Münafıklara gelince, bunlar iki kısımdır:Bir güruh el-Kelimetü’t-tayyibeyi yani tevhid kelimesini dilleriyle söylerler, halbuki kalbleri küfürle mutmaindir, onlar gönüllerinde sırf inkarı gizlerler. Yüce Allah onlar hakkında:
“Şüphesiz münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar. Kabil değil, onları (kurtarmaya) bir yardım edici de bulamazsın.” (Nisa: 4/144)
Bir taife de zaif surette İslam’a girmişlerdir. Bunlardan kimi kendi kavimlerinin adetine tabi olurlar ve daima onlara uygun olmayı itiyad ederler.
Eğer kavimleri iyman ederse, bunlar da iyman ederler, kavim kafir olursa bunlar da kafir olurlar. Bunlardan kiminin kalblerine dünyanın değersiz, alçak lezzetlerine tabi olma hastalığına hücum etmişdir, öyle ki artık bu hastalık kalbde Allah sevgisi ve Rasul sevgisi için hiç bir mahal bırakmamışdır. Yahud kalblerine mal hakim olmuştur da artık bunların hatırlarına ne münacatın (Yüce Allah’a niyet etmenin) tatlılığı, ne de ibadetlerin bereketleri gelmez olmuşdur.
Bunlardan kimi de geçim işlerine aşık olmuşlardır ve onlar bu dünyanın geçim işleriyle o derece meşgul bulunmuşlardır ki, mead yani ahirette dönüş işine, onun vukuuna inanıp hazırlanmağa ve onu düşünmeğe ehemmiyet vermeğe hiçbir fırsat kalmamışdır.
Onlardan bir kısım da vardır ki, kalblerine Peygamberimizin risaleti hakkında bir takım batıl ve boş zanlar, zaif ve çürük şüpheler gelir durur. Bunlar her ne kadar bu zan ve şüphe sebebiyle İslam ipinin ilmiğinden (hukuken) sökülüp çıkarılacakları dereceye ulaşmasınlar da kendileri İslam’dan bil-külliye çıkarlar.
Bu şübhelerin çıkış sebebi, Peygamber üzerinde beşeri hükümlerin cereyan etmesi, İslam milletinin, hükümdarların, memleketlerin etrafı üzerine galebesi suretinde meydana çıkışı ve bunlara benzer şeylerdir.
Münafıklardan kimi de var ki, kabileler ve aşiretler sevgisi, bunları o kabileler ve aşiretlerin yardım edilip zafere ulaştırılmaları, kuvvetlendirilmeleri, te’yid edilmeleri hususunda aşırı çalışma ve gayret harcamalarına sevkeylemişdir -bu işde İslam ahaliye muhalefet olsa bile ve onlar bu mukabele sırasında islam işinde gevşeklik gösterirler. Bu kısım amel nifakı ve ahlak nifakı nevindedir. Birinci nevi nifaka Peygamberden sonra muttali olmak mümkin olmaz. Çünki bunu bilme, gaybı bilmek kabilindendir, kalblerde saplanıp sabit olan şeyleri bilmek ise mümkün olmaz. İkinci nevi nifak bilhassa zamanımızda çok vuku bulur. Şu hadisdeki işaret bunadır:
“Şu üç huy kimde bulunursa, o halis münafıkdır:Konuştuğu zaman yalan söyler, va’dettiği zaman sözünden cayar, muhasama etdiği zaman facirlik yapar.”
“Münafıkın endişesi (azm ü kasd eylediği şey) karnıdır, mü’minin endişesi ise atıdır.” Ve bunlardan başka hadisler.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de bu münafıkların işlerini ve ahlaklarını iyice beyan etmişdir. Allah ümmetin bunlardan iyice sakınması için her iki münafık fırkasının hallerinden pek çok şeyler zikretmişdir.
Eğer sen münafıklardan bir nümune görmek istersen amirlerin meclislerine git de onların sohbet arkadaşlarına bak!Onların sohbet arkadaşları, amirlerinin razı oldukları, hoşlandıkları şeyleri şariin razı olduğu şeyler üzerine tercih ederler. Peygamber (s.a.v.) in kelamını vasıtasız olarak işitip de münafıklık yoluna giren kimselerle bu zamanda meydana gelip Şariın hükmünü yakin yoluyla bildikden sonra bu hükmün hilafını tercih edenler ve Şarie mühalefet üzerinde cesur olup ileri gidenler arasında adalet yapmak sırasında hiçbir fark yoktur. Kendilerine akıl ihsan olunmuşlardan bir cemaat dahi yine bu kıyas üzeredir:Bunların zihinlerinde bir takım tereddüdler, şüpheler iyice mekan tutmuşdur da nihayet bunlar meadı yani ahirete dönüşü unutulmuş bir şey kılmışlardır. İşte bütün bunlar münafıklardan nümunedir. Hulasa olarak söylemek gerekirse, sen Kur’an’ı okuduğun zaman muhasamanın inkıraz etmiş, yani tek ferd kalmamak vechiyle tükenip geçmiş bir taife ile olduğunu sanma. Fakat vaki olan şudur: Geçmiş zamanda var olmuş hiç bir bela müstesna olmamak üzere: “Yemin olsun sizler muhakkak sizden evvelkilerin yoluna tabi olacaksınız” hadisinin hükmü uyarınca nümune tarikıyla bugün de mevcuddur.
Binaenaleyh asli maksad, bütün bu fesad sebeblerinin külliyatını beyan etmekdir. Bu hikayelerin hususiliği değildir.
İşte bu kitabın içinde, anılan sapık fırkaların akidelerini beyan ile onların cevablarını takrir ve tesbitden bana kolaylanmış olanlar bunlardır. İnşallah, bu kadarı da mühasama ayetlerinin manalarını anlamak da kafidir, yeterlidir.