|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.630
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 971
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 4.569
Forum mesajları: 16.496
Sayfa izlenimi: 861.517
Bugünkü sayfa izlenimi: 398
En son üyemiz: deli1453
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Bosna-Hersek Ve Balkanlar
Bosna-Hersek Ve Balkanlar
Bosna-Hersek Ve Balkanlar
Turan Güngör
|
|
Neşrî Tarihi’nin naklettiğine göre, Murad Bey Kosova’da Osmanlı ordusunun muzaffer olması için şu münacatta bulunur:
“Ya İlâhî! Bu orduyu mansur ve muzaffer eyle! Bunlar içün ben canımı
kurban ederim. Tek Sen kabul eyle. Âsakir-i İslâm için teslim-i ruha
razıyım. Tek bu mü’minlerin şehadetini bana gösterme. İlâhî, beni
civarında mihman edip mü’minler ruhuna benim ruhumu feda kıl. Evvel
beni gazi kıldın, ahir şehadet rûzi kıl.”
Murad Hüdavendigâr, Kosova’da muzaffer olduktan sonra bir Sırplı
tarafından şehid edilir. O’nun şehid düştüğü yere Türkler “Meşhed”*
dediler. Orayı aziz ve mukaddes bildiler. Asırlar sonra, uğrunda Murad
Bey gibi hükümdarlar vererek aldığımız bu yerler, bizden ayrılmak
ızdırabına düşünce, Mehmed Akif, o ızdıraba şöyle bir lisan verir:
“Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova,
Sen misin, yoksa hayalin mi vefasız Kosova?
Hani binlerce mefahirdi senin her adımın?
Hani sinende yarıp geçtiği yol Yıldırım’ın?
Hani asker, hani kalbinde yatan Şâh-ı Şehid?
Söyle Meşhed, öpeyim secde edip toprağını,
Yok mudur sende Murad’ın iki üç damla kanı?”
Evet, Aşık Çelebi’nin,
“Kişver-i kâfirden iman ehline akub gelir,
Kıbleye tutmuş yüzünü bir müselmandır Tuna”
mısralarıyla tasvir ettiği Tuna, “Beni kimlere bırakıyorsun!” feryadını dile getirircesine, Yahya Kemal ‘in:
“Her yaz şimale doğru asırlarca bir koşu,
Bağrımda bir akis gibi kalmış, uğultulu” ve
“Ak tolgalı Beylerbeyi haykırdı ilerle.
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle”
mısralarıyla üzerinden geçen akınların ve akıncıların hasretini çekecektir artık...
İslâm tarihi bugüne kadar, Müslümanların Avrupa toprakları üzerinde
Hıristiyan dünyasına karşı iki kez üstünlük sağladığına şahit olmuştur.
Bunlardan birincisi, Endülüs Emevileri döneminde İspanya’da, ikincisi
Osmanlı döneminde Balkanlar’da gerçekleşir. İspanya’daki üstünlüğün
sona erdiği XV. asırda, Balkanlar’daki hâkimiyet güçlenmeye yüz tutmuş
ve gerçekleşmiştir. Zamanımızda Bosna-Hersek’teki hadiseler karşısında,
siyasi arenada söz sahibi Batı ve Hıristiyan gücünün kayda değer hiçbir
hareket göstermemesinin sebebi, bu İslâm gücü ve kültürünü
Balkanlar’dan atmak, bir daha Avrupa coğrafyasına ayak bastırmamak ve
yok etmektir. Sırplar ve bazı Balkan devletleri kadar onlara desteğini
esirgemeyen Avrupa ve ABD, bu hâdiselerden sorumludurlar. Çünkü âdeta
şuurlu bir şekilde sessiz kalarak ve müdahalede bulunmayarak büyük bir
soykırıma ve Müslüman halkın katline göz yummaya devam etmektedirler.
Bütün çabalara rağmen, dünya barış ve istikrarının sözde hamisi olarak
kurulmuş BM’den sonuca götürecek askeri bir müdahale karan dahi
çıkarılamamış, çıkarılan kararlar ise saldırgan taraf olan Sırpların
işlerini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Şu ana kadar
ortaya çıkan gelişmeleri Sırplara destek veren ve Avrupa içinde küçük
bir Müslüman devletin doğmasını engelleme amacına yönelik bir sessizlik
olarak değerlendirmek yerinde olur. NATO’nun son müdahalesi ise,
Sırplar’a hak ettikleri dersi vermekten ziyade zevahiri kurtarmaya ve
kendisine yöneltilen “iftar etti” iddialarının aksini ispat etmek
istercesine suni bir gayret göstermeye yöneliktir.
Bosna-Hersek Devlet Başkanı Alija İzzetbegoviç, 5 Aralık 1994 tarihinde
Budapeşte’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı toplantısında
yaptığı konuşmasında şu gerçeği dile getirmiş ve bütün dünyaya
haykırmıştır:
“Batının acizliği, tereddüdü ve hatta bazen kötü niyetli tavrı
sayesinde uzayıp giden Bosna’daki bu savaşın sonucu ne olacak? Sonuç şu
olacak: İtibarsız bir BM, iflas etmiş bir NATO, soğuk savaş sonrasının
ilk krizine dahi karşı koyamamış Avrupalının acziyet içindeki moral
bozukluğu... Avrupa ile ABD, Batı ile Rusya ve Batı ile İslâm dünyası
arasındaki ilişkilerin asla bundan daha iyi olmayacağı, farklı ve çok
daha kötü bir dünya meydana gelecek. ‘Batı dünyası bu yüzyılın sonunda
Bosna’dan utanç verici bir geri çekilmenin neticesi, muazzam bir ayıp
ve aşağılanma ile damgalanacaktır’ diyenlerle aynı kanaatteyim.
Açıkçası çok kişi Bosna’da olanları hafife aldı. Önceleri oluşan
bölgesel bir krizdi. Daha sonra bir Avrupa krizine dönüştü ve hiç
kuşkusuz şimdi bir dünya krizidir. Dolayısıyla, Bihaç’ın savunulması
veya düşmesi global öneme sahiptir ve buradaki herkes için bir kaygı
unsurudur. Bu insanlık dışı saldırı, dehşet verici soykırım ve toplama
kampları karşısında Batı ‘insani yaklaşım’ adını verdiği bir tepki
gösterdi. Farklı beklentilere bağlı olarak belli bir plan çerçevesinde
geliştirilen ve daha kötü sonuçları tahrik eden çok ciddi bir
hastalığı, sadece müsekkin ile geçiştirmeye çalıştı. İşte şimdi bu
‘insani yaklaşım’ halkımız için şantaja, hatta son zamanlarda çifte
şantaja dönüştü. Kollarımızı kavuşturup oturmadığımız için yardıma
layıktık. Yalnızca hafif silahlarla donanmış 20 ile 150 kişiden oluşan
100 civarında küçük gruplarla direnişe başladık ve onbinlerce
saldırganı etkisizleştiren ve binden fazla tank ve zırhlı aracı tahrip
eden 150.000 kişilik bir ordu meydana getirdik. Savunmamız güçlendikçe
bize yardım etme niyetiniz giderek azaldı. Niçin? Bunun bir cevabı var
mı?” diye soruyor Alija İzzetbegoviç.
Evet. Elbette cevabı var. Bugün Bosna- Hersek’te yaşanan hadiseler
gösteriyor ki, Batı herhangi bir İslâm coğrafyasında meydana gelen bir
hâdiseye, eğer kendi çıkarlarıyla bağdaşmıyorsa, müdahale etmekte ağır
davranmakta, görmezlikten gelmekte, mekanizmalarını devreye sokmakta
isteksiz bir tavır ve tutum sergilemektedir. Batı, bu manada,
geleneksel olarak izlediği çifte standart politikalarına oldukça
sadıktır. Batı’nın, Almanya’nın inisiyatifinde Slovenya ve
Hırvatistan’ın bağımsız devlet olma sürecini kolaylaştırıp bu iki
ülkenin Katolik halkını muhtemel bir Sırp katliamına karşı korurken,
aynı tutumu Bosna-Hersek Müslümanları için göstermemesi bu çifte
standartçı ahlak ve tutuma ibret verici bir misaldir.
Bosna’da, Üsküp’te, Kosova’da, Varna’da, Filibe’de içimizi çekerek ağıt
yaktığımız, Murad Hüdavendigâr’ın münacatını terennüm eden
yakarışlarımızla gözyaşları döktüğümüz, kader ve gönül birliği
ettiğimiz Balkan Müslümanları; başlarına ruhları kadar temiz beyaz
yaşmaklar örtünmüş eski Osmanlı analarıdır; başlarına gelen türlü
felâketlere rağmen gönülleri kadar zambaklaşmış Türk kızlarıdır;
bedenlerine Alparslan’ın Malazgirt’teki serdengeçtileri gibi beyaz
örtüler sarınmış iman ordularının Tuna boylarında yaşayan ve dövüşen
erleridir. Gözlerimiz onları yine eski şehid ruhlarını görür gibi
karşılayacak, gönüllerim “evvel beni gazi kıldın, ahir şehadet rûzi
kıl” terennümünü haykıran yüreklerini elbette bağrına basacaktır.
“Bosna-Hersek ‘bizim’di, oradakiler, ‘biz’dik; orası, işte bizim
‘Rumeli’miz idi. Ve o sebeple, ayyıldızlı fincanlarla, size evinde
kalan son gül reçeli ve kahveyi ikram eden 70 yaşındaki ve besbelli ki
yoksulluk içindeki bir alim, paltonuzu tutmaya kalktığına itiraz
ettiğinizde, gayet duru bir Türkçe ile “Olur mu? Siz bizim muhterem
misafirlerimizsiniz” cevabım işittiğinizde gözyaşlarınızı
tutamazsınız...” diyor bir gazetecimiz Bosna hatıratını dile
getirirken. Tıpkı:
“Çok sürse ayrılık aradan geçse çok sene,
Biz sende olmasak bile sen bizdesin yine”
sözcüklerinde çekilen özlem gibi...
Biz bir zamanlar, dünyanın üç kıtası üzerinde, yine dünyanın en adil ve
medeni devletini kurmuşuz. Medeniyet, bir manada, büyük bir ülkedeki
her milletten her insana insanca muamele etmek demekse, bunun
yeryüzündeki en üstün örneğini göstermişiz:
Yahya Kemal bunu şöyle ifade etmiş:
“Tâ Budin’den Irak’a, Mısır’a kadar,
Fethedilmiş uzak diyarlardan,
Vatan üstünde hür eser rüzgar,
Ses götürmüş bütün baharlardan.
O deha öyle toplamış ki bizi,
Yedi yüz yıl süren hikâyemizi,
Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.”
Y. Kemal
* Meşhed: Şehid olunan yer.
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 22
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|