MAİDE SURESİ 35.AYET-İ KERİME
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَابْتَغُوا إِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Mevlâ Tealâ, yeryüzünde bozgunculuk yapan eşkiyanın cinayetinin büyüklüğünü ve cezasını açıklarken, tövbe edenleri affedeceğine işaret buyurduktan sonra müminlere, yapacakları ve terkedecekleri her işte sakınmaları gereken günahları, özellikle eşkiyalığı ve bozgunculuğu bırakıp kendilerini Allah-u Tealâ'ya yaklaştıracak ibadetleri işleyerek bilhassa tövbe ve istiğfara devam ederek takva üzere olmalarını şu kavl-i şerifiyle emrediyor:
KELİME MANASI (35)
( يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا ) Ey iman edenler!, ( اتَّقُو )korkun, kimden? ( اللَّهَ ) Allah'tan, daha? (وَابْتَغُوا) arayın, kime?( إِلَيْهِ ) ona (sizi kavuşturacak) neyi? (الْوَسِيلَةَ) vesileyi, daha? ( وَجَاهِدُو) cihat edin, nerede? ( فِي سَبِيلِهِ ) onun yolunda, (لَعَلَّكُمْ ) umulur ki siz, ( تُفْلِحُونَ) felah (kurtuluş) a kavuşursunuz.
MEALİ ŞERİFİ
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve O'na (yaklaşmaya) vesile arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.
İZAHAT
Tefsiri Kebir'de zikredildiğine göre, bu ayet-i celilenin önceki ayet-i ce-lilelerle iki yönden irtibatı düşünülebilir.
1 - Mevlâ Tealâ, bundan evvelki ayet-i celilelerinde bir grup yahudinin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e suikast yapmak istediklerini, fakat onları bu isteklerinden alıkoyduğunu ve onların, peygamberlere eziyet etmekte alabildiğine ısrarlı olduklarını açıklamıştı.
Bu husustaki söz işte bu ayet-i celileye kadar uzamış, bu ayet-i celilede de, Mevlâ Tealâ yeniden birinci maksada dönüp:
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve O'na yaklaşmaya vesile arayın." buyurarak, biz müminlere:
"Siz, yahudilerin günaha karşı ne kadar cesaretli olduklarını ve kulu, rab-bisine ulaştırma vesileleri olan tâatlardan ne kadar uzak olduklarını anladınız.. O hâlde ey müminler! Siz böyle olmayın, Allah'a isyan etmekten sakınıp, O'na tâatta bulunmak suretiyle kendisine yaklaşmaya vesileler arayın." buyurmak istemiştir.
2 - Mevlâ Tealâ, yahudilerin: ( نَحْنُ أَبْنَاءُ اللَّهِ وَأَحِبَّاؤُهُ )
"Biz, Allah'ın evlâtları ve dostlarıyız."
(Maide suresi 18'den) yani "Biz', Allah'ın peygamberlerinin evlâtlarıyız" diyerek, babalarının işleriyle övündüklerini naklettikten sonra:
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve O'na vesile arayın." buyurarak,
"Ey iman edenler! Siz babalarınızın ve dedelerinizin şerefli olmalarıyla övünmeyin/sizin iftihar vesileniz kendi amelleriniz olsun, dolayısıyla Allah'tan korkun ve O'na ulaştıracak vesileleri (yollan) arayın." buyurmak istemiştir.
ıÜüŞu bilinsin ki, bütün teklif (yükümlülük) ler iki kısımda toplanmıştır, bunların bir üçüncüsü yoktur.
1. Yasakları terketmektir ki, ayet-i celilede geçen (اتَّقُوا اللَّهَ ) "Allah'tan korkun." emriyle buna işaret edilmiştir.
2. Emredilen şeyleri yerine getirmektir ki, ( وَابْتَغُوا إِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ ) "O'na (Allah'a yaklaşmaya) vesile arayın." buyruğu ile de buna işaret edilmiştir.
Yasakları terketmek, emredilenleri yapmaktan bizatihi önce geldiği için, Mevlâ Tealâ onu önce zikretmiştir.
Çünkü terketmek, bir şeyi asıl yokluğu üzere bırakmak olup, fiil (yapmak) ise, bir şeyi yapıp meydana getirmek anlamına geldiğinden, sonradan var olan şeylerin yokluğunun, varlıklarından önce bulunduğunda hiç şüphe yoktur.
Burada: "Günahları terketmek suretiyle de bazan Allah'a yaklaşma vesileleri elde edilebileceği halde, niçin Allah'a yaklaşma vesilesi sadece fiile (Bir şeyi yapmaya) tahsis edilmiştir?" denilecek olursa, buna şöyle cevap ve rilebilir:
"Bir şeyi terketmek, onu asıl yokluğu üzere bırakmak demek olduğundan, bu devam eden yokluk ile bir şeye ulaşmak kesinlikle mümkün değildir. Dolayısıyla terk (bir şeyi bırakma) nın, bir vesile sayılmasının mümkün olmadığı gerçeği meydana çıkmıştır.
Bilakis bir kimseyi şehveti, çirkin bir iş yapmaya davet ettiği halde, o kişi Allah'ın rızasını kazanmak için o işi yapmasa, işte burada o işi yapmamasından dolayı Allah'a ulaşma vesilesi bulunmuş olur.
Amma ne var ki, bu imtina (kötülükten sakınma) da fiiller babındandır (yapmak tütündendir). Bundan dolayı muhakkik âlimler "Bir şeyi bırakmak, o şeyin zıddım yapmaktan ibarettir." demişlerdir. Dolayısıyla terk ve fiil (yapmamak ve yapmak), fiillerin zahirinde itibar edilen iki husustur.
Binaenaleyh, terk edilmesi vacip olan şey, muharremât (haram kılınmış şeyler); yapılması vacip olan şey de, vacibat (farzlar) dır.
Bu iki husus ahlâkta da nazar-ı itibara alınmıştır. Şöyle ki, insanda bulunması gereken şey ahlâk-ı fazîle (üstün huylar), terk edilmesi gereken de, ahlâk-ı zemîme (kötü huylar) dır.
Bunlar, fikir (düşünce) lerde de nazar-ı dikkate alınmışlardır. Dolayısıyla yapılması icabeden şey, Allah'ın birliğine, peygamberin doğruluğuna ve ahiretin varlığına delâlet eden deliller hususunda tefekkür etmek (inceden inceye düşünmek) tir. Bırakılması gerekli olan şey ise, bu konularda akla gelebilecek olan şüphelere iltifat etmemek (önem vermemek) tir.
Bunlar, tecelli makamında da muteber tutulmuşlardır. Bu makamda fiil (yapılması gerekli olan), Allah'ta istiğrak (onu düşünmeye dalmak), terk (bırakılması gerekli olan) ise, Allah'tan gayrısına iltifat (dönüp bakmak) tır.
Riyazât ehli (nefis terbiyecileri), terk ve fiili, ("<^j M*^ ) "Tahliye ve Tahliye" (Allah'ın gayrinden kalbi boşaltmak ve Allah'ın nuru ile kalbi dolar.
Nitekim Şâir Lebid şöyle demiştir:
"Görüyorum ki insanlar işlerinin değerini bilmiyorlar,
Agah olun ki! Akıl sahibi herkes Allah'a yaklaşmaya çalışmaktadır."
Dolayısıyla vesile: Kendisiyle maksada ulaşılan şey demektir.
Görüldüğü gibi Allah-u Tealâ bu ayet-i celilesinde kullarına, onlan kendisine yaklaştıracak vesile aramalarını emretmektedir.
Bu vesilenin ne olduğu hakkında ulemadan bir çok görüşler nakledilmiştir.
İbni Kesir tefsirinde zikredildiğine göre, Süfyan-ı Sevrî(Rahimehullah),Talha ve Atâ (Radıyallahu Anhuma) nın, İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) dan naklen, vesilenin kurbet (yakınlık) manasında olduğunu söylediklerini açıklamıştır.
İmam-ı Mücahid, Ebu Vahidil Hasen, Abdullah ibni Kesir, Süddî, İbni Zeyd ve diğer bir çok âlimler (Rahimehullah) da bu şekilde beyanda bulunmuşlardır.
Bu makamda İbni Katade (Rahimehullah):
"Allah-u Tealâ'nın emirlerini tutup yasaklarından kaçarak ve O'nu razı edecek işler yaparak, O'na manen yaklaşmaya çalışın." diye mana vermiştir.
İbni Zeyd Hazretleri de bu ayet-i celilenin izahında:
أُولَـئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ
"Onların (müşriklerin) yalvardıkları bu kimseler (meleklerle İsa (Aieyhis-selâm) rablerine - hangisi daha yakın (olacak) diye- vesile ararlar. O'nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar."
(îsra Suresi: 57'den) ayet-i celilesini okumuştur.
Bu mana bütün tefsir imamları arasında kabul görmüştür. Vesile ayrıca cennette en yüksek bir derecenin alemi (özel ismi) dir ki, o derece, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ve ehli beyti'nin cennetteki makamıdır ve o makam cennet mekânlarının arşa en yakın olanıdır.
ıÜü1 - Abdullah ibni Amr ibnil Âs (Radıyaliahu Anhuma) dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulullah (Sallahlahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
"Müezzini duyduğunuz zaman, onun dediği gibi deyin, sonra bana salât edin (salâvat getirin), çünkü kim bana bir kere salât ederse, Allah-u Tealâ o salata karşılık o kişiye on kere salât (rahmet) eder, sonra Allah-u Tealâ'dan benim için 'vesile' isteyin, zira 'vesile' cennette bir makamdır ki, Allah'ın kullarından yalnız bir kişiye lâyıktır, umarım ki o da ben olurum.
Her kim benim için vesileyi isterse ona şefaatim helâl (nasip) olur."
(Müslim, Salât:7, No:384, 1/288, Ebu Davud, Salât:36, No:523, 1/199, Tirmizî, Menakip:!, No:3614, 5/586, Nesaî, Ezan:37, No:277, 2/354)
2 - Hazreti Ali (Radıyallahu Anh) dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ŞÖyle buyurmuştur:
"Cennette 'Vesile' denen bir derece vardır, Allah-u Tealâ'dan istediğiniz zaman benim için 'vesile' isteyin."
O zaman ashab-ı kiram: "Ya Resulallah! Seninle beraber orada kim bulunacak?" dediklerinde, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
"Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin." buyurdu.
(Ali el Müttekî, Kenzui Ummal:3495,12/103, İbni Merdüveyh, İbni Kesir.2/50)
Alusî tefsirinde, İbni Enbarî ve diğerleri İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) dan, vesilenin hacet manasında olduğunu nakletmişlerdir. Buna göre mana:
"Ancak Allah-u Tealâ'ya teveccüh ederek (yönelerek) hacetlerinizi isteyiniz, çünkü göklerin ve yerlerin anahtarları O'nun kudret elindedir. Başkasına yönelerek bir şey istemeyin, o takdirde ufak bir deveye sığınan zayıf bir kimse gibi olursunuz." demek olur.
Ancak burada şunu ifade etmek gerekirki, bu mana yanlış anlaşılarak tevessül inkar edilmemelidir.
Bir çok insanların yanlış anladıkları tevessül meselesini, çağımızın en büyük âlimlerinden, ehli beyt imamlarından, Mekke-i Mükerreme'de ilmi şerife hizmet eden, Seyyid Muhammed ibni Alevî el Malikî el Hasenî (Sellemehullah), bütün dünya islâm ulemasının takriz (övgü) lerine mazhar olmuş: "Mefâhîm" isimli eserinde çok güzel bir şekilde izah etmiştir, biz de burada bu kaynaktan bazı alıntılar yapalım.
Evvela şu bilinmelidir ki: Tevessül, dua yollarının biri ve Allah-u Tealâ-ya yönelme kapılarından bir kapıdır. Asıl hakiki maksat Allah-u Tealâ'nın zatıdır. Kendisi ile tevessül olunan şey ise, Allah-u Tealâ'ya yaklaşmak için ancak bir vasıta ve bir vesiledir.
İkinci olarak: Allah-u Tealâ'ya yaklaşmak için bir şeyi aracı yapan kimse ancak onu sevdiği ve Allah-u Tealâ'nın da onu sevdiğine inandığı için onunla tevessül etmiştir. Eğer bunun tersi meydana çıkacak olsa, o kişi elbette ondan insanların en uzağı ve en nefret edeni olur, yani Allah-u Tealâ'nın onu sevmediğini bilse, elbette o vesile ettiği şeyden en çok uzaklaşan o olur.
Üçüncü olarak: Tevessül eden kimse, aracı kıldığı kimsenin, Allah-u Tealâ gibi bizzat fayda ve zarar verdiğine inansa muhakkak müşrik olur.
Dördüncü olarak: Tevessül illâ da zaruri bir şey değildir, duanın kabulü de ona bağlı değildir, asıl olan Allah-u Tealâ'ya her hangi bir surette yalvarmaktır.
Nitekim Mevlâ Tealâ:
"Kullarım sana benden sorarlarsa, şüphesiz ben çok yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasını kabul ederim."
(Bakara Suresi: 186 dan) Diğer bir ayet-i kerimesinde de:
"De ki: İster Allah diye dua edin veya Rahman diye dua edin, hangisiyle dua ederseniz en güzel isimler O'na aittir."
(îsra Suresi: no dan) buyurmuştur