|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.677
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 952
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.388
Forum mesajları: 12.226
Sayfa izlenimi: 665.649
Bugünkü sayfa izlenimi: 3.095
En son üyemiz: veterinerhkm54
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.18
|
|
Halidiye.com | 1912-1913 Balkan Savaşı ve Dersler
1912-1913 Balkan Savaşı ve Dersler
1912-1913 Balkan Savaşı ve Dersler
Mehmet Kafkas
|
|
Tarihîmiz bir çok zaferle doludur. Yeteri kadar önem verilmemesine
rağmen bunların pek çoğu hepimizin hafızasında silinmeyecek izler
bırakmıştır. Ancak bu zaferlerin sebepleri, neticeleri, kahramanları,
bu kahramanların hayatları, kısacası "dersler" bizim için pek meçhûldür.
Zaferlerimizi bilmeyen bizler, elbette okuması da, dinlemesi de,
anlaması da zor ve üzücü olan mağlubiyetlerimiz üzerinde belki de hiç
durmayız. Halbuki getireceği tecrübe, vereceği ders açısından
mağlubiyetler, zaferlerden pek de aşağı değildir. İşte Balkan Savaşı
bunlardan birisidir.
Artık bütün tarihçilerin kabul etmeye başladıkları gibi, Balkan Savaşı,
II. Abdülhamid'in takip ettiği siyaset sayesinde -milletlerarasındaki
ayrılıklardan faydalanma- uzun süre engellenmiştir. Mamafih onun
1909'da İngiltere'nin tertiplediği 31 Mart Vak'ası bahane edilerek
tahttan indirilmesiyle devlet, tecrübesiz, her şeyin meşrutiyet ile
hallolacağına inanan, Avrupa'nın "din ve ekonomik" noktadan hareket
ettiğini bilmeyen insanlara kalmıştır. İttihat ve Terakki Partisi'nin
ülke yönetimini ele geçirmesinden sonra özellikle batı kültürünün
eğitim ve sanat hayatımıza yansıtıldığını görüyoruz. Parti, Batının
gönlünün hoş tutulması ile onların Osmanlı'ya karşı daha makûl bir
politika izleyeceklerine inanıyordu. Halbuki batı yeryüzünde "ayakta
duran müslüman" görmek istemiyordu. İttihatçılar, Balkan devletlerinin
Osmanlı'ya karşı girdiği ittifakı göremedikleri gibi, iş başına
getirdikleri bazı gayr-i müslim devlet adamları sebebiyle de mevcut
durumun da zayıflamasına sebep olmuştur. Meselâ, Balkan Savaşı'ndan
kısa bir süre önce Dışişleri Nâzırı Noradınkyan, "Balkan Devletlerinin
Osmanlı'ya saldırmayacaklarına dair meclise teminat verir" diyerek
70-80 bin tecrübeli askerin terhisine sebep olmuştur (1).
Balkan Savaşı öncesinde meydana gelen siyasî gelişmeler doğrudan bu
savaşla alâkalı değildir. Çok mühim olan bu husus ayrı bir yazı
olabilecek seviyede olduğu için biz hemen Balkan Savaşı'na girmek
istiyoruz. Bu savaştan alınacak dersleri maddeleştirecek olursak;
1. Balkan Savaşı'na katılmış olup da hatıralarını yazanlar,
mağlubiyetimizin en mühim sebeplerinden birisi olarak orduya siyasetin
bulaşmasını göstermektedirler. Bunlardan Rahmi Apak, Kara Sait Paşa ve
Albay Efe Kâzım'ın siyasî anlaşmazlık sebebiyle birbirlerine silah
çektiğini anlatır (2). Ordu, siyasetle iştigal etmemeli, vazifesinin
ulvîliğinin şuuruyla kendisini geliştirmelidir. O günleri cephede
gazeteci olarak yaşayan bir Fransız şunları anlatıyor;
"Bana bir albay gösterdiler. Bir binbaşıdan bahsettiler. Jön Türk
Partisi'nin ümidiymiş (İttihat ve Terakki Partisi). Bir yüzbaşı da
ıslahatçılığıyla tanınıyormuş.
Ben de elimde olmayarak eski Osmanlı ordusunu düşünüyordum. O ordunun
subaylarını cemiyetler, kulüpler, şahsi tercih yapan komutanlar
seçmezdi. Onlar sadece savaşı düşünüyor, ülkeyi yönetmekle
uğraşmıyorlardı. Bugünkü orduya gelince... Bu ordunun üzerine pek çok
siyaset yağmuru yağmış, demirleri paslanmıştı" (3). Bir ordu ülkeyi
idareye kalkışmış ise, onun hatalarını engellemek çok zordur. Çünkü
onda silah vardır.
2. Bulabildiğimiz bir askerî kaynak savaş günlerinde ordunun durumunu anlatıyor:
"Subayların seçilmesi, yükseltilmesi, orduda kalmaları için sağlık ve
ihtiyaca uygunlukları tesbit edecek usullerimiz yoktu. Avrupa
ordularının acı deneyleri neticesinde terke mecbur oldukları köhne
terfi usüllerinden biz bir türlü ayrılamadık. Takdirsizliğimizin daima
cezasını çektik. Subaylar komutanlarına emirlerindeki birlikleri
idareden mahrum olduklarını söyleyemiyorlardı" (4). Orduda mevkiler ve
rütbeler subayların bilgi ve becerilerine uygun verilmez ise savaşların
kazanılması imkânsızdır.
3. Balkan Savaşı'nda başarılı olan komutanların ittihatçılık fikrinden
uzak, dindar ve bu sebeple kendisini yenileyebilen kişiler oldukları
açık. Sultan Vahdettin'in damadı İsmail Hakkı Bey, bu özellikleri
taşıyan general Cavid'in şehadetini şöyle anlatır;
"Cavid Paşa, alaya, cedlerimizin bir zamanlar Avrupa'yı titretmiş
olduklarını anlattı. Makedonya'da lekelenmiş olan namusumuzun
temizlenmesi gerektiğini belirtti. Devam etti, -Pekâlâ evlatlarım. Siz
bir alaysınız, ben dahi bir alay sayılırım. Manolassa tepesinde iki
Yunan alayı vardır. Onları tepeden aşağı atalım. İleri hücum!... Allahü
Ekber! Allahü Ekber!
Cavid Paşa tepeye koşuyordu. Anadolu'nun genç ve imanlı askerleri
"Allah Allah" sadâlarıyla dağa tırmanmaya başlamışlardı. Ak sakallı
Cavid Paşa beş mermi ile yüzünden ve göğsünden yaralanarak yere düştü.
"Allah Kerîm..." son sözleriyle şehidlerin cennetine kavuştu. Beyaz
sakalı temiz kanıyla kıpkırmızı olmuştu" (5). Alay tepeyi ele geçirir.
Bunun yanında, Alman subayları kırpık bıyıklı diye kendi bıyıklarını da
bu şekilde kesen (6), taklidçi, kendini tanımayan subaylar Balkan
Savaşı'nda başarılı olamamıştır. Meselâ, Taşlıca bölgesinde 5 bin
askerimiz çok iyi silahlanmış olmasına rağmen, yanında top ve makinalı
tüfek dahi bulunmayan bin Karadağ askeri karşısında komutanları
yüzünden kaçmak zorunda kalmışlardır. (7).
4. Orduda, ikmal işlerinin iyi düzenlenememesi sebebiyle büyük bir
açlık kendisini göstermiştir. Önce bu konudaki bilgileri arz edelim:
"Bulgarlara karşı yapılan savaş dört gün sürdü. Türkler kaybettiler.
Çünkü askerlerin ekmeği ve başkumandanın telgrafı yoktu" (8).
"Bir çok askerimiz ölmüş at ve katırların gayet fena kokan
cesetlerinden çıkardıkları derilerle ayak ve bacaklarını sarar ve
bununla soğuğa karşı koymağa çalışırlardı. Bazıları -ise aç kalınca ot
toplayıp yemişler ve maalesef zehirlenmiş, müthiş acılarla kıvranarak
ölmüşlerdi" (9).
"Açlıktan ölüme mahkûm olan askerlerin bazen vahşi kuşları kovmak için
bir kolu kalkıyor, fakat ölmekte olan bu askerin hareketi hiç bir işe
yaramıyordu. Çünkü kuşlar bu insanların başından ayrılmıyordu" (10).
"Lüleburgaz komutanı ve Türk Ordusu Başkumandanı Abdullah Paşa dahi
açlıktan ölmek üzeredir. Onu bir yabancı gazetecinin verdiği bir kaç
konserve kurtarmıştır" (11).
Bu tür misâlleri çoğaltmak mümkündür.
5. Bu yiyecek, giyim ve cephane sıkıntısına rağmen "Anadolu'lu olma
özelliğini devam ettirebilen askerlerimiz kahramanca savaşmışlar fakat
yukarıda arz ettiğimiz sebeplerle galibiyete ulaşamamışlardır:
Journal gazetesi muhabiri anlatıyor: "Türkler, Manastır'da Plevne
savaşçılarının efsanevî cesaretini ve kahramanca inadını gösterdiler.
Tam ve kesin yenilgilerine rağmen şan ve şeref tacına lâyık
olabildiler" (12).
"Türk evlatları, Sırp sınırından itibaren yürüye yürüye, takatten
düşerek, neredeyse bir deri bir kemik olmuş, tanınmayacak halde bugün
Yunanistan'da bulunan Yanya'ya vardılar. Yolda hiç bir kapıdan bir
dilim ekmek bile almadan Allah'ın bitirdiği otları yiye yiye Yanya'nın
imdadına koştular" (13).
Askerlerimiz Yanya'da 12 bin kişidir. Altmış bin kişilik Yunan ordusuna
6 ay karşı koyarlar. Sonunda ayakta duramayacak hâle gelince Yunanlılar
şehre girer. Askerlerimizin altı bini açlıktan vefat etmiştir. Gerisini
bir Yunanlı subay şu şekilde anlatıyor:
"Cephane ve yiyecekleri kalmamış, kâfî gelmeyen pek az miktarda çürümüş
mısır ekmeğiyle şöyle böyle yaşayabilen bu insanlar inanılmaz bir
manzara ortaya koydular. Türk askerleri, soluyarak, çığlıklarla âdeta
yerde sürünüyorlardı. Bu iskelete benzeyen insanların gözlerinde ölüm
görünüyor, son nefesleriyle bir parça ekmek rica ediyorlardı" (14).
Balkan Savaşları'ndan alınacak dersler çoktur. 1. Balkan Savaşı'nda
bizimle beraber olan Arnavutlar'dan Hristiyan olanların ihanetleri,
(15) Osmanlı'ya sadık oldukiarı iddia edilen Yahudilerin Atina'daki
Türkler'e yaptıkları (16) Bulgar'ların ve Yunanlıların Türklere katliam
derecesine varan davranışları, bazı askerlerimizin tüfek tutmayı dahi
bilmemeleri (17) unutulmayacaktır.
Osmanlı uzun süre askerine; Allah korkusunu, itaati ve cesareti
öğretmişti. Bunlardan uzakiaşıldıkça, özellikle Balkan Savaşı'nda,
mağlubiyetimiz kendisini göstermiştir.
Bütün bunların yanında; Osmanlı'nın asırlarca huzur ve müsamaha ile
idare ettiği Balkanların, Ortadoğu gibi Osmanlı sonrası içine düştüğü
durum çok mühimdir. Asıl ders budur. Bu devletler Osmanlı'dan sonra
kendi içlerinde uzun süre savaşmışlardır. Günümüzde ise Romanya'da,
Bulgaristan'da, Yugoslavya'da yaşananları görüyoruz. Kimbilir belki de
bunlar Osmanlı'yı Balkan savaşlarında katleden milletlere karşı ilâhi
adaletin birtecellisidir.
Balkan savaşlarında Edirne müdâfi Şükrü Paşa'dan Yanya kahramanı Esat Paşa'ya kadar yüzbinlerce şehidimize rahmet gönderiyoruz.□
DİPNOTLAR:
1)Artuç, İbrahim; Balkan Savaşı, İstanbul 1988. s: 74.
2)Apak, Rahmi; Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları, Ank. 1988, s: 70.
3)Louzanne, Stephan; Balkan Acıları, İstanbul 1990, s: 34.
4)Genelkurmay Başkanlığı; İşkodra Savunması ve Hasan Rıza Paşa, Ankara 1986, s: 54-55.
5)Okday, ismail Hakkı; Yanya'dan Ankara'ya, İstanbul 1975, s: 89-90.
6)Apak, a.g.e., s: 50.
7) Genelkurmay, a.g.e., s;73.
8) Louzanne, a.g.e., s: 73.
9)Okday,a.g.e.,s:113.
10)Okday,a.g.e.,s:150.
11)Louzanne, a.g.e., s:56.
12)Artuç,a.g.e,s:234.
13)Genelkurmay Başkanlığı; Yanya Savunması ve Esat Paşa, Ankara 1984, s: 24.
l4)Okday,a.g.e.,s:34.
15)Genelkurmay; İşkodra..., s: 92.
16)Artuç, a.g.e.. s: 225.
17) Artuç, a.g.e., s: 105
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 67
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|