AKLI KARIŞIKLAR İÇİN TASAVVUF MÜDÂFÂSI -III-
GÜLİSTAN 74. Sayı
Şubat 2007
Kur’an zikri emrediyor
“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip
gidişinde, selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.
Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler;
göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve ‘Rabbimiz! Sen bunu boş
yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru’ derler.” (Âli İmran,
190-191)
Bu ayet, tek başına mutasavvıflara yöneltilen çok zikirle ilgili tenkitleri
çürütmeye yeter. Çünkü zikrin özel bir tarifi bu ayette yapılmıştır.
Mutasavvıflar buna “Murâkabe” ismini verirler ki, ileride daha detaylı
değineceğiz. Bu ayette, zikredenlerin her durumda zikrettikleri ve tefekkürde
bulundukları belirtilerek, zikir ehli övülmektedir.
‘Zikir’ lügatte; anmak, hatırlamak, zihinde tutmak, unutmamak manalarına
karşılık gelmektedir. Kur’an’da ise; Allah’ı anmak ve hiç unutmamak manalarında
kullanıldığı gibi namaz (1) ve Kur’an (2) manalarında da kullanılmıştır. Bu
itibarla namaz kılmak da bir zikirdir, Kur’an okumak da. Ancak sufîlerin
‘zikr-i daimi’ veya ‘zikr-i sultani’ olarak isimlendirdikleri, her an Allah’ı
hatırda tutma, yani her an O’nu anmak ise işte bu ayetin övdüğü zikirdir.
“Ey iman edenler! Allah'ı çokça anın. Ve O'nu sabah akşam tesbih edin.” (Ahzab,
41- 42) Kuran’ı Kerim’de hiçbir ibadet için çokça yapın emri gelmediği halde,
sadece zikrullah için çokça yapın buyrulmuştur. Sabah-akşam demekle de tüm
vakitler kast edilmiş ve çokça ifadesi te’kid edilmiştir.
Ebu Said-el Hudri’nin rivayet ettiği “Zikrullahı çokça yapın, hatta size
deli desinler” (Sizin için deli denilinceye kadar, Allah’ı zikredin.) (3)
hadisi ise zikrullahta ne kadar ileri gidilmesi gerektiğini açıkça ortaya
koyuyor.
İbn-i Abbas’tan (ra) nakledilen bir rivayete göre, Allah, zikir hariç diğer
farz ibadetlere bir sınır koydu. Zikre ise böyle bir sınırlama koymadı, kişi
aklı başında olduğu her anda ve yerde (tuvalette ve cima dışında) zikir
yapabilir. Ebu Musa (ra)’ın Efendiler Efendisinden (sav) yaptığı rivayette
buyrulur ki: “Rabbi olan Allah-u Teala Hazretlerini zikreden kimse ile
zikretmeyen kimselerin misali diri ile ölü gibidir.”( 5)
Sadece bu deliller bile “Tasavvuf ehli neden bo kadar çok zikrediyor?”
sorusunun cevabı olmaya yeterlidir.
Zikir hakkında daha pek çok hadis-i şerif ve ayet-i celile delil getirilebilir.
Ancak biz, meramımızı anlatma noktasında bu kadarı ile yetindik. Bu yazımızın
bundan sonraki kısmını ise “Zikir” konusundaki temel tenkitleri ve soruları
cevaplamaya ayırdık.
Halka olup zikretmek caiz midir?
Peygamber-i Zişan Efendimiz (sav)’in, “Cennet bahçesine uğradığınızda, ondan
istifade edin” buyurması üzerine, Ashab-ı Kiram; “Cennet bahçesi nedir?” diye
soruyor. Efendimizin cevabı ise “Zikir halkasıdır” oluyor. (4)
Yine Efendimiz (sav), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının
yanına uğradı. Onlara: “Burada ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Halkadakiler:
“Allah’ı zikrediyoruz, bizi İslam’a ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için
O’na hamd ediyoruz.” dediler. Efendimiz (sav) onlara: “Allah için soruyorum,
siz gerçekten bunun için mi oturdunuz? “ diye sorunca Ashab, “Vallahi biz ancak
bunun için oturduk.” dediler. Bunun üzerine Efendimiz (sav): “Yanlış anlamayın,
ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim. Ben sizin asıl niyetinizi
öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim. Bana Cibril geldi ve haber
verdi ki: Allah sizinle, melekleri yanında övünmektedir.” (6)
Görülmektedir ki; Efendimiz zikir halkalarını övmüş, Ashabına (ve bizlere)
tavsiye ve teşvik etmiş, halkaya iştirak edenleri müjdelemiştir. Bu hadisleri
bir kenara bırakarak, kişisel görüş ve rey ile halka şeklinde zikretmeyi bid’at
saymanın bir açıklaması yoktur. Nakşîlerin ‘Hatm-i Hacegân’, Rufâîlerin
‘Kıyam’, Halvetilerin ‘Devran’ diye isimlendirdikleri zikir halkaları, işte bu
hadisin gereğidir.
Dikkat çekmek istediğim diğer bir husus ise bu hadislerde, zikir halkalarında
ne okunacağı sınırlandırılmamış ve zikredenler serbest bırakılarak, ümmete bir
ruhsat tanınmış ve kolaylık sağlanmıştır. İlk dönemlerinde ‘Hacegan (Hocalar)
Yolu’ olarak bilinen Nakşiler, üç defa İhlas Suresini okuyan kimsenin, Kuran’ı
bir defa hatmetmiş sevabı alacağı (7) müjdesinden hareket etmiş ve hatmelerinde
1001 İhlas okumuşlardır.
Niçin Gizli Zikrediliyor?
Nakşibendiyye yolunda zikir ‘hafi’ yani gizli yapılmaktadır. Dil damağa yapıştırılmakta
ve ağız kapalı olarak zikredilmektedir. Maalesef günümüzde bu tür zikir usulü,
tenkit edilmekte ve bir takım bilgisizlerce bid’at diye yaftalanmaya
çalışılmaktadır.
Halbuki, “Sabah-akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak
sesle Rabbini an ve gafillerden olma!” (Araf, 205) ayetiyle Rabbimiz, gizli
zikre işaret etmektedir. Yine, Ebu Musa El Eşari’den nakledilmektedir ki bir
seferde, bir topluluk, yüksek sesle tekbir getirirken Efendimiz (sav)
buyurmuşlar ki: “Ey insanlar! Kendinize sahip olunuz, çünkü sizler sağıra yada
uzaktaki birine dua etmiyorsunuz. Sizler duyan, yakın ve sizinle birlikte olana
dua ediyorsunuz.”(8)
Bu ayet ve hadisten anlaşılacağı üzere, insana şah damarından yakın olan
Allah’ın, hafî, yani kalbî olarak, gizlice zikredilmesi bizatihi kendi emridir.
Dipnotlar:
1.Ankebut 29 /45, Cuma 62 /9
2.Hicr 15 / 9
3.Acluni, Keşfül Hafa
4.Müslim Zikr 25 , Tirmizi
5.Zübtetül Buhari 1089 Nolu. Had. Şer.
6.Müslim, Zikr 40
7.Tirmizi, Fedailül-Kuran, 11.
8.Müslim Zikr 44