Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» ResimKalesi
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» Ehlullah.com
» İnkişaf
» Tahavi
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Hak-Dilaram
» Guraba
» Rıhle Dergisi
» Mehmed Emin Efendi Baba
» İbni Abidin
» Burhan Dergisi
» Menzil.Net
» İslam ve Tasavvuf
» Reddul Muhtar
» Hazırindir
» İslami Multimedya






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.758
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 96
Portal Yazı sayısı: 1.083
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.668
Forum mesajları: 22.226
Sayfa izlenimi: 1.039.410
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.546
En son üyemiz: Hamza

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.61

  Halidiye.com | El-Es'iletü Vel ecube

El-Es'iletü Vel ecube

NİYAZİ-İ MISRİ (K.S) EL-ES'İLETÜ VEL ECUBE


Bu Eserin Yazılmasındaki Sebep

Malum ola ki, bu Türkçe risalenin bu tarzda yazılmasında iki sebep vardır ..

Birinci sebep şudur:

Tasavvuf ehlinin söylemiş olduğu bazı sözler var. Avam nas, bir de ulemanın nakıs olanları; o sözleri işittiği zaman, o tasavvuf ehlini bazı sapık mezhep salikleri ile bir tutar. Ya da o sapıklar gibi zanneder.

Onların bu zannı için aslında kati bir sebep yok .. Ama evliyanın sözleri de mutlaktır. Her ne yana yorulsa uyar .. O sözlerdeki asıl manayı ehli olmayan bilmez; anlamaz .. Bu sebeple onlara kötü zan besler ..

Kasdımız o kötü zannı def etmektir.

ikinci sebep ise şudur :

Tasavvuf ehli geçinen bazı ümmiler; evliyanın o mutlak kelamlarına bakıp ilhada düşmeyeler.

Ve bileler ki, ehli tasavvuf, ile kadar yüksek mertebeye çikarlarsa, çıksınlar; imanları, daha yeni iman eden bir kimsenin imanından daha fazla olmaz.

Bu hikmete mebnidir ki :

- Size gerekir ki koca karıların inandığı gibi inanasınız ..

Buyrulmuştur .. Yani pek teferruata dalınadan iman edesiniz. İnanasınız.

İşte bu eseri yazınaktaki gaye; onlar bu manayı anlayalar .. Tasavvuf volunu şer-i şerif dışında bir yol sanıp dalalet çukuruna düşmeyeler ...

Ve bileler ki: Avam ile havas arasında farklar sadece marifet mertebesindedir .. Ve taklidi iman­dan kurtulup tahkiki imana geçmeye talib olalar. NİYAZİ-İ MISRİ (H. 1027 - 1105)

Niyazi-i Mısri (H. 1027. - 1105 M. 1617 - 1693) Hakkında yazılan eserler, onun kimliğini şöyle bildiriyor:

Ali Çelebi oğlu, Mehmed Niyazi ... Soğanlı - Malatya.

O, Mısri lakabı ile çağırılır', ama Mısır'lı değildir. Tahsilini Mısır'da ikmal ettiği için Mısri demişlerdir. Özbeöz, bir Anadolu çocuğu idi ..

* * * * *

Pederi merhum bir Nakşibendi şeyhi idi .. Bihassa Soğanlı' dan kalkıp, Malatya'ya yerleştikten sonra, daha da meşhur olmuştu ..

Muhitinde sayılan ve sevilen bir zat olmuştu ..

Oğlunu da kendisi gibi yetiştirmeye gayret etmiş ve yetiştirmişti ..

Oğlunda büyük bir kabiliyet sezmişti; bu sebeple derler kı: Malatya'ya gelişi, oğlunda sezdiği o kabiliyeti. geliştirmek içindir ..

Arzusu oldu .. Öyle bir zat; oğluna, ciğer paresine himmet eder de makbul olmaz mı hiç? ..

Niyazi-i Mısri bır şair değildi. Ona sadece bir şair gözü ile bakanlar yanılır ..

O, zamanına göre; birinci sınıf bir ilim adamı idi.. Uzun yıllar medrese tahsili görmüş, o zamanda muteber olan bütün ilim dallarından mezun olmuştu ..

Bilhassa tefsir", hadis, fıkıh üzerine tam bır ihtisas sahibi olmuştu ..


Niyazi-i Mısri. (Ks.) hayli eser vermiştir. Bilhassa zamamnın ilim dili olan Arapça, Farsça ve Türkçeye tam vakıf olduğu için, eserlerini Osmanlı Türkçesinin en güzel şekliyle yazmıştır .. Hatta o zamana göre biraz fazla Türkçeci sayılır ..

Eserlerinin pek çoğu ilmidir. Bir kısım da şiir ve edebiyattır. Edebi eserlednin başında divanı gelir. Arap edebiyatına da vukufu bulunduğundan divanında ki bazı şiirleri, tamamen Arapça yazmıştır.

Size takdim ettiğimiz bu eseri onun ilmi bir eseridir. Zahirde küçüktür; fakat manada çok büyük ve değerlidir. Bu eseri niçin yazdığım, bizzat kendı kaleminden diğer sayfada okuyacaksınız....

Bu eseri, bilhassa, tasavvufu ve tasavvur ehlini anlamak isteyenlere tavsiye ederiz ..

İlmi ve edebi mevzulara derin vukufu iledir ki, İslam aleminde köklü bir şöhrete sahip olmuştur

Ama ona göre şöhretin bir kıymeti yoktu ..

Yıkmıştı şöhret dağını.. Hatta, o kadar yıkmıştı ki: Dünya ile ukbayı tamir eylemekten geçmişiz; Her taraftan yıkılıp viran olan anlar bizi.

.. Diyordu .. Onun meşrebi buydu.. Çünkü iç alemi zengindi.. Maddi gelir neylerdi ki?...

İşte bu düşüce iledir ki, Halveti tarikatına girmişti ..

* * * * *

Girdiği Halveti tarikatında başarı kazanmıştı .. Artık bır zülcenaheyn sayılırdı ..

Her bakımdan vaaz ve irşada ehildi..

Vaazlarını daha ziyade tasavvufi konularla süslerdi..

Bu yüzden, her kamil zata olduğu gibi, bu zata da taşlar atılmaya başlamıştı..

* * * * *

ikinci Sultan Ahmed zamanında, istanbul'a da gelmişti...

Sonra gidip Bursa'ya yerleşti. Orada gerek yaptığı vaazlar, gerekse, yazdığı şiirler, zahiri gören bazı zatların şımşekli nazarlarını üzerine çekti..

Şeyhülislam Vani efendi ona hidlet edenlerin başında gelir. Ki; Niyazi-i Mısri'nin Limni adasına sürülmesine sebep olmuştur..

Bir ara affa uğrayıp İstanbul'a gelmişse de, tekrar gammazların şerrine uğramış; bu sefer de gidip Edirne'de yerleşmiştir. Orada da peşini bırakmamışlar, tekrar Llmni'ye sürgün edilmesini sağlamışlardır!.

Artık ömrü de son demlerine yaklaştığı için orada kalmış· tır..

Bir daha bu tarafa dönmek nasip olmamış ve orada vefat etmiştir..

* * * * *

Nlyazi-i Mısri çok meşakkatli bir hayat yaşamıştır ..

Fakat. .. Ne ona yapılan tarizler ne de, ilden ile sürülüp atılmalar, azmini kırmamıştır .. Çünkü bir başka alemin yolcusuydu; bir başka halin sahibi idi..

Olgundu .. Kamildi'. Mürşid idi.. Şu iki satırlık beyti onun olgunlunun bir delilidir:

Kal ehlinin ahvalini terk eyle Niyazi,
Şimden geru hal ehlinin ahvali göründü.

Cenab·ı Hak sırrını takdis etsin ve ruhunu aziz kılsın .. Amin!...

27 Zilhicce 1385

18 Nısan 1966 Pazartesi - iSTANBUL

Abdulkadir AKÇİÇEK

El-Es'iletü Vel-Ecube

(SUALLER VE CEVAPLAR)

Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamd olsun. Salat ve selam Peygamber S.A. Efendimiz Muhammed'e olsun. Sonra bütün Peygamberlere .. Ve hepsinin aline ve ashabına ...

BİRİNCİ SUAL VE CEVABI

Eğer bize:

- Tasavvufun iptidası nedir? ..

Diye sorarlarsa, şöyle deriz:

- İmanın altı erkanı vardır. Bunlar sırası ile:

Allah-ü Teala'nın varlığına ve birliğine, meleklerine, peygamberlerine, kıyamet gününe, hayır ve şer Allah'ın takdiri ile olduğuna ...

Dil ile ikrar ve kalb ile tasdikdir.

İKİNCİ SUAL VE CEVABI

Şayet bize:

- Tasavvufun intihası nedir? ..



Diye sorarlarsa şu cevabı veririz: - Tasavvufun intihası; keza birinci sualde geçen altı erkanı, dil ile ikrar, kalb ile tasdiktir...

-Nitekim Cüneyd-i Bağdadı (Ks.) Hazretlerine bir gün:

- Tasavvufun intihası nedir?.

Diye sorduklarında, şu cevabı verdi: İptidasıdır.

ÜÇÜNCÜ SUAL VE CEVABI

- Avam halk ile tasavvuf ehli arasındaki fark nedir?.

Şeklinde bir soru ile karşılaşırsak, şu cevabı veririz:

Avam halkın; yukarıda anlatılan altı erkana imanları, taklidi bir imandır.

Ama tasavvuf ehlinin imanı tahkikidir. Tıbkı büyük alimlerin; ilmi istidilali bir şekilde elde ettikleri gibi.

DÖRDÜNCÜ SUAL VE CEVABI

Şayet bize:

- Taklidi iman nedir? ..

Denirse, şu cevabı veririz:

- Taklidi iman şuna derler:

Bu imanı; babasından, mahalle imamından veya alimlerin birinden öğrenmiş ve inanmış ola ..

Bu şekilde bir iman sahibi; neden o altı erkanı asılların aslı oldu bilmez .. yine bilmez ki; o altı erkana iman; neden bir kurtuluş sebebidir veya inanmamak ebedi bir azaba sebeptir.

Şu misal, taklidi iman sahibine göredir:

Sokakta gezen biri, bir cevher bulur.

Ama gel gör ki; nice dünya padişahları ve dünyayı bir uçtan bir uca zapt edenler ve her istediğini bulanlar, o kimsenin bulduğu cevherden mahrumdur..

Çünkü o aramakla bulunmaz..

Haddizatında o; öyle bir nura erişmiş ki, onun yanında güneş, gündüze kalan ay gibidir.

Ve öyle bir kimyayı bulmuş ki; bin yıllık küfür bakırına çalınsa o anda altın eder.

Ama; hale bak ki; o adam bunu bilmez .. Boncuk sanır.

İhtimal ki; günün birinde susayacak olursa; bir içim suya değişir...

İşte, taklidi imana sahip olanın misali...

BEŞİNCİ 'SUAL VE CEVABI

Bu durumda bize:

- Tahkiki iman;' nedir? .. Diye sorulursa; şöyle anlatırız :

- Tahkiki iman; yukarıda geçen, altı erkanın her birinin esastan kavrayıp, aslına vasıl olmaktır.Tahkik Tahkiki imana götüren yola tarikat denir. Burada tarikat; bir şehirle köyarasındaki yoldur..

Taklidi köye benzetirsek; şehri de, tahkike benzetebiliriz.

Çokları bu yolu, çok uzun senelerde kat edebildi..

Kimi on, kimi yirmi, kimi otuz, kimi de kırk yılda kat etti..

Niceleri de o yoldan saptı; her biri bir semte gitti.

Kimi cebri, kimi kaderi, kimi mutezile, kimi de tenasühçü oldu .

Hasılı kelam bu yola yetmiş üç fırka girdi; ama hepsi azdı, esas yoldan çıktı.. Dolayısıyla tahkiki iman şehrine vasıl olamadılar.

Ancak, bunlardan yetmiş üçüncü fıkra ki buna, FIRKA-İ NACİYE tabir ediliyor; doğru yolda gitti ve vasıl oldu.

Bunlar; her işte Peygamber S.A. Efendimize tam bir şekilde ittiba ettiler. Vasıl olmalarına bu ittibaları sebep oldu.

Haliyle bunlar; buldukları cevherin kadrini bilmişlerdir. İmanları ayan beyan olmuştur.

- Elde mum, giderken, güneşe ermişlerdir.

Taklidde giderken tahkike ermişlerelir.

Bunlar, imanlarını tahkik mertebesine eriştirdikten sonra, taklidi imanlarına dönüp baktılar; asla birini diğerine uymaz bulmadılar.

, Yani; hakikatı şeriata, şeriatı da hakikata tatbik ettiler;. birbirine muvafık buldular.

Tıpkı ruh ile beden gibi ...

Beden hakkında Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurmuştur:

- (Bir uzvu eksik olanın bir hissi eksik olur ..)

Bundan· anlaşılıyor ki; şeriatı nakıs olanın hakikatı dahi nakıs olur.

ALTINCI SUAL VE CEVABI

Buduruma göre; tekrar bize:

- Bu sofiler amelde ve itikatta hangi mezhebe tabidirler? ..

Şeklinde bir sual tevcih edilirse; cevabımız şu olur:

- Tasavvuf ehlinin pek çoğu akaidde; islami esaslara dayanan, ki buna; ehl-i sünnet vel-cemaat tabir edilir. .. Şeyh-ül İslam vel Müslim'in (İslam aleminin ve müslümanların büyük önderi manasma alınabilir.) Şeyh Ebu Mansur Matüridi- Hakkın rahmeti onun üzerine olsun - mezhebine tabidirler.İslam aleminin ve müslümanların büyük önderi manasma alınabilir ..

Arap Mütasavvıflarının pek çoğu da; Şeyh Hasan-ıEş'ari mezhebine bağlıdır.İslam aleminin ve müslümanların büyük önderi manasma alınabilir ..

Adı geçen her iki imamda, tamamen ehl-i sünnet vel-cemaat (Peygamber ve ashabın takip ettiği yola tabi olanlar, manasma alınacaktır. ) mezhebi üzerinedir; başka değildir.

Bu zatların amelde mezheplerine gelince; dört hak mezhepten biri olmaktadır.

Şu var ki, bu dört mezhebin herbiri bir ülkede diğerinden daha fazla rağbet görmektedir.

Mesela; Rum illeri, esasta bir olmakla beraber, teferruatta İmam-ı Azam'a tabi olmuştur. Onu:

- BUyük himmet sahibi önder, milletin ve dinin aydın imamı, ehl-i sünnetin baştacı Küfeli Ebu Hanife ...

KÜnyesi ile tanırız. Allah ondan razı olsun ve rahmetine nail eylesin.

Adı geçen illerdeki tasavvuf ehli; İmam-ı Azam Hz.nin, Kur'an-ı Kerimden ve Hadis-i Şeriflerden içtihad edip çıkardığı meseleleri candan kabul eder, mezhebine uyarlar.

Arabistanda yetişen tasavvuf ehlinin çoğu; yani Mısır, Halep vs. illerin ekserisi, Şafii mezhebine tabidir. Bu zatın künyesi şöyledir:

- Muazzam imam, saygı değer önder, Muhammed b. İdris-i Şafii ...

Cenab-ı Hak yüce sırrını nurlandırsın ve ondan razı olsun.

Tunus ve bilcümle Mağrib halkı, umumiyetle Endülüs ve Arabistanın bazı illeri Maliki mezhebine uymaktadır. Bu büyük insanın künyesi şöyledir:

- İmamların büyüğü, ehl-i sünnet'in önderi, İmam-ı Malik b. Enes ...

Allah-ü Teala'nın rahmeti ve rızası onun üzerine olsun.

Bağdad ehlinin çoğu ve bilcümle Irak diyarı, Arabistan'ın özellikle Mekke ve Medine de yaşayanlarının bir kısmı, Hambeli mezhebineuymuş­lardır. Bu mezhebin kurucusu:

- Fetva ve takvada, ilim ve vera'da imam-ı ekmel... Ahmed b. Hanbel...

Şeklindedir. Allah'tan onun için rıza ve rahmet dileriz...

Bu dört imamın kurmuş olduğu mezheplerin dördü de ehl-i sünnet esasına dayanır.

Esasta, hiç bir ihtilafları yoktur. Teferruatın da pek çoğunda ittifak halindedirler; ancak pek azında ayrı ayrı görüşleri "vardır.

İtikatta; dördü de tek yol takip eder.. O da; Peygamber S.A. efendimizin:

- «Fırka-i Naciye» diyerek tarif ettiği yoldur.

* * * * * *İşte tasavvuf ehlinin; müptedilerinin ve mün tehilerinin ,mezhepleri bu ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebidir; başkası olamaz..

Bu tasavvuf ehlinin; inançları şudur ki :

- Bir kimse ehlullah olsa, pek çok keramete de sahip olsa; yine sayılan dört mezhep imamım mertebesini bulamaz.

Bu, duruma göre ashabın (r.a.) ve Peygamberin (S.A.) mertebesini bulmalarını var hesap eyle.

Yine bu tasavvuf ehlinin inancı şudur ki:

- Hiç bir veli; ismi geçen bu dört imamdan müstağni kalacağı bir makama varamaz .. Yani bunları taklidden kurtulamaz.. Onlara muhtaç olmadan edemez ..

YEDİNCİ SUAL VE CEVABI

Bir gün; Bayezid-i Bistami Hz.ne şöyle sordular:

Hangi mezheptensin ?. O da şu cevabı verdi:

- Allah mezhebindenim ..

- Bu ne demektir? ..

Diye sorulacak olursa, şu cevabı veririz:

- Yukarıda adı geçen mezheblerin herbiri Allah-ü Teala HZ.ne gider.

İmam-ı Azam mezhebi. İmam-ı Şafii mezhebi demek mecazdır; hakikatta bu yollar Allah'a giden yollardır.

Dolayısıyla Bayezid-i Bistami; hakikat söylemiştir.

Yoksa; o sözün manası:

- Ben, mezheplerin dışındayım ..

Demek değildir..

SEKİZİNCİ SUAL VE CEVABI Şayet bize; şöyle bir sual tevcih edersen:

- Bu sofilerin; ekseri kasidelerinde bazı acaip sözler görür ve işitiriz.

Onların bu sözünden; tenasühi mezhebinden oldukları anlaşılıyor.

Mesala, diyorlar ki :

Ben Gah bulut olurum Gah yağmur

Gah nebat olurum Gah hayvan

Ve gah insan olurum.

Ve bunlara benzer, nice şeyler derler; hep görÜr ve işitiriz.

Bu sözler nedir ve ne demektir?..

Bu soruna karşı cevabımız aşağıdadır:

- Ey kardeş, Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:

. - (Ümmetim ahirette on bölük haşrolur..

Onların kimi maymun, kimi hınzır olur. Kimi daha başka suretlerde ..)

Bu Hadis-i Şerifi hiç okumadm mı?.

Bir Ayet-i Kerimede şöyle buyurudu:

- (Onlar sana fevç fevç gelecekler..)

Bu Ayet-i Kerime'nin tefsirini Kazı Beyzavı - Allah rahmet eylesin şöyle beyan etmiştir:

Bu beyanı, daha ziyade kendisine tevcih edilen: - Onların hayvanlar suretine girmesinin sebebi nedir?.

Şeklinde bir soruya atfen yapmıştır. Diyor ki:

- Onlar, dünyada o hayvanların huyunu huy; sıfatını da sıfat edindikleri için ahirette o sıfata girerler.

- Mesela; maymunun sıfatı, koğuculuk ve gaybettir ..

Hınzırın sıfatı, haram yemektir..

Bu duruma göre; bir kimsenin huyu, koğuculuk ve gaybet etmek ise; o kimse, dışta insan olsa da, içte maymundur.. Ama o maymun şekliyle görünmez.

Öldüğü zaman, kendini o surette görür ve mahşerele o surette kalkar..

- Bu gibi hallerden Allah'a sığınırız ..

Şu var ki; tevbe ederse, ölmeden evvel o sıfattan kurtulur.

İki cihanın sultanı, Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdular:

- (Ölüm, uykunun kardeşidir..)

Bu duruma göre; bir kimse öldÜğü zaman ne hale girecek ise; uykuda kendini öyle görür ..

Şu var ki; bu görüş herkese nasip olmaz. Ancak muhasebe ehline olur.. Bu muhasebe ehline:

-:- (Öbür alemele hesaba çekilmeden önce, nefsinizi hesaba çekiniz..)

Mealini taşıyan Hadis-i Şerifi ile işaret edilmiştir.

Eğer rÜyanda, Tilki görürsen; kendi sıfatın say ..

Onu, Hak Taala gösteriyor; iç haline bir rettir.. Hile sıfatından halas bulmaya bak..

Şayet rüyanda maymun görürsen bu da :

- Gaybeti terk et ..

Remzini taşıyan bir işarettir.

Rüyanda, Hınzır görürsen:

- Haramı bırak .. Manasına gelen bir başka işarettir.

Rüyada, hallerini görüp düzeltmeye başlayan kimse, yukarıda da geçtiği gibi muhasebe ehlidir.. Ki bunlar:

- (Ölmeden evvel ö1ünüz .. ) Hadis-i Şerifinin manasını anlayan kimselerelerdir..

Bir kimse, bir kamil mürşide biat eylerse muhasebe ehli olur. Ve bu alemde her ne varsa; cümlesini görür geçer .. İster iyi, ister kötü ...

Önce yaramaz sıfatlarını görmeye başlar .. Bağlı olduğu zatın telkin ettiği şekilde ismi celali okuyunca; o kötü sıfatlar yok olur.

Öyle bir mertebeye erişir ki; artık rüyada gördüğü; enbiya ve evliya vb. kamil zatlar olur..

Çok kere bu şekilde görülen bir rüya; insanın, insan siretini bulduğuna işaret sayılır.

İşte bu sebepledir ki, manevi yolunu ikmal eden bir kimse:

Ben Gah bulut olurum Gah yağmur

Gah nehat olurum Gah hayvan

Ve gah insan olurum.

Ve benzeri nice sözler:

- Her ne varsa ben olurum ...

Şeklinde söyleyebilir.

Zira; kim insan mertebesine yetişti ise; cümle mertebeyi özünde topladı.

Hasılı kelam onların sözü anlatılan hallerden başkası değildir .. Kısacası şu demektir:

- Ben cümleyi cami oldum ..

DOKUZUNCU SUAL VE CEVABI

Bu anlatılanları dinledikten sonra:

- Bu tenasühi mezhepleri ve sizin mezhep erinizi bir hoşça beyan eyle.

Diye bir teklifte bulunursan; şöyle deriz:

- Tenasüh meselesi işinde, biz berzahta ve ahirette olacağına kaniyiz.

Ama onlar; dünyada olacağına kanidirler. Onlar diyor ki:

- Kim bu hayvanlardan birinin sıfatı ile sıfatlansa; ölünce, ruhu o sıfatlı bir hayvana, anasının karnında iken sıfat olur. Ta et ve kan iken ..

Tekrar dünyaya gelir.

İşte anlatılan vasıftaki insanlardır ki bu görülen hayvanlar olmuşlardır.

İşte tenasühçüler ve fikirleri ...

Bunların asla imandan nasipleri yoktur.

Hz. Ömer r.a. bunlar hakkında şöyle buyurur:

- (Kim ki tenasüh mezhebindedir; nesh ol-mak ona layıktır. Sen ondan uzak ol..)

Yetmiş iki batıl mezhebin içinde, bunlardan azgını yoktur.

Bunların şerrinden Allah'a sığınırız.

DÜnya ve ahirette tenasüh yolunu tutmaklan mutlaka sakınmalısınız ..

ONUNCU SUAL VE CEVABI

Şöyle bir soru aklma gelebilir ve derse

n: - Tasavvuf ehli şeriatta haram olan bazı şeylerin helal olduğuna zahib olmuş gibi geliyor .. Zira övüyorlar.

Mesela; şarap ve meyhaneyi, kadehi ve kadeh veren mahbubu, o mahbubun zÜüfünÜ, halini ye yanağını methederler ..

Hatta yüzündeki hatları Kur'ana teşbih ederler...

Bunlar nedir ve ne demektir? ..

Cevabımız şudur:

- Bu sofiler zümresi; taklidi imandan, tah kiki imana geçmişlerdir..

Bu sebeple onlar, eşyanın zahirinden batınına, suretinden manasına geçmişşlerdir.

Cümle eşyayı aslında olduğu gibi görmüşler bilmişlerdir. Bu sebeple çoğu sözleri mana aleminden gelir.

Şarap, demekten muratları; marifetullahtır. Bunun sonu mahabbetullaha gider ..

Yani irfan duygusudur ve aşkt~r .. Aşk ve mahabbet aynı manaya gelir .. -Meyhaneden murad, kamil mürşidin gönlüdür.

Zira orası Allah sevgisinin hazinesidir..

Kadehten murad ise; Hak talibine yaptığı ism-i Celal telkinidir.. Ya da dilinden dökülen marifet-i ilahiye'ye dair sözlerdir.

Salik onları dinle dikçe verdikleri, zevkle mest olup, aklı bir şeye ermez olur...

Mahbuba gelince; mürşidi kamil'in kendisidir ..

Gönül; onun manevi halini tam ve her bir nakşını yerli yerinde bulduğundan mahabbet eder.

Salike; mürşid-i kamilin derununda saklı maairif-i ilahiye yüz gösterip her bir işini, ayrıca batıni sıfatlarını iyice bilip anlayınca, kendisine, zahirde ki sevgiliden bin kat üstün görünür..

Zira bu, candır; öbürü ise ten ..

Zülf ise, mürşidin talip mertebesine inişi ona cazip kelamlar etmesidir.

Hal ise; mürşidin, bazı bazı, istiğna alemine geçişi ve oradaki misal denizine dalışıdır.

O anda mürşid, irşaddan müstağni olur..

Yanaktan murad ise; mürşidin talibe göründüğü zaman, iki cihan fikrini içinden söker hatta kendi vücudunu dahi yok gösterir .. O da budur ..

Yüzündeki hatları Kur'ana teşbih etmelerine gelince; şöyle anlatabiliriz:

- Burada yüzden murad; dıştan görünen yüz değildir, mürşidin gönül yüzüdür. Kur'andan murad ise ahlak-ı ilahiyedir.

Ki o mürşid:

- (Ahlak-ı İlahiye ile ahlaklanınız ..)

Hadis-i Şerifinin manasında özünü bulmuştur. O büyük zatların yukarıda geçen işaretli sözlerden muradları; işte bu ahlak derecesini bulmaktır.

ONBİRİNCİ SUAL VE CEVABI

Şayet sen; o büyük velilerin bir başka halini görür:

- Bunlar; biz Allah'ı görürüz, derler .. Böyle bir hal Peygamber S.A. efendimizden başkasına·

nasip olması mümkünmüdür?.

Şeklinde bir sual tevcih edecek olursan; kısaca cevabımız şu olur:

-Mümkün değildir ...

- Biz Allah'ı görürüz ...

Demeleri:

- Biz Allah'ı biliriz kudret alametlerini müşahede ederiz ..

Manasına gelir .. Yoksa; dünyada Hakkın zatını görmek mümkün değildir; o böyle bir şeyden münezzehtir. Sonra:

- (Gözler onu idrak edemez; ama o, kudreti ve ilmi ile bütün gözleri ihata etmiştir..)

Ayet-i Kerimesi de budumu gayet açık anlatır.

Peygamber S.A. efendimizin!

- (Allah'ı görür gibi ibadet et.. Sen onu görmesen de o seni görüyor ..)

Hadis-i Şerifi de ayrıca sana bir cevaptır. Sonra, bu Hadis-i Şerifte anlatılan ibadet şekli, bir ihsan mertebesidir.

Dolayısıyla demek istiyorlar ki:

- Biz Allah'a; ihsan mertebesinde kulluk ederiz ..

Hz. Ali r.a. tarafındap buyrulan bir cümleyi de burada anlatmayı faydalı buluyoruz.

Şöyle buyuruyor:

- (Perde açılsaydı, yakin hali artıramazdım.) Bu cümlenin biraz daha açık manası şudur: - Ben, Allah-ü Teala'yı bildim ve anladım; bu durumuma göre aradaki perde kalksa ve ben onu görsem, şu anda bildiğim ve anladığım gibi bulurdum.. Bilip anladığımdan ayrı bir şey zuhur etmezdi.

Hz. Ali'nin r.a. yukarıdaki cümlesinden de anlaşılıyor ki, Cenab-ı Hak bu imkan aleminde bu gözlerle görülmez .. Bu kelamın sahibi; düşünün ki Hz. Ali' dir .. Allah ondan razı olsun ..

O böyle dedikten sonra, başkasına ne düşer?. Arif ol anla. ON İKİNCİ SUAL VE CEVABI

Belki de, yukarıdaki cümle, garibine gelir; der­sin: - Bunların sözü yalan olmaz mı? .. Bir şeyin asarını, izini, alametini, belidisini görmek, aslını görmek olur mu? ..

Buna cevabımız; hemen bir:

- Olur! ..

Olur ..

Bir kirmse güneşin ziyasını görse ve:

- Ben güneşi gördüm .. Dese caizdir.

Halbuki güneşi görmemiştir ..

Sonra .. Şöyle bir misalle de durumu daha güzel anlatmak mümkündür .. Şöyle ki:

- Eline bir ayna alırsın .. İçinde suretini görürsün.. Orada gördüğün suret; kendi yüzün olmadığı halde ve sen; bile bile:

- Yüzümü gördüm..

Dersin ... Bu sözün yalan değildir..

ON ÜÇÜNCÜ SUAL VE CEVABI

- Bu durumda görmek; Cenabı Hakkın kudret eserlerini görmek ise; bunu herkes görür.

Halbuki bunlar:

- Yalnız biz görürüz.. Derler.

Bu görüşü, başkalarına, yani sofiyeden olmaya'na layık bulmazlar .. Selb ederler.

Buna ne buyurulur?.. Buna da cevabımız şudur:

- Doğru .. Herkes görür ..

Şu var ki o senin:

- Herkes görür..

Dediğin zumre de gördü; ama ne olduunu bilmedi...

Görmek; aynı zamanda bilmek demektir ..

- Bilmeyen; görmemiş sayılır.

Şöyle bir misal var:

Bir kimse her zaman helva yese.. Yediğinin de helva olduğunu bilmese... Bir kimseden de öğrenmemiş olsa... Hali ne olur?..

Şöyle olur:

Helvayı el övdükçe; helva yendikten sonra insanı nasıl yakarsa.. Helvaya karşı hasreti o adamı öylece yakar, kavurur.

- Acaba ben onu nerede bulurum?.. Diye ister, gezer..

ONDÖRDÜNCÜ SUAL VE CEVABI

- Bu sofilerin bazıları der ki!

-Biz ne cehennemden korkarız, ne de cennet isteriz.

Halbuki bu söz küfürdür,. Ne buyurulur..

Bu soruya da aşağıdaki cevabı veririz:

- Bu sözün küfür olması; cehennemden korkmamak ve cenneti beğenmemek yönünden söylenmiş olmasına bağlıdır.

,Ama bunların kasdı öyle değildir..

" Şudur:

," - Ya Rabbi,sen bizi yoktan var eyledin; vücuda getirdin. Bundan sana fayda yoktur.. Bu durumda; bize düşen odur ki, sana kulluğu, kendimize ait sebep için etmeyelim. Ancak kulluğumuzu, senin rızan için yaparız .. Seninle bir alış verişimiz yok ki, cennet veya başkası için ibadet edelim .. Her nekadar sen:

- (Allah müminlerden nefislerini ve mallarını satın aldı; karşılığında onlara cennet verdi..) Buyurmuş isen de; bu sennin has kulların ile bir muamelendir...

Nihayetsiz lutuflarını ve sonsuz, tam rahmetini onlara bu yüzden bir izhardır..

Yoksa sen; alış veriş gibi şeylerden münezzehsin..

Biz ibadeti halis muhlis senin için yaparız.

Ara yerde cennet ve cehennem olmasa dahi, bize yakışan ibadettir..

Cennete ve cehenneme koymak çıkarmak sana bağlı bir iştir, nasıl dilersen öyle yaparsın.

Cennete koyarsan; senin. failın sayılır; ibadetimizden değildir..

Cehenneme koyarsan adlindir; haşa zulüm değildir..

Zulmün manası başkasının mülküne fuzuli tasarruftur..

Halbuki mülk senindir .. Durum böyle olunca o mülkte arzu ettiğin gibi tasarruf edersin ve zulüm olmaz..

İşte tasavvuf ehlinin o sözden muradları budur ... Başka değildir..

ONBEŞİNCi SUAL VE CEVABI

Sen demiştin ki:

Şeriat ile tarikat asla birbirine muhalif değildir..

Şedata aykırı itibd edilecek birşey yoktur..

Durum bu iken; aralarında gizli sözleri var..

O sözleri şeriat ehlinden saklarlar.. Muhalif ol masaydı; saklamaya ne lüzum vardı?..

Bu soruya cevabımız şu olur:

- Sakladıkları şey; şeriata muhalif olduğı't için değildir .. Bu saklamadaki yegane sebep; meselenin ince oluşu avam halkın zihnine giremeyişidir.

O meseleleri, herkes anlayamaz; onun için Peygamber S.A. efendimiz, şöyle buyurmuştur:

-(İnsanlara akılları kadar konuşunuz ..)

İşte tasavvuf ehlinin o sözleri saklamaları, bu emre imitisal içindir.

ONALTINCI SUAL VE CEVABI

Bir kimse sofilerin bildiği ilmi bilmese, şeriatın zatı ile amel eylese ve bununla da yetinse .. Bu kimsenin; iman ve islamında, samerden eksik tarafı kalır mı? .. Bu soruya cevabımız şudur:

- Olmaz ...

Sofilerden değil; Peygamberlerin iman ve islamından dahi eksik olmaz ..

Zira, iman ve islam bir cevherdir; tecezzi ve taksim kabul etmez; artık ve eksik denilmez.

Tıpkı, padişahla fakirin; güneşten aldıkları hissede aynı oldukları gibi.. Şahla gedanın azada beraber olduğu gibi.. İmanda ve islamda cümle eh­li imanın hisseleri aynıdır; artık ve eksik olmaz.

ONYEDİNCİ SUAL VE CEVABI

Ya, bu insan nevinin kimi peygamber, kimi veli, kimi salih, kimi de fasik.

Bu çeşitli dereceler ne demektir? .. Bu soruya da şu cevabı veririz:

- Derecelerin çeşitli oluşu marifet babındadır ... Asıl imanda cümlesi beraberdir; ama, mari­fet babında beraber değillerdir.

Nitekim şahla geda; aza da beraberdir. Ama libasta, devlette ve mansıpta beraber değillerdir.

İnsanın insanlığı ise, marifet libasında ve manevi devletindedir ..

Nitekim padişahın padişahlığı; bedeni ile değil, mertebesi, devleti ve mansıbı iledir..

  Tarih: 18.02.2008   Hit: 61
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Çene Olimpiyatları 
Mazhar ERGENE 
İctihad Risalesi Ne Olacak ? 
Hüseyin TÜRKERİ 
Havass İlmi Nedir ? 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Alimlere Şükran Borçluyuz 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker