|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.686
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 94
Portal Yazı sayısı: 1.021
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.042
Forum mesajları: 18.835
Sayfa izlenimi: 939.358
Bugünkü sayfa izlenimi: 4.338
En son üyemiz: myaciz
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Osmanlılar'da Vakıf Anlayışı
Osmanlılar'da Vakıf Anlayışı
Osmanlılar'da Vakıf Anlayışı
Kamil EMİNOĞLU
|
|
Temelinde Allah rızası, hayır duygusu ve insanlık sevgisi yatan
vakıflar, hayırsever atalarımızın vicdanlarından birer iyilik, güzellik
ve şefkat abidesi halinde doğmuş, yükselmiş ve günümüze kadar insanlığa
bir çok sahada verimli hizmetlerde bulunmuşlardır. Helal mallarını ve
helal paralarını seve seve vakfederek Allah rızasını kazanmayı,
cemiyette yardım, fazilet ve sevgi hislerinin gelişmesini gaye edinmiş
ceddimiz, yapılmasında fayda mülahaza ettikleri her şeyi vakfa konu
seçmişlerdir. öyle ki, “Vakıf yapanlar neler düşündüler?” şeklindeki
bir soruya “Neler düşünmediler ki?” diye yeni bir soru ile cevap
verilebilir (1) .
Lügat manasıyla vakıf “Bir kimsenin belirli şartlarla, resmi bir senet
veya vasiyet yoluyla, mülk veya parasını bir amme hizmetinin
sürdürülmesi için tüzel kişiliğe sahip bir kuruluş haline getirmesi”
demektir. Bu ifadeye uygun olarak İslamiyet’den önceki toplumlarda da
bazı vakıf uygulamaları görülmüştür (2) .
Fakat hakiki manasıyla vakıf müessesesi İslamiyet’le birlikte gelişti.
Bilhassa Osmanlı devrinde vakıf müesseseleri en gelişmiş dönemine
geldi. İslamiyet’te vakıf kurmak demek, kişinin kendi para ve malından
cemiyet adına ve en önemlisi Allah rızası için feragat etmesi, kendi
para ve malını bu yolda bağışlaması demektir. Bu arada devletin vakıf
kurmak isteyen kimseye yardımı olduğu; mülkiyeti devlete aid olan bir
çok gayrimenkulü vakıf kurması şartıyla, o kimseye devrettiği sık sık
görülmektedir.
Osmanlı vakıf metinlerinden yapılan tesbitlere göre; hasta ve garip
leyleklerin bakım ve tedavisi, bayram günlerinde top atılarak halkın
sevindirilmesi, halkın neş’e ve sevincinin artırılması, alışveriş
edenlerin aldatılmasını önlemek gayesiyle çarşı ve pazarlara ölçek ve
kantar kurulması, yoksul genç kızlara çeyiz verilmesi, düğünlerinin
yapılması, halka faydalı eserler yazdırılıp bastırılması, dağıtılması,
cezaevlerindeki mahkumların ihtiyaçlarının karşılanması, et
fiyatlarının kış aylarında yükselmemesini sağlayacak tedbirlerin
alınması, ıslah edilmiş koyunluklar kurulması, ziraatın geliştirilmesi,
borç yüzünden hapse girenlerin borçlarının ödenmesi, çocukların açık
havada gezdirilmesi, Van gölünde gemi işletilmesi, kimsesiz fakirlerin
ölülerinin kaldırılması, mektep çocuklarına yardım edilmesi gibi akla
gelebilecek her türlü faydalı konuda vakıf kurulduğu görülmektedir.
Osmanlı devleti özellikle yükselme ve duraklama devirlerinde, çağının
çok ilerisinde bir toplum meydana getirmiştir. (3).
Bu devirde Osmanlı öylesine bir olgunluk seviyesine erişmişti ki, yaz
aylarında suların karla soğutularak halka verilmesini şart koşan vakıf,
çeşme ve sebiller bile inşa edilmiştir (4) .
Sayıları binleri aşan vakıf eserlerinden Selimiye, Süleymaniye,
Beyazıt, Fatih külliyeleri bu konuda başka birer misaldirler. Evliya
Çelebi’nin verdiği bilgilere göre, Selimiye medresesinin uzunluğu bir
mil, eni yarım mildir. Süleymaniye külliyesinin bünyesinde bir cami,
bir rasathane, bir akıl hastahanesi, birkaç hamam ve misafirhaneler
vardır. Fatih külliyesinde bunlara ilaveten, sekiz fakültesi bulunan
bir üniversite ve bir imaret bulunmaktadır. Gureba hastahanesinin
vakfıyesinde şu hükümler vardır;
1— Bu hastahanede garipler, soğanın kilosu bir sarı altına da çıkmış
olsa ücretsiz tedavi edilecektir. 2— Her hastaya her gün bir tavuk
yedirilecektir. 3— Kış aylarında tavuk eti yedirilemezse, İstanbul
yakınlarındaki Belgrat ormanlarından yabani ördek veya kaz vurularak
hastalara yedirilecektir (5).
Böylesine muhteşem müesseselerin kurulması için büyük vergi
gelirlerinden vazgeçerek, maddi desteğini azami derecede tutan devlet,
aynı zamanda ciddi bir kontrol da yapmaktaydı. Kaynaklara göre,
Süleymaniye hastahanesine bakmakla görevli nazır, her an gelip
hastaların hallerini sorar, şikâyet ve ihtiyaçlarını tesbit ederdi.
Vakıf kuran bir kimse, bir vakfiyename hazırlar ve bu vakfiyenamede
fakir, sakat ve kimsesizlere, Allah misafirlerine günde ne kadar yemek
pişirileceği teker teker belirtilirdi. Cuma ve bayram günlerinde yemek
ve tatlıların daha bol, daha gıdalı olması şart koşulurdu.
Her türlü Maddi ve manevi fedakârlığı yaparak vakıflar kuran ve
devirlerini aydınlatan ceddimizin yanında bütün bir hayatını Allah
yolunda vakfetmiş ve her türlü benlik duygusundan sıyrılmış yeni bir
neslin emarelerini görmenin bahtiyarlığı içindeyiz.
___________________
LİTERATÜR
1— İbrahim Ateş, Vakıflar Dergisi. Cilt XVI
2— T.H.Y. Magazin Dergisi, Şubat 1986,
3— Necdet Sevinç, Osmanlılarda Sosyo-ekonomik Yapı (s. 102—109)
4— Osman Ergin Türkiye’de şehirciliğin tarihi inkişaf, (s.7),
5— Evliya Çelebi Seyahatn8mesi (c.2, s.22), — Sızıntı Dergisi (c.4. s.41).
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 33
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|