Bu konuda Sahihayn'da Ebû Hureyre ve İbn Ömer'den nakledilen hadis meşhur olup onda şu ifade geçer:
"Beni İsrail'den haber verin, bu hususta size hiçbir sıkıntı (mahzur, günah) yoktur".[1]
İbn Rüşd el-Beyân ve't-tahsil'de şöyle der:
Bundan açıkça anlaşılan şudur ki aklın reddetmediği sözlerden olduğunda, isterse adil birinin diğer adil birinden nakli şeklinde gelmiş olmasın, Hz. Peygamber onlarla ilgili olarak zikredilen enteresan hususların nakledilmesine müsade etmiştir. Çünkü buna bağlı bir hüküm sözkonusu olmadığından, rivayetinde kesin kanaat aranması da gerekmez.[1]
Alkami şöyle der:
"Yani onlardan haber nakletmekte size bir sıkıntı yoktur. Çünkü Resulullah daha Önce ashabın onlardan bilgi almalarını, kitaplarına bakmalarını yasaklamıştı. Sonra ise bu konuda müsamaha hasıl oldu. Yasaklama, İslam hükümleri ve dünyevi kuralların istikrarından önce fitne korkusundan dolayı konulmuştu. Sonra mahzur ortadan kalkınca, onların zamanında meydana gelen olaylarla ilgili haberleri duymada ibret bulunmasından dolayı bu konuda müsade çıktı".[3]
Bu, Kâvûkci tarafından ez-Zehebü'1-ibrîz'de nakledilmiş olup güzel bir bilgidir.
Münâvi et-Teysîr'de şöyle der:
Yani onlardan kıssa, mev'ıza ve benzeri şeyleri haber verin. Senetsiz bile olsar. onlardan nakilde bulunmanızda size bir sıkıntı yoktur. Çünkü zamamn uzunluğundan dolayı senedle rivayet imkânsızdır. Binaenaleyh, haberin onlardan geldiğine dair zann-ı galib yeterlidir.[3]
Ali el-Kârî'nin Şerhu'l-Mişkât'ında geçtiği üzere Seyyid Cemaleddin şöyle der:
Burada haber vermekten maksat, Kur1 an1 da zikredilen kıssaların teferruatlandmlması ve Avc b. Unuk'un (veya Anak) hikayesi[4], Beni İsrail'in buzağıya tapmaktan dolayı yaptıkları tevbede nefislerini öldürmeleri[5] gibi hayretimiz olaylarla ilgili kıssaları nakletmektir. Çünkü akıl sahipleri için bunlarda öğüt ve ibret vardır.[6] Fakat Avc b. Unuk'la ilgili haberler uydurmadır.
Hâfiz Suyûti bununla ilgili müstakil bir eser yazmış olup ona bakınız.[7]
Tunus kadısı Ebû Hafs Ömer b. Halef b. Mekki el-Himyerî el-Mâzerî'nin Teskîfü'l-lisân ve telkîhu'l-cinân adlı eserinde 41. bâb olan "olduğundan başka şekilde tevili yapılanlar babı" başlığında şu bilgi verilir:
Bunlardan biri de Hz. Peygamber'in (sav) "Beni İsrail'den haber verin, bu hususta size hiçbir sıkıntı yoktur" hadisinin anlamının, "size göre doğru olanı ve olmayanı Beni İsrail'den haber verin" olduğu şeklindeki yanlış yorumdur. Oysa anlamı bu değildir.
Şeyh Ebû Muhammed Abdülhak (Allah onu teyid etsin) şöyle der:
Bunun anlamı "Beni İsrail'den haber vermemenizde size bir sıkıntı yoktur" şeklindedir. Çünkü hadiste ilk geçen emir vacib olup o da "Benden isterse bir tek âyet olsun tebliğde bulunun" sözüdür.
Buna göre Beni İsrail'le ilgili sözün anlamı da şöyle olur:
"Beni İsrail'in haberlerinden size göre doğru olanını haber vermeniz size vacip değildir. Dilerseniz haber verin dilerseniz vermeyin. Eğer haber vermezseniz, benden tebliğde bulunmayınca günaha düşmenizde olduğu gibi size bir günah yoktur."
Sehâvi'nin Fethu'l-Muğis'te kendisinden naklettiği üzere Hatib el-Bağdâdî şöyle der[8]:
"Beni İsrail'e ait olup ehl-i kitap'tan nakledilegelen sözleri atmak vacip, ondan yüz çevirmek lâzımdır. Beni İsrail ve diğer geçmiş milletlerle ilgili olarak Hz. Peygamber, ashabı ve selef ulemasından Öğrenilen haberlerin rivayeti ise caiz olup nakledilmesi günah değildir."
Hatib daha sonra İmam Şafii'den "Beni İsrail'den haber verin, bu hususta size hiçbir sıkıntı yoktur" hadisiyle ilgili olarak şu yorumu nakleder:
"Bu ümmet hakkında gerçekleşmesi muhal bile olsa, onlarla ilgili olarak duyduklarınızı nakletmenizde bir beis yoktur".
Sehâvi şöyle der: Fakat bazı alimler "size bir sıkıntı (günah) yoktur" sözünün cümlede "hal" mevkiinde bulunduğunu ve manasının da şöyle olduğunu söylemişlerdir: "Yani Hz. Peygamber, ashabı ve ulemadan öğrenilenleri haber vermek gibi onlarla ilgili olarak naklinde mahzur bulunmayanları haber verin". Nitekim Hatib'in de söylediği gibi bunun rivayeti caizdir. Ben bunu el-Aslu'1-asil fi tahrimi'n-nakl mine't-Tevrât ve'1-İncil[9] adlı eserimde açık şekilde açıkladım.[10]
Derim: Ashaptan eski kitapları okuyanlarla ilgili olarak ileride gelecek konuya bakınız.
Hanefî fıkıh kitaplarından allâme el-Haskefî ed-Dımaşkî'nin ed-Dürrü'1-muhtâr fî şerhi Tenviri'I-ebsâr'ında şu bilgi verilir:
"Beni İsrail'den haber verin" hadisi, yalan olduğu kesinlikle belli olmayan hayretamiz haberleri hüccet olarak değil de teselli ve ferahlık maksadıyla dinlemenin helal olduğunu ifade eder. Hatta yalan olduğu kesin olanları bile insanlar ve hayvanların diliyle darb-ı mesel, öğüt ve kahramanlık örnekleri vermek gayesiyle dinlemek de helaldir. Bunu İbn Hacer zikreder.
Şemsüddin İbn Abidin bu esere yaptığı Reddü'l-muhtâr adlı haşiyesinde, Haskefi'nin "darb-ı mesel gayesiyle" sözüyle ilgili olarak şöyle der:
Mesela Hariri'nin Makâmât'ı gibi. Anlaşılan odur ki Makâmât'da Haris b. Hemmâm ve Serûcî'den nakledilen hikayelerin aslı olmayıp onu mütala edenlerin açıkça görecekleri gibi hikayeleri bu hayretamiz üslupla vermiştir. Meselâ Antere ve el-Melikü'z-Zâhir kıssası da kendisiyle darb-ı mesel v.s. kastedildiğinde buna girer mi? Bu husus araştırmaya değer.
Derim: Binbir Gece veBinbir Gün kıssaları da bu türdendir. Bütün bunlar, nefsi neşelendirmeye ilaveten geçmiş toplumların maceralarını bilmek maksadı güdülmesi bakımından anılan manada ve benzeri anlamdadırlar. Çünkü kıssalar her ne kadar hurafe (masal) kabilinden iseler de onları kurup yazan veya dilleri üzere kaleme alınmış toplumların durumunu dile getirmekten uzak değillerdir. Allah doğrusunu en iyi bilir.
İbn Hacer el-Heytemî'nin Fetâvâ'smda şu bilgi geçer:
Hariri'nin Makâmât'ı görünüşte yalana dayanmaktaysa da gerçekte böyle olmayıp darb-ı mesel türünden olan, garip yolları ve tuhaf sırları ortaya koyan, benzeri bulunmayan ve hiçbir edibin aklına gelmeyen bir eserdir. Allah onu kaleme alanın çalışmasını mükâfatlandırsın. Kim, içindeki ilimlerle alay ederek onu yalan diye nitelendirirse küfre sapmış olur. İmamlar şöyle demişlerdir: "Kim, bir kâse tirit ilimden daha hayırlıdır derse, küfre sapmış olur". İster alayı kastetsin ister kastetmesin, insan bununla kâfir olursa, ilimle alay edip onu yalan sayanın durumu ne olur sanıyorsunuz? Bu konuda Nablusi'nin Şerhu't-Tarikati'l-Muhammediyye'sine (II, 250) bakınız.[11]
[1] Buhari, Enbiya 50; Ebû Davud, ilim 11; Tirmizi, İlim 13.
[2] el-Beyân ve't-tahsîl, XVII, 525. Metindeki bazı hatalar için aslına bakınız.
[3] Bu bilginin aynısı ibn Hacer tarafından verilmiş olup (Fethu'1-Bârî, XIII, 261 Alkami de muhtemelen buradan almıştır.
[4] et-Teysîr'de ilgili yerde (I, 435) bu bilgiye rastlanmamakla birlikte Feyzü'l-Kadîr'de (III, 206) kısmen benzeri ifadeler mevcuttur.
[5] bkz. Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrailiyyât, Ankara 1979, s. 290.
[7] Mirkâtü'l-mefâtîh, I, 213.
[8] el-Evc fi haberi Avc adlı bu risale Suyûti'nin el-Hâvî fi'1-fetâvâ'sı içinde (II, 586-590) neşredilmiştir.
[9] Hatîb el-Bağdâdî, el-Câmî li-ahlâki'r-râvî, II, 114,115,117.
[10] Sehâvi'nin ed-Dav'u'1-lâmi'de (VIII, 18) kendi yazdığı biyografisinde bu şekilde kaydedilen eser Keşfuzzunun'da (I, 107} el-Aslu'l-asîl fî tahrîmi'n-nazar fİ't-Tevrât ve'I-İncîl şeklinde geçmektedir.
[11] Sehâvi, Fethu'l-Muğîs, II, 348.
[12] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 3/45-47