|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.620
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 928
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 3.000
Forum mesajları: 11.070
Sayfa izlenimi: 620.332
Bugünkü sayfa izlenimi: 2.367
En son üyemiz: DEROO
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Kalkınmanın öncüsüydü
Kalkınmanın öncüsüydüKalkınmanın öncüsüydü
Hocaefendi "O otomobillerin yerine atölyeler, fabrikalar kurulsa..." diyordu. Otomobiller yerine fabrikalar ve atölyeler... Bireysel kazanımların toplum için birleştirilmesi ve harcanması yönünde çağrıda bulunuyordu.
'Bu kapının önünde cemaatin dizdiği otomobillerden rahatsız oluyorum, rahatsız oluyorum!... Yabancı diyarlara ekmek parası için giden işçilerin o diyarlara gitmemesi var iken buna mecbur kılınması beni üzüyor. O otomobillerin yerine atölyeler, fabrikalar kurulsa ve bu vatandaşlara iş bulunsa, hem onlar İslam diyarında yaşama imkanı bulur hem de biz, yabancıların kölesi olmazdık.'
Hocaefendi "O otomobillerin yerine atölyeler, fabrikalar kurulsa..." diyordu. Otomobiller yerine fabrikalar ve atölyeler... Bireysel kazanımların toplum için birleştirilmesi ve harcanması yönünde bir çağrıydı onunkisi. Böyle düşünüyordu ve her fırsatta bu yöndeki düşüncelerini yakınlarına anlatıyor, bununla da kalmayıp, bizzat öğrencilerini "toplum yararına" yatırımlar yapmaları için teşvik ediyordu. Çünkü Hocaefendi, sadece bir gönül eğitimcisi değildi. Günlük politikanın tamamen dışında olmasına rağmen Türkiye'nin kültürel, ekonomik, politik sorunlarıyla yakından ilgileniyordu. Bu nedenledir ki, onun çevresinde oluşan topluluğun içinde aydınlar ve üniversiteliler ağırlıklı bir yer teşkil etmişti. Sohbetlerinde sık sık dile getirdiği sorunlara ürettiği çözüm önerileri, Hocaefendi'nin düşüncesiyle de çağının ilerisinde olduğunun bir göstergesiydi.
Sanayileşmeyi önemsiyordu
Türkiye'nin bir tarım ülkesi olarak görüldüğü ve öylece kabullenildiği yıllarda Hocaefendi, ekonomik yönden, özelikle de savunma ve ağır sanayide, dışarıya bağımlı olmamak için sanayileşmek gerektiğini dile getiriyordu. O, Türkiye'nin ekonomik olarak dışarıya bağımlılığının, kültürel bağımlılığı getireceğinin, bunun da Batı'ya tutsaklık anlamına geldiğinin bilincindeydi. Bu nedenle Müslümanlar'ın kalkınma için birleşmeyi, bir ibadet gibi algılamalarını istiyordu:
"Yapılacağı tasavvur olunan ufak-büyük herşey, muhakkak bir şirket, bir toplum malı olarak yapılırsa, işte o zaman daha iyi, daha güzel, daha üstün olarak yaşar ve gelişir. Bu sebepten muhakkak Müslüman ticaret ve sanatkârların birleşmesi adeta farzdır."
Hocaefendi'nin Türkiye'nin sorunlarına getirdiği çözüm önerileri düşünce düzleminde kalan fikirler değildi. Bizzat teşvikiyle kurulan ve zamanında Avrupa'nın en büyük fabrikası olan Gümüş Motor bu anlamda güzel bir örnektir. Nuri Topbaş, Hulisi Topbaş, Hasan Uğur gibi birçok girişimci ve onun yakınları Hocaefendi'nin isteği ile Gümüş Motor'a ortak olmuştu. Onun Gümüş Motor örneğindeki gibi "Hayırlı işlerde acele ediniz" düsturunca fikirlerini nasıl hayata geçirdiğini Nazif Gürdoğan şöyle anlatıyor:
Hocaefendi, 1980 yılının yaz aylarında bir Cuma namazı sonrasında evinde bir toplantı düzenledi. Bu toplantıda genel bir durum değerlendirmesi yaptı. Gençlerin sokakta boş yere vakit kaybettiklerini söyledi. "Bir vakıf kurup, yayın ve kültür faaliyetlerini desteklemeli, kendi kaynaklarımızı biraraya getirip en uygun şekilde kullanmasını öğrenmeliyiz. Hemen şimdi bir vakıf kuruyoruz" dedi. Bunun üzerine Es'ad Coşan Hoca, başta Hocaefendi olmak üzere toplantıya gelenlerin, katılabilecekleri para miktarlarını yazdı. Böylece, kültür hayatımızda önemli yeri olan bir kurumun temelleri atılmış oldu.
Siyasette yeni bir 'damar'a öncülük etti
Hocaefendi, mevki, makam ve para tutkunu olmaktan kurtarmaya çalıştığı öğrencilerini bir yandan da Türkiye'nin yönetimine talip olmaya yönlendiriyordu. Çünkü Türkiye'nin ancak mevki ve makam düşkünü olmayan insanlarla kalkınma sağlayacağına inanıyordu. Bu düşüncesi yıllar geçtikçe İslami hassasiyete sahip insanların Türkiye siyasetinde yeni bir "damar" oluşturmalarına neden olacaktı... Hocaefendi'nin ekonomi ve siyaset alanındaki fikirleri 1960'lı yılların sonlarında özellikle Devlet Planlama Teşkilatı'nda görev yapan ve daha sonraları da çeşitli dönemlerde hükümetlerde görev alan öğrencilerine ilham kaynağı olmuştu...
Herhangi bir siyasi kişiye doğrudan engel olmadan bütün siyasetçilerle ilgilennmeye çalışan Hocaefendi'yi hemen hemen her partiden siyasi ziyaret etmiş, bazıları da onun hem gönül eğitiminden hem de fikirlerinden istifade ettikten sonra siyasete girmişti. Bunların arasında en çok bilineni merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dır. Merhum Av. Yusuf Türel bir röportajında şöyle diyordu:
'Bu çocuğa dikkat edin!'
Turgut Özal, Zeyrek Camii'ne geliyordu. O zaman Turgut, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde talebe idi. Kardeşi Korkut da inşaat bölümünde idi. Onlar tâ o zaman (dergâha) devam ediyorlardı. Turgut tabii Ankara'da olduğu için her namazda bulunmazdı. Ama geldiği zaman mutlak surette buraya gelirdi. Cuma namazlarını İskenderpaşa'da kılar, namazdan sonra Efendi Hazretleri'nin odasına gelir, diz çökerdi. Sükunetle Hocaefendi'yi dinlerdi. Yine bir gün aynı vaziyette Cuma'dan sonra bizim de bulunduğumuz bir sohbetin ardından Hocefendi bana "Hacı Yusuf Bey, Hacı Yusuf Bey, bu çocuğu takip edin" dedi. Turgut o zaman DPT'de müsteşardı.
Hocaefendi'nin siyasilere karşı tutumu menfaate yönelik olmamış, siyasette hassas bir denge gözetmiş ve kendisini ziyarete gelen birçok ünlü isme birlik ve beraberliği öğütlemişti. Tercih yapma durumunda ise ülkesinin çıkarını ön planda tutmuştu...
Ahlâkıyla, yaşantısıyla, tebessümüyle, yaratılanı Yaratan'dan dolayı seven ve kucaklayan felsefesiyle gönülleri fetheden Hocaefendi, siyasi, sosyal ve iktisadi alanlarda da "imanın" hakim olması için çalışmış, geriye imzalı imzasız birçok eser bırakmıştır. Vakıflar, dernekler, ticari kuruluşlar, çeşitli yayınlar... vb arasında belki de en önemlisi, kalplerine seslenmek için ömrünü harcadığı, vefatında mahşerî bir kalabalık oluşturan sevenleriydi.
1979 yazında uzun süre kalmak için gittiği Hicaz'dan 1980'in Şubat ayında hastalanarak geri dönen Mehmed Zahid Kotku (r.a.h.) midesinden ameliyat olur. Kısmen sağlığına kavuşur ve hacc mevsimi gelince tekrar Hicaz'a gider. Bu onun son haccı olur. İstanbul'a dönüşünden bir hafta sonra 13 Kasım 1980 Perşembe günü öğleye yakın dâr-ı bekâya irtihal eyler. 14 Kasım'da Süleymaniye'deki feyz aldığı üstadlarının yanındaki istirahatgâhına defnolunur.
Hocaefendi'nin vefatından bir hafta önce haccdan dönerken, Medîne-i Münevvere'de yaptığı konuşmadaki şu sözleri onun yaşam felsefesinin hem bir özetiydi, hem de attığı maddi ve manevi temeller üzerinde yeni binalar kuracak olan sevenlerine bıraktığı mirası:
Ne dervişlikte, ne şeyhlikte, ne imamlıkta iş yok.. İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte... İş, Allah'ın rızasını kazanabilmekte... İş, Allah'a kul olabilmekte.
Her zaman ileri görüşlüydü
İnsanların yaratılıştan gelen tabiatını çok iyi görüyor ve orada eksik olan şeyi bulup yerine koyuveriyor. O konunca insan mükemmelleşiyor veya en azından büyük bir eksik gideriliyor. Bu eksikliğin giderilmesiyle insan kalbi insanın uzuvları üzerinde etkili oluyor ve belki de insanın Hakk'a yönelmesi sonucunu doğuruyor. Çok kısa bir dönem ders almış insanlar bile hayatlarını idame ettirirken büyük nimetlere mazhar olmuşlar ve nimetler ellerine geçince de gerçeği yaşamak ve yaşatmak için büyük gayret sarfetmişler. Demek ki programlanma konusunda çok büyük yararlar görülmüş dergâhtan. Burada Hocaefendi'nin ileri görüşünün tesirlerini görüyoruz. Siz 60'lı yıllardan itibaren diyeceksiniz ki bu mühendisler ileride çok iş yapacak insanlar. Bunlar Türkiye'nin taşını toprağını sanayiini etkileyecekler. Öyleyse ben teknik kişilere yöneleyim diyor Hocaefendi. Bunu görmek ve daha sonra bunun meyvelerini almak çok güzel bir şey. O zaman bazı kişiler bunun yanlış olduğunu düşünmüşler ama Hocaefendi, "Hayır, bu en güzeli" demiş ve bugün onun tesirlerini görüyoruz. (İslam Dergisi, Kasım 1996, Sayı: 159.)
Türkiye'de bir çığır açtı
O'nun açtığı bir çığır var Türkiye'de. Hakikaten bir çığırdır bu. Politikada bir çığırdır. Sosyal hayatta bir çığırdır. Çok enteresan şeyler başlatmıştır Hocamız. Türkiye'de sanayileşmenin çok mühim dev eseri Gümüş Motor'u o kurmuştur. Yani bir Hocaefendi olarak, ilk defa çok mühim bir tesis kurma konusunda bizi irşad edip de bu çalışmaları yapması çok enteresan. Toplantılarda, istişarelerde bizzat ben de bulunmuştum. Hatta ben yaşça biraz küçük olmama rağmen, herkese sırayla soruluyordu, yani bu fabrikayı Çatalca tarafında mı kuralım, Gebze tarafında mı kuralım? Herkes konuşurken sıra bana gelmişti. Bana düşmez, ben henüz ortaokul-lise talebesiyim filan demiştim. "Yok, sıradan herkes sözünü söyleyecek" diye bizim de fikrimiz alınmıştı. Yani böylece her sahada, her vadide tesirleri vardır. Ben İlahiyat Fakültesi emekli profesörüyüm. Edebiyat Fakültesi'nde okudum. Bazı şeyler kitaplardan alınamıyor. Ancak üstadlardan çıraklık-ustalık yoluyla öğrenilebiliyor. Ben onun ilahi ilimlerde de olduğunu gördüm, yaşadım. Çünkü İlahiyat Fakültesi'nde her çeşit, hadisten, tefsirden, fıkıhtan, kelamdan kitap bize yağardı. Okurduk, incelerdik, imtihanlarına girerdik, jürilerde bulunurduk. Ama Hocamız'ın bazen bir sözü bizi o kadar şaşırtırdı ki, nasıl olmuş da bunu böyle kavrayamamışız diye şaşırırdık. Dinde fakih olmaktan, dinin esasına âşina olmaktan, manevi bir kaynaktan, ulûm-u diniyye'ye vakıf olmaktan doğan bir üstünlüğü vardı Hocamız cennetmekânın. Allahü Teâlâ Hazretleri bir kulunu sevdi mi, başka insanlara da onu sevdiriyor. Ve Resulullah'a karşı olan o muhabbetinden miras geliyor galiba.
YERLİ DEĞERLERİ YENİDEN CANLANDIRDI
Türkiye'nin meselelerini ele alışındaki hareket noktası önemlidir. Hocaefendi, evrensel bir düşüncenin temsilcisi olarak, yerliliğe yeni bir yorum ve canlılık getirdi. Evrensel olanla yerli olanın ahenkli uyumunu sağladı. Bu çok önemli bir hususiyettir... Türkiye'nin, son 300 yıllık tarihinde, ithal düşünceler önemli bir yer tutar. Mehmed Zahid Efendi, Birinci Dünya Savaşı'nın en acılı dönemlerini ve sonuçlarını yaşamış birisi olarak, meselelerimize kendi kaynak ve şartlarımız doğrultusunda çözüm aranması gerektiğini savundu. Ve yerliliği, yerli düşünce ve üretimi öne çıkardı. Bunu yaparken de, evrensel değerleri ve gelişmeleri ihmal etmedi, yakından takip etti. Dünyadaki gelişmelerin ihtiyaçlarımıza, sosyal gerçekliğimize uygunluğu üzerinde durdu. Bu girişimleri hayatın her alanında kendisini gösterdi. Mesela, çağımızın en etkin kuruluşlarından kabul edilen sivil toplum örgütlerinin, ülkemizde canlanmasında etkili bir şahsiyet. Önemli bir geçmişe sahip vakıf ve dernekler kuruluşlarını ona borçlu. Yerli sermayenin gelişmesi için yaptığı teşvikin tesiri de bugün daha iyi anlaşılıyor. Kendi sanayimizin kurulmasını gündeme getirdi. İncelemelerde bulunmak üzere yurt dışına çıktı. O dönemlerde, bir tabu gibi görünen yerli sanayinin kurulmasıyla ilgili korkuların aşılmasını sağladı. Gümüş Motor girişimi bunun önemli örneklerinden birisidir. O devirlerde bir sanayi kuruluşunun temelini atmak hocaefendiler için alışık olunmayan bir tabloydu.
|
Tarih: 01.03.2008 Hit: 85
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|