|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.619
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 928
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 2.995
Forum mesajları: 11.048
Sayfa izlenimi: 619.806
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.841
En son üyemiz: YASLIdeilYORGUN
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Çanakkale Şehitlerine
Çanakkale Şehitlerine
Çanakkale Şehitlerine
M.VURAL
|
|
Türk milleti, Kâinatın Efendisi'nin (sav) risalet beratı olan Kur'ân'ın
davetine icabet etmiş ve asırlar boyu Orta Asya'dan Avrupa'ya kadar "Kelimetullah"
davası için koşturmuş ve hakâik-i Kur'aniye ve imaniyenin neşir ve
tamiminde cehd ile çalışmıştır. Ve bu millet, bağrında nice imanlı
mücahidler yetiştirmiş; bu mücahidler 'bir gül bahçesi'ne girercesine
kendilerini gaza meydanlarına atmışlardır.
Bizi İslâmiyet'in bayraktarlığından alıkoymak isteyen haçlı zihniyeti ise "hasta adam" olarak nitelediği Osmanlı'yı en zayıf noktasından vurarak kendi gayeleri uğruna I. Dünya Harbi'ne sürüklemiştir.
1914'de patlak veren I. Dünya Harbi'nde Almanya, çeşitli cephelerde
muvaffakiyetsizliğe uğrayınca bunalıma girmiş ve bunun üzerine Alman
hükümeti bir bakıma cephelerde ferahlamak için stratejik bir ehemmiyete
haiz olan Türkiye'yi ne pahasına olursa olsun savaşa sokmak kararına
varmışlardır. Bu kararlarını da, yeni Harbiye Nazırı olan Enver
Paşa'nın, İngilizlerin takibinden kaçan iki Alman savaş gemisine (Göben
ve Brestau) boğazlarda sığınma hakki vermesi ve daha sonra da
Almanlar'ın kışkırtmaları ile bu iki
geminin Rus limanlarını bombalaması neticesi fiilen I. Dünya Savaşı'nın içine itiliriz.
Bu sırada Rusya, müttefikleri olan İngiltere ve Fransa'nın silah ve
cephane desteğine, İngiliz ve Fransızlar ise. Rusya'nın hammadde ve
tarım ürünlerine ihtiyaç duyuyordu. Bu maddelerin sağlanması ise ancak
boğazlar yoluyla olabilirdi. İtilaf Devletleri, Rusya'nın muhtaç olduğu
silah ve teçhizatı göndermek maksadıyla Çanakkale'yi ele geçirmeyi daha
harpten evvel planlamışlardı.
Hatta Paleolo'un 27 Aralık 1914 günlü notlarında şu sözleri görüyoruz: "Moskova'da
imparatora yaklaşan herkes İstanbul hakkında konuştu ve hepsi aynı şeyi
söyledi: Boğazların ele geçirilmesi, İmparatorluk için bir ölüm kalım
işidir ve Almanya ile Avusturya'dan elde edilebilecek bütün toprak
menfaatlerinden önce gelir."
Diğer taraftan Rus Çarı, Fransız büyük elçisine 21 Kasım'da şöyle demişti: "Düşüncelerim
henüz kesinleşmedi. Ancak iki nokta var ki eminim. Biri, Türk
Avrupa'dan kovulmalıdır. İkincisi; İstanbul uluslararası rejim altında
tarafsız bir kent olmalıdır."
Peygamber Efendimiz (sav)in methine mazhar olan şehirler dilberi
İstanbul'un üzerine böylesine acımasız plânlar kurulurken, Londra'da
toplanan İtilaf Devletleri Harp Meclisi. 28 Ocak 1915'te Çanakkale
Boğazının geçilmesine karar verir.
Bu arada İstanbul'da halk, yabancı çevre ve Almanlar, İtilaf Devletleri
donanmasının Çanakkale'yi zorlayarak on saat gibi bir süre zarfında
Sarayburnu'nda görüleceğine kesin gözüyle bakıyorlardı ve bu da ortamı
gerginleştiriyordu. Hatta başkentin Eskişehir'e taşınacağı şayiaları da
yayılmaya başlamıştı.
Bütün Avrupa, Çanakkale'nin geçileceğine ve muzafferane İstanbul'a
girileceğine inanmaktadır. Daha şimdiden Beyoğlu'ndaki azınlıklar "muzaffer haçlılar"ın geçeceği yolları görecek olan pencereleri kiralamaktadırlar.
I. Cihan Harbi'nde başrolü oynayan, gözünü hırs bürümüş İngiltere neden
Çanakkale'yi büyük bir iştahla geçmek istiyordu, beklentisi neydi?..
İngiltere Deniz İşleri Bakanı Churchill'in ifadesinden anlaşıldığına
göre bu beklentiler şöyleydi: "Türk
imparatorluğunu ikiye bölerek cihan tarihini değiştirmek,
düşmanlarımıza karşı Balkanları birleştirmek, Rusya'ya yardım ederek,
savaşın süresini kısaltmakla binlerce vatandaşın hayatını kurtarmak..."
Artık karar verilmiştir; 16 Harp gemisi, 6 muhrip, 14 mayın tarama
gemisi ile 1 uçak gemisi Çanakkale'ye doğru hareket eder ve Boğaz Harbi
başlar. Bu donanma Boğazlar'ı geçecek ve arkasından gönderilecek
kuvvetlerle İstanbul işgal edilecektir.
19 Şubat 1915 günü düşman donanması atışa başlar; merhum Akif in de söylediği gibi: ''Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya. Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya..."
Evet, Marmara mahşer gibidir. Eski ve Yeni Dünya, Osmanlı'ya karşı yek vücut cephe almışlardır.
Mehmetçikler tabyaların başında canını dişine takmış vaziyettedir.
Osmanlı tabyaları toprak ve kagirdendir; içindeki eski topların menzili
ise düşman gemilerini döğmeye yetmemektedir. Bu cephede kullanılan en
yeni topun üzerinde ''krup 1885"tarih
yazılıdır. Yeni toplar gelmemiş, cephane ve mühimmat ise son derece
kıttır. Osmanlı toplarının menzili dışında kalan düşman donanması altı
gün boyunca tabyalara gülle yağdırır. O aslan neferlerin göğüsleri
üzerinde binlerce bomba şimşeği söner... 25 Şubat sabahı yine ateş
başlar ve akşama kadar devam eder. Dış tabyalar harab olmuştur; düşman
karaya asker çıkartarak bir kısım iç bataryaları da tahrib eder ve
çekilir.
4 Mart günü tekrar çıkarma yaparlar ve Türk karşı taarruzu ile geri
püskürtülürler. 7-8 Mart günlerinde, dış tabyalardaki bataryaların
tahribinden yararlanarak yaklaşır ve iç tabyaları ateş altında
tutarlar. 10-11 Mart gecesi boğaza saldıran bir filo ağır zayiatla geri
çekilir.
Düşman donanması sürekli tarama İle boğazdaki mayınları temizlemiştir.
18 Mart günü kesin sonucu almak üzere taarruz edecek ve boğazı
geçecektir. Bir İngiliz, bir Anzak ve bir Fransız tümeni boğaz önünde
hazır beklemektedir. Boğaz yarılıp, Türk donanması tahrip edilince, bir
Rus kolordusu İstanbul Boğazı'ndan çıkarma yapacak, bu arada Marmara'ya
girmiş olan İngiliz ve Fransız kuvvetleri de İstanbul'un işgaline
yetişeceklerdir.
Martın on yedisini on sekize bağlayan gece sabaha karşı, Nusret mayın
gemisi düşman donanması arasından sıyrılmış ve boğazın münasip
yerlerine mayınları döşeyerek yine aynı ustalıkla dönmüştür.
Bütün başarıları maddiyatla açıklayan Morgenthau, Çanakkale'ye
geldiğinde bu kadar mayının nasıl bulunup da döşendiğine akıl
erdiremeyecektir. Çanakkale'nin güneyinde 400'den fazla mayın denize
serpilmiş, düşman gemilerini beklemektedir. Ordunun cephane durumu
zayıf olduğuna göre bu mayınlar nereden temin edilmiştir?.. Allah'ın
hikmetine bakın ki, Ruslar'ın Karadeniz Boğazı'nın ağzına döşediği
mayınlar akıntıyla boğazın ağzına geliyor oradan ustalıkla toplanarak
Çanakkale'ye taşınıyordu.
Ve o yirminci asrın Batılı barbarları bu rezil istilâlarını bütün
şiddetiyle sürdürürler ve o gün 7 saat boyunca 276 adet seri atışlı
büyük topla durmadan mermi yağdırırlar. Osmanlı tabyalarından 78 adet
top cevap verir. Bizim tabyalarımız Dardanos tepesinde ışık ışık
parlamalarına rağmen çöldeki serap gibi optik yanılma neticesinde
isabet almamışlar, fakat isabet ettirmişlerdi.
Kuvvet dengesi arasında uçurumlar vardır. Techizat, mühimmat ve her
çeşit varlığa sahip, bakımlı düşman ordusuyla, imkânları mahdut, topu
tüfeği sayılı, siperleri, silahları zayıf, bu yan aç Mehmetçik
arasındaki savaş, silahla imanın çarpışması mânâsını taşımaktadır. Öyle
ki top yetersizliğinden, hiç olmazsa aldatıcı olsun diye bazı mevzilere
soba boruları yerleştirilmekte, siperler için yeterli kum torbası da
bulunmamaktadır. Bazen İstanbul'dan birkaç yüz yeni torba getirildi mi,
bunlar kum torbası yerine imkânsızlıktan askerlerin harap elbiselerinin
tamirinde kullanılmaktadır.
Ve bu yokluklar içinde savaşan sinesi imanlı Mehmetçiklerin cephesini sarsmak mümkün olmuyordu.
"Değil mi cebhemizin sinesinde iman bir,
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir,
Değil mi sinede birdir vuran yürek... yılmaz!
Cihan yıkılsa emin ol, bu cephe sarsılmaz!"
Bu kadar, birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve
uhuvveti getirdiğinden, bu cephe hakikaten sarsılmadı. Çünkü cephede
Türk milleti bütün özüyle, bütün hızıyla, bütün kudret ve imanıyla harb
ediyordu.
"Asım'ın nesli... diyordum ya... Nesilmiş gerçek;
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek."
Ve bu cehennem içinde düşman donanmasından üç harb gemisi batar, iki
harp gemisiyle bir harp kruvazörü ağır yara alarak saf dışı olur. Ve
akşam üstü, mevcudun üçte birini kaybetmiş olarak İngiliz, Fransız
donanması çekilmeye başlar ve boğazlardan geçilemez...
"Nerde biraz evvelki ateş saçan gemiler?
Durun ey görüşmeden kalkıp kaçan gemiler!"
1915 yılı, Türk tarihinin alnına şeref ve şehamet damgasını vuracak bir harikulâdeliğe şahit olur.
Yiğitlerimizin Çanakkale'deki bu zaferini İngiliz Generali Taushand da şu sözleriyle tasdiklemektedir: "Avrupa
'da hiçbir asker yoktur ki -bu ifademin altını çiziyorum- müdafaada
Türklerle mukayese edilebilsin. Misal olarak Çanakkale'yi zikretmek
isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan
birlikler, Türk olmasaydı, yerlerinde kalamazlardı. Halbuki Türkler,
bütün muharebe müddetince yerlerinden ayrılmadılar."
İşte bu zafer neticesinde garplı müttefiklerin Rusya ve Romanya ile
olan irtibatları kesilmiş, harp iki sene daha uzamış ve Rusya'nın Orta
Şark'ta sözüne son verilmiş, İstanbul'a el atmasına imkân tanınmamıştır.
Bize bu imkânları bahşeden şehitlerimiz, Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle yadedilmektedir: "Allah yolunda öldürülenler için "ölüler" demeyin, zira onlar dindirler fakat siz farkında değilsiniz."(Bakara.
2/154) (öyle ki Allah'ın) lütf u inayetinden kendilerine verdiği
(şehitlik mertebesi) ile hepsi de şâd olarak (cennet nimetleriyle)
rızıklanırlar. Arkalarından henüz onlara katılamayan şehid dindaşları
hakkında da: "Onlara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir''diye müjde vermek isterler.
KAYNAKLAR
- "Çanakkale" 18 Mart 1915-1950, M. Şevki Yazman, "Çanakkale Harbi", sh. 3
- Sabis, Ali İhsan. Harb Hatıralarım, II. Cilt, sh. 27
- "Çanakkale" 18 Mart 1915-1950. M. Şevki Yazman, sh. 3, aynı makale
- Bayur, Yusuf Hikmet, Türk İnkılabı Tarihi, C: 3. Kısım 1, sh. 470
- "Cumhuriyetin 50. yıl Dönümü Seminerleri", Yusuf Hikmet Bayur, 1. Dünya Harbi Sırasında Yapılan Anlaşmalar", sh. 32
- Çanakkale" 18 Mart 1915-1950, M. Şevki Yazman, sh. 4, aynı makale
- Bardakçı, İlhan, Hülbe Yayınları, 1985, İst. sh. 540
- "Çanakkale" 18 Mart 1915-1950, Yusuf Hikmet Bayur, "Çanakkale Savaşı ve 18 Mart Zaferi", sh. 13-14
- Köseoğlu, Nevzat, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, Ötüken Neşriyat A. Ş. 1990. sh. 716
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 68
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|