Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» ResimKalesi
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» Ehlullah.com
» İnkişaf
» Tahavi
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Hak-Dilaram
» Guraba
» Rıhle Dergisi
» Mehmed Emin Efendi Baba
» İbni Abidin
» Burhan Dergisi
» Menzil.Net
» İslam ve Tasavvuf
» Reddul Muhtar
» Hazırindir
» İslami Multimedya






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.741
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 94
Portal Yazı sayısı: 1.057
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.472
Forum mesajları: 21.204
Sayfa izlenimi: 1.004.941
Bugünkü sayfa izlenimi: 4.377
En son üyemiz: abdussamet

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.61

  Halidiye.com | Muhyiddin İbn Arabî Sadreddin Konevî Münasebeti

Muhyiddin İbn Arabî Sadreddin Konevî Münasebeti


Muhyiddin İbn Arabî � Sadreddin Konevî Münasebeti


Doç. Dr.Hüdaverdi Adam

Milâdî 1210 - 1274, Hicri 606 - 673 yılları
arasında yaşayan Sadreddin Ebu'I-Meâli b. İshak b. Muhammed b. Yusuf b.
Ali el Konevî, Anadolu kültür ve düşünce hayatını yakından etkileyen ve
Şeyh-i Ekber olarak bilinen Muhyiddin İbn Arabi'nin yetiştirdiği mümtaz
şahsiyetlerden birisidir.


Bu bakımdan Sadreddin Konevî'den bahsedilirken Muhyiddin İbn Arabi'den de söz etmek gerekli olmaktadır.


Fakat ülkemizde hem Sadreddin Konevî hem de Muhyiddin İbn Arabî
hakkında yapılan çalışmalar, onları bütün cepheleriyle ele almamakta,
son derece muhtasar ve sathî kalmak-tadırlar.


Biz bu çalışmamızda Sadreddin Konevî'nin Muhyiddin İbn Arabî ile olan ilişkisini iki yönlü ele almaya çalışacağız.


1 - Fizikî ve beşerî yönden 2- İlmî yönden


A- FİZİKÎ ve BEŞERÎ YÖNDEN İBN ARABÎ - SADREDDİN KONEVÎ İLİŞKİSİ:


Sadreddin Konevî, Muhyiddin İbn Arabî ile dünyada sürdürdüğü
beraberliğini vefatından sonra da adeta devam ettirmek istemiş "672
yılında hocası Muhyiddin İbn Arabi'nin yanına gömülmek istemiş fakat
onun bu son arzusu yerine getirilememiştir.1


Fizikî ve beşerî olarak, Sadreddin Konevî'nin İbn Arabî ile ilişkisini
ele alan pek çok kaynak; İbn Arabi'nin, Sadreddin Konevî'nin dul kalan
annesiyle evliliğini nazara verirler. Bu konuyu tartışmadan önce, bu
olaya yer veren ilk elden kaynak eserlere bir göz atmakta fayda vardır.


Konevî'nin en-Nefehâtu'1-İlâhiyye isimli kitabını okuyan Molla Câmî'ye
göre, Muhyiddin İbn Arabî, Konya'ya geldiği zaman, babasının vefatından
sonra Sadreddin Konevî'nin annesiyle evlenmiş ve Şeyh Sadreddin,
Muhyiddin İbn Arabi'nin hizmet ve sohbetinde yetişmiştir.2


Bu hadiseyi tamamen menkıbelere dayanarak rivayet eden kaynaklar da
vardır. Meselâ bunlardan birinde Konevî'nin annesinin bir sultan
cariyesi olduğu, sultanın bu cariyeyi serbest bırakarak İbn Arabi'ye
verdiği ve nikâh ettiği, İbn Arabi'ye çeşitli ikramlarda bulunarak ona
Sadreddin Konevî'yi de beraberce teslim ettiği anlatılmaktadır.3


Fakat yine aynı kaynakta bu rivayeti tekzib edercesine İbn Arabi'nin
Anadolu'ya gelip Malatya'ya yerleşmesinden sonra yetim kalan Sadreddin
Konevî'nin dul annesiyle evlendiğinden bahsedilmektedir.4


Bütün bu rivayetlerde Sadreddin Konevî'nin Muhyiddin İbn Arabî'ye
yakınlığı vurgulanmakta ve o tarihlerde kendisinden ilim tahsil ettiği
öne sürülmektedir. Fakat İbn Arabî ile Sadreddin Konevî arasındaki bu
yakınlık, tarihî açıdan maalesef tam olarak te'yid edilememektedir.


Çünkü Muhyiddin İbn Arabi'nin Anadolu'ya ilk defa gelişi H. 602/ M.
1205 - 1206 yılındadır. İbn Arabî bu seyahatinde Konya'ya uğramıştır.5


İbn Arabî bu yolculuğu sırasında Diyarbakır çevresinde Duneysir veya
Densîr'den geçerek Anadolu içlerine kadar uzanmış.6 Erzurum, Sivas,
Malatya, Eski Urfa (Harran) gibi şehirlere uğramıştır.7


İbn Arabî Konya'da bulunduğu bu sırada "Risâletü'I-Envâr" isimli kitabını tamamlar.8


İbn Arabî, Konya'da ikamet ettiği bu sıralarda kırk bir yaşlarında
bulunuyor ve "ebdâl"dan olduğu anlaşılan ve İranlı bir zât diye tarif
edilen "Sâkıtu'r-Refref İbn-i Sâkitı'l-Arş" isimli bir şahısla da
görüşmüştür.9


Bu tarihlerde henüz Sadreddin Konevî doğmamıştır. Dolayısıyla yetim
kalması ve dul annesiyle, İbn Arabî'nin evlenmesi mümkün değildir.


İbn Arabî bundan sonra ikinci defa tekrar H. 608/M. 1211-1212 yılında
Anadolu'nun bazı şehirlerinde görülür. Çünkü İbn Arabî kuzey
memleketlerinde diye tarif ettiği Kuzey Anadolu'da Fırat nehrinin
donduğunu, gerek insanların gerekse kafilelerin donmuş olan Fırat nehri
üzerinde yürüdüklerini bizzat gördüğünü söyler.10 Onun bu sözlerine
bakarak, onun 1211 Aralık-1212 Ocak veya en geç Şubat aylarında Fırat
nehri üzerindeki Anadolu şehirlerinde bulunduğunu tahmin etmek
mümkündür.']


Bazı kaynaklar ise, onun Konya'ya ilk seyahatinin H. 607/M. 1210 yılında olduğunu belirtirler ve geniş detay verirler.12


Burada verilen bilgilere göre, İbn Arabi'nin şöhreti Anadolu Selçuklu
Sultanı I. Keykâvus'a kadar ulaşmıştır. Sultan onu büyük bir heyetle
bizzat kendisi karşılar. Onun Konya'da kalmasını arzu eden Sultan
Keykâvus, kendisine büyük bir ev verilmesini emreder. İbn Arabî de bu
hediyeyi kabul eder. Fakat orada bir süre oturduktan sonra kendisinden
bir şey isteyen bir dilenciye "bütün mâlik olduğum şey bu evden
ibarettir" diyerek, onu Allah rızası için sa-daka olarak verir.13
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, İbn Arabî nisbeten sakin geçen bu
dönemde te'lifden uzak kalmaz ve H. 607/ M. 1210 yılında
"Meşâhidü'l-Esrâri'l-Kudsiyye ve Metâliu'l-Envâri'l-İlâhiyye" ve
"Risâletü'l-Envâr fî mâ Yemnehu Sahibu'l-Huluvveti mine'l-Esrâr" isimli
kitaplarını yazar.14 Boş vakitlerinde de ilminden faydalanmak isteyen
ve kendisine bağlanan müridleriyle bir araya gelir.15


Her iki rivayeti de göz önüne aldığımız zaman H. 606 yılında dünyaya
gelen Konevî'nin iki ya da en fazla 4-5 yaşlarında bulunmuş olması
gerekir. Buna göre, Konevî'nin babasının vefat tarihini aramak icap
ederse, bunu H. 615/M 1219'den sonraya götürmemek lazımdır.16


Öyleyse İbn Arabî ile Sadreddin Konevî arasındaki akrabalık veya
yakınlık nereden kaynaklanmaktadır? Bu alâkada mecazî bazı unsurlar da
var mıdır? Buna evet diyenlere göre "Menakıb″ kitaplarındaki efsanevî
rivayetlerin arkasında çoğu zaman mecazî unsurlar saklandığı için
anlatılan şeyler bazen başka türlü tefsir edilmekte ve Konevî'nin
babasının ölüm tarihini ima eden kayıtlardan çıkarılması gereken netice
bir tarafa bırakılarak bunlarda İbn Arabî ile Konevî'nin akrabalığı
araştırılmaktadır."17


B) İLMÎ YÖNDEN İBN ARABİ ve SADREDDİN KONEVÎ İLİŞKİSİ:


Konevî, eğer Muhyiddin İbn Arabi'den ders almış ve talebesi olmuş ise, bu ne zaman ve nasıl olmuştur?


İbn Arabi'nin Konya'da bulunduğunu kabul ettiğimiz H. 602/M. 1205-1206
yılında ondan ders almasını düşünemeyiz. Zira H. 606 / M. 1210 yılında
dünyaya gelen Konevî henüz hayatta değildir. İkinci gelişi olan H. 608
/ M. 1211-1212 yılında ise, iki yaşında iken İbn Arabî'ye talebe
olmasını düşünemeyiz.


Son bir husus olarak şu söylenebilir: O da İbn Arabi'nin son olarak H.
614 / M. 1217-1218 tarihlerinde Malatya'da bulunması esnasında
Konevî'nin ondan ders alabileceği ihtimalidir. H. 614 - M. 1217-1218
yılında Malatya'ya gelen İbn Arabî18 H. 615/M. 1218-12l9yılında da
Malatya'dadır. Çünkü o sıralarda, Anadolu'da hüküm süren İzzeddin
Keykâvus'a Malatya'dan mektup yazmıştır.


Daha önce de işaret ettiğimiz gibi, İbn Arabî, H. 609/ M. 1212 yılında
da memleketine bitişik bir devlette yaşayan Hıristiyanlara karşı
muamelesinin nasıl olacağı mevzuunda kendisiyle istişare eden Sultan
Keykâvus'a uzunca bir mektup yazmış ve bu mektubunu Fütûhât-ı Mekkiyye
ve Muhâdarâtü'l-Ebrâr isimli kitaplarına da dercetmiştir.


O bu mektubunda Sultan Keykâvus'a bir babanın oğluna nasihat ettiği
gibi nasihat eder ve ondan Hıristiyanlara bütün kanunları katı bir
şekilde tatbik etmesini onlara müsamaha göstermemesini ister.20


Bazı kaynaklar İbn Arabi'nin Kaykâvus'a mektup yazmasının H. 612/M.
1215 yılında olduğunu belirtirler. Bu kaynaklara göre, 1215 (M) yılının
Aralık ayında Anadolu'ya gelen İbn Arabî'ye, Sultan Keykâvus'un
Antakya'yı muhasara etmek üzere yerinden ayrıldığını öğrenir. Ramazan
ayını Sivas'ta geçiren ve bu harbin başarıya ulaşması ile meşgul olan
İbn Arabî bir gece rüyasında Keykâvus'un muzaffer olacağını ve
Antakya'yı fethedeceğini görür. Oradan Malatya'ya geçen İbn Arabî,
oradan Keykâvus'a Antakya'nın fetih müjdesini haber veren bir mektup
yazar. Gerçekten bu rüyadan yirmi gün sonra, Ramazan Bayramında Antakya
fethedilmiş olur.21


İbn Arabi'nin Malatya'da bulunduğu sırada. "Tercümânu'1-Eşvâk" adlı
eseri istinsah edilmiş ve İmadeddin Bermekî bu eseri tek bir meclisde
müellifine okumuş ve İbn Arabî gerek bu eseri, gerekse diğerleri
hususunda kendisine "İcazet" vermiştir.22


İbn Arabî'nin Malatya'da bulunduğu H. 615/M. 1219 yıllarında Konevî'nin
kendisinden istifade etmesi de mümkün görülemez. Çünkü İbn Arabî'nin bu
şehirde en son bulunuşu H. 615 veya daha uzak bir ihtimal ile H. 617
yılından daha sonra değildir. Bu sıralarda ise sekiz veya en çok on
yaşlarında olan bir çocuğun İbn Arabî gibi dâhi bir ilim adamından
istifade etmesini düşünmek doğru olmaz.23


Öyleyse Sadreddin Konevî, İbn Arabi'den nasıl, nerede ve ne zaman ilim tahsil etmiştir?


Burada dikkatimizi çeken enteresan bir durum var:


İbn Arabî, özellikle Fütuhat isimli kitabında tarihçe-i hayatına da yer
vermiş, orada talebelerinden, hocalarından, görüşüp konuştuğu
kişilerden, başına gelen hadiselerden, uğradığı yerlerden, görüp
işittiği hadiselerden, hem çok, hem de detaylı bir şekilde bahsetmiş
olmasına, talebelerinin isimlerini bildirmiş olmasına rağmen,
kendisinin en büyük ve en meşhur talebesi olarak bahsedilen Sadreddin
Konevî'den hiç bahsetmez. İşin garibi Sadreddin Konevî de kendi
kitaplarında bu konuya yer vermez. Fakat ikisi arasındaki irtibatın
baba-oğul mertebesinde olduğuna da şüphe yoktur. Çünkü bir semâ
kaydında İbn Arabî için Konevî'nin "baba" (valid) tabirini kullanması
bunu göstermektedir.24


Bu bakımdan Konevî, on beş veya daha ileri yaşlarında İbn Arabi'nin
yanına gönderilmiş olabilir. İbn Arabî de bu sıralarda Halep'te ve
Şam'da bulunmaktadır.25 H. 620/M 1223 yılında 60 yaşlarında bulunan İbn
Arabî o tarihten itibaren Şam'a kesin olarak yerleşmiş ve vefatına
kadar da Şam'dan hiç ayrılmamıştır.26 "İşte en kuvvetli bir ihtimâl ile
Sadreddin Konevî, bu tarihlerde gerek tahsil görmek ve gerekse tasavvuf
incelikleri öğrenmek maksadıyla, belki de yalnız olarak
İbnü'1-Arabî'nin yanma gelmiş ve yine büyük bir ihtimâl ile hocasının
vefatı olan H. 638/M 1240 yılına kadar onun yanından hiç
ayrılmamıştır.27


İbn Arabi'nin vefatında 30 yaşları civarında bulunması gereken Sadreddin Konevî,28 bir süre de Mısır'da kalır.29


Sadreddin Konevî'nin İbn Arabî ile olan irtibatı, onun vefatndan sonra
da devam eder. H. 652/M 1254 yılında Konya'ya dönen Sadreddin Konevî30
Şeyhi İbn Arabi'yi rüyasında görüp, onunla sohbet ettiğini nakleder.31


673 yılında vefat eden Sadreddin Konevî, Şeyhi İbn Arabi'ye hayatında
gösterdiği sadâkati tescil ettirmek istercesine, vefatından sonra,
şeyhinin yanına götürülerek oraya defnedilmesini vasiyet etmiş, fakat,
onun bu vasiyeti yerine getirilememiş.32 Konya'da kendi adıyla anılan
bir caminin avlusuna defnedilmiştir.


SADREDDİN KONEVÎ'NİN İBN ARABİ'DEN ETKİLENDİĞİ GÖRÜŞLERİ:


Birinci bölümde beşerî yönden ve ilim tahsili açısından ele aldığımız
Muhyiddin İbn Arabî-Sadreddin Konevî ilişkisini, bu bölümde Sadreddin
Konevî'nin İbn Arabi'den etkilendiği görüşleri açısından ele almakta
fayda mülâhaza ediyoruz.


Her talebe gibi, Sadreddin Konevî de muhakkak bir surette İbn Arabi'den
ve onun muhtelif görüşlerinden ve düşüncelerinden etkilenmiştir. Ama
yine her talebe gibi hocasından farklı ve orijinal görüşler de ileri
sürmüştür. Bunu biz onun en önemli eserlerinden biri addedilen
"Tefsiru'l-Fâtiha" ismiyle bilinen "İ'câzu'l-Beyân" adlı eserinde
bulabiliriz.


Konevî. Fatihanın bazı sırlarını açıklamak maksadıyla kaleme aldığı33
metod bakımından Cedel, Niza, Kelâm ve Felsefe yolundan gitmeyeceğini
baştan belirttiği34 bu kitabında; "Ben bu eserde ne şeyhim İbn
Arabi'nin ne de başka birisinin sözlerini nakletmeyi istemedim"35
diyerek hocasından farklı görüşleri ve düşüncelerinin olduğunu ortaya
koymuştur.36


Sadreddin Konevî'nin İbn Arabi'den etkilendiği konulardan biri Allah'ın
sıfatları mes'elesidir. Çünkü, hem İbn Arabi hem de Sadreddin Konevî'ye
göre, Allah (c.c.) ilâhî sıfatlar ve isimlerle muttasıftır. Allah'ın
Zât'ı bilinemez ancak sıfat ve isimleri bilinebilir. Ve bilinmelidir
de. Fakat bunların sırrına vâkıf olmak sadece keşif ehline, yani
sûfîlere has bir iştir. Allah'ın sıfat ve isimleri ancak keşifle
bilinebilir.


Böylece hem İbn Arabi, hem de Sadreddin Konevî, Allah'ın sıfatlarını
nefy ve ta'til eden anlayışın karşısında yer almaktadır. Bu yönüyle
onlar Mu'tezilenin sıfatlan ta'til etmesi karşısında Ehl-i Sünnet
görüşünü savunmaktadırlar. Fakat sıfatların bilinmesi mevzuunda
mükâşefeye dayanmaktadırlar. Dolayısıyla Zat'ı meçhul olan,
bilinemeyen, bilinmesi de mümkün olmayan Allah'ın sıfatlarının meçhul
olmadığı anlaşılmaktadır. İlahî sıfatlar ve isimler Allah tarafından
bildirilmektedir, fakat Allah'ın bildirmediği sıfatlar da, özel bir
surette, kendi akıl dereceleri ve şeriate dair haberlerden
çıkarılmaktadır. Öğrendikleri şeylerle Allah'a, in-sanlar tarafından
izafe edilmektedir.37


Sadreddin Konevî sıfatlar ve isimler konusunda getirdiği izahlarda İbn
Arabi'nin tesirinde olduğunu açıkça göstermektedir. Çünkü ona göre,
nesnelere yani mevcudata delâlet etmesi yönünden Allah'ın sıfat ve
isimleri sonsuz miktardadır. Çünkü, ona göre sıfatların ve isimlerin
Allah'a izafe edilmesi, Allah'ın ancak bu isim ve sıfatlar vasıtasıyla
nesnelerde taayyün etmesi bakımındandır.38 İbn Arabî de "Fususu'l
Hikem"inde hemen hemen aynı şeyleri söylerken39, başka bir yerde de
"Nesnelerin (mevcudat) Allah'ın kelimeleri olduğunu"40 belirtmekte ve
kâ-inattaki herşeyin Allah'ın ismi olduğunu41 kabul etmektedir.


Sadreddin Konevî'ye göre Allah, nasıl düşünülürse düşünülsün yine de
Allah olarak kalıyor. Yani denediğimiz bütün metodlar, Allah'ı bilmek,
tarif etmek ve O'na erişmek için kifayetsiz görünüyor. Bu sebeple,
Konevî'nin ifadesiyle Allah'ı "bizâtihî kavram olarak" bilmek mümkün
değildir.42


Bu bakımdan da;


"- Kim Allah'ı Vahid olarak bildiyse bilememiştir,


- Kim Allah'ı Allah olarak bildiyse bilememiştir;


- Kim Allah'ı deliller, ayetler ve şahitler ile bildiyse yine bilememiştir;


- Kim Allah'ı belirli bir tarifle bilmişse bilememiştir;


- Kim Allah'ı kendi nefsinin hallerinden bir hâl ile bildiyse bilememiştir;


- Kim Allah'ı ibadet, ilim ve amel ile bildiyse, yine bilememiştir.


- Kimin Allah hakkındaki bilgisi bir hususu dikkate almak, başka bir
hususu terk etmek gibi bir keyfiyette olursa, o kimse, yine Allah'ı
bilememiştir.


- Kim istihlâk yemeğini tatmış ve Allah'ı bir gaye olarak görmüşse, O'nu yine bilememiştir.


- Kimin Allah hakkındaki bilgisi bir mucip (icap ettiren) üzerine
tevakkuf ettiyse, o kimse yine Allah'ı bilememiştir" diyen Sadreddin
Konevî43 adeta bu ifadeleriyle "Allah'ı ancak, Allah'ın kendisi
bilebilir" diyen İbn Arabi'nin44 görüşlerini ifade etmektedir. Çünkü,
Ebu Hâmid el-Gazzâli'yi "fikri düşünce yönünden, "el-Maznûn bihi alâ
Gayr-ı Ehlihi""ve diğer eserlerinde, Allah'ın zatı konusunda söz
etmiştir. Bütün söylediklerinde, bunun için hatâ etmiş ve isabet
edememiştir. Ebu Hâmid ve benzerleri, bu konuda, cehaletin son
gayelerini bilmiş (ulaşmış)lerdir" diyerek tenkid eden İbn Arabi'ye
göre45 Allah'ın mâhiyeti yoktur.46


İbn Arabî bu görüşünü şöyle açıklar;


"O'nun hakkında: O nedir? demek caiz değildir. Çünkü Allah'ın mâhiyeti
yoktur. O nedir? (demek) keyfiyet bakımından da caiz olmaz, zira, O'nun
keyfiyeti de yoktur. Allah'dan başka ilah yoktur, (sözleri) cihetinden
sadece Allah'ı bildik deriz. Fakat hakîkat yönünden O'nu bi-lemeyiz.
İşte bundan dolayıdır ki, Allah konusunda tefekkür caiz değildir, çünkü
O'nun hakikati kavranamaz.


Böylece düşünürler, O'nun zâtı (mahiyeti) hususunda temsil ve teşbihden
kaçınırlar. Zira Allah (fikri) zaptedilemez. Ve O, tavsife de, tarife
de sığmaz. Tefekkür ancak O'nun fiilleri yarattıkları konusunda olur.47


Ayrıca, Allah'ın Zâtı hakkındaki fikirlerin muhtelif olduğunu
belirten48 İbn Arabi'ye göre, Allah idrâk olunamaz.49 Yaratık olan
aklın, Yaratan hakkında hüküm veremeyeceğini savunan İbn Arabî'ye
göre50 Allah hakkındaki nazariyeler farklı farklı olsa bile, hepsinin
de gayesi aynıdır.5' Ve bütün bunlardan dolayı da Allah hakkındaki
bilgi ispat ile değil, mükâşefe yoluyla olur.52


İşte İbn Arabi'nin Gazzalî'ye karşı olan tenkidini,53 Allah'ın mahiyeti
ve zatı konusunda düşünmemeyi prensip edinmesinde54 aramak gerekir.


Sadreddin Konevî'nin, İbn Arabî'den etkilendiği diğer bir önemli konu
ise, Feyz ve Sudur nazariyesidir. Çünkü Konevî'ye göre, Allah tek
olduğu için, ancak tek olanı meydana çıkarabilir. Bu tek olan şey de
ona göre nesnelere feyz olunmuş bulunan genel varlık55 yani, Allah'dan
sudur eden tek varlıktır.56 Allah-kâinat düalizmini ortadan kaldırarak,
kâinatın Allah'dan sudur ederek müstefâd olması bakımından ezelî
oluşunu kesin bir surette reddeden Konevî'ye göre57 "Alem, Allah'ın
kudretiyle inkılâb etmiş ve bu suretle bir var olan şey emr-i vücudî
haline gelmiştir. Âlem asla ezelî değildir. Aksi halde Allah kadar
ezelî olurdu. Ve böylece Allah gibi, kendi zâtıyla gerekli (Vücûd-u
Bizzat) sayılırdı. Şu halde âlemin mertebesi saf yokluk ile Allah
arasında bir mertebe sayılmaktadır."58


Yaratılıştaki ilk ilahî eser takdirdir. "Şu halde yaratılmış şeyler
konusunda takdir, tıpkı bir mühendisin kendi zihninde tasavvur ettiği
planlardan birini kâğıt üzerine çizmesi gibidir" diyen İbn Arabî59
"Mümkünler varlık içinde yok iken sonradan ortaya çıkmışlardır. Şayet
(bunlar) Allah'dan (parçanın bütünden ayrılışı gibi) sudur olsaydı, o
zaman varlıktan varlık'a sâdır olmuş ve böylece de, ezeliyette kendi
kendisine kaim bir varlığı (aynı) bulunmak vasfını kazanmış olurdu. Biz
bu kanaatte değiliz" ifadeleriyle,60 kainatın Allah'dan sâdır olduğunu
kabul etmekte, fakat onun Allah ile aynı mahiyette olmadığını
düşünmektedir.


Sadreddin Konevî'nin İbn Arabi'den müteessir olduğu diğer bir konu ise "İnsan-ı Kâmil" meselesidir.


Tasavvufî ve metafizik bir insanlık mertebesinden ibaret olarak61 ele
alabileceğimiz "İnsan-ı Kâmil"den (olgun, mükemmel insan) anlaşılan
şey, tasavvuf sistemi içinde Allah'a ideal bir şekilde yaklaşan
insandır. Bu mertebeye ulaşanlar da peygamberler ve evliyâullahtır.62


Esas bakımından İbn Arabî'ye ait olan "İnsan-ı Kâmil" nazariyesi63
Sadreddin Konevî tarafından detaylı bir şekilde ele alınmış ve sık sık
işlenmiştir. Ona göre her şey "İnsan-ı Kâmil'de zuhur etmektedir, çünkü
o, toplayıcı bir özettir.64


Sadreddin Konevî kendisini de "İnsan-ı Kâmil" olarak kabul etmekte ve
bunu şöyle dile getirmektedir: "Bana (bir gün) bir hâl oldu ki, onda
Allah'ı gördüm. Bu hal bütün meşhedleri ve mertebeleri bir araya
getiren bir meşhed idi. Bu arada şeyhim (İbn Arabî) dahi yanımdaydı."65


Âleme büyük insan nazarıyla bakan İbn Arabî'ye göre66 insan, bir küçük
kâinattır ve Allah insanı bütün âlemin hakikatini kendinde toplayan bir
varlık olarak yaratmıştır.67


"İnsan-ı Kâmil"in, meleklerden daha şerefli (daha üstün) bir mertebeye
yükseltildiğine, çünkü onun Allah'ın isimlerinin bilgisine sahip
kılındığına kani olan İbn Arabî'ye göre68 Allah insanı kendi sureti
üzerine yaratmıştır. Buradaki (alâ sûretihi) ifadesindeki zamir insana
(Âdeme) râci'dir ve "Allah, Âdem'i Âdem suretinde yaratmıştır." Bu söz
Allah, Âdemi Allah suretinde (Allah'a benzer bir şekilde)yarattı
mânasına gelmez.69


Bütün varlığın bir ağaç şeklinde tasavvur olunabileceğini, bu ağacın
özünü, esasını teşkil eden şeyin de Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ruhu
olduğunu savunan İbn Arabî70 ve O'nun en mümtaz talebesi Sadreddin
Konevî'ye göre insanların gayesi Allah'a yaklaşmaktır.71


İbn Arabi'nin Sadreddin Konevî'de tesiri olduğu bir diğer konu da
"Akıl" mes'elesidir. Çünkü Sadreddin Konevî'ye göre Allah (c.c.) akıl
tarafından kavranamaz. "Akıl" için müteal Zât'a erişmek mümkün
değildir. Çünkü nazar (düşünce) sayesinde Allah'ı bilmeye çalışmak
ancak nazariyat sahibinin hayretini (şaşkınlığını) artırır.72


Sadreddin Konevî, insan aklını tamamen inkâr ve reddetmez ama ona
Allah'ı kavrama gücünü de vermez. İbn Arabî de "Aklın yaratıldığını,
yaratığın ise kendini yaratan hakkında hüküm veremeyeceğini" ifade
eder.73 İbn Arabî, aklın Allah'ı kavrayamayacağı düşüncesine şöyle
açıklık getirmeye çalışır: "Fikirlerden istifade edilmiş aklî bilgiler,
akıl sahibi düşünürlerin yaratılışlarına göre değişmektedir. Böylece
onların bir konudaki fikirleri, birbirinden farklı olmaktadır. Halbuki
peygamberlerin, evliyanın ve Allah hakkında bize haberler (bilgiler)
verenlerin ifadeleri ise hep aynıdır.74 İbn Arabî bu konuda bize şu
ölçüleri de verir:


-Feylesoflar arasında ihtilaf, Nebiler arasında ise ittifak vardır.75


-Akıl acizdir.76


-Allah'ın bilinmesi için ispat değil, mükâşefe gereklidir.77


-İlahiyat bahislerinde "kıyastan kaçınmak gerekir.78


-Akıl değil, ilâhî hikmet doğrudur.78


-Zevk ilmi yani tasavvufî bilgi içinde şüphe yoktur.80


-Zevk ilmi haber ilminden üstündür.81


Bu ifadelere dikkat ettiğimiz takdirde biz, Sadreddin Konevî'nin aynı
şeyleri belki bir İfade ve üslûp değişikliği ile tekrar ettiğini
görürüz. Bu kısa çalışmamızda biz İbn Arabî ile Sadreddin Konevî
arasında birleşen görüşleri ve aralarındaki irtibatı ortaya koymaya
çalıştık. Çalış-mamızda varmaya çalıştığımız sonuç; Sadreddin
Konevî'nin annesinin, Muhyiddin İbn Arabî ile evlenmesinin menkıbe
kitaplarında anlatılsa bile, çok kuvvetli emarelere dayanmadığını,
aksine tarihî realiteleri zorlamak olacağını, Sadreddin Konevî'nin
nisbeten ileri sayılabilecek yaşlarda, Şam ve Halep'te bulunan İbn
Arabi'nin yanına giderek ondan bilim tahsil ettiği istikametindedir.


Fikrî açıdan da Sadreddin Konevî'nin pek çok konuda orijinal olarak
bazı şeyler ortaya koymuş olmasına rağmen, en önemli sayabileceğimiz
görüşlerinde İbn Arabi'nin yakın tesirinde kaldığı görülmektedir.


*) Sakarya Üni. İlahiyat Fak. Öğrt. Üyesi

Dipnotlar

1) Şa'rânî, Tabakatü'l - Kübrâ (Kahire, 1229) C. 1 S. 273

2) Abdurrahman Câmî, Nefahatu'l-Üns (Tahran-1337) S. 455;

3) Cemaleddin Nuri- Musa Sadri, Menakıb, Vr. 1'de (Nihat Keklik,
Sadreddin Konevînin Felsefesinde Allah - Kainat ve İnsan (İst, 1967) S.
XII

4) a.g.e. aynı yer

5) İbn Arabî, tam olarak Ağustos 1205'de Konya'ya gelmiştir. (Nihat
Keklik, Muhyiddin İbnü'l Arabî, Hayatı ve Çevresi (ist-1966) S-151-152

6) İbn Arabî, Fûtûhât-ı Mekkîye, C.2 , S. 17.

7) İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiye, C.2, s. 9

8) Nihat Keklik, Brocklemann'ın bu eserin H 606/ M1200 yılında
yazıldığını söylediğini (Gal I, 574) fakat bunun yanlış olduğunu
belirtir. (N. Keklik, Muhyiddin İbnü'l Arabî, (İst-1966) S. 152

9) ibn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiye (C. 2, S. 16 C. 3, S. 255) N. Keklik Muhyiddin ibn Arabî s. 153)

10) İbn Arabî. Fütûhât-ı Mekkiye, C. 3 S. 508

11) Nihat Keklik,a.g.e.,, s. 160

12) Miguel Asin Palacious,ibn-i Arabî (Tere. Abdurrahman Bedevi)5979s. 66

13) İbn Arabi, Fütuhat 1/9

14) Palacious,a.g.e.,s. 66

15) Palacious, a. g. e. 167

16) N. Keklik, Sadreddin Konevî, XII

17) N. Keklik, a. g. e. XIII

18) Nihat Keklik, a.g.e, s. 164

19) Nihat Keklik, a.g.e.,, s. 164, Fütuhat C. 4, S. 585 (Mısır 1282)

20) İbn Arabî. Fütuhat 4/710, Muhâdaratul- Ebrar, 2/195 ( Palacious. ibn Arabî, S. 70-71'den naklen)

21) Miguel Asin Palacious, İbn Arabî, 5. 77

22) Nihat Keklik, Muhyiddin İbn Arabî, s. 164

23) N. Keklik, Sadreddin Konevî, s. XIII

24) N. Keklik, a.g.e., s. XIII 25} N. Keklik, a.g.e., S. XIII

26) Paiacious, ibn-i Arabî (Tere. Ahmed Bedevi, 1979) S. 85

27) N. Keklik, s. XIII

28) Sadreddin Konevî, Nefahâtü'Hlâhiyye, Yusuf Ağa Ktp. No: 5468 Vr. 68/b. (N. Keklik, Sadreddin Konevî. XV)

29) Konevî, a. g. e., Vr. 366, (N. Keklik, a. g. e. XV)

30) N. Keklik, a.g.e., XV

31) Sadreddin Konevî, Nefahâtü'l-Mâhiyye, Vr. 67/b, Câmî, Nefahatü'l-Üns. 556, (N. Keklik'den. Sadreddin Konevî, XV)

32) Şa'rani, Tabakâtül- Kübrâ, (nşr. Kahire. H. 1229) C.1 S.273

33) Konevî, İ'cazül Beyan(Haydarâbad, 1310)

34) Konevî, İ'cazül'Beyan, S. 10-14 (N. Keklik. a.g.e. , S.20)

35) Konevî, İ'cazül'Beyan, vr. 86 (N. Keklik. a.g.e., S.20)

36) N. Keklik, a.g.e., XX

37) Konevî, En-Nefahât, 65b. İbn Arabî. İnşâu'd-Devâir, vr. 160 (N. Keklik, Sadreddin Konevî)

38) Sadreddin Konevî, En-Nusûs, 15 b. (N. Keklik, Sadreddin Konevî, S. 65)

39) İbn Arabî, Füsûsul-Hikem, Trc. N. Gençosman, S. 32 (İst-1952)

40) İbn Arabi, Fütuhat c.3, s. 318 (Kahire, 1269}

41) İbn Arabi, Fütuhat c.2, s.337

42) N. Keklik, a. g. e., s.79

43) Sadreddin Konevî, Nefahâtu'l, İlâhiyye. 54/B (Konya, Yusuf Ağa Ktp. 5468)

44) İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiye, C.1 . S. 714 (Kahire 1269)

45) İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiye, C. 3, S. 516

46) İbn Arabî. Fütûhât-ı Mekkiye. C. 4, S. 192

47) ibn Arabî, İnşâü'd-Devâir, vr. 160 b. (N. Keklik, a. g. e. ,8.81)

48) İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiye, C. 2. S. 236, 355

49) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 597

50) İbn Arabi, a. g. e. C. 2, S. 609

51) İbn Arabî, a. g. e. C. 1, s. 464, C. 2, S. 236, C. 3, S. 436.

52) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 578

53) İbn Arabî, a. g.e. C.3, S. 516

54) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 431.619. C. 3, S. 100, s. 4, s. 115

55) Sadreddin Konevî, miftahü'l-Gayb(N. Keklik, Sadreddin KonevTden)13-b

56) S. Konevî'ye göre, genel varlık "Allah'dan sudur eden tek varlıktır. (N. Keklik, S. Konevî, s. 85)

57) N. Keklik, a. g. e., s. 86

58) S. Konevî. Şerhü hadisi'l-Erbain (N. Keklik, a. g. e.. s. 86-87) 67a

59) İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiye, C. 2, S. 69

60) Kitâbu'l Halik Vr. 62a (N. Keklik, Sadreddin Kone-vrden naklen s. 91)

61) N. Keklik, s. 135(545 nolu dipnot)

62) N. Keklik, a. g. e. s. 138

63) N. Keklik, a. g. e. s. 130-138

64) Sadreddin Konevî, Nefahâtu'l, İlâhiyye, 86a (Konya Yusuf Ağa Ktp. 5468)

65) S. Konevi, a. g. e. s. 60-b

66) İbn Arabi. Fütûhât-ı Mekkiye. C. 2, S. 137

67) İbn Arabî, a. g.e. C. 2, S. 167

68) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 156-396

69) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 117-137

70) İbn Arabî, el-Bulga ve'l-Hikme Vr. 172a, 172b (N. Keklik. S. Konevî s.139)

71) N. Keklik, a. g.e. .s. 138

72) S. Konevî, İ'câzül-Beyân, Vr. 68b. Şerhu Esmâi'l-Hüs-nâ, Vr. 100 b(N. Keklik, S. Konevi s.139)

73) İbn Arabi, Fûtûhât-ı Mekkiye, C. 2. s. 605

74) İbn Arabî, a. g. e. C. 1, S. 371

75) İbn Arabi a. g. e. C. 4, S. 232

76) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 672

77) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S- 578

78) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 562

79) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 461

80) İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 524 81} İbn Arabî, a. g. e. C. 2, S. 484






















































































  Tarih: 18.02.2008   Hit: 47
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşk Lakırtıları 
Mazhar ERGENE 
İctihad Risalesi Ne Olacak ? 
Hüseyin TÜRKERİ 
İlm-i Havas veya Kenzül Havas 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu ile 3 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker