Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» Ehlullah.com
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» İnkişaf
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Tahavi
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Hak-Dilaram
» ResimKalesi
» Hazırindir
» Rıhle Dergisi






  İstatistikler

Üye sayısı: 3.619
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 928
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 2.995
Forum mesajları: 11.047
Sayfa izlenimi: 619.774
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.809
En son üyemiz: YASLIdeilYORGUN

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.16

  Halidiye.com | Esad Efendi İle Hatıralar

Esad Efendi İle Hatıralar

ES'AD - I ERBÎLÎ ( K.S)'DEN HATIRALAR - II -
Yazar: ALEMDAR


Es’ad-ı Erbîlî (k.s)’nin Erbil’deki süt biraderleri meczup Mahmut, Kur’an okunurken ümmi olduğu halde, yanlış okunsa, “Hayır olmadı.” dermiş. Meğer bu zat Levh-i Mahfuz’u görür, Kur’an-ı Kerim yanlış telaffuz edildiğinde ilâhî nûr kaybolduğu için, bu şekilde yanlış okunduğunun farkına varırmış.

Şemseddin Efendi’nin damadı sara hastalığına yakalanır. Doktorlar çâre bulamazlar. “Ah! Sümbül Efendi olsa idi, hasta iyi olurdu.” dedikten sonra, Şeyh Taha Hazretleri’ne müracaat ederler. O da, “Allah’ın sümbülü bir tane değildir. Her zaman Mevlâ’nın bahçesinde sümbül bulunur. Ayağını kesmeyin, biiznillah iyi olur.” der ve hasta sıhhata kavuşur.

Şeyh Taha Hazretleri, “Keşfi olan sâlik ile, keşfi olmayan sâlikin hâli âmâ ile gözü açık kimsenin hacca gitmesi gitmesi gibidir. Gözü açık olan her tarafa meyil ederken âmâ sadece Kâbe-i Muazzama’yı ve Ravzâ-ı Mutahhara’yı kasteder. Keşfi (kalp gözü) açık sâliktense keşfi kapalı olan sâlik daha çok yol alır.” buyurur.

Şahı Nakşibend (k.s) zamanında sâlike, “Kaç yaşındasın?” dediklerinde, tarikat-ı âliyeye intisab edeli kaç yıl olmuşsa o yılları yaş olarak kabul ederlermiş. Bir sâlik başlangıç halinde çocuk hükmündedir. Kalbindeki istidat nisbetinde zikre devam der.

Tarikat-ı Âliyye’de feyiz ve terakki iki esasa bağlıdır.

1) Rabıta-i Şerifle, yani Mürşidin teveccüh, nazar ve himmetini kazanmakla.

2) Sünnet-i Seniyyeye riayet etmekle.

İhvan arasındaki sevgi nereden geliyor denirse, hiç şüphesiz, Şems-i Hakikat, Nûr-i Nübüvvet (s.a.v)’den geliyor. Her muhabbet ki, Allah için olmazsa nihayeti düşmanlıktır.

Esad Erbili (k.s) buyurdular: “İhvanla Erbil’den bir köye gittik. Etraftan akın akın ihvanlar geliyordu. Üç ay kaldık. Bir genç geldi. Ona, “Tarikatın var mı?” dedim. O da, “Ben bir tarikata girmem. Zira bir kıza talip oldum. Bana vermediler. Muhtar ben askere gidince, o kızı kendi oğluna nikahlamış. Şimdi onlardan birini öldürüp, intikamımı almadıkça, girmem.” dedi.

Ben abdest için kalktım. Bir de ne göreyim. O genç bir ağaç dalına binip bir oraya bir buraya gidiyor. Sufi Ömer’e “Buna ne oldu dedim?” O da, “Meczup oldu.” dedi. Meğer Şeyh Şemsettin gence teveccüh edince, o da meczup olmuş, Bu genç sert bir tavırla bana ders ver diye yanıma geldi. Senin Şeyhin Şemseddin Efendi deyince, “Hayır. Ben kimin Şeyh olduğunu biliyorum.” dedi. “Hani adam öldürecektin?” deyince, “O hâl geçti.” dedi. Gördüm ki Tarikat-ı Âliyye insandaki mezmum (çirkin) ahlâkı biiznillah anında gideriyor.”

Mösyö Karl Vett’in Esad-ı Erbili ile Buluşması

Şimdi Hristiyanlık Allah’ı ve Rasulünü tasdik ediyor, yalnız, onların peygamberi başka bizimki başka diyorlar. Geçenlerde tekkeye bir Danimarkalı geldi. İngiliz, Alman vesair milletlerden birçok azası olan bir cemiyet teşekkül ettirmişler. O cemiyetin başkanı olan Danimarkalıya sen git devri âlem et, hak olduğuna kanaat getirdiğin bir dini bize haber ver demişler. O da İstanbul’da Mahmut Muhtar Paşa ile Sümbül Efendi’nin merkadine gider. Orada murâkabe halinde iken bir zatı görür. Paşaya gördüğünü anlatınca o da Danimarkalıyı bize getirir. Bir tercüman vasıtası ile teveccüh etmemizi istedi. Çok memnun olduk. Kabul buyurulursa tekkede on onbeş gün kalmak istediğini, yemek ve yatağını dışarıdan temin edeceğini söyledi. Biz de kabul ederiz, fakat burada bulunduğun müddetçe tekkenin çorbasını içer, yatağında yatar ve ihtiyacın olursa buradan temin edersin dedik. Kabul ettik. Onüç gün kadar kaldı. O da kanaat getirdi ki Cenâb-ı Allah bir, Rasulü Muhammed Mustafa (s.a.v) da haktır. Sonra dedi ki: “Danimarka’da nüfuz sahibi bir arkadaşım daha var. Onu da göndereceğim. Kabul edin o da sizinle görüşsün, iki şahit oluruz.” dedi. Buradan ayrıldı. Tekkeler kapandı. O adam bir daha gelmedi. Ben böyle karşılıksız yemek, içmek ve vesaire hiçbir yerde, hiçbir millettte görmedim. Bu yalnız buraya mahsustur. Hem o günlerde tekkeye ihvanlardan pek muhterem simâlar geliyordu. Resimlerini aldı. İyi bir imanla döndü. Bize çok rica etti. Bir sefer etseniz bizim oralara dedi. Esad Efendi (k.s) bunu söylerken hem gülüyor hem de bizi güldürüyor. “Ben nasıl küfüristana gideyim.” buyurdular Danimarkalıya, “Siz gençsiniz. Burada ne görmüşseniz gidip oralarda anlatın.” dedi. Ayrılacağı zaman tercüman vasıtasıyla bir deste banknot gönderdi. Teşekkür ederek geri iâde ettik. Tekkede olan sarfiyatı görür, “Efendi Hazretleri bu masraflar hep sizden mi çıkıyor?” derdi. Bizden evet cevabı alınca hayretler içinde kalırdı. Bilâhare o adam Mısır ve Hindistan’a gitti. Oralarda dini tetkikatta bulunmak, ulemalar ve alimlerle görüşmek istiyordu.

İtikatsız farmasonlardan biri “Allah Kur’an-ı Kerim’inde bana dua edin ben de kabul buyurayım.” diyor. “Halbuki biz dua ediyoruz, duamız kabul olmuyor.” dedi. “Duanın kabülünün şartları vardır. Bir de duanın kabul olmaması o kimse hakkında hayırlı da olabilir.” diye cevap ettim.

Farmasonlardan biri de “Tekkede yalan, hırsızlık vesâir fenalık Müslümanlardan başkasında görülmüyor.” dedi. Kusuru dinde ve Müslümanlıkta göstermeye çalıştı. Ona dedim ki, “Dinimizin büyüklüğüne bu açık bir delildir. Başka dinler batıl olduğu için şeytan onlarla meşgûl olmuyor. Çünkü boş eve hırsız girmez.”
  Tarih: 04.03.2008   Hit: 87
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşağıladıkça Büyümek! 
Mazhar ERGENE 
Sarıklı Genç 2 
Hüseyin TÜRKERİ 
Uşşakilik 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu İle 2 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4   Tasarım, hosting: Gisa
eXTReMe Tracker