Dokuzuncu UyarıDokuzuncu Uyarı
Ben, bu kitapta istiğâsenin ve Peygamberlerin Efendisi Hz.Muham-med'in kabrini ziyaret etmenin meşruiyeti ve bunun, manevî yakınlığın en güzeli, tâatlerin en kâmili, ALLAH ve Resulü katında makbul bulunan vesilelerin en büyüğü olduğunu ispat hususunda deliller getirmeyi ve bununla, Vehhâbîleri ikna edebileceğimi sanmıyorum.
Bunların diğer mezheplerden ayrılan tarafları hayret vericidir.
Zira, bu fena bid'at onların etine ve kanına kadar işledikten sonra kurtuluşlarına ümit kalmamaktadır. Çünkü bu hâl, kudurmuş köpeğin ısırdığı kimseye mikrobun sirayet ettiği gibi, onların içine işlemiştir. Topla oynamakta becerikli bulunan bir çocuk misâli, şeytan bunlara tesirini icra eder ve nasıl dilerse öyle oynar.
Bunların bir benzeri tasavvur olunamaz. Vehhâbî; bu mevzuda bir bahis duyduğu zaman, onlarla nasıl mücâdele edileceğini ve hangi delilleri getirerek kendilerini reddettiklerini düşünür.
Bunu kendi nefsinde kabul etmeye asla yanaşmaz. Onların bid'at bahislerine insafla bakan kimse, bu taifenin huylarının böyle olduğunu kabul eder.
Hepsinin konuşması tek istikaamettedir: Karıştırmak, hayâllere sapmak, halkı evhama saptırmak ve korkutmak.
Onlardan sonra kim geldi ise, hayret edilecek bir durumdur ki, bid'-» atler üzerine yürümüştür.
Seyyid Ahmed Dahlân, "Hulâsatü'l-kelâm fî beyâni ümerail beledil-harâm" adlı kitabında nakletmiş bulunmaktadır ki Allâme Seyyid Alevî ibni Ahmed,Vehhâbilere reddiye olarak telif ettiği "Cilâü'z-zalâm fir-reddi alen-Necdiyyillezî edallü'l-enâm" adını verdiği eserde şöyle demektedir:
Ümmetin büyük âlimi Abduilahı'bnı Abbâs (R.A.) ı ziyarete giderken Taife uğradım. Hanefî mezhebinden Şeyh Tâhir Sünbül ile görüştüm. Bana Vehhâbî taifesinin aleyhine bir kitap telif ettiğini, "el-İntisaar lil-evliyâi'l-ebrâr" adını verdiğini söyledi. Konuşma sırasında şu ifadeyi kullandı: "Necid'linin bidati, kimin kalbine girmemiş ise, ALLAH'ın o kimseyi bu kitapla faydalandıracağını umarım. Lâkin kimin kalbine bu bid'at girmiş ise onun istifadesi ümid olunmaz. Ona Buhârî'nin hadisi zahir olur:
"Dinden çıkarlar, sonra ona dönüş de yapamazlar."
İmam Gazali, İhyâü -ulûmi ddin'in "Kitabül-ilim" bahsinde de şöyle demektedir: Bid'at ehline gelince; "Cedel" ilminden-azda olsa bir şeyler öğrendikten sonra senin konuşmanın ona faydası az olur. Sen onu, (münâkaşada) susturmuş olsan bile, o, mezhebini yine terk etmez.
Kusuru, (tuttuğu yola değil) kendi nefsine havale eder. Başkasının yanında bunun cevabı bulunabileceğini fakat, kendisinin bundan âciz kaldığını, senin de mücadeledeki kuvvetin sebebiyle onun üzerine yüklendiğini kabul eder.
Avama gelince; bir mücadelede haktan ayrılacak olursa, hevâ ve heves için taassup şiddetlenmeden önce onu döndürmek mümkündür. Öfkesi kabarınca, artık ondan ümid kesilir. Sinirlenme hâli, kötü inançların nefislerde yerleşmesinin sebebidir.
Bu kitabı telifden kasdım; Vehhâbilerin ve bunların benzeri olup da etlerine ve kanlarına kadar bid'at işlemiş kimselerin hidâyete ermesi değildir. Benim maksadım, üç mezhepteki müslümanların tamamına ve Hanbelî mezhebinden Vehhâbî olmayan müslümanlara, şu bid'atın ümmet-i Muhammedin cumhurunun görüşüne muhalif bulunduğunu açıklamaktır.
Dört mezhep erbabının ağzından İbni Teymiyye'nin haddi aşmasını bazı âlimlerin de onu tekfire kadar varan suçlamalarını -her ne kadar bu makbul bir şey değilse de- buraya nakletmiş bulunuyorum.
Ey islâmî sünnî müslüman! Durumu anladın ise, şeytanın veya yardımcılarından birinin sana tuzak kurmasından sakınmalısın. Şu zamanda bunlar oldukça çoğaldı.
"Teymiyyecilik, Vehhâbilik" bid'atini sana süsler ve mutlak ictihâd davasını, şer'î hükümlerde mezhepleri taklidi terk etmeni ileri sürer. Bunda dininin helak olma tehlikesi vardır. ALLAH'tan kork, şeytandan ve onun yaranından ALLAH'a sığın. |