Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» Ehlullah.com
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» İnkişaf
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Tahavi
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Guraba
» Hak-Dilaram
» ResimKalesi
» Hazırindir
» Rıhle Dergisi






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.630
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 971
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 4.569
Forum mesajları: 16.495
Sayfa izlenimi: 861.513
Bugünkü sayfa izlenimi: 394
En son üyemiz: deli1453

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.16

  Halidiye.com | Surelerin Ayetlere Ayrılması

Surelerin Ayetlere Ayrılması

Surelerin Ayetlere Ayrılması

 

Allah’ın sünneti surelerin ayetlere bölünmesiyle cereyan etmişdir. Nitekim arablar da kasideleri beyitlere taksim ederlerdi. İşin gayesi ayetlerle beyitler arasında fark olduğudur. Her ikisi de mütekellim ve dinleyici nefsinin lezzet alıb hoşlanması için okunur.Ancak şu var ki; beytler, Halil İbn Ahmed’in tedvin etmiş ve şairlerin belleyip korumuş oldukları aruz ve kafiye ile kayıdlanmışlardır. Ayetlerin kuruluşu ise aruzcuların efail ve tefailleri, sınai ve ıstılahi bir iş olan muayen kafiyeleri üzere değilde tabii bir işe benziyen icmali bir ölçü ve kafiye, yani uygunluk üzeredir. Beyitlerle ayetler arasında vakı olan ortak işleri süzüb çıkarmak, okunan şiirlerin bu umumi iş mukabiline gitmesi, sonra, ayetlerde sübut ve devamları vakı olan bir takım işleri zapt etmek, işte bunlar fasıl menzilesindedir, tafsil edilmeğe muhtacdırlar. Muvaffak kılmanın sahibi ise ancak ALLAH’dır!

Bu özetlemenin tafsili şudur: Selim fıtrat, vezinli, kafiyeli kasidelerde kısa vezinli şiirlerde  ve benzerlerinde bir latiflik (naziklik-hoşluk) ve zevkle bir tatlılık idrak eder. Zikr olunan latifliği idrakin sebebini iyice düşünürsen, o sebeb cüzlerinin bazısı bazısına uyan ve benzerini bekleyişle beraber muhatabın nefsine lezzet veren bir kelamın gelişi olur. Nihayet nefsine malum cüzlerin birbirleriyle uyuşması suretiyle başka bir beyt düşüb de beklenen iş tahakkuk edince işte bu anda lezzet kat kat olur. İki beyt arasında kafiyede bir ortaklık bulunmasına göre de lezzet üçüncü olarak katlanır. İşte bu sırr ile beytlerden lezzet almak insanlar için kadim bir fıtrattır. Mu’tedil iklim halkalarından olan selim mizaçlar bunun üzerinde ittifak etmişlerdir. Sonra her bir beytten cüzlerin uyuşmasında ve beytler arasında ortak kafiye şartında muhtelif mezhebler ve birbirinden uzaklaşan şekiller yani kaideler, töreler meydana gelmişdir.

Arablar Halil İbn Ahmed’in ortaya koyub iyice açıkladığı aruz kanununu tercih ettiler. Hindliler ise zevklerinin ve tabiatlarının hükmetmekte olduğu bir şekil ve töre arkasından gitmektedirler. İşte böylece her bir zaman ahalisi bir vazı tercih etdiler. Ve bir yola girdiler. Bu şekillerden ve muhtelif mezheblerden, gidişlerden toplayıcı bir şey çıkarıb da yaygın olan sırrı iyice düşündüğümüzde cüz’ler arasındaki uyuşmayı tahmini bir şey buluruz, başka değil. Mesela:Arablar, müstef’ilün yerine mefailün ve meftailun zikrederler ve failatun yerine de failatun ve feilatun veznini kaide üzere sayarlar. Bir beytin darbının diğer bir beytin darbına uygunluğunu mühummelerden kılarlar. Ve İran şairlerinin hilafına onlar haşiv hususunda zihaflar nev’inden bir çok şeyi caiz görürler. Şübhesiz zihaflar İranlılarca çirkin görülmüşdür. Yine böyle arablar bir beyitde kafiye kubur ise diğer beyit de munir olmasını acem şairlerinin  hilafına güzel görürler. Keza arab şairleri hasıl, dahil, nazil kafiyelerini acem şairleri hilafına olarak bir kısımdan sayarlar. Kelimenin yarısı bir mısrada, diğer yarısı diğer mısrada olacak şekilde bir kelimenin iki mısra içine düşmesi de yine arablarca sahih olur da acemlerce sahih olmaz. Topluca söylenirse, müşterek iş uygunluğu tahmini br uygunluktur, hakiki bir uygunluk değildir.

Hindliler yanında şiir vezinlerinin kuruluşu (temeli), hareketler ve sükunlar düşünülmeksizin harfler sayısı üzerinedir. Bu harf sayısı ölçüsü de yine kendisiyle tat alınmakda olan şeylerdendir. Biz bedevilerin bazısından ve nağmeler yapmasıyla lezzet alınanlardan işitmişizdir ki onlar bazan bir kelime diğer defa da bundan ziyade olacak bir redifle tahmini bir uyuşla uyuşan bir kelam tercih ediyorlar ve nağmelendirmelerini kasideler gibi inşad ediyor ve bununla lezzet alıyorlar.

Her bir kavmin kendi nazmında özel bir usulubu vardır. İşte milletlerin ezgiler ve nağmelerle lezzet alma üzerinde ittifakları, ezgilendirme şekillerinde ve kaidelerde ise ihtilaflarının vakı olması bu kıyas üzre gerçekleşmişdir.

Yunanlılar birtakım vezinler (ölçüler) istinbat etmişler, bunlara da makamlar adını vermişler, bunlardan da birtakım şubeler çıkarmışlar, bunları da kendileri için tafsili çetin bir fen halinde tedvin eylemişlerdir.

Hind ahalisi ise kendi fıtri ve cibilli zekalarıyla altınağme idrak edib anladılar ve bunlardan da birtakım küçük nağmeler dallandırdılar.

Biz çöl halkını bu iki ıstılahdan uzaklaşmışlar ve kendi tabiatlarına göre sesleri te’lif etmeyi, musiki ahenk ve ezgilerini perdelerine, rütbe ve makamlarına uygun usul ve seslerle seslendirmeyi idrak etmişler; külli kaideler zabtetmeksizin ve cüz’iyatı da ihata etmeksizin kendileri için sayılı birtakım vezinler süzüb düzmüşler halde gördük.

Bu mülahazalardan sonra zann ve tahminin hükmüne baktığımız zaman burada tahmini olan uyuşmadan başka ortak bir şey bulamadık. Aklın tahmini de ancak bu icmali çıkarışla ilgilenir; redifli, birbirine ulanan kafiyelerin tafsiliyle ilgilenmez. Selim olan zevk de tavil ve medid (uzun ve uzadılmış) bahrleri değil de ancak bu sade tatlılığı sever.

Yüce Yaratıcı, bir avuç topraktan ibaret olan insana söz söylemek irade edince bir kısım kavimce güzel sayılmayıb diğer bir kısım kavimce güzel sayılmış birtakım kalıplara değil de bu icmali güzelliği nazar buyurdu, Malik’ul-Mülk olan Allah Adem evladlarının açık yolu üzere söz söylemek irade edince devirlerin ve tavırların (çevrelerin) değişmesiyle değişici olan bu kanunlara değil de bu basit ve sade asl’ı zabt eyledi.

Üzerlerinde ittifak edilmiş kanunlara sıkıca tutunmanın menşei ancak acizlik ve cahilliktir.

Bu belirli kaidelere bağlı kalmadan ifade ve beyanın girintili çıkıntılı sahalarında, düz ve yüksek beyanlardan kaçıb zayı olmayacak şekilde toplu güzelliği meydana getirmek ayrı bir şey ve kabiliyyettir.

Ben, Yüce Allah’ın bu yol üzere yürümesinden bir asıl çekib çıkarıyorum ve bir kaideye geçiyorum. Bu kaide şudur:Surelerin en çoğunda mesela tavil ve medid bahrları değil de sesin uzaması i’tibara alınmış, fasılalarda da nefesin bir uzatma (medde) dayanmakda olduğu şey ise bu uzatmanın (meddlerin) dayanmakta olduğu şey ise kafiyeler fenninin kaideleri değildir. Benim bu sözüm de yine bir açma ve yayma gerektirir. Öyleyse söyleyeceğim şey’e iyice kulak tut:

Boynun nefes borusu içinde nefesin gidib gelmesi insanın cibilletinden yani yaratılışdandır. Her ne kadar nefes almayı uzatmak ve kısaltmak beşerin kudretinden ise de lakin nefesi boşaltdığı zaman insanın tab’ı mahdud bir uzamadan çaresizdir. Nefes çıkışının evvelinde bir gönül hoşluğu, bir ferahlık hasıl olur. Sonra bu neşat, derece derece yok olur. Nihayet sonunda kesilir. Ve insan yeni bir nefes almaya ihtiyaç duyar.

İşte bu çekilip uzama mübhem bir sınır ile sıırlanmış ve yaygın bir mikdar ile takdir olunmuş bir işdir ki, eksilmesi iki kelimeyi geçmez. Hatta o sınırdan üçte bir ve dörtte biri geçemez. Artması da iki kelimeyi geçmez. Hatta artmada bu sınırdan üçtebir dörttebir mikdarı geçmez. Bu sınırlılık sebeblerin ve vetedlerin muhtelif olmasını ve bazı rükünlerin bazılarından önce olmasını içine alır ve nefes uzaması için belli bir vezin yapılır. Ve bu vezin de uzun orta ve kısa olmak üzere üç kısma taksim olunur.

Uzuna gelince Nisa suresi gibidir. Orta olanı ise A’raf ve En’am sureleri gibidir. Kısa olan da Şuara ve Duhan sureleri gibidir.

Nefesin tamamı genişlemiş bir kafiye harfine dayanan bir uzatmaya yaslanır kitab’ın zevki o uzatmaya uygun olur ve uzatmayı arka arkaya tekrar etmekle lezzet alır.

Eğer uzatma bir yerde elif, diğer bir yerde vav yahud ya ise bu son harfin bir yerde ya, bir yerde cim, yahud diğer bir yerde kaf olması müsavidir. Binaenaleyh “ya’lemun, mü’minin ve müstakim” birbirlerine uygundurlar.

“Huruc, meric, tahid, tebad, fevak ve ucab”bunların hepsi bir kaide üzeredir. Keza kelamın sonuna elif katılması da böyle genişletilmiş bir kafiyedir, bunun tekrar edilmesinde de bir lezzet vardır. Reviy harfi muhtelif olub da bazı yerde “Kerimen” diğer yerde “hadisen”, üçüncü bir yerde “basıyran” deseler bile.

Eğer bu suretde reviyy uygunluğuna yapışılırsa bu yapışma lazım gelmeyecek şeyi tutunmak kabilinden olur. Nitekim Meryem Suresinin evvellerinde (1-33 ayetler) ve Furkan Suresinde elif kafiyesi yani yani fasılası vakı olmuşdur. Ayetlerin bir harfle birbirlerine uygun düşmeleri de böyledir. el-Kıtal suresindeki mim harfi, er-Rahman suresindeki nun harfi gibi.

Bu tek harf uygunluğu gizli olmayacak bir lezzet ifade etmektedir.

Bir söz taifesinin ardından bir cümlenin tekrar edilmesi de ve yine böyle bir lezzet ifade eder. eş-Şuara, el-Kamer, er-Rahman ve el-Mürselat surelerinde vakı olduğu gibi.

Bazan sure sonlarının fasılaları evvellerinin fasılalarına muhalif olur, bunun hikmeti dinleyicinin zihnini şevklendirib hareketlendirmek ve bu kelamın letafetini (naziklik ve güzelliğini) hissettirmekdir. Meryem suresinin sonunda idden ve hedden gibi,

el-Furkan suresinin sonunda selamen ve kiramen gibi,

Sad suresinin sonunda tın ve sacidin ve mine’l-münzirin gibi.

Bununla beraber bu surelerin evvelleri, gizli olmayacağı gibi. Başkası bir fasıla üzerine kurulmuşdur.

Demek ki zikrolunan bu vezin ve kafiye, surelerin çoğunda mühim işlerdendir. Eğer ayetden son lafız kafiyeye elverişli olursa bununla kafiye yapılır, son lafız kafiyeye olmazsa içinde Allah’ın ni’metlerinin beyanı yahud muhataba bir tenbih bulunan bir cümle eklenir: Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:

“Ve huve’l-hakimu’l-habir:O, Hakim’dir, Haberdar’dır.”

Bu gibi yerlerde bazan (Furkan: 25/59) misali söz uzatması yapılmışdır. Bir kerre takdim ve te’hir kullanılır, diğer kerrede ise kalb ve ziyade kullanılır: İlyas lafzında İlyas’in, Sina isminde Turi sinine denmesi gibi(En’am: 6/85, Saffat: 37/123-130, Tin: 95/2)

Burada şu husus da iyi bilinmelidir:Kelamın akıcılığı, intizamı ve insanlar arasında misal getirilir bir söz olması yahud ayetde zikrinin tekrar dilmesinden dolayı dile kolay olması bazan uzun olan kelamı kısa kelamla vezinli, ölçülü kılar:

Bazan ilk fıkralar arkadan gelen fıkralardan daha kısa olur, bu kelamda bir hoşluk ve tatlılık ifade eder:

“Tutun onu da (ellerini boynuna) bağlayın. Sonra onu alevli ateşe atın. Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincir içinde oraya sokun. Çünki o büyük Allah’a inanmazdı.”                                  (Hakka: 69/30-33)

Bu gibi yerlerde mütekellim, birinci ve ikinci fıkraların toplu olarak bir kefede yani terazinin bir gözünde, üçüncü fıkranın da tek başına terazinin bir gözünde olduğunu takdir etmektedir. Bazan da ayet üç ayaklı olur.(A’li İmran: 3/106-107)

İnsanların çoğu birinciyi ikinciye ularlar da ayeti uzun sanırlar. Bazan bir ayetde iki fasıla gelir. Nitekim bunun benzeri beytde de olur:

“Kezzehri fi turefin ve’l-bedri fi şerefin ve’l-bahri fi keramin veddehri fi himemin”

Bazan da ayet diğer ayetlerden daha uzun olur. Buradaki sırr (yani gizlenen şey, içyüz, halis şey)şudur:Ölçünün birbirine yaklaşmasından beklenen şeyin yani kafiyenin mevcud olmasından meydana gelen söz güzelliği terazinin bir gözüne konulduğu; eda kolaylığından, kelam tab’ının uygunluğundan ve kendisine değiştirme katılmamasından meydana gelen kelam güzelliği de diğer göze konulduğunda selim fıtrat mana tarafını üstün tutar da iki bekleyişin birini muhtemel olarak terkeder ve ikinci bekleyişteki hakkı yerine getirir.

Biz ancak bahsin başında -”Allah’ın sünneti surelerin çoğunda bunun üzerine cari olmuşdur.” dedik. Çünki surelerin bazısında bu vezin ve kafiye kısmını gözetme zahir olmadı. Binaenaleyh kelamdan bir taife hatiblerin hutbetleri yolu üzere ve nükte sahiblerinin meseleleri yolu üzere vakı olmuşdur. Seyyidemiz Hz. Aişe’den rivayet edilen o kadınlar müsameresini yani sohbetini işitmedin mi? o sözlerin kafiyelerine iyice bak.

Bazı surelerde ise kelam, hiçbir şey gözetmeksizin insanların birbirleriyle olan mahaveresi gibi arab kitabları yolu üzere vakı olmuşdur. Ancak şu var ki her kelam sona erdirme üzerine kurulu olacak bir şey ile tamam edilib sona erdirilir. Buradaki sırr şudur:Arab dilinde asl olan, nefesin sona ereceği kelam söyleme neş’esinin (neşatının) yokolacağı yerde durmakdır. Durma yerinde güzel sayılan ise nefesin medd üzerine sona ermesidir. Ayet şekilerinin zuhurundaki vecih işte budur.

İşte bunlar Allah’ın bu fakir kula açtığı bilgilerdir. Ve Allah en bilendir.

 

  Tarih: 18.02.2008   Hit: 10
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşağıladıkça Büyümek! 
Mazhar ERGENE 
Sarıklı Genç 2 
Hüseyin TÜRKERİ 
Halvetilikte rabıta varmı ? 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu ile 3 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker