Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» ResimKalesi
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» Ehlullah.com
» İnkişaf
» Tahavi
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Hak-Dilaram
» Guraba
» Rıhle Dergisi
» Mehmed Emin Efendi Baba
» İbni Abidin
» Burhan Dergisi
» Menzil.Net
» İslam ve Tasavvuf
» Reddul Muhtar
» Hazırindir
» İslami Multimedya






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.741
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 94
Portal Yazı sayısı: 1.057
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.473
Forum mesajları: 21.217
Sayfa izlenimi: 1.005.643
Bugünkü sayfa izlenimi: 668
En son üyemiz: abdussamet

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.61

  Halidiye.com | Ruhun Geometrisi: HAT SANATI

Ruhun Geometrisi: HAT SANATI

Ruhun Geometrisi: HAT SANATI
Yusuf ALAN



Hat sanatı, sanat dalları arasında kendine has bir yere sahip olmasına rağmen; yakın zamana kadar ondaki bu orijinalliğin pek farkına varılmamıştı. Hatta İslam sanatının âşıkları diyebileceğimiz insanlar arasında bile hat sanatıyla ilgilenenler azınlıkta kalıyordu. Fakat birbiri ardına açılan sergiler sayesinde, Batılılar da dâhil olmak üzere, birçok insan bu sanattaki derinliği farketti (James, 1989: 17).

Müslüman hattatlar için yazı yazmak, özellikle de Kur’an-ı Kerim’den ayetler yazmak, sadece estetik bir meşgale değildir. Onlar için bu iş bir ibadettir ve manevi buudu çok derin bir tecrübedir.

Batılıların çoğu, sanat anlayışlarının tesiriyle, hat sanatında da sadece kelimelerdeki çizgi ve şekillere meftun kalmaktadır. Batı’da, hat sanatı pek meşhur olmamakla beraber İslam dünyasında bu sanata verilen ehemmiyet zirvededir. Zira yazı, aletlerle meydana gelen ruhani bir hendesedir (Yazır. 1972: 79).

Hat sanatını hemen her türlü materyalde görmek, çok farklı ölçülerde müşahede etmek mümkündür. Fakat en yaygını, kamış ile kâğıdın buluşmasından doğan eserlerdir.

Senelerce süren meşklerden(alıştırma) sonra hattat, fiziki ve zihni gücünü, ilhamlar ve ruhundaki esintilerle süsleyip kalemine, oradan da kâğıda döker. Ortaya çıkan eserler mücerret hüsünlerin, yani hissedilip de ifade edilemeyen güzelliklerin, müşahhas (somutlaşmış) birer izdüşümüdür. Harfler ve kelimelerdeki tenasüb, insicam ve estetik, pörsümeyen güzellikleri hatırlatır insana. Gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan kalbinin hatırından geçmeyen hüsünlerin cilveleri sanki hattadın ruhundan süzülüp sihirli değnek misali bir kalemle, kâğıtlarda vücut bulmaktadır.

Hattat, kendi içinde yaşadığı ruhi hendeseden başka birşeye uymak veya bağlanmak ihtiyacını duymaz. Dışa verdiği sûret üzerinde silme, yeniden yazma, tashihler yapma gibi işlerle uğraşması, bir ressam veya heykeltıraş gibi tabiatta mevcut bir asıla veya misale intibak için değil, maddi hendese içinde ruhi hendeseyi bağlayıp ahenkleştirmek ve bu ahenk ile tecelli edecek sûreti, bütün bedaati ve
hüviyetiyle dışta bedii bir realite olarak tahakkuk ettirmek içindir.

Arzettiği sûret, artık kâinatta tabii ve’ sun’i bir şeye tekabül etmez. Başlıbaşına bir fıtrat gibi varlıkta yer alır. Ruhi hendesenin ve fıtri karakterinin hâkimiyeti bakımından hattat, meşkini aşkından almakta ve meşkini kendinde bulmaktadır. Diğer sanatlar ise meşklerini aşklarında bulsalar bile, aşkları meşklerini tabiattan ve hayattan almaktadır. Demek ki hattat yazarken bu hayat ve kâinatın üstünde gibi, esrarengiz bir âlemin feyizlerinden nasip almaktadır (Yazır, 1972:119). Yazdığı ayet ve hadislerin manalarını hayatında da aksettirme gayretinde olan bir hattatın eserlerindeki his tufanı, kalpleri nasıl sarıp sarmaladığı da üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konudur.

“Hattat dış gerçekle ilgilenmez. Bu bakımdan taklide düşmek gibi bir endişe taşımadığı için nakkaşın figürlerinden esirgediğini, yani “füsun u işve”yi harflere üflemekten çekinmez. Sanatının teknik zaruretleri hariç, kendisini hiçbir kayda bağlı hissetmeyen ve bunun için dehasını serbest olarak kullanabilen hattat, İslam yazısının fevkalade zengin imkânlarını kullanabildiğince kullanmış, herbiri başlı başına bir şaheser olan binlerce orijinal kompozisyon ortaya koymuştur” (Ayvazoğlu, 1989: ll8).


Nurullah Berk’in: “Burada üzerinde durulması gereken hususlardan biri de, hattadın renk kaygısından tamamen kurtulmuş olması, siyah-beyaz kontrastını başka hiçbir renge ihtiyaç duymaksızın büyük bir ustalıkla kullanabilmesidir” diye ifade ettiği gibi bazı hattatların kullandığı fonları ve altın yaldızı, renk olarak kabul edemeyiz (Berk. 1955). Kısaca, yazı sanatı doğrudan doğruya siyah-beyaz akorduna dayanmaktadır. İhtiyatı elden bırakmaksızın diyebiliriz ki, bu akord, tasavvufun da önemli görüşlerinden birinin ifadesidir.

Bedreddin Yazır’ın hat sanatıyla ilgili diğer görüşleri de şu şekildedir: “... bu sanat, beşer ruhunu, tabiat ve eşyayı taklit temayülünün ve kabuklaşmış alışkanlıkların üstüne çıkararak, ona sanat ve bedeat sahasında ve ruhunun enginlerinde yeni ufuklar göstermiş, kainatı her yönden mütalaa ettirip, ruhundu sindirecek hale getirdikten sonra; nisbî olmakla beraber, yeni bir fıtrat ifade edebilecek kadar kuvvetli bir ibda ile hilkatle tabiat arasında yer alan, yani “fıtri bir bedia sunabilmenin imkanını göstermiştir. Böylece beşer zevkini ve duygularını taklitlere düşmekten kurtarıp daha yüksek daha ince, daha esrarengiz bir çalışma seviyesine çıkarabilmenin mümkün olduğunu öğretmektedir. Bu hale diğer sanatların hiçbirisinde rastlayamayız”(Yazır, 1972:124).

KUR’AN-I KERİM VE HAT SANATI
Hat sanatı Kur’an-ı Kerim’in ilk nüshalarıyla başlar. Bilindiği gibi o zamanlar kelimeler harekesiz ve noktasız yazılmaktaydı. Okuyanlar manayı, siyak ve sibakından (cümlenin akışından) çıkarıyorlardı. Daha sonra “kûfi” hat geliştirildi. Müslüman olan milletler, kendi estetik anlayışlarını hat sanatına da yansıttılar. Neticede kudsi metinlerde, resmi belgelerde ve yazışmalarda ayrı ayrı kullanılan “nesih”, “muhakkak”, “reyhan”, “sülüs”, “ta’lik”, “rika”, “divani”, “siyakat” gibi hatlar ortaya çıktı. Bu hatların her birinin kendisine has bir özelliği vardı. Mesela rika çok pratik ve estetik bir hattı. Fermanları süsleyen divaninin ise ihtişam ihsas eden bir havası vardı. Bu hatta, kelimeler birbirine çok bitişik yazılırdı.

Kur’an-ı Kerim yazılmaya başlandıktan sonra “format” hakkında önceleri tam bir uzlaşma yoktu. Daha sonra Kur’an’ın her sayfasının “tek sayı” da satırdan oluşmasına ve kelimelerin satır sonlarında bölünmeden yazılmasına karar verildi. Bu ortak kararlara riayet etmek için hattatlar bütün kabiliyetlerini kullanmak zorunda kaldılar. Zira bir satırdaki kelimeleri, sayfadaki satırlar ve karşılıklı sayfalar arasındaki muvazeneyi ve ahengi bozmamaları gerekiyordu. Hele 1,5 metre boyunda yazılan Kur’an-ı Kerimlerdeki o insicamı yakalamak için sarfettikleri çabayı hayal edin. Dünyada hiçbir kitap böyle ruhani hislerle dolarak, bu kadar itina ile ve bu derece sanat dolu yazılmış değildir.

Müslüman olduktan sonra bu sanatla ilgilenen bir Amerikalının hatıraları oldukça ilgi çekicidir. Muhammed Zekeriya ismindeki bu Amerikalı Müslüman, İstanbul’da ikamet eden Hattat Hasan Çelebi ile irtibat kurar. Önce kendisinden mektupla ders alır. İlk olarak alfabenin tek tek harflerini, sonra iki harften oluşan heceleri ve en sonunda da cümleleri meşk eder. Tıpkı bir müzisyenin notaları bıkıp usanmadan tekrarlayıp mükemmel bir melekeye sahip olması gibi, üstad olacak bir hattat da sabırlı tekrarlarla kendisine has mükemmel stile ulaşır (zaten unutulmamalıdır ki istikrarlı, metanetli ve sabırlı bir şekilde yaşamak, ibadet etmek ve böylelikle kemale ermek, İslam’ın istediği bir karakterdir). İki sene sonra, üstadla talebenin birlikte; ve yaptıkları işi görerek çalışmaları gerektiğini anlar. İstanbul’a gelip birkaç sene daha süren sabırlı meşklerden sonra üstadından “icazet” alır. Yani, artık üstadının bir eserini rahatlıkla taklit edebilecek bir duruma gelmiş, kendisine has bir üslup yakalamış ve bu yüzden yazdıklarına imzasını atacak ve başkalarına ders verecek bir seviyeye ulaşmıştır. Hattatlık konusunda yazdığı İngilizce kitaplar ve açtığı sergiler, bu sahada sonradan Müslüman olan bir batılı tarafından yapılan ilk teşebbüs olmuş ve gerek batılılar gerekse Müslümanlar tarafından çok takdir edilmiştir. Mürekkebini, kâğıdını ve kalemini kendi başına hazırlayan Muhammed Zekeriya şunları söylemektedir:
“Yazı yazarken sanki nefes almazsınız. Yazınız bittikten sonra herşey ü kadar tertiplidir ki yazılan şeyler bir bitki gibi kâğıdın üstünde boy atmıştır sanki” (Kesting, 1992: 11).

Hat sanatı Kur’an-ı Kerim’de zirveye çıkmıştır. Bununla birlikte bu sanata ait örneklere, binalarda ve seramikten mamul ev eşyalarında da rastlamak mümkündür. Özellikle mimaride görülen misaller büyüleyici niteliktedir. Burada, mimarlara yeni ufuklar açabilecek olan, Bedreddin Yazır’ın bir teklifini hatırlatmak istiyoruz: “Güzel yazı estetiği üzerine yapılmış bir bina, kurulmuş bir park, ahenkleştirilmiş bir köprü gibi eserler, güzel bir yazı gibi, ruhi hendeseleriyle gönüllerin alakasını çekebilir bir derece alakalandırabilir” (Yazır. 1972: 124).
Maddiyatta boğulan ve estetikten uzaklaşan insanımızın gerçek manada sanat eserleriyle tekrar kucaklaşması ümidiyle...

BİBLİYOGRAFYA

— Ayvazoğlu, 3. (1989). İslam Estetiği ve İnsan. İstanbul: Çağ
Yayınları.
— Berk, N. (1955). ‘İslam Yazısında Plastik iade’, İlahiyat Fakültesi Mecmuası, Ankara C. 4,8.49
James, D. (1989). The Geometry of the Spirit”, Aramco
World, Septenber-October
- Kesling, P, (1992). The Word of Muhhamed Zekariya”, Aramco World, Januar-February.
- Yazır, M. 8. (1972). Medeniyet Âleminde Yazı ve İslam Medeniyetinde Kalem Güzeli, Haz. U. Derman, Ankara
  Tarih: 18.02.2008   Hit: 82
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşk Lakırtıları 
Mazhar ERGENE 
İctihad Risalesi Ne Olacak ? 
Hüseyin TÜRKERİ 
İlm-i Havas veya Kenzül Havas 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu ile 3 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker