|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.741
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 94
Portal Yazı sayısı: 1.057
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.473
Forum mesajları: 21.217
Sayfa izlenimi: 1.005.643
Bugünkü sayfa izlenimi: 668
En son üyemiz: abdussamet
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.61
|
|
Halidiye.com | Ruhun Geometrisi: HAT SANATI
Ruhun Geometrisi: HAT SANATI
Ruhun Geometrisi: HAT SANATI
Yusuf ALAN
|
|
Hat sanatı, sanat dalları arasında kendine has bir yere sahip olmasına
rağmen; yakın zamana kadar ondaki bu orijinalliğin pek farkına
varılmamıştı. Hatta İslam sanatının âşıkları diyebileceğimiz insanlar
arasında bile hat sanatıyla ilgilenenler azınlıkta kalıyordu. Fakat
birbiri ardına açılan sergiler sayesinde, Batılılar da dâhil olmak
üzere, birçok insan bu sanattaki derinliği farketti (James, 1989: 17).
Müslüman hattatlar için yazı yazmak, özellikle de Kur’an-ı Kerim’den
ayetler yazmak, sadece estetik bir meşgale değildir. Onlar için bu iş
bir ibadettir ve manevi buudu çok derin bir tecrübedir.
Batılıların çoğu, sanat anlayışlarının tesiriyle, hat sanatında da
sadece kelimelerdeki çizgi ve şekillere meftun kalmaktadır. Batı’da,
hat sanatı pek meşhur olmamakla beraber İslam dünyasında bu sanata
verilen ehemmiyet zirvededir. Zira yazı, aletlerle meydana gelen ruhani
bir hendesedir (Yazır. 1972: 79).
Hat sanatını hemen her türlü materyalde görmek, çok farklı ölçülerde
müşahede etmek mümkündür. Fakat en yaygını, kamış ile kâğıdın
buluşmasından doğan eserlerdir.
Senelerce süren meşklerden(alıştırma) sonra hattat, fiziki ve zihni
gücünü, ilhamlar ve ruhundaki esintilerle süsleyip kalemine, oradan da
kâğıda döker. Ortaya çıkan eserler mücerret hüsünlerin, yani hissedilip
de ifade edilemeyen güzelliklerin, müşahhas (somutlaşmış) birer
izdüşümüdür. Harfler ve kelimelerdeki tenasüb, insicam ve estetik,
pörsümeyen güzellikleri hatırlatır insana. Gözlerin görmediği,
kulakların işitmediği, insan kalbinin hatırından geçmeyen hüsünlerin
cilveleri sanki hattadın ruhundan süzülüp sihirli değnek misali bir
kalemle, kâğıtlarda vücut bulmaktadır.
Hattat, kendi içinde yaşadığı ruhi hendeseden başka birşeye uymak veya
bağlanmak ihtiyacını duymaz. Dışa verdiği sûret üzerinde silme, yeniden
yazma, tashihler yapma gibi işlerle uğraşması, bir ressam veya
heykeltıraş gibi tabiatta mevcut bir asıla veya misale intibak için
değil, maddi hendese içinde ruhi hendeseyi bağlayıp ahenkleştirmek ve
bu ahenk ile tecelli edecek sûreti, bütün bedaati ve
hüviyetiyle dışta bedii bir realite olarak tahakkuk ettirmek içindir.
Arzettiği sûret, artık kâinatta tabii ve’ sun’i bir şeye tekabül etmez.
Başlıbaşına bir fıtrat gibi varlıkta yer alır. Ruhi hendesenin ve fıtri
karakterinin hâkimiyeti bakımından hattat, meşkini aşkından almakta ve
meşkini kendinde bulmaktadır. Diğer sanatlar ise meşklerini aşklarında
bulsalar bile, aşkları meşklerini tabiattan ve hayattan almaktadır.
Demek ki hattat yazarken bu hayat ve kâinatın üstünde gibi, esrarengiz
bir âlemin feyizlerinden nasip almaktadır (Yazır, 1972:119). Yazdığı
ayet ve hadislerin manalarını hayatında da aksettirme gayretinde olan
bir hattatın eserlerindeki his tufanı, kalpleri nasıl sarıp sarmaladığı
da üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konudur.
“Hattat dış gerçekle ilgilenmez. Bu bakımdan taklide düşmek gibi
bir endişe taşımadığı için nakkaşın figürlerinden esirgediğini, yani
“füsun u işve”yi harflere üflemekten çekinmez. Sanatının teknik
zaruretleri hariç, kendisini hiçbir kayda bağlı hissetmeyen ve bunun
için dehasını serbest olarak kullanabilen hattat, İslam yazısının
fevkalade zengin imkânlarını kullanabildiğince kullanmış, herbiri başlı
başına bir şaheser olan binlerce orijinal kompozisyon ortaya koymuştur” (Ayvazoğlu, 1989: ll8).
Nurullah Berk’in: “Burada
üzerinde durulması gereken hususlardan biri de, hattadın renk
kaygısından tamamen kurtulmuş olması, siyah-beyaz kontrastını başka
hiçbir renge ihtiyaç duymaksızın büyük bir ustalıkla kullanabilmesidir”
diye ifade ettiği gibi bazı hattatların kullandığı fonları ve altın
yaldızı, renk olarak kabul edemeyiz (Berk. 1955). Kısaca, yazı sanatı
doğrudan doğruya siyah-beyaz akorduna dayanmaktadır. İhtiyatı elden
bırakmaksızın diyebiliriz ki, bu akord, tasavvufun da önemli
görüşlerinden birinin ifadesidir.
Bedreddin Yazır’ın hat sanatıyla ilgili diğer görüşleri de şu şekildedir: “...
bu sanat, beşer ruhunu, tabiat ve eşyayı taklit temayülünün ve
kabuklaşmış alışkanlıkların üstüne çıkararak, ona sanat ve bedeat
sahasında ve ruhunun enginlerinde yeni ufuklar göstermiş, kainatı her
yönden mütalaa ettirip, ruhundu sindirecek hale getirdikten sonra;
nisbî olmakla beraber, yeni bir fıtrat ifade edebilecek kadar kuvvetli
bir ibda ile hilkatle tabiat arasında yer alan, yani “fıtri bir bedia
sunabilmenin imkanını göstermiştir. Böylece beşer zevkini ve
duygularını taklitlere düşmekten kurtarıp daha yüksek daha ince, daha
esrarengiz bir çalışma seviyesine çıkarabilmenin mümkün olduğunu
öğretmektedir. Bu hale diğer sanatların hiçbirisinde
rastlayamayız”(Yazır, 1972:124).
KUR’AN-I KERİM VE HAT SANATI
Hat sanatı Kur’an-ı Kerim’in ilk nüshalarıyla başlar. Bilindiği gibi o
zamanlar kelimeler harekesiz ve noktasız yazılmaktaydı. Okuyanlar
manayı, siyak ve sibakından (cümlenin akışından) çıkarıyorlardı. Daha
sonra “kûfi” hat geliştirildi. Müslüman olan milletler, kendi estetik
anlayışlarını hat sanatına da yansıttılar. Neticede kudsi metinlerde,
resmi belgelerde ve yazışmalarda ayrı ayrı kullanılan “nesih”, “muhakkak”, “reyhan”, “sülüs”, “ta’lik”, “rika”, “divani”, “siyakat” gibi
hatlar ortaya çıktı. Bu hatların her birinin kendisine has bir özelliği
vardı. Mesela rika çok pratik ve estetik bir hattı. Fermanları süsleyen
divaninin ise ihtişam ihsas eden bir havası vardı. Bu hatta, kelimeler
birbirine çok bitişik yazılırdı.
Kur’an-ı Kerim yazılmaya başlandıktan sonra “format” hakkında önceleri
tam bir uzlaşma yoktu. Daha sonra Kur’an’ın her sayfasının “tek sayı”
da satırdan oluşmasına ve kelimelerin satır sonlarında bölünmeden
yazılmasına karar verildi. Bu ortak kararlara riayet etmek için
hattatlar bütün kabiliyetlerini kullanmak zorunda kaldılar. Zira bir
satırdaki kelimeleri, sayfadaki satırlar ve karşılıklı sayfalar
arasındaki muvazeneyi ve ahengi bozmamaları gerekiyordu. Hele 1,5 metre
boyunda yazılan Kur’an-ı Kerimlerdeki o insicamı yakalamak için
sarfettikleri çabayı hayal edin. Dünyada hiçbir kitap böyle ruhani
hislerle dolarak, bu kadar itina ile ve bu derece sanat dolu yazılmış
değildir.
Müslüman olduktan sonra bu sanatla ilgilenen bir Amerikalının
hatıraları oldukça ilgi çekicidir. Muhammed Zekeriya ismindeki bu
Amerikalı Müslüman, İstanbul’da ikamet eden Hattat Hasan Çelebi ile
irtibat kurar. Önce kendisinden mektupla ders alır. İlk olarak
alfabenin tek tek harflerini, sonra iki harften oluşan heceleri ve en
sonunda da cümleleri meşk eder. Tıpkı bir müzisyenin notaları bıkıp
usanmadan tekrarlayıp mükemmel bir melekeye sahip olması gibi, üstad
olacak bir hattat da sabırlı tekrarlarla kendisine has mükemmel stile
ulaşır (zaten unutulmamalıdır ki istikrarlı, metanetli ve sabırlı bir
şekilde yaşamak, ibadet etmek ve böylelikle kemale ermek, İslam’ın
istediği bir karakterdir). İki sene sonra, üstadla talebenin birlikte;
ve yaptıkları işi görerek çalışmaları gerektiğini anlar. İstanbul’a
gelip birkaç sene daha süren sabırlı meşklerden sonra üstadından
“icazet” alır. Yani, artık üstadının bir eserini rahatlıkla taklit
edebilecek bir duruma gelmiş, kendisine has bir üslup yakalamış ve bu
yüzden yazdıklarına imzasını atacak ve başkalarına ders verecek bir
seviyeye ulaşmıştır. Hattatlık konusunda yazdığı İngilizce kitaplar ve
açtığı sergiler, bu sahada sonradan Müslüman olan bir batılı tarafından
yapılan ilk teşebbüs olmuş ve gerek batılılar gerekse Müslümanlar
tarafından çok takdir edilmiştir. Mürekkebini, kâğıdını ve kalemini
kendi başına hazırlayan Muhammed Zekeriya şunları söylemektedir:
“Yazı yazarken sanki nefes almazsınız. Yazınız bittikten sonra
herşey ü kadar tertiplidir ki yazılan şeyler bir bitki gibi kâğıdın
üstünde boy atmıştır sanki” (Kesting, 1992: 11).
Hat sanatı Kur’an-ı Kerim’de zirveye çıkmıştır. Bununla birlikte bu
sanata ait örneklere, binalarda ve seramikten mamul ev eşyalarında da
rastlamak mümkündür. Özellikle mimaride görülen misaller büyüleyici
niteliktedir. Burada, mimarlara yeni ufuklar açabilecek olan, Bedreddin
Yazır’ın bir teklifini hatırlatmak istiyoruz: “Güzel
yazı estetiği üzerine yapılmış bir bina, kurulmuş bir park,
ahenkleştirilmiş bir köprü gibi eserler, güzel bir yazı gibi, ruhi
hendeseleriyle gönüllerin alakasını çekebilir bir derece
alakalandırabilir” (Yazır. 1972: 124).
Maddiyatta boğulan ve estetikten uzaklaşan insanımızın gerçek manada sanat eserleriyle tekrar kucaklaşması ümidiyle...
BİBLİYOGRAFYA
— Ayvazoğlu, 3. (1989). İslam Estetiği ve İnsan. İstanbul: Çağ
Yayınları.
— Berk, N. (1955). ‘İslam Yazısında Plastik iade’, İlahiyat Fakültesi Mecmuası, Ankara C. 4,8.49
James, D. (1989). The Geometry of the Spirit”, Aramco
World, Septenber-October
- Kesling, P, (1992). The Word of Muhhamed Zekariya”, Aramco World, Januar-February.
- Yazır, M. 8. (1972). Medeniyet Âleminde Yazı ve İslam Medeniyetinde Kalem Güzeli, Haz. U. Derman, Ankara
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 82
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|