|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 3.619
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 928
Forum başlıkları: 46
Forum konuları: 2.995
Forum mesajları: 11.046
Sayfa izlenimi: 619.767
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.802
En son üyemiz: YASLIdeilYORGUN
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Fatih ve İlim-Teknik
Fatih ve İlim-Teknik
Fatih ve İlim-Teknik
Uğur ÖZTAŞ
|
|
Tarih, Yeni Çağ'a damgasını vuran en muktedir şahsiyet olarak Fâtih'i kaydeder.
Fâtih, Osmanlı Cihân Devletinin başına geçtiğinde henüz yirmi
yaşlarında olmasına rağmen, Doğu ve Batı kültürü ile asrının ilimlerine
vâkıf çaplı bir liderdi.
Tarihçilerin çoğu onun Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, İtalyanca ve
Sırpça olmak üzere altı lisân bildiğini kaydederler. Ayrıca Çağatay
şîvesini de bilmekte ve Uygur hurûfatıyla yarlığlar (ferman) kaleme
almaktaydı.
Cihân tarihinin seyrini değiştirip yeni bir çağ açan Fâtih'in, önce
kutlu İstanbul'un fethi sırasındaki hârika buluşlarını gözden
geçirmeliyiz.
* Fetihten önce Boğazın en dar ve hâkim yerine Bizans'ın Karadeniz'le
irtibatını kesen Boğazkesen (Rumeli) Hisârını inşa ettirdi. 31.250 m2
lik bir alanı kaplayan, stratejik ve san'at değeri yüksek olan bu dev
âbide 3,5 ay gibi kısa bir zamanda bitirildi. Eserin projesini genç
padişah kendisi hazırlamıştı.
* O tarihlerde İstanbul'un etrafını çeviren sûrların yüksekliği 17
metre, kalınlığı da zirvede 4 metreydi. Papa'nın tutumu ve Avrupa'nın
siyâsf durumu dolayısıyla da sûrların kısa zamanda tahrîbi gerekiyordu.
Bu maksatla Edirne'de çok büyük toplar döktürdü. Sayıları 200'ü bulan
bu mütekâmil toplar sadece bir kış sezonunda döküldü ve orduya teslim
edildi. İçlerinde iki tonluk gülle atanları vardı. Tarihin seyrini
değiştiren bu çok güçlü topların plânlarını ve balistik hesaplarını
genç padişah bizzat kendisi yapmış; imâl ve döküm işlerini de Edirne ve
Bursa medreselerinden (üniversite) mezun Türk usta ve mühendisleri
gerçekleştirmişti. Zannedildiği gibi Macar Urban bir mühendis değildi.
Yüzlerce dökümcü ustasından sadece biriydi. Burada sözü yabancı
tarihçilere bırakalım:
"Top, tarihte ilk defa olarak Bizans'ın fethinde söz sahibi olmuştur. (1)
"Topçuluğa en büyük ehemmiyeti veren ilk hükümdâr Fâtih'tir. Fâtih'ten
evvel topçuluk, bütün dünyada, hafife alınan daha çok sesiyle düşmanı
ürkütmek için orduda kullanılan bir silâhtı. Büyük kaleleri yerle bir
edebileceği akıldan bile geçirilmezdi.." (2)
HAVAN TOPU
* Haliç'te bulunan düşman donanması ile sûrların içindeki Bizans'lı
askerlere toplar pek tesir etmiyordu. O kanlı ve çetin hengâmede Havan
topunu icad ediverdi. Türk ordusu muhasara boyunca Fâtih'in icâdı olan
bu toplarla Kasımpaşa sırtlarından gülle aşırıp Haliç'teki müttefik
Haçlı donanmasını te'sîrsiz hale getirmiştir.
* Bizans'ın Türk askerine çok zarar verdiren meşhur "Greguar" ateşine
karşılık tahrîb ve yangın bombalarını icâd etti. Avrupalı’ya göre bu
buluş ünlü Alman bombası V-1'lerin esâsıydı: "V-1'lerin ceddi olan uçan
alev füzeleri, ilk defa Türkler tarafından Bizans'ın fethinde
kullanılmıştır ki. bu füzelerin işleme prensibi asırlardan beri
unutulmuş ve ancak 20. asrın mühendisleri tarafından yeniden ele
alınmıştır." (3)
* 22 Nisan gecesi 67 gemiden mürekkeb Türk donanması karadan yürütülmek
suretiyle Halic'e indirildi. Bir gecede gerçekleştirilen ve insanı
hayrette bırakan bu muazzam teşebbüs karşısında Fâtih'in düşmanı olan
Bizans'lı tarihçi prens Dukas dahi hayranlığını gizleyemez: "Böyle bir
harikayı kim gördü ve kim işitti? Mehmed, karayı, denizde olduğu gibi
geçti ve Bizans'ı mahvetti ve hakiki altın gibi parlayan İstanbul'u
fetheyledi." (4)
HALİÇTE İLK KÖPRÜ
* İstanbul sûrlarının en zayıf ve alçak olan kısımlarının da
kuşatılması için Haliç' te, yine bir gece içinde büyük bir köprü
kurdurdu. Takriben 650 metreyi bulan bu köprünün üstünde yan yana beş
asker rahatça yürüyor, toplar da kolayca taşınabiliyordu.
* Sûrların önünde 9 metre derinliğinde ve 18,5 metre genişliğinde büyük
hendekler vardı. Sûrlara tırmanmak imkânsızdı. Bizans'lılar sûrlarda
açılan gedikleri 24 saat çalışmak suretiyle kapatıyorlardı. 18 Mayıs'ta
bunun da çâresini buldu. Yürüyen zırhlı kuleler icâd etti. Sûrlarından
yüksek olan bu kulelere hafif toplar yerleştirildi. Bu arada kuleler
hendekleri doldurabilecek bir araç şeklinde imâl edilmişti. Böylece hem
hendekler dolduruldu; hem de sûrlarda ordunun geçebileceği mühim
gedikler açılmış oldu.
Hülâsa Türk tarihinin bu en mes'ûd anı, muâsır devletlere göre çok
İleri bir seviyede bulunan Türk ilim ve tekniği ile gerçekleşti.
Fâtih hayatı boyunca ilme ve âlimlere çok değer vermiştir. Sarayı ilmi
münakaşa ve mubâhasenin yapıldığı bir akademi halindeydi. Huzurunda
âlimler rahatça oturup konuşabildiği halde Vezir-i a'zam dahil bütün
devlet adamları ayakta beklerlerdi. Toplantılara çok defa
reîs-ülulemâsı fatıyle Molla-Husrev başkanlık ederdi. Bazı toplantılara
başında ulemâ sarığı, sırtında da "binişi" (âlimlere mahsus kıyafet)
olduğu halde İştirâk ettiğini tarihçiler anlatırlar.
Fâtih ayrıca İstanbul'a Doğulu ve Batı'lı âlimleri davet eder; bu
hususta hiçbir fedâkârlıktan çekinmezdi. Nitekim 15. yüzyılın en büyük
astronom ve matematikçisi olan büyük âlim Ali Kuşçu'yu İstanbul'a davet
etmiş ve kendisini günde 200 akça maaşla Ayasofya Medresesinde
vazifelendirmişti. Halbuki o devirde kıdemli bir âlimin yevmiyesi 50
akçaydı. Bu arada Batı'lı bilginlerden filozof Amirutzes ile İtalyan
arkeoloğu Anconalı Cyriacus dâvet edilenler arasındadır.
Fetihten sonra İstanbul'da iki üniversite kurulur. Bunlar Ayasofya ve
Zeyrek medreseleridir. Her iki müesseseden de değerli ilim adamları
yetişmiştir. Fâtih'in İstanbul'da kurdurduğu üçüncü büyük ilim ve
kültür yuvası Fâtih medreseleridir. "Sahn-ı Semân" veya "Medrese-i
Semâniye" diye de söylenen bu yüksek mektep Fâtih câmiinin etrafında
inşâ edilen sekiz fakülteden ibaretti. İçlerinde Fen Fakültesi ile Tıp
Fakültesi de vardı.
Öğretim üyelerinin Fâtih'in teveccühünü kazanabilmeleri için ilmî eser
vermeleri şarttı. Çalışkan ilim adamlarını taltîf ederdi. Talebelere de
çok ehemmiyet verir; geceleri geç vakit medreseleri dolaşır,
talebelerin çalışıp çalışmadığını teftiş ederek çalışkan olanları
mükâfâtlandırırdı.
Fâtih medreselerinin etrafında talebeler ve Öğretim üyeleri için bir
kütübhâne, 70 yataklı bir dârüşşifâ (hastahâne) gurbetten gelen
âlimlerin ve yolcuların barınması ve beslenmesi için bir Kalenderhâne
(misafirhâne) ile dârüşşifâdan iyi olup ta çıkan, fakat bünyesi zayıf
düşen hastaların bakılması için bir de Tâb-hâne inşa edilmiştir.
Külliyede bir de akıl hastalan için dârülmeccânin (akıl hastahanesi)
yapılmıştır. (5)
Fâtih hastahanesinde bütün hastalıkların tedâvisi ücretsiz yapılıyor; ilaçlar da halka bedava veriliyordu.
Hastahanede nazarî ve pratik bilgilerle donatılmış hâzık ve denenmiş
hekimler, göz mütehassısları, cerrâhlar eczacılar, hastabakıcılar ve
hizmetçiler vazife görüyordu.
Hekimler günde en az iki defa hastalan ziyaret ve muayene etmeye
mecburdu. Hastabakıcılann da hastalarla güzel konuşan ve onlara iyi
muamele eden kimselerden olması şarttı. (6)
Hastahanede her çeşit hastalar tedâvi edilir; aynı zamanda talebeler hastalar üzerinde tatbikat da yaparlardı.
Dârüşşifâ'nın Vakfiyesinde aynı zamanda bugün dahi ileri ülkelerde
gerçekleşmesi zor olan şu bilgiler de vardır: "Haftada bir gün vakıf
nâzın, hekimbaşı ve kâtip hastahanede toplanacaklar. İstanbul'da evinde
hasta olup da ilaç almaya kudreti olmayan ve evine hekim çağırmaktan
âciz ve muhtaç müslümanlar tarafından yapılan müracaatlar geri
çevrilmeyecek; dilek sahiplerinin arzuları derhal yerine
getirilecektir. (7)
Gerçekten Osmanlı İmparatorluğu 15. yüzyılda tıb ilminde de akıllara
durgunluk verecek bir seyiyeye ulaşmıştı. Bunu muâsır hiçbir Avrupa
ülkesinde göremediğimiz TIP AKADEMİSİ daha iyi ısbatlar. Fâtih'in
kurduğu bu Akademide devrin önde gelen yedi bilgini vazife görüyordu.
Akademinin başkanlığına ayda iki bin akça maaşla Ahmed Kudbeddin
getirilmişti. Bazılarınca Tıb Şûrası olarak da isimlendirilen Akademide
Hekim Mehmed Şükrüllah-i Şirvanî, Hoca Ataullah-i Acemî, Hekim Yakub
Paşa, Hekim Lâri-i Acemî, Hekim Arab ve Altunîzâde aza idiler. (8)
Halbuki o tarihlerde Avrupa ülkelerinde değil bir Tıp Akademisi,
hastahanelerde hekim bile yoktu. Strasburg Hastahanesi’ne ilk hekim
1500 yılında, Leipzig Hastahanesine 1517 yılında, nihâyet Paris
Hastahanesi’ne de 1536 senesinde o da tek bir hekim tayin
edilebilmiştir. Hele bir prevantoryum olarak vazife yapan
Tâb-hânelerle, bugünkü darülacezelere benzer fonksiyonu olan
Kalenderhâneler gibi hayır müesseseleri o çağlar Avrupası'nda meçhuldü.
Sarayda bir de esaslan Birinci Murad zamanında tesbit edilen Enderun
mektebi kurulmuştu. Saray Üniversitesi mâhiyetindeydi. Tahsil müddeti
14 yıl olup vezirler, devlet adamları, subaylar ve sanatkârlar bu
mektepte yetiştirilirdi.
Fâtih'in kitaba da büyük değer verdiği görülür. Sarayda bir kütübhâne
kurdurmuş, başına da âlim Mollâ Lütfü'yü tayin etmişti. 1929 yılında
Topkapı Sarayındaki bu kütübhanede incelemeler yapan Alman Prof. Adolf
Diesman, Latince, Yunanca, İtalyanca ile diğer yabancı dillerde yazılı
587 eser tesbit etmiştir. Bu kütübhâne karşısında heyecanlanan ve
duygulanan Diesman Fâtih'e duyduğu hayranlığı şöylece ifade eder:
"Dünya tarihinde bir dönüm noktası meydana getirmiş; Doğu ve Batı' nın
kapısında durmuş, her iki âlemin kültürünü nefsinde toplamış bir
insandı. (9)
Fâtih zamanında sadece İstanbul'da 13 kütübhâne kurulmuştu.
Fâtih devrinde Türk Donanması da büyük bir gelişme gösterir. Babası II.
Murad Han zamanında donanmada yalnız 30 adet büyük harb gemileri vardı.
Büyük tersâneler inşâ ettirdi. 1470 senelerinde Osmanlı Devleti artık
denizcilikte de öndedir. Zira Osmanlı Donanması 250 gemiden meydana
gelen harp filosu ve 500 parçadan oluşan nakliye gemileri ile muazzam
bir güce ulaşmıştır.
Ünlü Alman tarihçisi ve Türkoloğu olan Babinger bu gelişmeyi "hayrete
sezâ" sözü ile Över. O'na göre Donanmay-ı Hümâyûn bütün Avru pa
donanmalarından üstündür. (10)
Hülâsa üçü imparatorluk olmak üzere yirmiye yakın devlet ve 200 belde
fetheden Fâtih zamanında yüz ölçümü 2.214.000 km2 yi bulan Osmanlı
Devleti sadece askerî güce istinâd etmiyor; ilim, insanlık ve adâletle
yer yüzünü süslüyordu.
Doğrusu, tarihin yüzünü ağartan Fâtih ne güzel bir sultan, silah arkadaşları olan yiğitler de ne güzel askerdi.
KAYNAKLAR
1) (Benoist- Mechin 54-55) Y. Öztuna. Büyük Türkiye Tarihi C.2, S. 461)
2) (Babinger, 616) Y. Öztuna. Büyük Türkiye Tarihi C. 3, S. 131)
3) (Benoist- Mechin 54-55) Y. Öztuna. Büyük Türkiye Tarihi C.2, S. 461)
4) Y. Öztuna- Büyük Türkiye Tarihi C.2, S. 440)
5) Süheyl Ünver. Fâtih Dârüşşifâsı S. 6
6) Fâtih Vakfiyesi. Vazâif-i Dârüşşifâ m. 2 73-284
7) Fâtih Vakfiyesi. Vazâifi-i Dârüşşifâ m. 282
8) A. Adnan Adıvar. Osmanlı Türklerinde İlim S. 46.
9) A. Adnan Adıvar. Osmanlı Türklerinde İlim S. 37.
10) Y. Öztuna Büyük Türkiye Tarihi C.3, S. 130.
|
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 63
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|