|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.625
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 971
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 4.544
Forum mesajları: 16.402
Sayfa izlenimi: 858.775
Bugünkü sayfa izlenimi: 839
En son üyemiz: noxchi
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Hz. Peygamber (S.A.S)'e Salât ü Selâm
Hz. Peygamber (S.A.S)'e Salât ü Selâm
Hz. Peygamber (S.A.S)'e Salât ü Selâm Yrd.Doç.DrMuhittin AKGÜL
Yüce Yaratıcımız, insanlığın başlangıcıyla
birlikte değişik dönemlerde yeryüzüne kendi mesajlarını ulaştıracak
peygamberler göndermiş, rahmeti ve hikmeti gereği bu peygamberleri
insanlar içinden seçmiştir. Ancak bu seçim alelâde bir seçim olmayıp,
inceden inceye araştırma, süzme ve titizce ayıklama anlamına gelen bir
seçmedir. Dolayısıyla bu göreve seçilen peygamberlerin, insanlardan
farklı bir konumda olmaları garipsenmemelidir. Hattâ yeryüzünün bu
değerli görevlileri, kendi aralarında bile Cenâb–ı Hakk tarafından
farklı derecelerde kılınmışlardır. "İşte şimdiye kadar zikrettiğimiz
resullerden kimini kimine üstün kıldık. Allah onlardan bazısına hitap
buyurdu, bazısını birçok derecelerle yükseltti..."1, "..Biz nebîlerden
bazısını bazısına üstün kıldık..."2 beyanları da bu gerçeği
göstermektedir.
Hz. Peygamber'e Has Hususiyetler
Yeryüzüne gönderilen son peygamberin, üstünlük bakımından farklı bir
konumda olduğunu, Kur'ân'ın ifadelerinden anlıyoruz. Ona, diğer hiçbir
peygambere verilmeyen birtakım özellikler verilmiştir. Son peygamber
olması,3 risâletinin evrenselliği,4 risâletinin cinleri de kapsaması,5
hanımlarının mü'minlerin anneleri olması,6 geçmişâ€“gelecek
günahlarının affedilmesi,7 kendisine inanılması noktasında
peygamberlerden söz alınması,8 Kevser'in verilmesi,9 ganimetlerin helal
kılınması,10 âlemlere rahmet olması,11 özelliklerinin ehl–i kitap
tarafından bilinmesi,12 getirdiği dinin korunması teminatının
verilmesi,13 İsrâ ve Mi'rac'ın ona has olması,14 çeşitli zamanlarda
meleklerin yardım etmesi,15 ismiyle hitap edilmemesi,16 kendisine soru
sorma kasdıyla görüşmeden önce sadaka verilmesi,17 kendisine itaatın
aynı zamanda Allah'a itaat olması,18 âhirette şahit olması,19 kendisine
Makam–ı Mahmûd'un verilmesi,20 ümmetinin en hayırlı ümmet olması,21
hayatına ve beldesine yemin edilmesi,22 bin aydan daha hayırlı olan
Kadir Gecesi'nin lutfedilmesi23 gibi hususlar bunlardan bazılarıdır.
Âlemlere rahmet olarak yeryüzünü şereflendiren Hz. Peygamber, insanî
niteliklerin yanısıra, aynı zamanda kendisine vahiy gelen bir elçidir.
Bu sebeple Cenâb–ı Hakk ona Kendisi ve ümmetiyle olan ilişkilerinde
farklı bir konum takdir buyurmuştur. Kur'ân da bu gerçeği beyan
etmiştir. Buna göre, inananların söz ve davranışlarında ileri gidip de
onun önüne geçmemeleri,24 seslerini Resûlullâh'ın sesinden fazlaca
yükseltmemeleri ve insanların birbirlerine hitap ettikleri gibi ona
hitapta bulunmamaları,25 aksi takdirde bütün amellerinin zâyi olacağı26
belirtilmiş, Hz. Peygamber'in huzurunda seslerini ayarlamak suretiyle,
gerekli saygıyı gösterenlerin, takva noktasında imtihanı başardıkları,
dolayısıyla mağfiret ve büyük bir mükafata nâil olacakları27
vurgulanmıştır. Hattâ o kadar ki, Cenâb–ı Hakk, Kur'ân–ı Kerîm'de
diğer peygamberlere kendi isimleriyle hitap etmesine mukabil, Hz.
Muhammed (sas)'e "Ey Resûl!.. Ey Nebi!" gibi sıfatlarla hitapta
bulunmuştur. Böylece inananların, birbirlerine seslendikleri gibi
Resûlullâh'a seslenmemeleri, "Ey Muhammed!.. Ey Ebe'l–Kâsım!" gibi
isim zikrederek hitapta bulunmamaları, ancak Yâ Resûlullah! Yâ
Nebiyyullâh! gibi saygı ifade eden kelimeler kullanmaları gerektiği
belirtilmiştir. Aynı zamanda böyle bir davranış, İlâhî ahlâk gereğidir.
Allah'ın ona verdiği değeri ümmetinin de vermesi, yerine getirilmesi
gerekli olan bir vecîbe olsa gerektir.
Bu bağlamda Cenâb–ı Hakk'a karşı birtakım görevlerimiz olduğu gibi,
O'nun elçisi Hz. Muhammed'e karşı da bazı görevlerimiz vardır.
Kur'ân–ı Kerîm bu görevleri, ona inanmak,28 itaat etmek,29 onu gereği
gibi sevmek30 ve ona salât u selâm getirmek31 şeklinde ifade etmektedir.
Salât u Selâm'ın Mânâsı
Bu yazıda, Hz. Peygamber'e karşı olan görevlerimizden, salât–selâm
getirme konusu üzerinde durulacaktır. "Salât" kelimesi; istîğfâr,
mağfiret, duâ, bereket, övgü, namaz32 gibi anlamlara gelmektedir.
"Salât", Allah tarafından olunca rahmet,33 meleklerden olunca Allah'ın
mağfiretini istemek, mü'minler tarafından söylenince de 'hayır duâ
etmek' mânâlarına gelmektedir.34
"Selâm" kelimesi ise selâmet, esenlik, emniyet anlamlarınadır ki
"selâmet ve emniyet senin üzerine olsun." demektir. Selâm aynı zamanda
Allah'ın bir ismidir. Selâm'ın Allah'tan olması ise "Allah seni
korumayı, gözetmeyi üzerine almıştır, kefildir." demektir. Selâmın bir
de itâat etme ve sulh içerisinde bulunma anlamı vardır.35
Bu hususla ilgili olan âyet–i kerime meâlen şöyledir: "Muhakkak
ki Allah ve melekleri, Peygambere hep salât ederler. Ey iman edenler!
Siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin."36 Bu âyet,
Hz. Peygamber'e salavât getirmenin farz olduğunu göstermektedir.37
Âyet–i kerîmenin bu sîga ile gelmesi, Resûlullâh'a salavâtın sürekli
yenileneceğini ve devamlı tekrar edileceğini belirtmektedir. Âyetteki
"salavât getirirler" ifadesi devamlılığa işâret etmektedir.38
Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirmenin önemini vurgulayan pek çok
hadîs rivâyet edilmiştir. Bu cümleden olarak Resûlullah: "Yanında adım
zikrolunup da bana salavât getirmeyen kimsenin burnu sürtülsün."39
buyurmuşlardır. "Burnu sürtülsün" ifadesi, bunu yerine getirmeyen
kişinin böyle olacağını haber verme anlamına gelebileceği gibi, Hz.
Peygamber'in bu kişilere bir bedduası anlamına da gelebilir. Her iki
durum da son derece tehlikelidir. Zira bu bir ihbarsa, zaten böyle bir
durum olacaktır demektir. Şayet bir beddua ise, Peygamberin duası
Cenâb–ı Hakk tarafından reddedilmeyeceğine göre, yine olacaktır
demektir. Diğer bir rivâyette: "Allah benim için iki melek
görevlendirmiştir. Ben bir müslümanın yanında anıldım da bana salavât
getirdi mi, mutlaka o iki melek ona: "Allah seni bağışlasın" derler.
Allah Teâlâ ve diğer melekleri de o iki meleğe cevap olarak: "Amîn"
derler. Bir müslümanın yanında adım zikrolunduğunda da bana salavât
getirmedi mi, mutlaka o iki melek: "Allah seni bağışlamasın." der. Yüce
Allah ve öteki melekler de o iki meleğe cevaben: "Amîn" derler."40
buyurmuşlardır.
Konuyla ilgili diğer bir hadîslerinde de şöyle der:
"Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on salât getirir ve on
günahını affeder; on derece yükseltir."41 Hadîsin devamında: Bir gün
Resûlullah sevinçli olarak geldi. Kendisine: "Sizi sevinçli görüyoruz!"
denilince, şöyle buyurmuşlardır: "Bana melek geldi ve şu müjdeyi verdi:
"Ey Muhammed! Rabb'in diyor ki: "Sana salât eden herkese benim on
rahmette bulunmam, selâm eden herkese de benim on selâm etmem sana
(ikram olarak) yetmez mi?"42
"Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavât edendir."43
"Gerçek cimri, yanında anıldığım hâlde bana salavât etmeyendir."44
"Yeryüzünde Allah'ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetimin selâmını (anında) bana ulaştırırlar."45
İbn Ebî Leylâ'nın rivayet ettiğine göre bir defasında Ka'b b. Aceze ile
karşılaşmıştık. Bana şöyle dedi: Sana bir hediye vereyim mi? Bir gün
Hz. Peygamber yanımıza geldi ve ona sorduk: Ey Allâh'ın Resûlü, size
nasıl selâm vereceğimizi bize öğrettiniz. Peki ama size sana nasıl
salavât getireceğiz, bunu da öğret." Buyurdular ki: şöyle deyin:
"Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ
İbrâhîm'e ve alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd. Allâhümme bârik alâ
Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ İbrâhime ve alâ âli
İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd."46
İslâm âlimlerine göre Resûlullâh'ın ismi zikredilince bir defa salât ve
selâm getirmek vâcip,47 isminin tekrar edilişi sayısınca getirmek ise
müstehap sayılmıştır.48 Keza namazda, tahiyyattan sonra onun isminin
geçtiği ve yazıldığı yerlerde, ezan okunduğunda, cuma günlerinde,
camiye girildiğinde, cenaze namazı kılınırken, kabri ziyaret
edildiğinde salâ u selâm okumak müstehap olarak kabul edilmiştir.49
alât u selâm'ın iki yönü vardır: Mü'minlerin Resûlullâh (sas) için
getirdiği salavât, Allah Teâlâ'nın, peygamberinin kendi katındaki
değerini artırması içîn bir duâ niteliği taşımaktadır. Salavatın
mü'minlere bakan yönü de kulu Allah'a yakınlaştıran vesilelerden birisi
olmasıdır.
Resûlullâh'a (sas) yapılan salât, onun aslında salâta olan ihtiyacından
dolayı değildir. Aksi halde, peygambere Allah salât–selâm edince,
meleklerin de salâtına ihtiyaç kalmazdı. Bu, ancak ona duyulan saygıyı
ifade etmek içindir. Nitekim Yüce Yaratıcı da, kendisinin aslâ ihtiyacı
olmadığı hâlde bize, kendini anmamızı farz kılmıştır. Bu, ancak
Cenâb–ı Hakk'ın bize bundan dolayı mükâfat vermesi, bize şefkat ve
merhamet göstermesi ve bizlerden Hz. Peygamber'e saygımızı ortaya
koymamız içindir.50 İşte bundan dolayıdır ki, Hz. Peygamber de: "Kim
bana tek bir defa salât u selâm getirirse, Allâh da ona on defa salât
eder."51 buyurmuşlardır. Allah Teâlâ, Peygamberini, ümmetinin kendisine
getirmiş olduğu salât u selâmın minneti altında bırakmamıştır. Çünkü
buna bedel, Peygamber'in de ümmetine salâtta bulunmasını emrederek,
mukâbele etmesini sağlamıştır:52 Nitekim bu husus Kur'ân–ı Kerîm'in
âyetiyle beyan edilmiştir: "..Onlara duâ et. Çünkü senin salâtın
(duân), onların kalplerini yatıştırır."53
Yukarıda geçtiği üzere 'salavât'ın bir mânâsı, rahmettir. Rahmet duası
olan salavât ise, Rahmetenlil–Âlemîn'in vusûlüne vesiledir. Öyle ise
salavâtı kendimiz için Âlemlere rahmet Hz. Muhammed'e (sas) ulaşmaya
bir vesile yapmalı ve o Zâtı da rahmet–i Rahman'a nâil olmaya vesile
kılmalıyız.
Teşehhüdde Hz. Peygambere bütün mahlukatın salavât ve selâmlarını kendi
hesabına Yüce Rabb'imize hediye edip, Resul–i Ekrem'e selâm etmekle,
ona karşı olan bağlılığımızı yenilemiş ve aynı zamanda onun bize olan
emirlerine itaatımızı izhar etmiş oluyoruz. Yine Asr–ı Saâdet'ten
günümüze kadar bütün ümmetin salâtları, Resûlullâh'ın duasına devamlı
surette bir âmîn demektir ve bir umumî iştiraktir. Hattâ ona getirilen
her bir salavât dahi, onun duasına birer âmîndir ve ümmetinin her bir
ferdinin, namazlarında ona salât ve selâm getirmeleri, onun ebedi
saâdet hususundaki duasına gayet kuvvetli ve umumî bir âmîndir. Yani
bir yönüyle Hz. Peygamber dua ediyor, diğer insanlar da bu duaya âmîn
diyorlar. Bu da, onun duasının ne derece makbul olduğunu gösterir.
Hz. Peygamber'e getirilen salât ü selâmda, ümmetinin ona karşı bir
teşekkür borcunu yerine getirmesi anlamı da vardır. Zira ümmetine karşı
son derece düşkün olan ve onlara dünya–ukbâ saâdetinin yolunu
gösteren o Zât'a karşı salât ü selâm getirmek hem bir vefa ve sadakat
borcu olmanın ötesinde bir İlahî emirdir.
Rasuli Ekrem (sas) ahirette ümmetine daha çok şefaat edebilmesi için
ümmetinin sınırsız dualarına ve salavâtına ihtiyaç duymaktadır.
Hz. Peygamber'e salavât getirmede şu hususlar düşünülebilir: O,
ümmetine her noktada örnek olma durumundadır. Bu durumda da örnek
olmuştur. Nasıl mü'minler namaz kılarken Resûlullâh'ın namaz kılışını
örnek alıp namaz kılıyor, oruç, hac gibi ibadetlerde Ona bakarak eda
ediyorsa, salavâtta da O'nun uygulamalarına uymaktadırlar ve
uymalıdırlar.
Netice itibariyle, salât selâm getirme, mü'minlerin Resûlullâh'a karşı
yapmaları gereken en önemli görevlerden birisidir. Çünkü âyetin
ifadesine göre hem Yüce Allah, hem de melekler Hz. Peygamber'e
salât–selâm getirmektedir. İnananların bundan geri durması, doğru bir
davranış değildir Bu davranış, Hz. Peygamber'e karşı olan saygı ve
sevginin alâmeti olarak kabul edilmekte ve aynı zamanda böyle bir
davranışla mümin, bu konuda Allah'a ve meleklere ittibâ etmiş
olmaktadır..q
Kaynaklar
1– Bakara 2/253. 2– İs râ 17/55. 3–
Ahzâb 33/40 4– A'râf 7/158; Enbiyâ 21/107; Sebe' 34/28; Bakara 2/21;
Nisâ 4/179... 5–Ahkâf 46/29; Cinn 72/113. 6–Ahzâb 33/6. 7– Fetih
48/12. 8–Âli İmrân 3/81. 9–Kevser 108/1. 10– Enfâl 8/1. 11–
Enbiyâ 21/107. 12– Bakara 2/89,146; A'râf 7/157. 13–Tevbe 9/33;
Mâide 5/3; İbrahim 14/9. 14–İsrâ 17/1; Necm 53/118. 15–Âli İmrân
3/13, 122123; Enfâl 8/912, 4344... 16–Mâide 5/67; Enfal 8/64;
Müddessir 74/1;Nûr 24/63. 17– Mücâdele 58/1213. 18–Âli İmrân 3/31,
32, 132; Nisâ 4/80; A'râf 7/158. 19– Bakara 2/143; Nisâ 4/4142; Nahl
16/89; Ahzâb 33/45. 20–İsrâ 17/79. 21–Âli İmrân 3/110. 22– Hicr
15/72; Beled 90/12. 23–Kadr 97/15. 24–Hucurât 49/1. Bunun anlamı:
Hz. Peygambere inanan kimselerin, karşı karşıya kaldıkları konularda,
Allah ve Resûlünün bir hükmünün olup olmadığını araştırmaları ve ona
uymaları gereklidir. 25–Nûr 24/63; Hucurât 49/2. Bu âyette o dönemde
yaşayan kimselerin, onunla konuşurken dikkatli davranmaları, seslerini
ayarlamaları ve sadece ona duyuracak kadar bir ses tonuyla konuşmaları
istenmektedir. Daha sonra gelecek olanlar gelince, onlar da bu saygıyı,
onun sünnetine karşı göstermeli, hadîsleri sükûnet ve saygıyla
dinlemeli ve gereklerini tam anlamıyla uygulamalıdırlar. 26–Hucurât
49/2. 27–Hucurât 49/3. 28–Bakara 2/136; 137; 285; Nisâ 4/152; A'râf
7/158; Teğâbun 64/8... 29–Âli İmrân 3/3132; Nisâ 4/1314; 6465; 69;
Tevbe 9/71... 30–Âli İmrân 3/31; Tevbe 9/24. 31–Ahzâb 33/56.
32–Dâmeğânî, Hüseyn b. Muhammed, Kâmûsu'lKur'ân, Dâru'1İlm
Li'1Melâyîn Beyrut 1985, s. 284285; Râğıb, el İsfehânî, el Müfredât,
Dâru'1Ma'rife, Beyrut ts; s. 285286; İbn Fâris, Ebu'1Hüseyn Ahmed b.
Fâris b. Zekeriyya, Mu'cemu 'l Mekâyîs fi'l Lüğa, (Neşr: Şihâbuddîn Ebû
Amr), Dâru'1Fikr, Beyrut 1994, s. 572573. 33– Râğıb, a.g.e, s. 285;
İbn Fâris, a.g.e, s.573. 34–Dâmeğânî, a.g.e, s. 284; Râğıb, a.g.e, s.
285; Cessâs, Ebûbekr Ahmed b. Ali erRâzî, Ahkâmu'lKur'ân, Dâru
İhyâi'tTurâsi'1 Arabî, Beyrut 1985, 5/231, 243; Kâdı Iyaz, Ebu'1Fadl
elYehsubî, eyŞifâ Bi Ta'rfi Hukûki'l Mustafâ, Dâru'1Fikr, Beyrut 1988,
2/60; İbn Kesîr, Ebu'1Fidâ İsmâîl edDımeşki, Tefsîru'lKur'âni'l Azîm,
Dâru Kahraman, ıst.1992, 6/447 vd. 35–Kâdı Iyaz, a.g.e, 2/6061.
36–Ahzâb 33/56. 37–Cessâs, a.g.e, 5/243; İbnü'1Arabî,
Ahkâmu'lKur'ân, 3/623; Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed b. Ahmed,
elCâmi'li Ahkâmi'lKur'ân, Beyrut 1985, 14/232233; Sâbûnî, M. Ali,
Revâiu 'lBeyân Tefsîru Ayâti'lAhkâm Mine'lKur'ân, Dersaadet Kitabevi,
İst.ts. 2/366; Elmalılı, Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur'ân Dili, Feza
Gazetecilik A.Ş, ts; 6/333. 38–Sâbûnî, a.g.e, 2/367. 39–Tirmizî.
Daavât 110; Ahmed b. Hanbel, 2/254. 40–Heysemî, Nûreddîn Ali b.
Ebûbekr, Mecmeu'zZevâid ve Menbeu'lFevâid, Dâru'rReyyân, Kâhire 1987,
10/164166; Kurtubî, a.g.e, 14/233; İbn Kesîr, a.g.e, 6/465466.
41–Nesâî Sehv 55. 42–Nesâî Sehv 55. 43–Tirmizî Salât 357.
44–Tirmizî Daavât 110. 45–Nesâî Sehv 46. 46–Buhârî, Enbiyâ 10;
Tefsîru Sûreti (33) 10: Daavât 31, 32; Müslim, Salât 65, 66, 68, 69;
Ebû Dâvûd, Salât 179; Tirmizî, Vitr 20; Tefsîru Sûreti (33) 23; Nesâî,
Sehv 49, 54; İbn Mâce, İkâme 25; Dârimî, Salât 85; Muvatta, Sefer 66,
67; Ahmed b. Hanbel, 1/162, 199; 3/47; 4/118, 119, 241, 243, 244;
5/274. 374, 424. 47–Cessâs. a.g.e, 5/243; Kurtubî, a.g.e, 14/233;
Elmalılı, a.g.e, 6/333. 48–Zuhaylî, Vehbe, etTefsîru'lMunîr,
Dâru'1Fikr, Beyrut 1991, 22/102; Sâbûnî, a.g.e, 2/367 vd. 49–Kâdı
Iyaz, a.g.e, 2/6468: Zuhaylî, a.g.e, 22/99. 50–Râzî, Fahruddin
Muhammed b. Ömer b. Huseyn b. Hasan b. Ali et–Teymî,
etTefsîru'lKebîr, Dâru'1Kütübi'Iİlmiyye, Beyrut 1990, 25/196. 51–Ebû
Dâvud, Vitr 26; Dârimî, Rikâk 58; Ahmed b. Hanbel, 2/172, 187; 3/102,
261. 52–Râzî, a.g.e, 25/196. 53–Tevbe 9/103
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 122
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|