Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» Ehlullah.com
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» İnkişaf
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Tahavi
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Guraba
» Hak-Dilaram
» ResimKalesi
» Hazırindir
» Rıhle Dergisi






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.625
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 971
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 4.544
Forum mesajları: 16.402
Sayfa izlenimi: 858.800
Bugünkü sayfa izlenimi: 864
En son üyemiz: noxchi

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.16

  Halidiye.com | S U N U Ş

S U N U Ş

S  U  N  U  Ş

Rahmetli  babam  Dağıstanlı  Şeyh  Ömer Ziyâeddin Efendi   Hazretlerinin   «FETEVÂ-İ   ÖMERİYYE»   isimli te'lif   eseri,  İslâm  tasavvufunun  çok   önemli   mesele- lerini  ihtiva  etmektedir.  Şu  hususu  açık  yüreklilikle belirteyim  ki   bu   eserin  sadeleştirilerek   lâtin   harfle- riyle  tekrar  neşredilmiş  olduğunu  öğrendiğim  zaman yüreğimin  heyecanla  titrediğini  hissettim. 

Çünkü  bu ve  bunun  gibi  arap  harfleriyle  basılmış  değerli   eser- lerin,   kütüphanelerin   raflarında   merak   sahibi   tara- fından okunması  için  bekletilmesinin  hatalı  olduğuna inanıyorum.

İşte   beni   heyecanlandıran   bu   inancıma   uygun davranışın   SEHA   Yayınevi   tarafından   yapılmasıydı. Benimle  aynı  inancı  paylaşmış  olacak  ki  SEHA  Ya- yınevi,  Süleymaniye  Kütüphanesinde  kimbilir  kaç  on yıldanberi  uyumakta  olan  Fetevâ-i  Ömeriyye'yi  sade- leştirmekle,  ona  yeni  bir  hayatiyet  kazandırmış  oldu. Cenâb-ı Hakk'dan  niyazım,  Osmanlıca  yazma  ve  bas- ma  nice  eserin  herkesin  istifadesine  sunulması  husu- sunda  ilgililere  gayret  ihsan  buyurmasıdır.

Fetevâ-i  Ömeriyye  ihtiva  ettiği  konular  itibariyle tasavvuf  ve  İslâm  düşüncesi  tarihçilerine  bir  kaynak teşkil  edecek  ve  dini  öğrenim  gören  İlâhiyat  öğrenci- lerine  geçmiş  yılların  akışı  içinde  Mürşid-Mürid   râ- bıtasını;  kul'un,  yaradanına  ulaşma  isteğinde   sarfet- tiği  gayreti  ve  sonunda  «FENÂ-FİLLÂH»  oluşunu  öğ- retecektir.
 

Şu  hususu  da  belirtmekte  fayda  görüyoruz.  Ta- savvufun  mevzuuna  giren  her  mes'ele,  her  dönemde herkesin  zihnini  az  çok  işgal  etmiştir;  bugün  de  et- mektedir.  Allah  korkusuyla  dinin yasak  ettiği  şeyler- den kaçınanlar, yani «Takvâ» sahibi olanlar ve «zühd»e sımsıkı  sarılanlar  her  devirde  ister  istemez  kendile- rini  tasâvvuf  âlemi içinde  bulmuşlardır.  Çünkü  zühd ve  takvânın  yüceliği,  kişiye  tasavvuf  âleminin  kapı- sını açmada anahta r olmuştur.

Bugünün  insanı,  din  ve  vicdan  hürriyetiyle  nasıl zühd  ve  takvâda  bulunuyorsa,  yine  öylece  tasavvuf- taki yolunu kendi vicdanından seçer. Hangi yolun ken- disini  Allah'a  daha  sür'atli götüreceğine  inanıyorsa  o yola kalbi ile kendisini bağlar.  «Mürid»in  «murad»ına ermesi elbette ki kolay değildir. Zühd ve  takvâ  sahibi kişi   önce   «tevbe»    ederek   ruhunu   yıkamalı,   sonra«zühd»  deryâsında  ibâdetle  «mustağrak»  olmalı,  aza«kanaat»  edip,  «yalnızlığa»   bürünmeli,  hiç  usanma- dan «zikr» etmeli, kalbiyle ve ruhuyla Cenâb-ı Hakk'a«teveccüh»te   bulunması,   «sabır»   yönünden  Hz.  Ey- yûb'u kendisine örnek  almalı  ve  nihayet Allah'ın  «rı- zası»na   ulaşmalıdır.

Tasavvuf ehlinin  böylesine  bir mertebeye  ulaşma- sı yani  «vâsıl»  olabilmesi için  önemli  feragatlerde  bu- lunması   gerekir:

Bu  fedakârlıklardan  birincisi,  kendi  iradesinden ve bütün isteklerinden vazgeçip  Allah'ın  iradesine  tâ- bi  olmalı,  (Fenâ-Fil-Kusur),İkincisi,   gözleriyle   gördüğü   herşeyden   vazgeçip herşeyi  Allah'da görmeli  (Fenâ-Fis-Şuhud),
 
Üçüncü  feragat,  bütün  varlıklardan  vazgeçip  Al- lah'ın   varlığına   sarılmalıdır   (Fenâ-Fil-Vücud).

Böylece  tasavvuf  ehli  kâinatın  yaratıcısı  olan   Yü- ce Allah'ın  varlığı  içinde  erimiş olur.  Bu  erime  muta- savvıf  kişiye  «vilâyet»  gibi  en  yüksek  mertebeyi  ka- zandırmış  olur.

Fetevâ-i   Ömeriyye'nin   kaleme   alındığı   yüz   yıla varan  bir dönemde  ve  daha  önceleri   «vilâyet»   maka- mını   kazanmış  veliler   elbette   vardı.   O  dönemlerde pek  çok  zühd  ve  takvâ  sahibi  mü'min  de  mutasavvıf- ların   okulu   diyebileceğimiz   «Tekke»lerde   bu   merte- beye  ulaşmak  için  geceli  gündüzlü  çalışma  ve  ibâdet içindeydiler.  En  değerli  tasavvufî  eserler  böylesine  bir çalışma  sonucu  meydana  gelmiştir.

Bugünün dünya  görüşü  karşısında bütün  bu yazı- lanlar,  bir  hayal  alemi  kadar  ulaşılması  imkânsız  gi- bi  görünebilir.  Hattâ  bugünün  getirdiği  hayat  şartla- rının  çok  güç  olduğu  bir ortamda  itikâfa  çekilmenin, mistik  bir  yaşantı  içinde  olmanın  tasavvufi  düşünce- ye  imkân  vermeyeceği  de  düşünülebilir. 

Böyle  düşünenler bir bakıma  haklı da  olabilirler.  Ama  Tasavvuf'- un şu  tariflerini gözönünde  tutarsak,  tasavvufi  düşün- ceyi önemsememek, ona bel bağlamamak da  mümkün olamaz.
 
Değerli arkadaşım Yar. Doç. Dr. Mustafa Ka- ra'nı n «Tekkeler ve  Zâviyeler»  adlı eserinde gördüğüm birkaç  tarifi  buraya  aktarmak  istiyorum :

Ebul-Hasan  Nuri:   «Tasavvuf  ahlâktan   ibarettir»
(Kuşeyri  Risâlesi,  sh.  126).

Ebû   Hafs   Haddad:   «Tasavvuf  edebten   ibarettir»
(Sülemi,  Tabakât,  sh.  119).

Ebû  Muhammed  Ceriri:   «Tasavvuf  her  çeşit  güzel  huyla  bezenmek,  bütün  kötü  huylardan  arınmak- tır»  (Kuşeyri,  sh.  126).

Maruf  Kerhi:  «Tasavvuf  ahlâki  esaslara  göre  ya- şamak  ve  insanların  elinde  bulunan  şeylere  göz  dik- memektir»   (Kuşeyri,  sh.  127).

Bu  tariflere  daha  nice  eserden  nicelerini  katmak mümkündür.

Şimdi   kendi   kendime    düşünüyorum:    Tasavvuf ahlâk  ise,  tasavvuf  edebse;  tasavvuf  güzel  huysa,  ta- savvuf   kötülüklerden   arınmaksa,   tasavvuf   başkaları- nın malına göz dikmemek,  ırza  saldırmamaksa;  tasav- vuf  hilekârlık,  hırsızlık,  ihtikârcılık,  bencillik,  kibirli- lik  demek  değilse...

Ahlâksızlıktan,   edebsizlikten   ve   bütün   kötülük- lerden  yakındığımız  bir  ortamda,  doğrusunu  isterse- niz  böylesine  bir  mutasavvıf  olmanın  özlemini  duyu- yor ve  herkesin de  bu duygu  ile  kalplerini  doldurma- larını  temenni  ediyorum.

Cenâb-ı Hak hepimizi en güzel ahlâk ile muammer eylesin  ve  doğru  yolumuzda  dâim  kılsın.  Âmin.

Prof. Yusuf Ziyaeddin BİN ATLI Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fa- kültesi  emekli  Dekanı  ve  İslâm Dininin  Umumi  Esasları  Öğretim Üyesi

  Tarih: 18.02.2008   Hit: 97
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşağıladıkça Büyümek! 
Mazhar ERGENE 
Sarıklı Genç 2 
Hüseyin TÜRKERİ 
Halvetilikte rabıta varmı ? 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu ile 3 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker