|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.619
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 928
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 2.997
Forum mesajları: 11.059
Sayfa izlenimi: 620.052
Bugünkü sayfa izlenimi: 2.087
En son üyemiz: YASLIdeilYORGUN
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | NURETTİN TOPÇU'NUN TARİH GÖRÜŞLERİ
NURETTİN TOPÇU'NUN TARİH GÖRÜŞLERİ
NURETTİN TOPÇU'NUN TARİH GÖRÜŞLERİ
Talat Ordu
Hareket; ilim, iman, ahlâk, ruh, insan,
fikir, İslâm, milliyetçilik, isyan (kötülüklere), hürmet, mesuliyet ve
bir rönesans hareketi... Bu hareket Nurettin TOPÇU'nun hareketi. O
iddialarını yaşayan bir insan. Hayatı, sönmenin, pörsümenin olmadığı,
hareket dolu bir hayat...
1939 Yılından itibaren yeniden dirilişin imkânlarını araştırdı. İlk
yazılarında Batı taklitçiliğinden yüzümüzü çevirip kendimizi tanımaya
ve kendi kültür köklerimizle münasebetimizi kurmaya davet ediyordu.
Konferanslarını 1950'den itibaren Milliyetçiler Derneği çatısı altında
vermeye devam etti. İlk basılan eserleri felsefe-psikoloji, mantık ve
sosyoloji kitapları olmasına rağmen ilim adamı olmaktan ziyade, bir
ideal insanıydı; "Yarınki Türkiye" kurucularının, mesuliyetle gerilmiş,
hissiyat ve fikriyatının altyapısını hazırlamaya kendini adamış bir
ideal insanı...
Milliyetçilik anlayışının temel taşını maziye bağlı bir Anadoluculuk
ideali oluşturuyordu. Bu yazımızda onun tarih görüşlerini derlemeye
çalıştık...
İNSANLIK TARİHİNİN MÂNÂSINA DAİR
Bilindiği üzere tarihin anlamına, batı felsefelerinde bir çözüm
getirilememiştir. Birçok filozof tarihin bir anlamı olduğunda ittifak
etmişse de izahta tek bir görüşe ulaşamamışlardır. Hristiyanlık
etkisinde kalmış olan felsefî görüşlerden derlenebilecek ortak nokta,
tarihin bir "iyilik-kötülük savaşı" olduğu yönündeki açıklamalardır.
Nurettin Topçu batıda felsefe tahsili görmüş bir Anadolu milliyetçisi
olmasına karşılık, yazılarında çağdaş batı felsefesinin ve İslâm'ın
etkilerini görürüz. O, daha çok Blondel'in tesirinde aksiyon
felsefesini benimsedi ve tabiri yerinde ise onu Türkiye şartlarına
uyarladı. Bununla beraber Bergson'un mistisizminden de etkilendi. Ama
o, hep bizi terennüm etti ve bizden biri olarak kaldı.
Ona göre, insanlık sonsuzluğa doğru yol almakta ve bu yol üzerinde
kendini zorlayıcı, engelleyici hareketlerden kurtarmak istemektedir.
Yazılarında insanları sık sık iki gruba ayırır: Siyaset
insanı-mesuliyet insanı, anarşist-hareket adamı, realist insan-idealist
insan vb... Topçu'nun Şehit Konferansından aldığımız şu parça onun
insanlık tarihine dair genel görüşünü ortaya koyar: "Yeryüzünde madde
ve ruh; birincisi sonsuz ihtiraslar ve sefaletlerle yüklü olarak;
ikincisi ise, Allah'tan ilham ve işaret alarak koşmak ve daima ileri
atılmak şartıyla müsabaka halindedir. Madde ileri gitti mi, aramızdaki
kinler, garazlar ve düşmanlıklar çoğalıyor, daha varlıklı yaşamak için
sanki her hareketimizde ölüyoruz; ruh ileri gidince dünyamız aşkla,
iradeyle, ilhamla doluyor, her hareketimizde ebedîleşiyor ve ölürken
bile ebedî olmak için ölüyoruz"1. Bu "ikili gerçeklik" düşünceleri,
İslâm'ın "iman-inkâr savaşı" hakikatinden gelmiş olabileceği gibi;
Bergson'un: "Şuur sahibi olan insan, maddeyi bertaraf etmek, onun
tesirinden kurtulmak için tarih boyunca çırpınıp durmaktadır."2 gibi
fikirlerinden de etkilenerek Topçu'nun ifadelerine yansımış olabilir.
N. Topçu, insanı hırs için sürünen vücuduyla, aşk için yaratılan ruhu
olmak üzere ikiye ayırır.3 İnsanlığın tarihi, "bir tarafta insanlara
daima daha büyük hazlar sunan saadet sultanları, öbür tarafta, ruhunu
kurtarmak istedikleri halkın eliyle şehid edilen fazilet
kahramanlarıyla doludur."4. "Dünyamız devamlı siyaset sanatkârlarıyla
kahramanlar arasında savaşlara sahne olmaktadır."5. İnsanlar arasındaki
bu ikili çarpışmalarının, uygarlık çapındaki izdüşümü de esir
medeniyetler-zorba medeniyetler olmaktadır. Onun, "Yarınki Türkiye"
kitabında iki insan tipi tanımlanır: Hareket adamı ve anarşist.
Anarşist kuvvet, insanın yalnızlığından kaynaklanarak ortaya çıkan,
ihtiraslarla kuvvet bulan tarafıdır. Bu yön ile işlenen fiiller hep
tahripkâr biçimdedir. Toplumda anarşist bu yolla çıkmaktadır. Hareket
adamı ise, "bütün insan"dır. Yalnız değildir. Allah'la beraberdir.6.
Temelde madde-ruh ikiliği yatmaktadır ve insanın asıl gayesi,
sonsuzluğa susamışlığından doğan Allah'ı arama cehdidir. İnsan
iradesinin içten gayesi, "ahlâkî bir dünyaya atılıp ahlâkî bir düzen
gerçekleştirme"dir.7
DÜRE (SÜRE)
Düre fikri, çağdaş Türk düşüncesine Bergson'dan intikal etmiş bir
mefhumdur. Zaman aralıklarını ortadan kaldırıp, bütün zamanları bir
yaşama demektir ki hafıza bu işte şarttır. Hafıza sayesinde geçmişi
şimdi yaşamaya muvaffak olmuş oluruz. Bu mülahaza, Türk edebiyatçı ve
fikir adamlarında etkili olmuş ve bu olgu eserlerine aksetmiştir.
Mesela, Tanpınar: "Bir vehim de olsa, devam fikrine muhtacız" demekle
bundan kaçınılmayacağını söylemektedir. Topçu da çoğu yazısında millet
hayatı üzerinde devam fikrinden bahis açmıştır: "Milleti yaşatan hayatî
kuvvetler onun mazisinde gömülüdür Bu kuvvetler; halin hayat tarlasını
suladıktan sonra yine kaybolmaz, toprağa gömülmez, istikbâli de onlar
oluşturur"8. "Tarihin mutlak emirlerinin önünde eğilmeye mecburuz"9
gibi ifadelerinde dürenin akisleri görülür. Bergson: "Bütün insanlık
mekanda ve zamanda, bir kudsî vazifenin sürükleyişi ile bütün
mukavemetlerini kırıp geçmeye ve birçok engelleri aşmaya, hatta belki
ölümü bile yenmeye kabiliyetli dörtnala koşup giden muazzam bir orduyu
hatırlatıyor"10 derken bütün insanlığı ele almış oluyordu. Topçu
açıkça, düreden bahsetmez; fakat, düreyi beyanlarında millî bir vechede
kullanmıştır. Mazi şuurunun insan şahsiyetini oluşturmada baş âmil
olduğunu savunur. Geçmişi anlatırken millî tarihten misaller seçer.
Şöyle der: "Asırların icaplarına göre değişen ve değişmesi zaruri olan
şekil ve kalıplar ne olursa olsun, ebedî yaşayacak olan ruh,
Fatihlerin, Yavuzların, Yıldırımların ruhudur. Biz bu topraklarda Allah
sevgisiyle gıdalanan, devlet nizamına aşık, Fâtih'in çocuklarını
arıyoruz. Biliyoruz ki, hasta gönülleri tedavi edecek olan Süleyman
Çelebiden bir beste, Mevlânâ'dan bir nida, Fâtih'ten bir selam,
Yunus'tan bir müjdedir"11.
BÜYÜK İNSAN ÖRNEK DEVİR
Ona göre tarihte büyük hadiseleri ortaya koyanlar büyük insanlardır.12.
Carlayle'ın fikirlerini andıran bu sözlerinin devamında büyük adamın
büyük şahsiyet demek olduğunu, büyük şahsiyetlerin vazifelerinin
genişliği nisbetinde, şuur ve hürriyetlerinin kuvveti nisbetinde büyük
olduklarını belirtir.
Dünyada ruhsuz, sadece maddî fetihler yapmış büyük adam denilen
liderler çoktur; "dünyanın büyükleri listesinde vaktiyle ulu devlete
konabilen kuvvetler yer alıyordu. Onların başında büyük maceralarla
zaferler kazanan, büyük sürüleri önlerine katan zalim çobanlar
geliyordu. Tarih kitapları bu çizmeli sergerdelerin portreleri ile
doludur. Her birinin yüzüne bakarsanız ruhtan eser yok. Bir şiddet
gösterişi, bir benlik sırıtışı, bir boşluk, bir mânâsızlık onlarda ruh
arayanları ürpertir. Lâkin bu şiddet taşıtan iskeletler, en az beşbin
yıllık kanlı tarihin leş yiyen kahramanlarıdır. Sardanapaller,
Sezarlar, İskenderler ve Napolyonlar, kendi katillerini de bilmeyen bu
zavallı insanlığı kemire kemire ebedî olacaklarına inandılar"13. İşte
bu tipten insanlara karşılık bizim de kendi tarihimiz içinden örnek
büyük adamlarımızı göstermemiz gerekmektedir. Zira, "bu millet insanlık
tarihi için iftihar vesilesi olan yüzlerce örneğini verdi. Yüzleri gibi
kalpleri ve vicdanları da bizimkine benzeyen, imanı bizdeki iman olan
nice fâtih evlatlar yetiştirdi"14. Bunun için mazimizi örnek almamız
gerekmektedir.
Topçu için mazimizde Hz. Peygamber (sav) Devri'nin önemi büyüktür.
Fatih'in uzak mazisinde, Peygamberimizi (sav) görmek hata olmayacağı
gibi 15 "bu millet, bu vatan çocuklarının insanlık sahnesinde önderi
Büyük Peygamberdir. Onlar seherden geceye kadar vakit vakit O'nu
hatırlar, O'na olan sevgilerini tazelerler". 16 "Ne o, ne bu; aydınlık
kaynağı ararken Hz. Peygamber (sav) Devri'ne döneceğiz"17
TARİHÎ DİNAMİKLER
Toynbee'deki medeniyetlerin yükselişi-çöküşü teorisine benzer
yaklaşımlar Topçu'da da vardır. O, hep bir mânevî rönesansın
kaynaklarını araştırmıştır. Türkiye'nin yeniden dirilişi için çareler
teklif etmiştir. Medeniyetin doğuşu ona göre "bir insan kalabalığı
içinde yeni ruhî değerlerin doğması ve fertlerle zümrelerin bu
değerlerin arkasında hür iradeleriyle, zorlanmaksızın koşmaları
demektir. Bu aşkı öldüren zorbalıkların harekete geçirdiği kuvvetler,
yani ruhî esaretler doğunca medeniyetler söner, çöker ve yerini zulümle
yıkımlara bırakırlar" 18. "Çin, Yunan, Hint ve İslâm medeniyetlerinin
doğuşlarında da yukarıdaki dinamiklerin varlığı âmildir. Izdırap,
hadiselerin temel dinamiklerini teşkil eder"19. "Milletleri her
düşüşten sonra ayağa kaldıran, ızdırapların ilâhî ihtarıdır"20. Bu
ifadeleriyle müellif, tarihi hadiselerin temeline insanı ve insana
bağlı olarak insanî değerleri oturmaktadır... Önce insanî değerler
hadiselere tesir etmektedir. Mesela, "daha başlangıçta Mekke'yi
fetheden Hz Peygamberin (sav) ruhu olduğu gibi, İstanbul'u alan
Fatih'in kılıcı idiyse de fethin anahtarı Akşemseddin'in ruhaniyeti
idi. Mısır'ı alan Yavuz'un azmi ise, ondaki İlâhî destek ve teminat
Zembilli Ali Cemalî'nin ruhunda aranmalıdır"21. Yıkılışların
sebeplerinde de aşk ve ızdırap yokluğu yatmaktadır; "beşyüzyıl önce
surlara çarpan aşkın senfonisi, üç asır sonra lâle bahçelerinin
terennümleri haline geldi. İki asır daha geçince, kendisinden
sıyrılmaya olanca kuvvetiyle çalıştığımız aşk ve ıstırap iradesi bizi
terketti. Heyecansız, isyansız, insan içine ayak basmayanların yerine
saman çöpleri gibi rüzgarla sallanan, içi boş, gözleri fersiz, iradesi
tâkatsiz, yürekleri inançsız bir neslin yaşadığını gördük."22. Nurettin
Topçu, Türk-İslâm medeniyetinin de bir gün güneşin tekrar doğması gibi
doğacağını aşağıdaki cümlelerle ifadelendirmektedir: "Fâtih'in
çocukları! Siz güneşin batmasından korkar mısınız? O bir vehimdir ve
muvakkattir. Yarın sabah güneş mutlaka doğacaktır. O halde güneşi
batırdık, batıracağız diyenlerden de korkmayın"23.
TARİH-ŞAHSİYET-MİLLET
Topçu şahsiyeti şöyle tarif ediyor: "İnsanın kendi benliğinin farkında
olması ve ona bağlı bütün hareketler üzerinde hürriyete sahip
bulunmasıdır. Buna göre karakterimizi ve benliğimizi oluşturan ruhî
unsurlar, mazimizden ve onun şahsî tarihimize olan bağlarından
kaynaklanmaktadır"24. Çeşitli yerlerde tarih-şahsiyet-millet ilişkisini
de şöyle anlatıyor:
"İnsan denen şahsiyet, köklerini maziye salmış bir ağaç gibidir.
Kökleri yüzyılların derinliğine gömülürse şahsiyet büyüktür. Bin
yılları aşarsa şahsiyet harikadır"23.
"Geçmişin bilgisi şuurumuzu oluşturmaktadır. Bir Anadolu çocuğu
uzviyetiyle otuz veya kırk yaşında olsa bile kafasıyla dokuz yüz
yaşındadır. Biyolojik bakımdan otuz, kırk, doksan yaşlarında olabilir
fakat ruhî bakımdan o, bin yaşındadır. Yani milletinin yaşı kadar...
"26.
"Mazinin bittiği yerde millet biter; insan biter, izan biter; nihayet
bulur. Mazisi olmayan ümitsizdir, kuvvetsizdir, sevgisizdir. Millet,
tarihinden ibarettir. Onu tarihinden sıyırınız, insan sürüsü kalır" 27.
''Soysuzlaşma denilen şey, bir şahsiyet hastalığıdır ve geçmişinden
uzaklaşanlarda meydana gelen bir hastalıktır. Toprak "anamız" konumunda
ise, tarihimiz de "babamız" konumundadır"28. "Nesilleri ecdadından
uzaklaştırmak isteyenler onları soysuzlaşmaya itmektedirler ve bu
yüzden hain durumundadırlar. Ecdadındaki mefâhiri çiğneten bir nesil
ise eli kanlı bir câni durumundadır"29.
MİLLÎ TARİH ŞUURU
"Bir milletin tarihi demek, milletin geçmişindeki fertlerin ruh
yapılarının nesilden nesile intikâl etmesiyle oluşmuş bir ruh yapısını
temsil eden şuur demektir. Millet ise tarih içinde hadiselerin
yoğurduğu bir varlık mesabesindedir. Bir nehir gibidir ki maziden hâle,
hâlden istikbâle akıp gitmektedir"30.
Bizim tarihimizin yapısında ise 'Malazgirt'te, Hayber'de parlayan kılıç
bulunduğu gibi, Bağdat'ta kurulan medrese ve Nizamülmülk'ün teşkilatçı
kudreti vardır. Onda şeriat ve kanun önünde eğilen başlar olduğu gibi,
Yıldırımlarla Yavuzların otoriter ve mesul devlet anlayışları vardır.
Onda saban arkasında koşan çiftçi milletin nasırlı elleriyle, Selçuklu
mimarisinin secdeye kapanan mihrabı yanyana görülmektedir. Onda Hz. Ebu
Bekir gibi Allah'a teslimiyet sevgisi, Hz. Ömer gibi mesuliyet ihtirası
yaşatan hükümdarlar, veliler, halk sınıfları ve devlet adamları
vardır"31.
"Bu hareketlerin tümü kültürümüzü oluşturur ve biz onsuz yaşayamayız.
Ecdadımız bizim irade sefaletlerimizin tutunacağı dal olup, bir mânâda
geçmişte yaşamış olanlar bizi yaşatmaktadırlar"32.
"Ruhlarımızın yetiştiricileri ecdadımızın mefahirleridir"33.
''Nesillerin gerçek vatandaş olabilmeleri için tarih şuurları tam
olarak yetiştirilmeleri gerekmektedir "34. "Tarihimizin zaferleri ve
mefahiri felsefe ve hikmet açısından incelenirse baştan sona kadar,
ahlâkî mefahir ve zaferlerin eseri ve meyvesi oldukları
görülecektir"35. "Eğer biz onların (ecdadımızın), ahlâk yapılarının
ebediyete götüren tekamülünü takip etmiş olsaydık, yeni Haçlı ve
anarşist Slav ruhunu İçimizde bir gün bile barındırmazdık, değil ki ona
teslim olmak "36. "Fakat mazimizdeki bizi yükselten temeller yıkıldığı
için, şimdi çökmekle karşı karşıyayız"37. "Allah adını üç kıtada yaymak
için can veren mücahitlerin çocukları, şimdi cami kapısında, yabancı
ziyaretçilerin önünde dilenciler gibi yerlere kadar eğilmiş terlik
çeviriyorlar"38.
"Bugün bize bir rönesans lazımdır. Rönesansımızı hazırlayacak
şartların, kendi mazimizde yaşanmış olması gerekmektedir"39. "Ruhumuz
bin yıllık tarihimize, vücudumuz Anadolu toprağına bağlıdır"40.
"Onbirinci asırda Anadolu'ya yerleşen ecdadımız Mevlanaların,
Yunusların ve Hacı Bayramların ve İbrahim Hakkıların himmetiyle,
onların ruhaniyatını bu topraklara serpti. Büyük ruh, büyük millet
ortaya çıkardı. Büyük millet ulu devlette muradına erdi Bugün biz o ulu
devlete asrın sinesinde ulaşmak isterken aynı ruha sahip bir millet
haline gelmek zorundayız"41. "Şehitlerimiz tarihin devrettiği vazifeyi
aslanlar gibi yaptılar, biz de aslanlar gibi bu hayatın dâvası, ideali
uğrunda çarpışacağız"42. "Mazimizdeki büyüklüklerin, mesela Fatih'in
meziyetlerini senelerce anlatmak bir hürmet borcunun ödenişinden ibaret
değildir. Aslında bu mevzuda bütün yapılanlar bizim onlarda kendimizi
aramamızın ifadesidir"43. Topçu, yazı ve konferanslarında sık sık İslâm
büyüklerinin isimlerini anarak onlardan misaller getirmektedir. Mesela
adalet idealizmi için Hz. Ömer'i, düşünce geleneği için Gazâlî'yi,
birlik ideali için Yıldırım Bayezid'i, edebî çalışmaların başlangıcı
için Yunus Emre'yi zikreder. Bir hikayesinde hayalî olarak Yıldırım'ın
huzuruna gider. Yıldırım'a ülke düşmanları için beddua talebinde
bulunduğunu anlattıktan sonra idealistlere hitaben onu şöyle
konuşturur: "İrşad etsinler, zalimleri zulüm sefaletinden kurtarsınlar.
Her şeyden önce onları, kendi ruhlarına yaptıkları suikastlardan,
zulümden kurtarsınlar. Altı yüzyıllık secdemin arkasında toplanan
orduya zulmü emredemem. Sabır gıdaları olsun, gayret duaları, birlik
silahları olsun, önce gafillerle zalimleri kurtarsınlar"44.
TARİH METODU HAKKINDA
Nurettin Topçu'ya göre gerçek tarihçilik, hadiselerin sebeplerinin
araştırıldığı ve bu araştırmanın aklın muhakemesiyle yapıldığı
tarihçiliktir.45. Ki bu, İngiliz tarihçi Edward H. Carr'ın şu fikrini
hatırlatmaktadır: "Tarih incelemesi, sebeplerin incelenmesidir; büyük
tarihçi devamlı 'niçin' sorusunu sorandır."
"Tarih kitapları ve derslerinde hadiselerin, hazırlanmış hap gibi
kronoloji ve vaka ezberciliğinden ibaret olması, yani her şeyin Orta
Çağdaki öğretildiği şekilde öğretilmesi, öğrenenler için zararlı
olmaktadır. Bu hal ancak masalcı ve efsaneci zihinlerin beslenmesinde
işe yarar. Bu da tarih öğretiminin nakilcilikten ibaret bir ezbercilik
şeklinde oluşmasına yol açmaktadır"46. "Bizde ekseriyetle görülen bu
kabil tarihçilik olmuştur"47.
"Şimdiye kadar çoğu tarihçinin yaptığı gibi bir insanı, bir yığın güzel
vasıflarla bezemek bir tarihî hakikati ortaya koymaktan uzaktır. Hatta
bu, tanınması istenen çehreyi daha silik, daha renksiz, daha mânâsız
hale koymaktan başka bir işe yaramaz. Bu medihçilik 'acemâne' bir şey
olmaktan öteye gidemez"48. "Ayrıca yalan tarih yazanların yalanlarının
da ortaya çıkarılması gerekmektedir"49.
Netice olarak Nurettin Topçu'nun tarih anlayışı yaşadığı zamanın
edebiyatçılarından farklı olarak oluşmuş bir anlayıştır. Yahya Kemal:
Çık tayy-i mekân et açılır her perde
Bir devir geçir istediğin her yerde
Ben hicret edip zamanımızdan yaşadım
İstanbul'u fethettiğimiz günlerde
diyor, zamanımızdan hicret ediyordu. Fakat Topçu, geçmişi aktüel hale
getiriyor ve onları bir güç kaynağı halinde kendini okuyan ve
dinleyenlere sunuyordu. Y. Kemal'in idealindeki zamana hicret etmesine
mukabil, Topçu, idealindeki zamanın günümüzde yaşanmasına çalışıyordu.
Yine zamanındaki tarihçilerin rağmına her kim olursa olsun, insanların
putlaştırmasına cephe alıyordu. Ona göre "insanlar iradeleriyle bir işe
azmettiklerinde mazideki hadiseler aynen olmasa da benzer şekilde
tekrar yaşatılabilmektedir". O, bu tür fikirleriyle tarihi, bir yeis
sebebi olmaktan çıkarmış, bir ümit kaynağı ve bir müjde mesajı haline
getirmiştir.
DİPNOTLAR
1)Şehit, s. 5, İstanbul 1959.
2) Bergson, s. 48. İstanbul 1968.
3) Büyük Fetih, s. 27, İstanbul 1968.
4) İslâm ve İnsan, s. 59, İstanbul 1974.
5) İradenin Dâvâsı, s. 39, İstanbul 1974.
6) Yarınki Türkiye, s. 157, vd., İstanbul 1978.
7) Devlet ve Demokrasi, s. 35, İstanbul 1969.
8) Milliyetçiliğimizin Esasları, s. 17, İst. 1978.
9) Yarınki Türkiye, s.88. 10) Bergson. s. 49. 11)a.g,e..s. 13.
12) Büyük Fetih, s. 40.
13) Kültür ve Medeniyet, s, 73; İstanbul 1970.
14) Büyük Fetih, s. 16. 15) a.g.e., s. 51. 16) a.g.e.,s.12.
17) İslâm ve İnsan, s. 50.
18) Milliyetçiliğimizin Esasları, s.74.
19) İradenin Davası, s. 714.
20) Milliyetçiliğimizin Esasları, s. 58.
21) İslâm ve İnsan, s. 66.
22) Büyük Fetih, s. 31. 23)A.g.e..s. 14.
24) Milliyetçiliğimizin Esasları, s. 20.
25) Büyük Fetih, s. 50.
26) Milliyetçiliğimizin Esasları, s. 68.
27) Büyük Fetih. s. 69. a.g e. 121.
28) a.g.e., s. 113-123.
29) Büyük Fetih, s. 51; a.g.e., 113.
30) Mehmet Akif, İstanbul 1970, E.51.
31) Kültür ve Medeniyet, s. 20-21.
32) İradenin Davası, s. 30..
33) Büyük Fetih, s. 48.
34) Türkiye'nin Maarif Davası, İst. 1970, s. 100.
35) İslâm ve İnsan, s. 66.
36) Milliyetçiliğimizin Esasları, s.95.
37) Mehmet Akif. s. 62.
38) Büyük Fetih, s. 30.
39) Yarınki Türkiye, s. 39.
40) a.g.e., s. 137.
41) İslâm ve İnsan, s. 91.
42) Şehit, s. 13.
43) Büyük Fetih, s. 63.
44) Taşralı, İstanbul 1959, s. 244.
45) T. Maarif, Davası, S.107.
46) a.g.e,, s. 107.
47) a.g.e., s. 27.
48) Büyük Fetih, s. 40.
49) a.g.e., s. 36.
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 63
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|