|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.630
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 971
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 4.569
Forum mesajları: 16.496
Sayfa izlenimi: 861.590
Bugünkü sayfa izlenimi: 471
En son üyemiz: deli1453
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.16
|
|
Halidiye.com | Mütevâtir Hadisler
Mütevâtir Hadisler
Mütevâtir Hadisler
Akif COŞKUN
Hicrî ilk üç asır İslâmî ilimlerin oluşum
devresidir. Daha sonraki asırlar için ihtiyaç duyulacak materyal bu
dönemde yer yer işlenerek, bazen de, işlenmeye hazır hale getirilerek
bir birikime tâbi tutulur. Ana çizgileri ile belirlenen birçok ilmî
branş, ismen de, bu dönemin yadigârıdır.
Hiçbir ilim insan ömrü kadar kısa bir sürede tam mânâsı ile oluşmaz ve
mükemmeliyeti yakalayamaz. Mükemmellik kendine ait şartlarla
oluşabilir. Şüphesiz, temellerin sağlam tesbiti, aşılmazlığa ulaşmanın
en temel şartı olsa gerek. Bu açıdan bakıldığında, daha sonra bir
toplum, bir medeniyet, bir düşünce yapısı ve derin manevî hayat
açılımlarına beşiklik edecek bu ilk dönem gayretleri, her türlü
takdirin üzerinde bir canlılık izlenimi verir. Sahabe, Allah Resûlü
ile; tabiîn, sahabe ve Asr-ı Saadet ile iç içedir. Dolayısıyla tebe-i
tabiîn, üçünçü bir kuşak olarak gözlerini dünyaya açtığında kendisini
hareketli ve samimi bir ilim ortamında buldu. Onlar da bu ilim ortamına
daha bir renk, daha bir ahenk kattılar.
Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şerifler o gün için her şeyi ile
Müslümanların hayatlarını dolduran en önemli işti, vazifeydi. Murad-ı
ilâhîyi anlamak, hikmet-i Nebiyi en yüksek seviyede kavrayabilmek için
metodlar geliştiriliyordu. İslâm dininin iki temel kaynağı olan
Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şerifler, kendi içinde daha sonra her biri
müstakil ilim dalı haline gelecek olan şubelerine bu erken dönemde
ayrılmaya başladı.
Hadis ilimleri, birçok dallara ve sınıflara ayrılmış geniş bir ilimler
kütüphanesinin ortak bir ismi olarak kullanılır. Bizim bu makalede ele
aldığımız konu, bu zengin kütüphane içinde oldukça mevzii bir yer işgal
eden mütevâtir hadisler çerçevesinde şekilleniyor.
Hadis ilminin asıl malzemesini metin, senet ve ravi kriterleri
açısından araştırmaya mevzu teşkil eden “âhâd hadis” dediğimiz kısım
oluşturur. Mütevâtir hadisler, taşıdıkları hususiyetlerden dolayı senet
ve rical kritiği takibine alınmazlar. Bu yüzden, hadis usûlü ile
alâkalı eserlerde mütevâtir hadislere dair bahisler oldukça kısadır.
Hatta bunlar, meşhur hadislerin bir kısmı olarak ele alınır. İbn Hacer,
mütevâtir hadislerle meşhur hadisler arasında tek yönlü bir umum-husus
olduğunu söyler: Her mütevâtir hadis aynı zamanda meşhur hadis özelliği
taşır. Ancak her meşhur hadis mütevâtir olmaz. Mütevâtir hadislerle ile
alâkalı müstakil eserlere gelince, bunların oldukça geç bir dönemde
kaleme alındığı bilinmektedir.
Konu ile alâkalı tafsilata girmeden önce çok tekrar edecek olan bazı ıstılahları kısaca izah etmemiz gerekiyor.
Tabaka: Lügatte, fertleri birbirine benzeyen topluluk veya
grup demektir.1 Istılah açısından ise, hem yaş hem de hadis isnadı
açısından birbirine yakın olanlar ya da sadece isnad yönüyle aynı
derecede bulunanlar demektir. Buna göre sahabe bir tabakadır. Tabiîn
bir tabakadır. Tebe-i tabiîn ayrı bir tabakadır.2
Yakîn: İslâmî ilimler terminolojisinde geniş bir kullanım
sahası bulan bu kelime, burada mütevatir haberin insanda hasıl edeceği
ilim açısından ele alınmıştır. Vakıaya uygun, her türlü şüphe
endişesinden salim olan ve kesinlik arzeden bir itikat demektir ki,
bunu hasıl eden haber, mütevâtir haberdir.3
Zarurî İlim: Herhangi bir delile ve ilmî araştırmaya ihtiyaç
duymaksızın elde edilen ve ulaşılabilen bilgi demektir. Zarurî ilim
hasıl etmek, mütevatir hadisin ayırıcı vasfıdır. Meşhur ve âhâd
hadisler, haricî birtakım delillerle takviye edilseler de zarurî ilim
ifade edemez, ancak nazarî ilim ifade ederler.4 Nazarî İlim: Belli deliller ve araştırmalar neticesi kişide
hasıl olan ilimdir. Bu bilginin bir şey ifade etmesi için, muhatapların
meselenin isbatı adına ileri sürülen delilleri anlayabilecek durumda
olmaları gerekir. Nazarî ilim ifade etme, âhâd hadislerin bir
özelliğidir.
Mütevâtir Kavramı
Mütevâtir, kelime itibarıyla “tefâul” vezninden ism-i fâildir. Birbiri
ardınca zuhur etmek ya da birbiri ardınca meydana gelen şeyler arasında
bir miktar fasıla olup peyderpey zuhur etmek demektir.5
Kur’ân-ı Kerim’de “mütevâtir” ile aynı kökten gelen “tetrâ” kelimesi
için müfessirler, “fasıla ile birbirini takip etme” şeklinde bir yorum
getirmişlerdir. Mü’minûn sûresinin 44. ayetinde “tetrâ” kelimesi için
İmam Suyûtî, “(aralarında uzun bir zaman olmakla) ardı arkasına
gönderdik”6 şeklinde; Taberî, İbn Abbas’dan (r.a) bir rivayette
“bazılarını bazılarının peşinden veya izinden”7 diye açıklama getirir.
M. Hamdi Yazır tefsirinde, mezkûr ayete “sonra ardı ardına
resûllerimizi gönderdik”8 şeklinde meal vermiştir.
Istılah açısından mütevâtir, genellikle aynı mânâyı ifade eden bazen
kısa, bazen şartlarını da içine alacak şekilde genişçe tarif
edilmiştir. Hatib el-Bağdadî, özlü bir tarifle “yalan üzerine
ittifakları âdeten muhal olan bir topluluğun rivayet ettiği haberdir.
Haber bu yolla tevatüre ulaştığında zarureten ilim ifade eder”9 der.
Şartlarını da içine alan daha geniş bir tarif de şöyledir: Yalan
üzerine ittifakları mümkün olmayan bir topluluğun yine, kemmî (sayısal)
açıdan kendileri gibi olan bir topluluktan aldıkları haberdir ki, aynı
keyfiyet Allah Rasülü’ne (s.a.s) kadar öylece ulaşır. Böylesi bir
münasebetin sağlanabilmesi, topluluklar arasında herhangi bir
kopukluğun olmaması ile mümkündür ki, bu şartlar tahakkuk ettiğinde söz
konusu haber Allah Resûlü’nden (s.a.s) işitilmiş konumuna gelir.10
Mütevâtir Hadislerin Şartları
Yukarıdaki tarifin muhtevasından da anlaşılacağı üzere haberin mütevâtir olabilmesi için şu üç şartı taşıması icap eder.
1- Haber, yalan üzere birleşmeleri âdeten muhal olan bir
topluluk tarafından rivayet edilmiş olmalıdır. Haberi rivayet eden bu
topluluğun sayısı hakkında değişik delillerle farklı sayılar
belirtilmiş olsa da (dört, beş, on, on iki...), serdedilen delillerin
her biri bulunduğu konu ile alâkalı olduğundan hüsnükabul
görmemiştir.11 Zira burada önemli olan sayı hakkında bir tahditten çok,
yalan üzere birleşme ihtimalini aklın muhal göreceği bir topluluğun
rivayetinin gerçekleşmesidir. Bu konuda İbn Hacer, muayyen bir sayının
söz konusu olmadığını, haberin her tabakada bir cemaat tarafından
rivayet edilmesi gerektiğini söyler.12
2- Haberin mahsusâta, yani görülmüş, işitilmiş bir vak’aya dair
olması gerekir. Delillerle ispatı veya nefyi mümkün olan hâdiseler için
şahitlerin adet çokluğu veya azlığı vakıayı değiştirmeyeceğinden bir
şey ifade etmez. Meselâ iki kere ikinin dört ettiğini isbat için
insanların şahid tutulmasına gerek yoktur, çünkü bunun neticeye bir
tesiri olmaz, çünkü mesele aklî bir meseledir.13
3- Haber, her tabakada tevâtür vasfını taşımalıdır. Hadis için,
sahabe ve tâbiîn dönemlerinde tevâtürü gerçekleştirecek kalabalık bir
topluluğa ulaşılmış olmalıdır. Ravî adedi bu tabakaların herhangi
birinde tevâtürü bulmaz ise bu durumda haber mütevâtir olmaz. Nitekim
daha sonraki dönemlerde birçok âhâd haber, kalabalık bir cemaat
tarafından rivayet edilir olmuştur. Aynı şekilde, haber, ilk tabakada
tevâtüre ulaşmışken, orta ve son tabakalardan birinde tevâtür
derecesine ulaşamaz ise, mütevâtir olma özelliğini kaybetmiş olur.14
Bu şartlara ek olarak başka şartlar da zikredilmiştir. Ancak bu şartlar
hakkında tam bir fikir birliği sağlanamamıştır. Bazı hadisçiler
mütevâtir şartının tahakkuk etmesini ravilerin Müslüman olması ile
sınırlandırmışlardır. Ancak ravilerin keyfiyeti, Müslüman olmaları veya
başka dinlere mensup olmaları mütevâtir haberin özelliğini
değiştirmeyeceğinden bu şart hadis usulcülerinin hususi bir şartı
olarak düşünülmüştür.15
Mütevâtir Haberin Kısımları
Yukarıdaki şartları taşıyan mütevâtir hadisler ayrıca rivayet edilme yönleriyle de iki kısma ayrılırlar:
1- Lafzî Mütevâtir: Ravilerin rivayet ettikleri hadisin lafzında
ittifak etmiş oldukları hadislerdir ki, mutlak mânâda mütevâtir
denildiğinde lafzî mütevâtir anlaşılır. Lafzî mütevâtir konusunda bütün
ümmetin ittifakıyla Kur’ân-ı Kerim’in Efendimiz (s.a.s)’den tevatürün
bütün şartlarını haiz olarak, aslî özelliğiyle asırları aşıp bize
ulaşması misal gösterilir. Bu hakikat, ümmet arasında ortak bir kabule
mazhardır. Artık hiç kimse, “Kur’ân-ı Kerim’in ravileri kimdir, raviler
rivayet şartlarını taşıyorlar mı?” sorularını sorma ihtiyacı duymaz.
Çünkü bu hakikat öylesine bedihîdir ki, bütün insanları bu gerçeği
kabule mecbur eder.
Yine muhaddisler, lafzî mütevâtir hadislere “Kim bana, kasdî olarak
yalan isnad ederse cehennemdeki yerine hazırlansın.”16 hadisini misâl
verirler. İbn Cevzî, Mevzuâtında bu hadisi, 61 sahabinin rivayet
ettiğini söyler ve hadisi ravileriyle beraber zikreder.17 İmam Suyutî
aynı hadisin 100’den fazla ravisi olduğunu söyler.18
Münâvi, Camiü’s-Sağir şerhinde bu hadisin, aynı mânâ ve yakın
lafızlarla iki yüz sahabi tarafından rivayet edildiğini söyler.19 İbn
Hacer, aşere-i mübeşşerenin (cennetle müjdelenen on sahabi) bu hadiste
bir araya geldikleri gibi, başka bir hadiste birleşmediklerini
zikreder.20
2-Manevî Mütevâtir: Tevâtür şartlarını taşıyan ravilerin ortak
bir mevzu etrafındaki rivayetleridir ki, bu kısımda ortak bir lafızda
birleşme şartı yoktur. Burada önemli olan ortak mevzu (kadrü müşterek)
etrafında ittifakın sağlanmasıdır. Lafzî mütevâtire nazaran şartları
farklı bir zaviyeden değerlendirilen mânevî mütevâtir hadisler, farklı
lafızlarla rivayet edilmiş olsalar da, ortak bir mânâyı takviye
etmeleri yönüyle mevzunun kat’iliğini ortaya koyarlar. Duada ellerin
kaldırılması,21 âhir zamanda zuhur edecek fitneler, havz, inşikak-ı
kamer, şefaat ve benzeri konulardaki gibi hadisler bu minval üzere
rivayet olunmuşlardır. Manevî mütevâtir hadisler adet itibarıyla lafzî
olanlardan oldukça fazladır. Ayrıca manevî mütevâtir olan hadislerin
her biri sahih, hasen nevilerine ayrılabilir ki, hadis ilmi içerisinde
incelenirler.
Manevî mütevâtir olarak değerlendirilebilecek bir diğer tabir de “amelî
mütevâtir” kavramıdır.22 Namazların vakitleri, namazların rekat
sayıları, bayram namazları, cenaze namazı gibi uygulamalar bu
türdendir. Ayrıca bunlar, Müslüman cemaatin bir meselede icma
etmelerine de benzemektedir. Dolayısı ile tevâtüre ulaşan meseleler,
dalâlet üzerinde birleşmeyecekleri garantisi altında bulunan bu ümmetin
icmâî bir teyidini de taşımaktadır.23
Mütevâtir hadisin arzu edilen şartlarının gerçekleşme zorluğundan
dolayı, bazı âlimler Kur’ân-ı Kerim dışında lafzî mütevâtirin
olmadığını söylemişlerse24 de ileri sürdükleri deliller farklı şekilde
yorumlanmıştır. İbn Salah’ın bu konudaki düşüncelerine Zeynüddin
el-Iraki25 ve İbn Hacer cevap vermişler, mütevâtir hadislerin, hadis
külliyâtı içindeki ehemmiyetine dikkat çekmişlerdir.26
Mütevâtir Hadisin Hükmü
Hadis-i şerifler inanan insanların hayatlarını şekillendirme yönüyle
tartışma götürmez bir ehemmiyet arz ederler. Bu tesir, ilk plânda çoğu
zaman mütevâtir, meşhur, âhâd taksimine ihtiyaç olmaksızın pratik
hayatta hükmünü icra eder; ki bunun böyle olduğu konusunda –şaz bazı
eğilimleri nazar-ı itibare almazsak– ümmet arasında bir mutabakatın
varlığından söz edilebilir.
Mütevâtir hadisler, fıkhî hükümlere dayanak olmaları açısından ayrı bir
önem taşırlar. Ümmetin genel kabulüne mazhar olmuş bir haber, ümmetin o
meseledeki icma dokunulmazlığını ifade eder. İmam Serahsî, Usûlü’nde
konuya geniş yer verir. O’na göre: Mütevâtir hadisler, Cenâb-ı Hakk’ın
bir hikmet tecellisidir. Bu esas, ilâhî ahkamın, resûllerin vefatı ile
sona ermeyip devam etmesi, hususî ile Allah Resûlü’nün kıyamete kadar
devam edecek olan risaletinin sürekliliği açısından ayrı bir kıymeti
haizdir. Bu irtibat da ancak kesin bilgi ile hakiki mânâda
gerçekleşebilir.27 Asr-ı Saadete yetişemeyen Müslümanlar dinleri ile
alâkalı bazı mevzulara Allah Resûlü’nün mübarek ağzından
dinliyormuşçasına ulaşabilmeliler ki, arzu edilen o güçlü irtibat
hakkıyla tahakkuk etsin.
Yine İmam Serahsî, mütevâtir hadisin hükmü ile alâkalı olarak “Bizim
mezhep alimlerimize göre tevâtür ile sabit olan haber zarurî ilim ifade
eder.”demektedir.28
Hücciyyetü’s-Sünne müellifi, hadisin şer’î delil olma özelliğinden
bahsederken, “Mütevâtir haberi inkâr eden, orada Allah Resûlü’nden
(s.a.s) gelen bir şeyi inkâr ettiği için, yani din ifade eden bir şeyi
inkârından dolayı küfre girmiş olur. Yoksa Bağdat’ın varlığını inkâr
eden kimse niye küfre girsin ki!"29
Fahru’l-İslâm Pezdevî, mütevâtir hadis olarak tesbit edilen bir haberi
inkâr edenin ve bu habere muhalif hareket eden kimsenin küfre
düşeceğini ifade eder.30 Yine el-Kâsımî, mütevâtir haberler ile amel
etmenin zorunlu olduğunu çünkü bu haberlerin ilm-i zarurî ifade
ettiğini belirtir.31
Netice olarak denilebilir ki: Mütevâtir hadisler, dinî hükümlerin kat’î
mesnedleridirler. Şartların tam tahakkuk etmesi halinde, mütevâtir
hadisin inkârı kişiyi imanî açıdan tehlikeli bir duruma sokmaktadır.
Mütevâtir Hadislere Dair Eserler
Hadis ilimleri ile alâkalı eserler ilk dönemden itibaren kaleme
alınmaya başlanmıştır. Hadis edebiyatı, her geçen asır orijinal
eserlerle, sürekli büyüyen çok zengin bir kitap koleksiyonuna sahip
olmuştur.
Mütevâtir hadisler, sahih hadis kitaplarında mevzuları ile alâkalı
yerlerde ravileriyle birlikte zikredilmektedir. İmam Sehavî, mütevâtir
hadislerle alâkalı olarak İmam Zerkeşi’nin bir eserinden bahseder;
ancak eser hakkında herhangi bir bilgiye yer vermez.32
Birçok mevzuda kendisine çok şey borçlu olduğumuz İmam Suyûtî burada da
bir ilki gerçekleştirir ve gerekli malumatı derleyiverir: “(Mütevâtir
hadisler) mevzuunda şimdiye kadar kimsenin telif etmeyi düşünmediği bir
kitabı telife niyet ettim. el-Ezharu’l-Mütenasira fi’l-Ahbari’l-Mütevâtira adını verdiğim bu kitabıma, mütevâtir hadisleri bab sırasına göre tertip ederek aldım. Daha sonra bu eserimi Katfu’l-Ezhari’l-Mütenâsira fi’l-Ahbâri’l-Mütevâtira
ismi altında özetledim. Hulâsa ettiğim bu eserimde, hadisi rivayet eden
on sahabi ile, bu rivayete yer veren meşhur hadis kitaplarını
zikrettim.”33 Suyûtî bu sözlerle tanıttığı bu eserinde 113 adet
mütevâtir hadise yer vermiştir. Eser, 312 sahife olarak 1985 yılında
Beyrut’ta basılmıştır.
Diğer bir eser, İbn Tolun’un (v.953) el-Leâli’l-Mütenâsira fi’l-Ehadisi’l-Mütevatira’sıdır.
İbn Tolun’un bu eserini, Zebîdî ismiyle meşhur Ebu’l-Feyz Muhammed Murtaza el-Hüseynî ez-Zebîdî (v.1205) ihtisar etmiş ve ona “Laktu’l-Leâli’l-Mûtenâsira fi’l-Ehadisi’l-Mûtevâtira” ismini vermiştir.
İmam-ı Zebîdî, bu eserinde 60 kadar hadisi, ravilerini, kaynaklarıyla
birlikte ayrı ayrı zikretmiştir. İlk defa 1985’te tahkikli olarak
basılan eserin bir diğer özelliği, kitapta geçen mütevâtir hadislerin,
mütevâtire ait yazılan eserlerdeki yerlerinin de gösterilmiş olmasıdır.
İmâm-ı Zebidî, “men kezebe...” hadisinin 99 ravisini34 , “Havz”
hadisini 50 zatın rivayet ettiğini,35 “İsrâ” ile alâkalı hadisin 27
ravisini36 zikreder. “Şefaat” hadisi için de 12 ravinin ismini
vermiştir.
El-Kettânî olarak bilinen, Seyyid Şerif Muhammed b. Cafer (v.1345)
kendi tesbit ettiği mütevâtir hadislere, İmam-ı Suyuti’nin
el-Ezhar’ındaki hadisleri de ilave etmiş ve müstakil bablara ayırarak Nazmu’l-Mütenâsira mine’l-Ehadisi’l-Mütevâtira adlı eseri vücuda getirmiştir.
El-Kettânî, bu eserinde 320 kadar mütevâtir hadisi, sahabe ve tabiîn
ravilerini isimleri ile zikretmiş daha sonra da kısa da olsa zikrettiği
her hadis hakkında alimlerin görüşlerine yer vermiştir.
Her ne kadar mütevâtir hadislerde ravilerin sayı ve keyfiyeti için bir
tahdit söz konusu değilse de ravilerin ismen zikri okuyucuya bir fikir
vermesi açısından önem arzeder. Yine bu eserde el-Kettânî, mütevâtir
ile alâkalı kıymetli bilgilere kitabının baş kısmında oldukça geniş yer
vermiş. Ancak, bu eserin daha kullanılır bir hale getirilmesi için, hiç
olmazsa ez-Zebidi’nin kitabındaki kadar teknik bir mesaiye ihtiyaç
hissedilmektedir.
İsnad, bu ümmet için, taşıdığı ehemmiyet ve ihtiva ettiği geniş mânâ
açısından Cenâb-ı Hakk’ın bir lutfu ve bu dinin bir hususiyetidir.37
Hele tamamıyla nakil eksenli olan tarihî malumat nazar-ı itibare
alındığında, İslâmî kaynakların ne gibi bir avantaja sahip olduğu daha
iyi anlaşılır. Böylesine koruyucu bir hassasiyetten mahrum olan tarihî
hâdiselere akacak vahiyatın ölçüsüzlüğü ise hesap edilemeyecek kadar
büyüktür. Bu mevzuda Ahmet Naim Efendi “Tecrid Tercemesi’nin birinci
cildinde “Metodoloji’den Bir Bahis”38 ve “Bir Mukayese”39 adlı makalelerinde konuyu etraflıca ve mahirâne ele almaktadır.
Yukarıda yer yer değinmeye çalıştığımız gibi, bugün Amerika kıt’asının
varlığını kabul etmeyen bir kişi, sadece aklî bir problemle karşı
karşıya olarak düşünülür. Ama konu Allah’ın Peygamberi’ne ait bir
mesele olunca dinin kriterleri devreye girer. Dolayısıyla bir mütevâtir
hadisi inkâr eden kişi, dinin temel kaynaklarından biri olan hadis-i
şeriflerden birini kabul etmeyen kimse durumuna düşmüş olur.
“İslâmî İlimlerin Altın Çağı” olan ilk üç asır, Allah’ın lütfuna karşı,
liyakat ortaya koyma gayretlerinin en zirvelerine sahne olmuştur. Vaz’
edilen muhkem prensipler de o dönem insanının aşkın gayretlerinin
mahsulleridir. Günümüzün “İslâmî ilim” tutkunlarına, bu berrak
kaynaktan istifadenin yollarını arama düşmektedir. “Altın Kuşak” adını
verdiği o nesilleri ve onların gördükleri misyonu M. Fethullah Gülen
Hocaefendi’nin kaleminden aktarmak suretiyle makalemizi noktalamış
olalım:
“Dinlediler, bellediler, tahkik ettiler, yaşadılar ve
naklettiler...Böylece Sünnet de Kitap (Kur’ân-ı Kerim) gibi o pâk
kanallardan başlayarak, yine pâk kanallardan geçe geçe bugünlere geldi
ulaştı...Ve kıyamete kadar devam edecek ani’l-merkez gücüyle...”40
DİPNOTLAR
1) İbn Manzur, Lisanu’l-Arab, “TBK” mad.
2) Zafer Ahmed et-Tahanevi, Kavaid fi Ulumi’l-Hadis, s. 47, 48; Mücteba Uğur, Hadis Terimleri Sözlüğü, s. 380
3) İbn Hacer, Şerhu’n-Nuhbe Nüzhetü’n-Nazar fi Tavdihi Nuhbetü’l-Fiker, s. 40.
4) Nevevi, Sahihu Müslim bi Şerhi’n-Nevevi, c. 1, s. 20
5) Asım Efendi, Kamus Tercemesi , c. 2, s. 735
6) Suyûtî, Tefsiru’l-Celâleyn, c. 2, s. 47.
7) et-Taberî, Câmiu’l-Beyân, c. 18, s. 24.
8) Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili c. 5, s. 3455.
9) Hatib el-Bağdadi, el-Kifaye fi İlmi’r-Rivaye, s. 61; İbn Abdilber, Camiu Beyani’l-İlm ve Fadlihi, c. 2, s. 34
10) Serahsi, Usulü’s-Serahsi, c. 1, s. 282-283. Abdül’l-Aziz el-Buhari,
Keşfu’l-Esrar an Usul-I Fahri’l-İslâm el-Pezdevi, c. 2, s. 671
11) İbn Hacer, Şerhu’n-Nuhbe Nüzhetü’n-Nazar fi Tavdihi
Nuhbetü’l-Fiker, s. 38. Abdu’l-Hay el-Leknevi, Zaferu’l-Emani
Muhtasaru’l-Cürcani, s. 40. Muhammed b. Abdülhamid el-Esmendi, s. 383
12) İbn Hacer, Şerhu’n-Nuhbe, s. 38; Fethu’l-Bari, c. 1, s. 246
13) İbn Hacer, Şerhu’n-Nuhbe, s. 39
14) Ahmed Naim, Tecrid-i Sarih Tercemesi, c. 1, s. 102
15) Leknevi, Zaferu’l-Emani, s. 43, 44; Ali Osman Koçkuzu, Rivayet
İlimlerinde Haber-i Vahidlerin İtikad ve Teşri Yönlerinden Değeri, s.
61
16) Buhari, İlim, 38; Müslim, İman 113; Ebu Davud; İlm, 4; Tirmizi,
Fiten, 80; İbn Mace, Mukaddime, 4; Darimi, Mukaddime, 25; Ahmed b.
Hanbel, Müsned, c. 1, s. 65, 70, 78.
17) İbnu’l-Cevzî, Mevzuat, c. 1, s. 56
18) Suyutî, Tedribu’r-Ravi, s. 177
19) Münavi, Feyzu’l-Kadir Şerhu Camii’s-Sağir, c. 6, s. 216
20) İbn Hacer, Fethu’l-Bari, c. 1, s. 246; Leknevî, Zaferu’l-Emani, s.40.
21) Suyutî, Tedribu’r-Ravi, s. 375
22) İbrahim b. Ali l-i Küleyb, Mühimmatu Ulumi’l-Hadis, s. 91
23) İbn Abdilber, Camiu Beyani’l-İlm ve Fadlihi, c. 2, s. 34
Muhammed b. Abdülhamid el-Esmendi, s. 383
24) İbn Salah, Ulumu’l-Hadis, s. 267
25) Zeynüddin el-Iraki, et-Takyid ve’l-İzah, s. 265
26) İbn Hacer, Şerhu’n-Nuhbe, 42
27) Serahsî, Usûlü’s-Serahsî, c. 1, s. 284
28) Serahsî, Usûlü’s-Serahsî, c. 1, s. 291; Abdü’l Aziz el-Buharî, Keşfu’l-Esrar an Usûli Fahri’l-İslâm el-Pezdevî, c. 2, s. 659
29) Abdü’l-¼ani Abdü’l-Halık, Hücciyyetü’s-Sünne, s. 253
30) Abdü’l-Aziz el-Buharî, Keşfu’l-Esrar, c. 2, s. 671
31) M. Cemaleddin el-Kâsimî, Kavâidü’t-Tahdis min Fünuni Mustalahi’l-Hadis, s. 151; İbn Hacer, Şerhu’n-Nuhbe, s. 42.
32) Sehavî, Fethu’l-Muğis, c.3, s.44
33) Suyuti, Tedribu’r-Ravi, s. 374
34) Muhammed Murtaza el-Hüseyni ez-Zebidi, Laktu’l-Leali’l –Mütenasira fi’l-Ehadisi’l-Mütevatira, s. 263.
35) ez-Zebidî, a.g.e. s. 229.
36) ez-Zebidî, a.g.e. s. 78.
37) Nevevî, Sahih-i Müslim bi Şerhi’n-Nevevi, c. 1, s. 84
38) Ahmed Naim, a.g.e. c. 1, s. 82
39) Ahmed Naim, a.g.e, c. 1, s. 91
40) M. Fethullah Gülen, Sonsuz Nur, c. 3, s. 50.
|
Tarih: 18.02.2008 Hit: 117
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|