Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» Ehlullah.com
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» İnkişaf
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Tahavi
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Guraba
» Hak-Dilaram
» ResimKalesi
» Hazırindir
» Rıhle Dergisi






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.628
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 971
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 4.556
Forum mesajları: 16.432
Sayfa izlenimi: 859.884
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.948
En son üyemiz: beyaz

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.16

  Halidiye.com | Bu Babın İnceliklerinden Kalan Şeyler

Bu Babın İnceliklerinden Kalan Şeyler

Bu Babın İnceliklerinden Kalan Şeyler

 

Bu incelikler cümlesinden biri hükümler istinbatıdır. Bu konu da pek genişdir. Kelamın mana yollarını, iymalarını ve geretirmelerini muttalı olmak hususunda akl için geniş bir meydan, külli bir ihtilaf vardır. Bu fakire istinbatın on kısım içine sıkışdırılması ilham olunmuşdur. Bu kısımları sıralamak, istinbat edilmiş hükümlerden çoğunu ölçmek ve tardmak için bu makale büyük bir terazidir. Bu kısımlardan biri tevcih’dir. Tevcih, dalları çok bir ilimdir ki şarihler bunu metinleri şerh etmekde kullanırlar. Ve bu tevcihleri ile onların zekalarını imtihanı nasıl olur ve yine bununla onların mertebelerinin birbirinden ıraklaşması meydana çıkar. Sahabiler, o asırda, tevcih kanunları süzülüb ortaya çıkarılmamakla beraber Kur’an’ın tevcihi hakkında kelam etmişler ve bu hususda  sözü çoğaltmışlardır.

Tevcihin hakikatı şudur:Musannıfın kelamında anlama zorluğu vakı olursa, şarih bu zorluğu çözünceye kadar durur (zorluğu çözmesine tevcih denir).

Kitap okuyucularının zihinleri bir mertebede olmadığından, tevcih deyince bir mertebede olmaz. Bundan ötürü yeni başlayan mübtedilere nisbetle olan tevcih, ilimde ilerlemiş kimselere nisbetle olan tevcihden başkadır. Çünkü ilerlemiş kimsenin kalbine bazan bir anlama zorluğu gelirde o bunu çözmeye ihtiyaç duyar, yeni başlayan ise bu zorlukdan gafildir. Çünkü onu ihata etmeye kadir olamaz. Kelamdan bir çoğu vardır ki mübtedi onu güç bulup güçlenir. İlimde ilerlemiş kimsenin zihninde ise burada hiç bir zorluk hasıl olmaz.

Zihinlerin her yanıyla ihata eden kimseye gelince öylesi cumhurun haline (yahut çözümüne) iner ve onların zihinlerine göre konuşur. O halde muhasama ayetlerinde tevcihin dayanacağı şey, hasım fırkaların mezheplerini doğru ve yerli yerinde dürüst yazmak ve hüccet getirme vechini süzüb ortaya çıkarmakdır. Ahkam ayetlerinde ise dayanılacak şey mes’elelerin suretlerini tesvir etmek, ihtirazı ve diğer neviden olan kayıdların faidelerini zikreylemekdir. Allah’ın nimetlerin hatırlatma ayetlerinde umde, bu nimetleri tasvir etmek ve her birinin cüz’i (yani teker tker)yerlerini beyan eylemekdir. Allah’ın günlerini ve büyük işleri hatırlatma ayetlerinde umde yani itimad olunacak şey ise kıssaların bazısını bazısı üzerine toplayıp düzenlemek ve kıssanın sevkinde bulunacak olan ta’rizin hakkını tamamıyla vermektir. Ölümü ve ölümden sonraki işleri hatırlatma ayetlerinde dayanılacak şey, bu suretle tasvir etmek ve o halleri takrir eylemekdir.

Tevcih fenerinden bazıları da şunlardır: Ülfet olmadığından yani alışıklık olmadığı için zihinlerden uzak olana yakınlaştırmak, iki delil yahud iki ta’riz yahud ma’kul ile menkul arasında bulunan muarazayı kesmek, biribirine girib seçilmez olmuş iki şey arasını ayırmak, birbirine muhalif iki şey arasını uyuşdurmak, işaret edilmiş bir va’din doğruluğunu beyan etmek ve Peygamberin, Kur’an Azimde emredilen şeyleri bilme keyfiyetini beyan eylemek.

Ve topluca söylenirse Sahabilerin tefsirinde tevcih çokdur. İnsan zorluk cihetini mufassal olarak iyice belirlemedikçe makamın hakkını yerine getiremez. Sonra insan zorluğun çözülmesi hususunda tafsil suretiyle konuşur, sonra da kavilleri ve görüşleri tartar.

Kelamcıların, müteşabihleri te’vil hususunda ve ilahi sıfatların hakikatını beyan hususunda yapmakda oldukları aşırılık ve haddi aşma işine gelince bu benim mezhebimden uzakdır. Çünkü benim mezhebim, Malik (179) in, es-Sevri (161) nin, Abdullah İbnu’l-Mubarek (181) in ve diğer kadim imamların mezhebidir.

Bu da müteşabihler işinin, zahirleri üzere olması, te’vile dalmayı, istinbat edilmiş hükümlerde çekişmeyi, hususi bir mezhebi muhkem kılmayı ve ondan başka olan konumları atıb uzaklaştırmayı- terk etmekdir. Kur’an-i delilleri def etmek için  hile yapmak benim indimde sahih değildir. Ve ben bunun Kur’an’la nizalaşma ve onu beri öte kakışdırma kabilinden olmasından korkarım. Lazım olan ise ancak ayetlerin medlulünün aranması ve ayet medlulnün mezheb edinilmesidir. Yani ayet medlulünün muvafık yahud muhalif olan herkesin gideceği bir yol edinilmesidir.

Kur’an lugatına gelince onun, ilk arabların kullanmasından alınması gerekir, kuli i’timad da sahabi ve tabiilerin eserleri üzerinde olmalıdır.

Kur’an’ın nahvinde acib bir açıklık ve aralık vukua gelmişdir. Bunun sebebi de nahivcilerden bir cemaatın Sibeveyh (188.194?) mezhebini tercih etmiş olmalarıdır. Onlar Sibeveyh mezhebine muvafık olmayanı bu, uzak bir te’vil olsa da te’vil eder haldedirler. Bu da bence sahih değildir. Binaenaleyh en kuvvetli olana, siyak ve sibaka yani sonra gelecek kelam ile önce geçen kelama en uygun bulunana tabi olmak lazımdır. Bu, Sibeveyh mezhebi olmuş yahud el-Ferra (207) mezhebi olmuş muvasidir.

Fakire göre bu kelamın tahkiki şudur:Meşhur olmuş muhavereye muhalefet etmek yine bir muhaveredir. İlk arab neslinin, hutbeleri ve muhavereleri esnasında dilleri üzerine meşhur kaideye muhalif olacak şeylerin cereyan etmesine çok kerre tesadüf olunur. Kur’an da ilk arab neslinin diliyle indiği için bazan “vav” harfinin yerinde “ya” harfinin vakı olması, yahud tesniye yerinde müfred; müzekker yerinde müennes gelmesinde hiç bir acaiblik yoktur.

Muhakkak olan ise: kelamını merfu manasıya tefsir etmekdir. Ve Allah en iyi bilendir.

Meani ve beyan ilmine gelince bu, sahabe ve tabii nesillerinin inkirazından yani onlardan bir fert kalmamak vechile tükenip geçmelerinden sonra meydana çıkmış bir ilimdir. Arab cumhurunun örfünden anlaşılan her ne ise o baş ve göz üzeredir. Gizli bir işden olub da ancak bu fen erbabından derinlenmek ve dil san’atında uzluk ızhar etmek isteyenlerin idrak edeceği manaya gelince işte bunun Kur’an’da matlub bir şey olacağını kabul etmiyoruz.

Sufilerin işaretlerine ve i’tibarlarına gelince, bunlar hakikatda tefsir fenninden değildir. Ancak salikin kalbine Kur’an’ın nazmı hakkında kendisine bir şeyler doğar.

Salikin kendisine hasıl olan bir halet ve ma’rifetle sıfatlanışının meseli, Leyla Mecnun kıssasını işitib de kendi ma’şukasını hatırlayan ve akıbinde kendisiyle sevgilisi arasında olan muameleleri zihninde hazır etmek isteyen aşıklardan bir kimsenin meselesi gibidir.

Burada bilinmesi gerekli bir faide daha vardır, o da şudur; Peygamber (s.a.v.) i’tibar fennini, mu’teber bir iş kıldı, bunu ümmetin alimlerine bir sünnet, bir kanun olması ve yine bunun kendilerine hibe olunan ilimlerin kapusunu bir açma olması için kendisi de bu i’tibar etme yoluna girdi.

“İşte ey akıl ve basiret sahibleri siz ibret alın”

                                                                         (Haşr: 59/2)

“Bundan sonra kim verir ve sakınırsa, o en güzeli de tasdiyk ederse biz de onu en kolaya hazırlarız. Amma kim cimrilik eder, kendini müstağni görür ve o en güzeli yalan sayarsa biz de ona en güç olanı kolaylaştırırız”-- (Leyl: 92/5-10) ayeti gibi ki Peygamber bu ayeti kader mes’lesinde misallendirme suretiyle okurdu. Bu ayetin mantuku, bu amelleri işliyeni biz cennet ve ni’metler yolunu hidayet ederiz, bunların zıddını yapana da cehennem ve azablandırma yolunu açarız, demektir.

Lakin i’tibar etme yoluyla “Her bir insan bileceği yuhud bilmeyeceği bir cihetden kendi üzerinde cereyan edecek bir halet için yaradılmışdır” manasını anlamak da mümkin olur. İşte bu i’tibar sebebiyle bu ayetin kader mes’elesiyle bir  irtibatı vakı’ olmuşdur.

“Her bir nefse ve onu düzenleyene, sonra da ona hem kötülük, hem (ondan) sakınmayı ilham edene yemin ederim ki onu (nefsi) tertemiz yapan muhakkak umduğuna ermiş, onu alabildiğine örten ise elbette ziyana uğramıştır” (Şems: 91/7-10) ayeti de böyledir. Bu ayetin mantuku da Allah’ın insana iyilik ve kötülüğü bildirmiş olmasıdır. Lakin iyilik ve kötülüğün ilmi olan suretini yaratmakla ruhun üfürülmesi vaktinde mücmel olarak iyilik ve kötülüğü yaratmak arasında bir müşabehet, yani bir benzeyişme vardır. İşte bundan dolayı bu mes’elede i’tibar yoluyla bu ayeti şahid getirmek mümkin olur. Ve Allah en iyi bilendir.

 

  Tarih: 18.02.2008   Hit: 13
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşağıladıkça Büyümek! 
Mazhar ERGENE 
Sarıklı Genç 2 
Hüseyin TÜRKERİ 
Halvetilikte rabıta varmı ? 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu ile 3 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker