Bilinsin ki, Kur’an’ın inmesinden maksud, arabdan, arab olmayandan, şehirliden, köylüden bütün insan taifelerini iyileşdirmek, pakize ve halis kılmaktır. Bunun için ilahi hikmet, Allah’ın nimetlerini hatırlatıp öğüt vermekte, Adem evladlarının çoğunun bilmekte bulunduklarından daha fazlasıyla hitab etmemeyi ve bir şeyi eşeleme ve araştırmada fazla aşırı gitmemeyi gerektirdi. Allah’ın isimleri ve sıfatları hakkındaki kelam, ilahi felsefeye dürüşüp çalışmadan, kelam ilmini elde etmek için uğraşmadan fıtratın aslında insan ferdlerinin yaratılmış bulundukları idrak ve fetanetle anlaşılması ve kavranması mümkün olacak bir vecihle sevk edildi. Böylece mebde’in zatı (kendisi) icmalen (yani özetlenerek, toplanarak) tesbit edildi. Çünki bu özetlenip toplanmış bilgi, adem oğulları ferdlerinin hepsinde yürüyücüdür. Yaşamaya elverişli arz parçalarında ılık kuşağa yakın mekanlarda bu bilgiyi inkar eder hiçbir insan taifesi görülmez. Henüz ilahi sıfatlara muttali olamamışlar ve nefisleri iyileştirip temizlemek hususundaki şeylerin en hayırlısı olan rububiyyeti tanımaya nail olmamış haldelerken ilahi sıfatları onlara hakikatlari tahkik yoluyla isbat etmek imkansız olunca ilahi hikmet onların bilmekte oldukları ve aralarında övüne geldikleri kamil beşeri sıfatlardan bir şey seçilmesini ve bunu sıfatlarının ululuğu sahasında beşeri akıllar için hiçbir giriş bulunmayan anlaşılması zor manalar mukabilinde kullanmayı gerektirdi.
Ve yine ilahi hikmet
“Onun (benzeri olmak şöyle dursun) benzeri gibi (dahi) yokdur.” (Şura: 42/11)
Nüktesini tedavisi pek müşkil olan mürekkeb cehl hastalığı için bir deva kılmış ve çocuk edinme, ağlama, sabırsızlık ve benzeri sıfatlar isbat etmekte ki batıl akideler tarafına vehimlerin saçıp tozutmakta olduğu beşeri sıfatlardan men’eylemiştir. Eğer sen bakışı derinletmekle iyice düşünürsen, kazanılmış olmayan insani ilimlerin yazıcısı üzerinde de bu cereyanı bulursun. Ve isbat edilmeleri mümkün olan ve kendilerinde batıl vehimlerin tozutmakta olduğu sıfatlar nev’inden hiç bir bozukluk vakı olmıyan bir çok sıfatlar ayırıp seçersin. Bu öyle ince bir iştir ki onu halkın zihinleri idrak edemez. Muhakkak bu ilim tevkifidir, arzuladıkları her şeyi konuşmak hususunda kendilerine izin verilmemişdir. Yüce Allah kendisinin ihsanı olan nimetlerden ve kudretinin ayetlerinden, şehirli, bedevi, arab ve gayrı arab herkesin anlamakta eşit olacakları şeyleri seçmiştir. İşte bu sebeblerden dolayı velilere ve alimlere mahsus olan nefsani ni’metleri zikretmemiş ve meliklere (yahud meleklere) mahsus olan bol ni’metleri de haber vermemişdir. Yüce Allah gökleri ve yerleri yaratması, bulutlardan su indirip bunu arzdan akıtması ve bu vasıtayla meyveler, tahıllar ve çiçeklerin nevi’lerini çıkarması, zaruri olan san’atları ilham etmesi ve bütün bunları yapmağa kadir olması gibi zikredilmesi lazım olan şeyleri zikretmişdir. Ve yine musibetlerin ve vukuu çok olan nefsani hastalıkların hücumları ve açılmaları sırasında insanların hallerinin muhtelif oluşu üzerine bir hayli yerlerde pek çok tenbihler takrir etmişdir. Allah günlerinden yani Yüce Allah’ın iycad edip meydana getirdiği itaat edicilere nimet vermek, asileri azablandırmak gibi kulaklarına çarpan büyük vak’aları seçmiş, Nuh, Ad, Semud kavimlerinin kıssaları ve benzerlerini kendilerine icmalen zikretmişdir. Arablar bu kıssaları dededen babaya alıp gelmektedirler. Keza İbrahim Peygamber’in ve İsrail oğulları Peygamberlerinin kıssalarını da zikretmişdir ki bu kıssalar birçok asırlar içinde yahudiler arablarla karışık bulunmalarından dolayı arabların kulakları için alışılmış kıssalardır. Allah, alışılmamış nadir kıssaları, ne de farslarla hindliler arasındaki karşılıklı ceza ve mükafat verme haberlerini zikretmedi. Meşhur olan kıssalardan insanlara öğüd vermekte yararlı olacak birtakım cümleleri çekip çıkarmış ve kıssaları tamamlıklarıyla bütün hususiyyetleri ve teferruatlarıyla beraber sevketmemişdir. Bundaki hikmet şudur:Halk son derece nadir kıssaları işittikleri yahud önlerinde birçok hususiyyetler ve füruatın zikri tamamen sayılıb döküldüğü zaman kıssaların kendilerine meylederler ve bu kıssalardan asli hedef olan hatırlama ve öğüd alma maksadı kendilerinden kaçar. Bu kelamın benzeri ariflerden bazısının söylediği şu sözdür:“İnsanlar Tecvid kaidelerini ezberledikleri zaman Kur’an tilavetindeki huşudan alıkonulurlar”, “Müfessirler tefsirde uzak vecihleri sevketdikleri zaman tefsir ilmi sanki yok derecesinde nadir bir şey olur.”
Kur’an’da tekrar edilen kıssalardan bazıları şunlardır:
Adem’in arzdan yaratılması, meleklerin ona secde etmeleri, Şeytan’ın ona secde etmekden çekinmesi ve la’netlenmiş olması, bundan sonra adem oğullarını azdırmak yolunda çalışması kıssaları, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut ve Şuayb peygamberlerin kendi kavimleri ile tevhid, ma’rufu emr ve münkerden nehy konularındaki mücadeleleri, kavimlerin zaif ve çürük birtakım şüpheler ve i’tirazlar sebebiyle Peygamberlerin bu şüphelere cevablar zikretmelerine rağmen Peygamberlere uyup itaat etmekten çekinmeleri, bu kavimlerin ilahi ukubetlerle belalanmaları, Aziz ve Celil olan Allah’ın Peygamberlere ve onların tabi’lerine yardımının meydana çıkması kıssaları, Musa Peygamber’in, Fir’avunla ve İsrail oğullarının beyinsizlikleriyle olan kıssası ve bütün bu topululukların Musa Peygamber’e olan inadları ve inkarları, Yüce Allah’ın şakileri cezalandırmayı yerine getirmesi ve peygamberine olan yardımının arka arkaya zuhur etmesi; Davud ve Süleyman Peygamberlerin (aynı zamanda) devlet reislikleri kıssaları, bunların mu’cizeleri ve kerametleri, Eyyüb Peygamber ve Yunus Peygamber’in imtihan edilip mihnetlere ve çetinliklere uğratılmaları, Allah’ın bu ikisine olan merhametinin meydana çıkışı, Zekeriyya Peygamber’in duasının kabul edilmesi, İsa’nın babasız olarak doğması, beşikte iken konuşması ve kendisinden bir çok harika işlerin meydana gelmesi nev’inden hayret edilecek kıssası. İşte bütün bu kıssalar, surelerin uslubunun gerektirişine özetleme ve tafsil etme olarak muhtelif tavırlarla zikredilmişlerdir.
Yalnız bir veya iki kere zikredilmiş olan kıssaların bazıları: İdris Peygamber’in ref’i, pek yüksek bir yere yüseltilmesi. (Meryem: 19/57) İbrahim Peygamber’in Nemrud ile münazarası, kuşların diriltilmesini görmesi, oğlunu boğazlaması, Yusuf Peygamber’in kıssası, Musa’nın doğumu, sandık içinde denize atılması, bir Mısır’lıyı öldürmesi, Medyen’e doğru çıkıp gitmesi, Medyen’de evlenmesi, ağaç üzerinde ateş görmesi ve o ağaçtan kelam işitmesi, sığır kesme kıssası, Musa ve Hıdır’ın buluşmaları kıssası, Talut kıssası, Belkıs kıssası, Zülkarneyn kıssası, Ashabu’l-Kehf kıssası, kendi aralarında konuşan iki adamın kıssası(Kehf: 18/32-42), cennet ashabının (yani bahçe sahiplerinin)kıssası (Kalem: 68/17-32) İsa Peygamber’in gönderdiği üç elçinin kıssası (Yasin: 36/14), kafirlerin şehiden öldürdükleri mü’minin kıssası (Yasin: 36/20-27), fil sahiblerinin kıssası.
Bu kıssalardan kasdedilen, bizzat bu kıssaları bilmek değildir, fakat bunlardan maksad, dinleyici zihninin, şirkin ve ma’siyetlerin ağırlığına ve bunlara karşı konulmuş olan Allah cezasının ağırlığının intikal etmesi, ihlaslıların da Allah’ın yardımıyla ve kendilerini ehemmiyet verip korumasının meydana çıkmasıyla sakin ve kararlı olmalarıdır.
Ölüm, ölüm sonrası, insan ölümünün keyfiyyeti ve ölüm saati içindeki acizliği, ölümden sonra kendisine cennet ve cehennemin arz edilip gösterilmesi, azab meleklerinin meydana çıkıp görünmeleri de zikredilmişdir. Keza, İsa’nın inmesi, dabbetü’l-arzın çıkması, Ye’cuc ve Me’cuc’ün çıkması nev’inden kıyamet alametleri, nefhatü’s-Saak (yıkım nefhası), Nefhatü’l-kıyam (kalkma nefhası), haşr, neşr, sual, cevab, mizan, amel defterlerinin sağdan ve soldan alınması, mü’minlerin cennete, kafirlerin cehenneme girmeleri, tabi’lerden ve metbu’lardan olan cehennem ahalisinin kendi aralarında çekişmeleri, mücadele etmeleri, birbirlerine karşı redd ve inkarları, birbirlerine la’net etmeleri; iyman ehlinin Aziz ve Celil olan Allah’ı ru’yetle nass kılınmaları, zincirler, laleler, son derece sıcak su, pis su ve zakkum gibi azablandırma nevilerinin çeşitliliği, güzel gözlü dilberler, köşkler, nehirler, hazmı kolay yiyecekler, yumuşak giyecekler, güzel kadınlardan olan ni’metlendirme nevi’leri, cennet ahalisinin kendi aralarında kalbleri ferahlatıcı hoş sohbetleri de zikredilmişdir. Bütün bu kıssalar başka başka surelerde o surelerin uslublarının gerektirmesine göre icmal ve tafsil suretiyle dağılmışlardır.