordu karşı
karşıya geldi. Bizans'ın tarihi boyunca çıkardığı 200.000 kişiden
oluşan bu büyük ordu, Rus (Slav) Ermeni, Bulgar. Alman, Frank, Gürcü,
Peçenek ve Uzlar'dan müteşekkildi. Lâkin bu ordu din, milliyet ve
mefkure gibi ulvi kıymetler bakımından çok âhenksiz daha doğrusu
zayıftı. Buna mukabil Selçuklu ordusu sayıca daha az fakat mânen çok
yüksek bir seviyede idi. Başlarında büyük' zaferler kazanmış genç ve
kudretli bir sultan İle seçkin kumandanlara sahip idiler. Müşterek gazâ
fikri ve Anadolu'yu fethetme ideali onları birleştiren unsurlardı.
Sultanlarından, en küçük neferlerine kadar temsil ettikleri dava, ideal
ve dünya için ölümü bir şeref biliyorlardı.
Malazgirt ovasında kılınan Cuma namazından sonra Alparslan askerlerini
topladı, atından inerek secdeye kapandı: "Ya Rabbi! Seni kendime vekil
yapıyor, âzâmetin karşısında yüzümü yere sürüyor, uğrunda cihâd
ediyorum. Ey Allahım! Niyetim halistir; bana yardım et" diye duada
bulundu.
Bunu müteakip orduya inanç ve azminin yüceliğini gösteren şu hitabede
bulundu: "Burada Allah'tan başka Sultan yoktur. Emir ve kader onun
elindedir. Bu sebeple benimle birlikte savaşmakta veya benden
ayrılmakta serbestsiniz" dedi. Zimamdarlarının bu kararlılığını gören
askerler bir ağızdan: "Asla emrinden ayrılmayacağız" cevabını verdiler.
Sultan beyaz elbiselerini giydi; atının kolanlarını sıktı, kuyruğunu bağladı, kılıç ve topuzunu alıp atına bindi.
İslâm'ın büyük gazisi şu son vasiyet-hitabede bulundu: "Ey Askerler!...
Eğer şehid olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. Ben nefsimi Allah'a
adadım. Benim için şehadet de, muzaffer olmak da bir saadettir. Zaferi
kazanırsak istikbal bizimdir".
Bu maddi-mânevi hazırlığı takiben muharebe başladı. İslâm askerleri
Allah ve tekbir sesleri, kös ve boru gürültüleri ile harekete geçtiler.
Selçuklular bu çarpışmada eski askeri taktiklerini tatbik ederek önce
sahte bir ric'at hareketi ile düşmanı içerlere doğru çektiler. Zafer
sevinci ile Türk birliklerinin arasına giren Bizans kuvvetleri pusuda
bulunan Türk kıtalarının ani taaruzları ile kuşatıldı.
Bu şaşkınlık içinde Bizans ordusunda bozgun başladı. İmparatorun
karargâhına doğru çekilmesi tam bir dağılışa sebep oldu. Muharebenin
sonucu akşam üzeri belli olmuştu. Orta doğunun yenilmez bir kuvveti
sayılan 1.000 yıllık Bizans imparatorluk ordusu yok edilmiş, imparator
ve kumandanlar esir alınmıştı. Bu İnanç ordusunun zaferi Allah'ın
onlara verdiği bir lütuf oldu.
Alparslan esir imparatora çok iyi muamelede bulundu. Derhal esir
misafire bir çadır kurdurdu ve şerefli bir misafir gibi yanına oturtup,
teselli etti. Bu da onun destani kahramanlığını ve yüce insani
hasletlerini gösteriyordu. Daha sonra Türk Sultanı onunla bir sulh
anlaşması yapmış ve serbest bırakmıştı.
Alparslan'ı en büyük İslâm gâzi ve fâtihi pâyesine yükselten Malazgirt
muharebesinin ehemmiyeti ölçüsüzdür. Anadolu bize onun hediyesidir.
Daha sonra cihan devletini dünya muvazenesinde ön plana çıkartacak olan
bu fetih Malazgirt zaferini başka hiçbir muvaffakiyet ile
kıyaslanamayacak nisbette çok müstesna ve mühim bir mevkiye
oturtmaktadır.
Alparslan'dan sonra yüzyıllarca insanlığa ışık saçacak, medeniyet ve ümranlara dâyelik
yapacak, islâm'ın yüce hakikat ve ideallerini dünyanın dört bir
bucağına soluk soluğa taşıyacak erleri yetiştiren kutlu belde Anadolu,
tekrar aynı misyonu üslenmek için beklemektedir... Anadolu yeniden
fetih beklemektedir. Bu da ancak Alparslan ve askerlerinin aksiyonuna
sahip ve fetih ruhunu taşıyan, gönlünü yüce ideallerle donatmış hakikat
erleri eliyle olacaktır.
O bizi daha fazla bekletmesin!...
Kaynaklar:
1) Köymen, Prof. Dr. M. Altay, Selçuklu Devri Türk Tarihi T.T.K. Ank. 1962 s. 32.
2) Turan, Prof. Dr. Osman, Selçuklular Tariki ve T, İslâm Medeniyeti, Ank. 1965 s, 48.
3) Kafesoğlu, ibrahim, Malazgirt Meydan Muharebesi, İstanbul. 1956, s. 4.
4) Kafesoğlu, İbrahim, Türk Fütuhat Felsefesi, İst. 19 71 s. 14.
5) Claude, Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu'da Türkler, İst. 1984 s. 85.
6) Yınanç. Prof. M. Halil, Anadolu'nun Fethi, İst. 1934 s.32.
7) Sevim, Prof. Dr. Ali, Malazgirt Meydan Savaşı, Ank. 1971, s.28 vd.
8) Kafesoğlu, İbrahim, Malazgirt Meydan Muh. 5.7.
9) Duânın Tam metni için bk. Seuim, Ali, Malazgirt Meydan Savaşı s. 71 vd.
10) Turan, Prof. Dr. Osman, T. Cihan Hakimiyeti Mefkuresi c.l. İst. 1980 s. 127 vd.
11) a.g.e., s. 282.
12) Sümer, Prof. Dr. Faruk. İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, Ank. 1988 s. 51.
13) Turan, Prof. Dr. Osman, Türkler Anadolu'da İst. 1973 s. 10.
14) Dirimtekim, Feridun, Selçukluların Anadolu'ya Yerleşmesi Ankara, 1971 s. 248.
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 77
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|