Hristiyanlara gelince, bunlar İsa (a.s.)a iman etmişlerdir. Bunların sapıklıklarından şu vardır:Bunlar, münezzeh ve yüce Allah’ın, bir vecihle birbirinden farklı, diğer bir vecihden birbirleriyle müttehıd üç şu’be olduğunu iddia ederler ve bu üç şu’beyi üç uknum diye isimlendirirler. Bunların biri babadır. Bu, alem için mebde mukabilindedir. İkincisi oğuldur. Bu ilk çıkanın mukabilinde olandır, bu icad edilmişlerin hepsine amm ve şamil bir ma’nadır. Üçüncüsü ruhu’l-Kuds’dür, bu mücerrede akıllar izasında olandır. Hıristiyanlar, Cibril’in insan suretiyle zahir olması gibi oğul uknumunun İsa’nın ruhu ile zırhlandığına yanı oğulun, İsa’nın ruhunun suretiyle suretlendiğine i’tikad ederler. Ve İsa Peygamber’in bir Tanrı olduğunu ve keza onun Allah’ın oğlu olduğunu ve onun, üzerinde beşeriyyet ve ilahiyyetin beraberce cereyan etmekde bulunuduğu bir beşer olduğu iddia ederler. Onlar bu konuda İncil’in bazı nasslarına tutunmaktadırlar. Çünki İncil’de “oğul” lafzı vakı olmuş ve İsa peygamber ilahi fiillerin bazısını kendi nefsine nisbet etmiştir. Oğul sözünün İsa’nın kelamı olduğunun ve bunda tahrif olmadığının kabul edilmesi takdirinde birinci müşkilliğin cevabı şudur:İbn yani oğul lafzı, kadim zamanda mahbub, mukarrab ve seçilmiş manasına idi. Nitekim İncil’deki karinelerden çoğu buna delalet etmektedir.
İkinci müşkilin de cevabı şudur:O söyleyiş hikaye etme yolu üzeredir. Nitekim devlet başkanlarından birinin elçisi: “Ya fülan, bir fülanca devlet başkanına galib geldik ve şu kal’ayı aldık” der. Hakikatde ise ma’na devlet başkanına raci’dir, o elçi ancak sade bir tercümandır. Keza İsa’ya ulaşan vahy yolunun, Cibril’in beşer suretinde kelam söylemesi değil de manaların en yüksek alem tarafından onun nefsinin levhasında gereği gibi dolması (yahud tab’ı kabul ediş) olması muhtemil olur da bu doluş yahud tab’ı kabul ediş sebebiyle İsa’dan bu fiillerin kendi nefsine nisbetini iş’ar edici kelam cereyan edebilir. Bu hakikat gizli değildir.
Hulasa olarak Yüce Allah bu batıl mezhebi redd etmişdir. Hak olan şudur:İsa Allah’ın kulu ve Meryem es-Sıddıyka’ya nefhettiği mukaddes ruhudur. Ve Yüce Allah onu Ruhu’l-Kudüs’le te’yid buyurmuş ve ona onun hakkında gözetilmiş olan hususi bir inayetle yani ehemmiyet verişle nazar buyurmuşdur.
Ve yine hulasa olarak, eğer münezzeh ve Yüce Allah sair ruhların cinsinden olan ruhi kisvede zuhur etmiş ve beşeriyyetle zırhlanmışsa, derinleşme ve ileri bakma yanında ittihad lafzı bu manaya gitmez, bu ancak müsamaha ile gider, bu mana için lafızların en yakını et-Takvim ve benzeridir, alidir, yücedir büyükdür.
Eğer bu fırka için bir nümune görmek istersen, bugün velilerden olan şeyhlerin çocuklarına bak, onlar babalarına ne zanlarda bulunuyorlar? Sen onları babalarını ululamakda çok aşırı gitmişler bulunursun.
“O zulmedenler yakında hangi inkılab sarsılacaklarını bilecekler.” (Şuara: 26-227)
Ve yine bunların dalaletinden biri şudur: Onlar İsa Peygamber’in öldürülmüş olduğunu kesin ve kat’i söylerler. Vakıda ise onun kıssasında bir şübhe ve seçilmezlik vukua gelmişdir, bu kıssada göğe yükseltilme de vardır. Onlar İsa’nın öldürülmüş olduğunu zannetdiler. Ve bu yanılmayı küçükten büyüğe rivayet etmektedirler. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de bu şübheyi izale edip gidermişdir:
“Ve bir de onların (İsa’yı) inkar ile kafir olmaları, Meryem’in aleyhinde büyük bir iftira atıp söylemeleri ve:biz Allah’ın Rasulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük demeleri sebebiyle (dir ki kendilerini rahmetimizden koğduk). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Fakat (öldürülen ve asılan adam) kendilerine (İsa) gibi gösterildi. Hakikaten (İsa ve onun katli) hakkında kendileri de ihtilafa düştüler. (Bu babda) kat’i bir şek ve şübhe içindedirler. Onların buna (onun katline)aid hiçbir bilgileri yokdur. Ancak (kupkuru bir) zanna uymaktadırlar. Onu yakıynen öldürmemişlerdir. Bil’akis Allah onu yükseltib kendisine kaldırmıştır. Allah mutlak Galib’dir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa: 4/156-157)
İncil’de İsa’nın sözünden olarak zikrolunan şey’e gelince bunun ma’nası, her ne kadar yüce Allah onu bu hilakden kurtarmakda bulunsa da yahudilerin onu öldürmeye cesaretlerini ve girişimlerini haber vermedir. Havarilerin sözlerine gelince bunun menşei de bir seçilemezliğin vukuu ve ne zihinlerin ve ne de kulakların ülfet edemiyeceği alışamıyacağı yükseltmenin hakikatına ıttıla ve bilginin bulunmamasıdır.
Onların dalaletlerinden biri de Onlar geleceği va’d edilmiş olan Faraklitin, ölümünden sonra onlara gelen kendilerine İncil’e sımsıkı tutunmayı tavsiye eden Allah’ın Ruhu İsa’dan ibaret olduğuna itikad etmeleridir. Ve onlar İsa’nın kendilerine şunu haber verip vasiyet ettiğini söylemektedirler: “Mühim haber vericiler (yani Allah’dan haber getiriciler) çok olacaklar. Binaenaleyh kim benim ismimi söylerse onun kelamını kabul edin. Benim ismimi söylemeyeninkini kabul etmeyin.”
Kur’an-ı Azim İsa’nın bu müjdesinin İsa’nın ruhani suretine değil ancak peygamberimiz Muhammed’e intibak etmekte olduğunu beyan etti. Çünkü İsa İncil’de “Faraklit zamandan bir müddet sizin içinizde kalacak, ilim öğretecek, insanları paklayıp nemalandıracak” demiştir. İşte bu mana Peygamberimizin de başkasında zahir olamaz.
Amma İsa isminin söylenmesine gelince bu, İsa’nın peygamberliğinin isbatından ibarettir, yoksa İsa’yı Allah diye yahud Allah’ın oğlu diye isimlenmesi değildir.