Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» ResimKalesi
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» Ehlullah.com
» İnkişaf
» Tahavi
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Hak-Dilaram
» Guraba
» Rıhle Dergisi
» Mehmed Emin Efendi Baba
» İbni Abidin
» Burhan Dergisi
» Menzil.Net
» İslam ve Tasavvuf
» Reddul Muhtar
» Hazırindir
» İslami Multimedya






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.741
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 94
Portal Yazı sayısı: 1.057
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.473
Forum mesajları: 21.205
Sayfa izlenimi: 1.004.991
Bugünkü sayfa izlenimi: 16
En son üyemiz: abdussamet

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.61

  Halidiye.com | Basın ve Televizyon Gençlerimizi Zehirlemektedir

Basın ve Televizyon Gençlerimizi Zehirlemektedir

BASIN VE TELEVİZYON GENÇLERİMİZİ ZEHİRLEMEKTEDİR

İlmin terakki ettiği bir zamanda, insandan birçoğu "ibahiyye" mezhebini tatbik ederek; medeniyetin zirveye ulaştığı bir manzarada, ineklere dahi tapmaktadırlar. Hatta ineklerin pislikleriyle bereketlenenler dahi mevcuddur.
İnsanı ineklere taptıran dînî cehalet; heykellere de taptırabilir. Evet.. insanların birçoğunun, heykel ve resimlere besledikleri sev¬gileri, cehaletlerinin eseridir.
İnsan oğlunun aklı, her şeyi tahlil edip, ma'rufu yani güzelliği, münkeri yani çirkinliği birbirinden tefrik etmeye kafi gelmemektedir. Eğer kafi gelseydi, bu asırda ineklere tapanlar olmazdı. İnsanları ineğe taptıran aklın, resimlere de taptırması, yine aklen mümkündür. Hatta vaki'dir. Çünkü akıl ikidir:

1- Dimağda bir akıl var; tecrübe, sanat ve ilimle inkişaf eder. Bunda insan ile bal ansı müşterektir.

2- Kalbde bir akıl var; bu akıl ancak peygamberlere teslim olmakla inkişaf eder.

Nübüv vet ve risaletin hükmüne teslim ol¬mayan nefs, hevasına ve şeytanın ilkasına mahkumdur. Dolayısıyla nefs, birinci aklı alet ederek, muhit, çevre ve telkinin esiri olarak "ibahiyye" fikrine kapılır. Kapıldıysa, anlayışı da değişir. Bu takdirde İslamı anlamaktan aciz kalır. Bu acizliğin ismi cehalettir.

İslam diyarında ikamet eden Müslümanlar, maatteessüf gayrı müslimin tarihlerini, romanlarını okuduklarından, anlayışları dahi İslamdan çok uzaktır. O kadar uzaktır ki, Müslüman neye inandığını nasıl inanacağını veyahud inancını nasıl tatbik edeceğini dahi bilmekten aciz kalmaktadır. Bela...

Özellikle Türkiye'de, neşriyat, gazete ve mecmualarda üryan fotoğraflar, insanların en kötü hislerini meydanda açıkça göster¬mektedir.

Özet olarak neşriyat iki kısımdır:

a. Zifir inkara davetçi; Müslüman suretinde; hortumları beş yerden çatlak sol fikir.. b. Münkir suretinde; İslama davetçi ibahiy¬ye fikirleri. Birincisi, timsahın alt çenesi; ikincisi üst çenesi gibidir. Azvay otu balı bozduğu gibi, bunların fikirleri de kalbdeki aklı bozar. İbahiyye fikrinde olanların belli bir dava¬ları görülmüyor. Bir gün mücahid; ertesi gün mücahir (gizlide işlediği günahını, kabahatini açığa vuran).. Bir gün camide; bir gün baloda.. Beş dakika ibadette; saatlerce deniz kenarında... Hasılı her şey mubah... Kimisinin kalbinin yansı Müslüman, kafası tamamen Avrupa?.. Kimisinin kalbi tamamen Müslüman, kafasının yarısı Avrupaî..

İşte bu yarımlar, milletimizi yarmaktadır. Ömer Hayyam'ın tabiriyle:

Bir elde kadeh, bir elde Kur'an Bir helaldir işimiz, bir haram Şu yarım yamalak dünyada Ne tam kafiriz ne tam Müslüman

Bugün piyasaya hakim bunlardır, istedik¬leri şekilde nesli, sûreten ve sîreten ibahiyyeye çevirmekte; gençleri İslamdan uzaklaş¬tırmaktadırlar.

En insaflıları, İslamı hedef gösterip, halkı benliklerine davet ederler. Biri ortaya bir fikir atar. Fikri yanlış olsa dahi "Dediğim olsun." der; iftirayı helal görür; şahsına zarar gelmesin de Türkiye yıkılsın, acımaz... ve sözünden vazgeçmez. Birliği parçalayan da budur..Hakîkî Müslümanları tenzih ederiz.. Bakarsın, biri ortaya bir fikir atar; vakitsiz öten horoz gibi, halkı milliyetçiliğe, mukaddesata davet eder; benliğini ortaya koyar ve gizler. Maksadı olan bir servete ulaştı mı, toy kuşu gibi kafasını kuma sokar; sükut alemine girer. Halkın kendisini görmediğini ve unuttuğunu zanneder. Hak sûretinde birçok batılların, bidatlerin yerleşmesi kolaydır. Fakat batıl sûretinde hakkın gelmesine imkan yoktur. Ah bu ibahiyecilik!..

Münkirin ve münkirin sûretinde olan Müslümanın fikirlerinin birleştiği yer, dünya hayatıdır. Bu hayat: servet, şehvet, şöhret ve riya¬set üzerine bina edilen zevk u sefa.. Dört put.

İşte ibahiyye fikrinde olanlar; bu putlara saygılarını, sevgilerini; gazetelerde, kitablarda, romanlarda, özellikle televizyonlarda ilan etmektedirler.. Duygu ve hislerini, istek ve arzularını, kimisi en açık, üryan fotoğraflarla, kimisi de hileli, yaldızlı sözlerle bildirirler.
Eğer açıktan halkı fuhuşa davet ederlerse herhalde, Müslümanım diyen bund an tiksinecekti. Fakat isim değiştirirler.. Aldatırlar; avlarlar.. Meseleyi meydanda üryan görmek ve göstermek isterler.. Mesela, halkın gözü önünde oyun yollarını gösterenlere, sanatçı(!) derler. Sanat kelimesi bir efsun... sihir.. Salim akılları, İslamî hedeften kaydırırlar. İslama göre gayrı meşru veled; sanat yoluyla meydana gelirse, babalarından biri üzerine kaydedilir. Ama dînî nikahla meydana gelen çocuk, taş oğlu diye nüfusa geçirilir. Düğün merasimlerinde de, görürsün: Gelin hanıma giydirilmiş bir kefen... kefen içinde bir timsal.. İşte bunlar hepsi hoş görülmektedir.
Hoş görünen böyle fenalıkları, üryan bir biçimde kağıtlarda da göstermekten sakınmazlar: Bu defa adı: aşk.. şehvetin adı: aşk.. Demin sanat; şimdi aşk..

Gelelim tele-deccal'e.. Ne öğretiyor bize?. Çok güzel öğretir: Gelinle kaynana nasıl kavga ederler?. Hırsız nasıl evlere girer ve polisten kaçar?. Kız ve oğlan nasıl sözleşir, buluşur?. Bunlar çevreden suçlarını nasıl gizlerler?.. Hasılı İslamî gelenekleri bozar ve...ibahiyyeni n istek ve arzuları yerine gelmektedir. Silahları: resimler, çıplak resimler... televizyon.. İşte manzara bu...
Saf Müslümanların -fakir olsa dahi- evlerinde televizyon.. Masalarında bütün özelli¬ğiyle üryan kadınların resimleri.. Birçok na¬maz kılanlar dahi buna göz gezdirirler, sey¬rederler, izlerler.. Evladlarının ceplerinde, yanlarında, yataklarında, kadınlarla yan yana erkek fotoğrafları... yazılarında aşk..

Hiç kimse: "Evladım, ne bu?" diye sormaz. Artık nerede gayret?.. Bırak, bırak!.. Anne baba evladının cebindeki fotoğrafları, ellerindeki gazeteleri görmezler.. "Gençtir." derler. Kız evladlarının yanında erkeği, erkek evladlarının yanında kızı görseler dahi, aldırmazlar.. Dudaktan: "Kim?" denilse de: "Ders arkada¬şım.. Arkadaşım"... işte hayat bu.. ibahiyecilik bu..
Nasıl bir manzara?. Manzarayı seyreden nasıl?.

Melek huylu, olgun, uslu biri dahi bu manzaraya baktı mı, hislerine hakim ola¬maz.. Aklının dizgini elinden çıkar.. Şehvet ateşi bedenin içinde alevlenir.. Namaza sığınsa dahi, k ızgın yağ içinde kavrulan bir balık olur.. Hele bekar olursa bu fukara genç... Zavallının iradesi, şehvet çarklarının arasında ezilir.. imanın eseri uçar.. Sar'aya yakalanmış bir deli.. Arkası da var..

Şimdi iki eşten biri diğerine: "Ben filanla yaşarım." dese, o kabul eder mi?. Evet, de¬meden yanında yaşarsa kabul eder.. Şimdi televizyona çıkmış; dolgun gözlü, en parlak... tavır ve bakışlarıyla en tahrikçi... Keloğlan.. Hanımı bu keloğlana bakan kimse: "Hoop!.. Sen niye onunla hayal kuruyorsun?" der mi?.. Aksini düşün... Demez..
Soruluyor:

Gazetelerde çıplak fotoğraflara bakmanın hükmü nedir?
Televizyonda müstehcen görüntüleri ve malayani programları seyretmenin hükmü nedir?

Herhalde hükmü anlaşılmıştır. Artık Müslümanlara bunları izlemenin tavsiyesi caiz olur mu?.. İştihalanın mı diyelim?!.

Timsal ve tasvirlerin, dimağı tahrib ettiği; insanları İslamdan uzaklaştırdığı şüphesizdir. Dimağı tahrib olan kimse, kalbindeki tam veya yarım imanla, İslamdan ne anlar?. Anladıkları: "İslam�da Cinsel Hayat".. Haya perdesini yırtan bir hayat!.. İşte yarım imanlı kalb veya dimağla, birçok Müslümanlar dahi "ibahiyye" fikrine girmektedirler. Neredeyse, Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman�ı birleştirip, sunî bir din ortaya koyacaklardır. Timsal ve tasvirlerin, Müslümanların kalb ve dimağlarını ne miktar tahrib ettiği herhal¬de anlaşılmıştır.

Ey Müslümanlar!.. Nerede kaldı gayret?! Kıbleniz neresi; nereye gidiyorsunuz?!. Dikkat edelim ki, en çok İslamı tahrib eden, timsal ve tasvirdir.

Putperestliği meydana getiren, Tevhidi bozan, insanları şirke düşüren; heykel ve resimler olmuştur. En sonra meydan okuyan televizyon, bu hususta önderlik hakkını kazanmıştır.
Bir gencin anası ve babası huzurunda, canlı ile hayalî tatminliğini, haya ve örf engeller. Fakat şu suret ve resimlere bakmasını engelleyen hiçbir şey yoktur. Neredeyse bugünkü neşriyat, Müslüman gençleri dahi maymun gibi iştahlandırır. Suret ve timsallere baka baka, şehvet enerjisi hayal yoluyla gözden akar: kadın erkekleşir; erkek çaputlaşı r. İbahiyyenin Müslümanlara bulaştırdığı en çirkin ahlak budur.. Şimdi timsal ve tasvirin manasını bilelim.
Timsal; şekil sahibinin şahsiyetini gösteren gölgeli resimler yani heykellerdir.

Tasvir; bir olayı, şekille beyan etmek yahud bir canlıyı şekillendirmektir.

Aralarında umum ve husus farkı vardır. Mesela her timsal, surettir; lakin her suret timsal değildir. Bu farkı nazarı itibara alan fukaha, timsallerin haramlığı üzerine ittifak ettiler. Farkı nazarı itibara almayan fukaha ise dediler ki: Gölgesi olan yani heykel, ittifakla haram; heykel olmayan suretler ise ihtilaflıdır. Şöyle ki: Heykelin bütün kısımları haramdır; sanatı da haramdır; alış verişi de haramdır. Eğer bir kimse tapınmak için heykel yaparsa, küfründe şüphe yoktur.

İbrahim aleyhisselam, müşriklerle mücadeleye, heykelleri tahkir etmek ve kırmakla başlamıştır. Evlerde timsal yani heykelleri bulundurmak adeti, müşrikler, Yahudi ve Hıristiyanlardan kalan bir mirastır. Delîl-ul-Enbiya ve Burhan-ul-Etkıya olan Peygamberimiz sall allahu aleyhi ve sellem'in şeriatiyle bu adet lağvedilmiş iken, maatteessüf zamanımızda Müslümanlar, evlerinde ve komodinlerinde süs olarak timsaller kullanmaktadırlar. Kuş timsali.. Mevlana heykeli...

Müslüman�ın bunları, yanında veya evinde bulundurması yersizdir. Çünkü bulundurmak haram; saygısı şirktir. Sosyete Müslümanların süsü..

"O (İbrahim) babasına ve kavmine: 'Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz timsaller nedir böyle?' demişti." (El-Enbiya' 52) mealindeki ayet ve birçok hadislerle, gölgeli her türlü suret yasaklanmıştır. Denilmesin ki "Müslümanlar heykellere tapmıyor; temaşa ediyor." Tapılması şirk olduğu gibi, temaşası da haram kılınmıştır. Çünkü bu, hak suretinde gelip batılı yerleş¬tirmenin vesilesidir; Tevhîdi bozar.

Nitekim Hazreti Ayşe radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:
Ümmi Habîbe ve Ümmi Seleme, hicretleri zamanında Habeşistan'da gördükleri bir kiliseyi anlattılar. Dediler ki: "O kiliseye mariye denilir, içinde suretler yani heykeller bulunur." Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Gerçekte onların içlerinde salih bir kimse bulunur; vefat ettiği zaman kabri üzerine mescid yaparlardı. Onların şeklinde suretleri de yaparlardı. Kıyamet gününde Allah nezdinde onlar, mahlukların en kötüleridir." Beğavî diyor ki: "Bu hadis, müttefikun aleyh olarak sahihtir." İzahında Aliyy-ul-Karî şunu söyler: «Yani onlardan bir nebî veya velî öldüğü zaman, onun ibadetlerini temsil ve izah eden suretler yaparlardı, ki onlara ittiba' olunsun ve ibadetleri unutulmasın. Bilahare şeytan, cahil nesillerine:

'Babalarınız bu timsal ve suretlere taparlardı.' diye vesvese etti. Bunun üzerinde onlara taptılar. Binaenaleyh kabirler üzerine mescid yapmak; ve mescidlere suretleri koymakt an dolayı saptılar ve saptırdılar. Türbelere yakın mescid yapmak, bu hükmün dışındadır.»

Mesabih'in sarihi Kadı Beydavî diyor ki: «Yahudilerle Hıristiyanlar, peygamberlerine tazim için onların kabirlerine secde ederler; dualarında o kabirlere karşı dönerler ve onları putlarla doldururlardı. Bu sebeble Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara lanet etmiş ve Müslümanları onlar gibi olmaktan men etmiştir. Fakat tazim için değil de, sırf yanında bulunarak teberrük maksadıyla sulehadan birinin kabrine yakın mescid yapmakta beis yoktur.»

Türbeleri üzerine yapılan kubbelerde namaz kılınmaz. Her ne kadar Müslümanlardan türbelere tapanlar olmadıysa da, benzeyişlerden sakınmalıdırlar.

Kurtubî diyor ki: "Ulemanın ittifakıyla, can¬lıların şekillerini yapmak haramdır; ister bir kuş resmi olsun ve ister salihlerin heykeli olsun."

Habeşistan'ın bu adeti neredeyse şekil değiştirerek, asrımızda bir moda haline gel¬mektedir. Bir mezarlık içerisine girelim: Kabir üzerinde süslü, kıymetli mermerler. Birçokla rında mezar sahibinin fotoğrafı. Bir de: ruhuna Fatiha...

Ehli tarîkat olanların meclislerine girelim: Cebinden çıkarır bir fotoğraf... ve rabıta... Bunlar hepsi cahiliyye adetleri.. Hele heykellere saygı duruş...

İmam Aynî diyor ki: «Canlının resmini yapmak haramdır ve büyük günahlardandır. İster ayak altında ezilsin ve ister elbiselere nakşedilsin veya duvarlara asılsın; şiddetli haramdır; sanatı da haramdır. Çünkü şekil¬lendirmede, Allah Teala'nın yaratmış olduğu nesneye benzetmeye kalkışma vardır. Bu şeklin, elbisede, yaygıda, çarşafta, dirhem ve denanirde, parada yahud duvarda olması arasında fark yoktur. Bunların gölgesi olsun veya olmasın, asılması ve sanatı haramdır. Ulemadan bir cemaat, İmam Malik, İmam Ebu Hanîfe, İmam Sevrî ve daha başka ulemanın mezhebi de budur. Kadı İyaz, kız çocukların oyuncaklarını bundan istisna etmiştir. İmam Malik dedi ki: Bu da mekruhtur."

Yukarda belirttiğimiz gibi, gölgesi olmayan, ayak altındaki, yaygıdaki resimleri istisna eden ulema da olmuştur. Asılmasın a cevaz verenlerin mezhebi merduddur.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Gerçekte şu suretleri yapan kimseler, kıyamet gününde şiddetli azaba giriftar olurlar; ve onlara şöyle denilir: Hadi, yaratmış olduğunuz şu suretleri diriltin."

Bu emr, emr-i ta'cîzîdir; ve işin şiddetini beyandır, İmam Nevevî: "Ulemamızın ittifakıyla, gölgesi olan ve olmayan sureti yapmak haramdır." demektedir.

"Sadece gölgesi olan resim yapmak haramdır." diyen ulemanın mezhebi, Müslim ve Buharî'nin bu hadisleriyle reddolunmaktadır. Nitekim ikisinin de tahric ettikleri bir rivayette Rasul-ü Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

"İçinde timsal ve suretler bulunan bir eve melekler girmezler." İmam Aynî diyor ki: «İçinde suret bulunan evlere girmeyen melekler, vahiy melekleri ve mü'minlere istiğfar eden rahmet melekleridir. Zira hafaza melekler, heladan ve cima' anından başka hiçbir yer ve vakitte insandan ayrılmazlar. Bazı ehli ilim, elbise ve yaygılarda, cazibeli olmayan suretlerin t ahrîmî mekruh olduğunu söylemişlerdir.»
Nitekim Hazreti Ayşe radıyallahu anh şöyle buyurur:

«Üzerinde suretler bulunan küçük bir yastık satın almıştım. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, kapı dışına durdu. Ben yüzünden hoşnutsuzluğunu anladım. Derhal dedim ki: "Ya Rasûlallah, Allah ve O'nun Rasulü'ne tevbe ediyorum. Ben ne suç işledim?" Bunun üzerine bana yöneldi ve şöyle dedi: "Bu yastık ne oluyor?" Ben: "Onu Se¬nin için satın aldım; üzerine oturur ve yaslanırsın.dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Şübhesiz, bu suretlerin sahibleri şid¬detle azablanacaklar ve kendilerine: 'Yarattıklarınıza can verin.' denilecektir.. içinde suret bulunan eve, melekler girmez." buyurdu.

Ben de onu alarak iki yastık yaptım; evde onlardan faydalanıyordu."

Binaenaleyh bu kısım ulema, yaygı ve elbisedeki suretleri istisna ettiler. Delilleri, Hazreti Ayşe'nin yastığı iki yastık yapmasından sonra, Peygamberin sükut etmesidir. İstisna etmeyen ulemanın delili ise, Hazreti Ayşe'nin o yastığı iki yastık yapmakla üzerindeki sureti tahrib etmiş olmasıdır, ki bu essahtır. Suretin parçalanmasından dolayı, Peygamber sükut etmiştir.

Suretlerin haram olmasının illeti üçtür:

a. Şirke vesile olabilmesi.

b. Allah Teala'nın mahlukuna benzeyişi.

c. Dimağ ve zihni değiştirmesi. Bu illetten biri kendisinde mevcud olan suret haram olur.

Heykellerde bu illetlerin hepsi mevcud olduğu için, ittifaken haramdır; kız çocuklarının oyuncakları müstesna. İhtilafa mahal olan, heykel olmayan suretlerdir:

a. Elle yapılan canlının tam sureti, essah mezheblere göre haramdır. Bundan, azaları birbirinden ayrılmış ve kendisine hayat düşü¬nülmez hale getirilmiş suretler müstesnadır. Binaenaleyh, bir el, bir göz resmi haram değildir.

b. Battaniyelerde, sergilerde, el işlemesiyle yapılan resimlerdir. Bunda ihtilaf vardır. Ayak altında ise mekruh, aşılırsa haramdır. Nevevî diyor ki: Sahabe ile tabiîn'in cumhu¬ru, buna kaildir. Şayet bu tip resimler yani canlının boy resmi, duvara aşılırsa veya giyilen elbise veya başa giyilen kasket gibi bir şeyin üzerinde olursa, haramdır.

c. Aynada akseden suretlerdir. Bunlarda, tahrik olmadığı müddetçe kerahat dahi yok¬tur.

d. Zamanımızdaki fotoğraflar ve televizyonlarda cisimlenen suretlerdir. Bunlara mutlak cevaz verenler olmuştur. Dediler ki: "Bunlar, canlının mevcud suretlerini hapsetmekten ve zeval bulmasını engellemekten ibaret gölgelerdir; timsal ve tasvirlere girmez." Fakat bunu mutlak söylemek doğru değildir. Bunlar tahrik etmiyorsa, zihni bozmuyorsa zararsızdır; bakması haram olmaz. Muasır ulemanın fetvaları budur. Fotoğraflara tazimin şirk ve asılmalarının haram olduğunu unutmayalım.

Müslümanlara tavsiyeye gelince; benim nefsim herkesten daha fazla tavsiyeye muhtaçtır. Fakat şöyle denilebilir: Ahlak, itikad ve salim fikri bozacak neşriyata bakmayın; okumayın. Bilgileri en sağlam kaynaklardan ve Ehli Sünnet velCemaatten senedle ilimleri alan zevattan öğrenin

Üstaz İsmail Çetin rahimehullah
  Tarih: 21.02.2008   Hit: 102
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşk Lakırtıları 
Mazhar ERGENE 
İctihad Risalesi Ne Olacak ? 
Hüseyin TÜRKERİ 
İlm-i Havas veya Kenzül Havas 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu ile 3 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker