|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.625
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 971
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 4.544
Forum mesajları: 16.402
Sayfa izlenimi: 858.873
Bugünkü sayfa izlenimi: 937
En son üyemiz: noxchi
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Osmanlı devleti'nde devşirme sistemi
Osmanlı devleti'nde devşirme sistemi
Osmanlı devleti'nde devşirme sistemi
Abdullah Çangaoğlu
|
|
İLK BİRKAÇ SÖZ
Osmanlı Devleti, Asya, Avrupa ve Afrika'nın kesişme noktasında uzun
yıllar hüküm sürmüş bir devlet olarak içtimaî, iktisadî ve siyasî pek
çok sahada dünya kültür ve medeniyet tarihinde önemli izler bırakmıştır.
Osmanlı Devleti'nin uzun yıllar dünya gündeminde tesirli olmasında
şüphesiz kendi içinde kurduğu ve geliştirdiği müesseselerin önemi
büyüktür. İşte bunlardan biri de, temeli itibariyle Türk-İslam
devletlerinden devralıp geliştirdiği ve kendine has bir vasıf
kazandırdığı "devşirme müessesesi"dir.
DEVŞİRME MÜESSESESİ NEDİR?
Abbasiler, Gazneliler ve Samanoğulları gibi Türk-İslâm devletlerinde görülen "savaş esirlerinden asker yetiştirme ve ordu kurma" işini, Osmanlı Devleti'nde de görmekteyiz. Bu usul, Osmanlı Devleti'nde "Pencik"
adını almıştır. Ancak Osmanlı'daki sistem diğer devletlerdekinden
farklılıklar arzetmektedir. Zira Osmanlı pencik sisteminde esirler,
Türk ailelerin yanında uzun zaman eğitime tâbi tutuluyordu.2 Bu sistem
bir süre yaşadıktan sonra yerini, daha teşkilatlı ve köklü bir ordu
kurma imkanı veren "devşirme sistemi"ne bırakmıştır.
Devşirme: Saray hizmetleriyle Yeniçeri Ocağı'nda istihdam edilmek üzere
toplanan Hristiyan çocuklar hakkında kullanılan bir tâbirdir. Bu
hizmetler, daha evvel savaş esirlerine gördürülüyordu. Esirler, I.
Murad zamanında kurulan "Yeniçeri Ocağı"
denilen ocakta yetiştirildikleri gibi, sayıları fazla olduğu zamanlarda
Türkçeyi ve Türk-İslam geleneklerini öğrenmek üzere Anadolu'daki
ailelerin yanına da verilir, sonra alınarak muhtelif İşlerde istihdam
edilirdi.
Osmanlı sınırlarının Balkanlar'a ulaşmasıyla birlikte, devletin artan
asker ihtiyacını karşılamak için yeni imkânlar aranmıştır. Böylece, "zımmîler"in yani "Osmanlı topraklarında yaşayan gayr-i müslimlerin" küçük yaşta olanlarının beşte biri alınmaya ve Acemi Ocağı'na kaydedilmeye başlanmasıyla, "Acemi Oğlanı" toplamak suretiyle "Devşirme" sistemi oluşmuştur.
Devşirme Sistemi, Yeniçeri Ocağı'nın 1. Murad zamanında kurulmasından
başlayarak I. Çelebi Mehmed zamanında gelmiş, II. Murad zamanından
itibaren de bir sistem olarak yürütülmüştür. Bu sistem, 17. asra kadar
fonksiyonunu eda etmiştir.
DEVŞİRME'NİN YAPILDIĞI YERLER
Devşirme; Arnavut. Bulgar, Ermeni, Macar, Yunan, Sırp ve Bosnalılardan
alınmıştır. Fakat Bosna-Hersekliler Müslüman olduktan sonra da
kendilerinden devşirme alınması için defalarca padişaha başvurmuşlar ve
Müslüman olanlardan alınması yasak olduğu halde, kendilerine özel
olarak müsaade edilmiştir. Bu konuda Şamdanîzâde "Müslüman
evlâdından devşirme alınmaz idi. Bosnalı Müslüman oldu, onların da
evlâdı alınmaz oldu. Anın için evlatlarının devşirilmesini rica
ettiler. Padişah dahi Müslüman Bosnalıdan devşirme alınsın deyu icazet
verdi". Bosnalıların imtiyazından faydalanmak isteyen yerler
çıkmışsa da, devlet bunlara izin vermemiştir. Bazı bölgeler de,
yaptıkları iş veya hizmet karşılığında devşirme sisteminden muaf
tutulmuşlardır.
DEVŞİRMENİN TATBİKAT ŞEKLİ
Devşirme sistemi, sadece belli bölgelerde ihtiyaca binaen değişmekle
birlikte belli zamanlarda ve hassasiyetle tatbik edilmiştir. Devlet bu
sisteme büyük ehemmiyet vermiştir. Devşirmeler, padişah tarafından
tayin edilen memurlar ve sancak beyi, sadrazam, kadı, beylerbeyi gibi
önemli devlet erkanı ile Yeniçeri Ocağı'ndan ilgili kişilerden oluşan
heyet tarafından toplanmıştır. Devşirmelerde devletin istifade
edebileceği bir takım husûsiyetler aranmıştır. Vazifeli devlet erkânı
tarafından genellikle 8, 10 ve 20 yaş arasında bulunan Hristiyan
erkekler seçilmiştir. Bu iş gelişigüzel yapılmamış, tam aksine belirli
nizamlar dahilînde yürütülmüştür. Bu sistemde "Her
kırk evden bir Hristiyan erkek evlâdı alınırdı. Her kazada dellâllar
vasıtasıyla köylere kadar yapılan ilanlar mucibince Hristiyan çocuklar,
başta papazları olmak üzere aileleriyle birlikte toplanma yerine
getirilirdi. Devşirme memurları bu oğlanları alırken, kadılar,
sipahiler ve köy kethüdaları da hazır bulunurdu. Suistimal olmamasına
dikkat ederlerdi. Devşirme memuru, vaftiz kâğıtlarını tetkik ederek
yaşları müsait olanları ayırırdı. Seçilenler içinde evli olan varsa,
bunlar devşirilmezdi. Tek çocuğu olanların evlatları alınmadığı gibi,
anası-babası ölen çocuklar ile halk arasında herhangi bir imtiyaz
anlayışı doğurabilir düşüncesiyle köy kethüdalarının da çocukları
alınmazdı".
Devşirilen bu çocuklar, büyük güvenlik tedbirleri içinde İstanbul'a
getirilirdi. Çünkü bazı aileler, kendi çocuklarının da devlet merkezine
giderek iyi bir eğitim görmesi ve devlet kademelerinde yer almasını
sağlamak gayesiyle, devşirme kervanına sokmak için evrakları veya
çocukları değiştirmek gibi yolsuzluklara başvurabiliyorlardı. Bu
sebeple, devşirmelere büyük hassasiyet gösterilmiştir. Burada şu nokta
ortaya çıkıyor: Şayet bu çocuklar zorla alınıyor ve sistemli bir
asimilasyon politikasına tabi tutuluyor olsaydı, bu kadar itina ile
seçilmezler ve özel güvenlik tedbirleriyle korumaya alınmazlardı.
Nitekim çeşitli tedbirlerin alınması, bazı ailelerin bir takım uygunsuz
işlere başvurduklarını da göstermektedir.
ASİMİLASYON-ERİTME POLİTİKASI VAR MIYDI?
Devşirme sistemini incelediğimizde böyle bir politikanın mevcudiyetini
göremeyiz. Çünkü yukarıda söylediğimiz gibi, büyük itina ile köyler
dahil, her yerde yapılan İlanlarla, çocukların soy kütüğüne, vaftiz
kağıtlarına varıncaya kadar herşeyin kaydedilmesi böyle bir düşünceyi
ortadan kaldırmaktadır. Şayet böyle bir maksat olmasaydı, hâdise gizli
olarak yapılırdı ve en ince teferruatına varıncaya kadar bütün bilgiler
yazılmazdı. Bosna-Hersek bölgesinde olduğu gibi aileler, yasak olduğu
halde bizzat kendileri padişaha başvurup kendilerinden devşirme
alınmasını istemezlerdi. Kaldı ki devşirmeler İstanbul'a getirildikten
sonra mükemmel bir eğitim-öğretime tâbi tutularak yetiştiriliyor ve
devlet mekanizmasında istihdam ediliyordu. Böylesine büyük bir imkândan
şikayet etmek ve memnun olmamak söz konusu olamaz. Ayrıca devşirmelerin
ailelerinin vergiden muaf tutulma gibi bir ayrıcalıkları da
bulunuyordu. Bununla ilgili bir misalde, "Hasan
adında bir yeniçeri, devşirilmeden önce ailesinden alınan verginin,
devşirildikten sonra da alındığını belirterek, padişahtan bu
yanlışlığın düzeltilmesini istemiştir." Burada da görüyoruz ki, devşirme yeniçeri, ailesini unutmayarak bağını devam ettirmiştir.
Devşirmeler hiçbir zaman "köle" gibi kabul edilmemiştir. Devşirmelere yeniçeri olduktan sonra verilen "Kapıkulu"
adı, padişahın büyük sıfatından kaynaklanmaktadır. Devşirmelerin köle
olarak görülmesi, zaten İslam hukukuna göre de aykırıdır. Çünkü İslam
hukukunda bir kişinin "köle" olabilmesi için "ehl-i zimmet" olmaması,
yani "Osmanlı hakimiyetinde yaşamamaları" gerekmektedir. Oysa devşirme işinin yapıldığı yerler, Osmanlı topraklarıdır.
Bu konuda en güzel misallerden biri Sokullu Mehmed Paşa'dır. Sırp
Patrikhanesi 1459'da Fatih Sultan Mehmed tarafından kapatılmış,
Patrikhane'nin kiliseleri ve cemaati Ohri'deki Bulgar Kilisesi'ne
bağlanmıştı. Yaklaşık yüzyıl sonra 1557'de Sokullu Mehmed Paşa, Sırp
Patrikhanesi'ni yeniden kurdurmuş ve başına da kardeşi Marakios'u tayin
etmiştir. Görüldüğü gibi, iki kardeşten biri devşirilerek devletin en
yüksek kademesine kadar gelip Osmanlı'ya çok büyük hizmetlerde
bulunmuş; diğeri de eski dininde hayatını sürdürmüş ve aralarındaki
ilişki devam etmiştir. Köprülü Mehmed Paşa, Kırım fatihi Gedik Ahmed
Paşa, Yemen fatihi Sinan Paşa, Şehid Ali Paşa, devşirme olarak alınıp,
"Saray okulu" olan "Enderun"da yetiştirilerek devlet mekanizmasında
istihdam edilen büyük devlet adamlarındandır.
Sistemli bir "yozlaştırma" veya "asimilasyon"
politikası izlenmiş olsaydı, devşirmelerin kendi milletlerini ve
asıllarını kesinlikle hatırlamamaları gerekirdi. Oysa bu durum tam
tersidir. Bununla birlikte asıllarını ve ailelerini unutmayan bu
kişilerin geç bile olsa eski din ve hayatlarına dönmeleri de mümkündür.
Müslüman olan devşirmelerin, Osmanlı sınırları dışına çıktıkları
takdirde; savaş sırasında, özellikle mağlubiyetle biten savaşlarda,
düşman tarafına geçmeleri, hattâ bu işi bütün yeniçerilerin topyekün
yapmaları mümkün ve kolaydır. Oysa böyle bir hadiseye uzun Osmanlı
tarihî içinde rastlanmamaktadır. Sınırlarda her an komşu devletlerle
ilişkide bulunan kalelerde genellikle yeniçeriler bulunmakta idi. Oysa
buralarda da durum aynıdır. Burada bir neticeye daha varmamız
mümkündür: Şayet Osmanlılar devşirme sistemini bir "baskı" veya
"yozlaştırma" unsuru olarak kullanmış olsalardı, yukarıda belirttiğimiz
hadiselerin vuku bulması gerekirdi. Bununla birlikte Osmanlılar,
Türk-İslâm gelenek ve güzelliklerini, yine İslâm'ın sevgi ve hoşgörü
denizi içinde, devşirme usulü ile alınan gayr-i müslimlere öğreterek,
onlara yepyeni bir dünya kazandırmışlardır.
YETİŞTİRİLMELERİ VE YAPTIKLARI BAZI İŞLER
Büyük itina ile seçilen devşirmelerin bir kısmı Anadolu'ya çeşitli
ailelerin yanına gönderilmiştir. Saraya alınanların bir kısmı ise
sarayın kendi iç bünyesinde ihtiyaç hissettiği işlerde çalıştırılmak
üzere itinalı bir eğitim-öğretime tabi tutulmuş ve daha sonra muhtelif
işlerde istihdam edilmişlerdir. Bu işler saray bahçelerinden, padişahın
çeşitli işlerinin görülmesine, fırıncılık, demircilik, gemicilik,
marangozluk, bahçıvanlık gibi işlere varıncaya kadar çok geniş bir
yelpazeyi teşkil etmektedir.
Devşirmelerin yetiştirilmesini "Saray Okulu" denen "Enderun" yapmıştır.
Enderun'a alınanlar daha ziyade, devlet mekanizmasına girebilecek zeki
ve kabiliyetli devşirmelerdir. Bununla birlikte sarayda bulunan "Küçük
Oda, Büyük Oda" gibi yerler, devşirmelerin ilk etapta eğitim gördükleri
yerlerdir.13 Bu yerlerde ve Enderun'da devşirmelere, görgü
kurallarından dinî ve müspet ilimlere varıncaya kadar kendilerine lâzım
olan her konuda eğitim ve Öğretim verilmiştir. Buralardan yetişen
devşirmeler, kaptan-ı derya, vezir, sancak beyi, vezir-i âzam gibi
büyük devlet adamları olarak yetişmişlerdir. Bu durum ise, gayr-i
müslimler için oldukça büyük bir imkân doğurmuş ve bu şekilde gayr-i
müslimler, devlet yönetimine etkili olarak katılabilmişlerdir. Devlet
ise, çok önemli ve zengin bir millî potansiyeli teşkil eden bu
İnsanlardan istifade etmiştir. Bununla birlikte "müslim-gayr-i müslim
halk" ile "'devlet-gayr-i müslim yakınlaşması, kaynaşması ve
birlikteliği" sağlanarak; "devlet ve millet olarak içtimaî bütünlük"
elde edilmiştir. Bu nokta bize; "çok millet"li bir mozayiğe sahip olan
Osmanlı Devleti'nin, bu yapısıyla uzun süre yaşayabilmesinin önemli bir
sırrını da vermektedir. Bu sistem vasıtasıyla Osmanlı Devleti,
ezmeyerek ve unutmayarak onların dünya siyaset ve medeniyet tarihinde
önemli bir rol oynamalarına mühim ve geniş bir kapı açmış ve onlara
köle olarak görülmesi, zaten İslam hukukuna göre de aykırıdır. Çünkü İslam hukukunda bir kişinin "köle" olabilmesi için "ehl-i zimmet"
olmaması, yani "Osmanlı hakimiyetinde yaşamamaları" gerekmektedir. Oysa
devşirme işinin yapıldığı yerler, Osmanlı topraklarıdır.
Bu konuda en güzel misallerden biri Sokullu Mehmed Paşa'dır. Sırp
Patrikhanesi 1459'da Fatih Sultan Mehmed tarafından kapatılmış,
Patrikhane'nin kiliseleri ve cemaati Ohri'deki Bulgar Kilisesi'ne
bağlanmıştı. Yaklaşık yüzyıl sonra 1557'de Sokullu Mehmed Paşa, Sırp
Patrikhanesi'ni yeniden kurdurmuş ve başına da kardeşi Marakios'u tayin
etmiştir. Görüldüğü gibi, iki kardeşten biri devşirilerek devletin en
yüksek kademesine kadar gelip Osmanlı'ya çok büyük hizmetlerde
bulunmuş; diğeri de eski dininde hayatını sürdürmüş ve aralarındaki
ilişki devam etmiştir. Köprülü Mehmed Paşa, Kırım fatihi Gedik Ahmed
Paşa, Yemen fatihi Sinan Paşa, Şehid Ali Paşa, devşirme olarak alınıp,
"Saray okulu" olan "Enderun"da yetiştirilerek devlet mekanizmasında
istihdam edilen büyük devlet adamlarındandır.
Sistemli bir "yozlaştırma" veya "asimilasyon"
politikası izlenmiş olsaydı, devşirmelerin kendi milletlerini ve
asıllarını kesinlikle hatırlamamaları gerekirdi. Oysa bu durum tam
tersidir. Bununla birlikte asıllarını ve ailelerini unutmayan bu
kişilerin geç bile olsa eski din ve hayatlarına dönmeleri de mümkündür.
Müslüman olan devşirmelerin, Osmanlı sınırları dışına çıktıkları
takdirde; savaş sırasında, özellikle mağlubiyetle biten savaşlarda,
düşman tarafına geçmeleri, hattâ bu işi bütün yeniçerilerin topyekün
yapmaları mümkün ve kolaydır. Oysa böyle bir hadiseye uzun Osmanlı
tarihî içinde rastlanmamaktadır. Sınırlarda her an komşu devletlerle
ilişkide bulunan kalelerde genellikle yeniçeriler bulunmakta idi. Oysa
buralarda da durum aynıdır. Burada bir neticeye daha varmamız
mümkündür: Şayet Osmanlılar devşirme sistemini bir "baskı" veya "yozlaştırma"
unsuru olarak kullanmış olsalardı, yukarıda belirttiğimiz hadiselerin
vuku bulması gerekirdi. Bununla birlikte Osmanlılar, Türk-İslâm gelenek
ve güzelliklerini, yine İslâm'ın sevgi ve hoşgörü denizi içinde,
devşirme usulü ile alınan gayr-i müslimlere öğreterek, onlara yepyeni
bir dünya kazandırmışlardır.
YETİŞTİRİLMELERİ VE YAPTIKLARI BAZI İŞLER
Büyük itina ile seçilen devşirmelerin bir kısmı Anadolu'ya çeşitli
ailelerin yanına gönderilmiştir. Saraya alınanların bir kısmı ise
sarayın kendi iç bünyesinde ihtiyaç hissettiği işlerde çalıştırılmak
üzere itinalı bir eğitim-öğretime tabi tutulmuş ve daha sonra muhtelif
işlerde istihdam edilmişlerdir. Bu işler saray bahçelerinden, padişahın
çeşitli işlerinin görülmesine, fırıncılık, demircilik, gemicilik,
marangozluk, bahçıvanlık gibi işlere varıncaya kadar çok geniş bir
yelpazeyi teşkil etmektedir.
Devşirmelerin yetiştirilmesini "Saray Okulu" denen "Enderun"
yapmıştır. Enderun'a alınanlar daha ziyade, devlet mekanizmasına
girebilecek zeki ve kabiliyetli devşirmelerdir. Bununla birlikte
sarayda bulunan "Küçük Oda, Büyük Oda" gibi yerler, devşirmelerin ilk
etapta eğitim gördükleri yerlerdir. Bu yerlerdir ve Enderun'da
devşirmelere, görgü kurallarından dinî ve müspet ilimlere varıncaya
kadar kendilerine lâzım olan her konuda eğitim ve Öğretim verilmiştir.
Buralardan yetişen devşirmeler, kaptan-ı derya, vezir, sancak beyi,
vezir-i âzam gibi büyük devlet adamları olarak yetişmişlerdir. Bu durum
ise, gayr-i müslimler için oldukça büyük bir imkân doğurmuş ve bu
şekilde gayr-i müslimler, devlet yönetimine etkili olarak
katılabilmişlerdir. Devlet ise, çok önemli ve zengin bir millî
potansiyeli teşkil eden bu İnsanlardan istifade etmiştir. Bununla
birlikte "müslim-gayr-i müslim halk" ile ''devlet-gayr-i müslim yakınlaşması, kaynaşması ve birlikteliği"
sağlanarak; "devlet ve millet olarak içtimaî bütünlük" elde edilmiştir.
Bu nokta bize; "çok millet"li bir mozayiğe sahip olan Osmanlı
Devleti'nin, bu yapısıyla uzun süre yaşayabilmesinin önemli bir sırrını
da vermektedir. Bu sistem vasıtasıyla Osmanlı Devleti, ezmeyerek ve
unutmayarak onların dünya siyaset ve medeniyet tarihinde önemli bir rol
oynamalarına mühim ve geniş bir kapı açmış ve onlara "farklı bir dünya" kazandırmıştır.
SON BİRKAÇ SÖZ
Osmanlı Devleti, devşirme sistemini kendine has yorumuyla tatbik etti.
Hem kendisi, hem . de gayr-i müslim-müslim halk çok şeyler kazandı.
Aslında devşirme sistemi Osmanlı tarihinin itinalı bir yerinde durmakla
birlikte, bugünkü bazı metodlara da ilham kaynağı olmuştur. Günümüzde,
bilhassa Avrupa ve Amerika'nın diğer ülkelerdeki zeki talebeleri elde
etmeyi hedefleyen "burslar" gibi çeşitli imkânlar sunmalarına devşirme
sisteminin değişik bir versiyonu olarak bakabiliriz. Yalnız, arada çok
önemli bir fark var. Osmanlı'daki sistemin temelinde "ülkeye ve dünyaya
adam yetiştirme" veya "insanlığa insan kazandırma" fikrinin yerini,
bugün bütün sahalara yayılan ekonomik çıkar almıştır.
DİPNOTLAR
1-Pakalın, M. Zeki; "Pericik" maddesi, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, M. E. B. istanbul 1983, C. II, s. 766-767
2-Uzunçarşılı, İ. Hakkı, Osmanlı Devleti Teşkilatına Medhal, TTK Ankara 1989, s. 13-53-54-100-101 vd.
3-Uzunçarşılı. İ. H.; Osmanlı Devletinde Kapıkulu Ocakları, TTK. Ankara
1989, C. I, s. 16-17; Pakalın, Z.; "Devşirme" maddesi, a.g.e,, C. I, s.
445448; Uzunçarşılı İ. H.; Osmanlı Tarihi, TTK. Ankara 1989, C. I, S.
508
4- Köprülü, Fuat; Osmanlı Devletinin Kuruluşu, TTK Ankara 1987, s. 108
vd.; Yavuz, Ercan; "Devşirme Sorunu", Be//eten XVIII, s. 712-713
5- Tarih-i Selaniki, Selanikli Mustafa Efendi, Haz. Mehmed İpşirli,
İstanbul 1989, C. II, s. 263; Ercan, a.g.m., s. 713 Yeniçeriler 16,
asrın ortalarından itibaren evlenmeye, mal sahibi olmaya ve ticaretle
uğraşmaya başladıktan sonra, bunların çocukları "Kuloğlu" adı altında
doğrudan doğruya Yeniçeri ocağına kaydedilmeye başlanmıştır. Ayrıca
Yeniçeri Ağalarının himayeleriyle her sınıf halk "Ağaçırağı" adıyla
ocağa alınmıştır. Bak. Uzunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, s. 30-34
6- Mür'i'tTevarih; Fındıklılı Şamdanizade Süleyman Efendi, Neşr. Münir Aktepe. İstanbul 1976, s. 58 vd.
7- Mesela: istanbul'daki Kartal ve Kadıköy Hristiyanları devlete ait
hizmetlerde çalıştıkları için devşirme sisteminden muaf tutulmuşlardır.
Bak. Uzunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, s. 19-21
8- Bununla ilgili padişah fermanı için Bak. Pakalın, a.g.e., C. II, s. 446
9- Pakalın, a.g.e., s. 446-447; Uçunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, s. 16-22
10-Uzunçarşılı, a.g.e., s. 26-28, Ercan, a.g.m., s. 717
11-Bozkurt, Gülnihal; Gayri Müslim Osmanlı Vatandaşlarının Hukuki Durumu, TTK. Ankara 1989. s. 7-29 Ercan, a.g.m., s. 716
12-Ergin, Osman; Türk Maarif Tarihi, İstanbul 1977, C. 1, s. 11-12
13- Pakalın, a.g.e., C. I, s. 31 Ergin, a.g.e., s. 12-14 Akkutay,
Ülker; Enderun Mektebi, İstanbul 1986, s. 25-127 Parry, V. J.;
"Enderun" maddesi, Encylopedia of İslam, New Edition, C. II, s. 697-69
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 26
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|