Mühim Olan Soy Yakınlığı Değil, Din Yakınlığıdır
"Nûh Rabbine duâ edip dedi ki: "Ya Rabbi, benim oğlum da şüphesiz benim ailemdendir. Senin, vaadin elbette haktır. Ve sen, hakimlerin hakimisin."ALLAH da şöyle buyurdu: "Ey Nûh, o katiyyen senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir İştir. O halde, bilgin olmayan bir şeyi benden isteme. Seni, cahillerden olmaktan kesinlikle men ederim." Nuh da şöyle dedi: "Ya Rabbi,, ben bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve affetmezsen, hüsrana düşmüşlerden olurum"
(Hûd. 45-47).
Ayetle ilgili iki mesele bulunmaktadır:
Bil ki Cenâb-ı Hakk'ın, ayetteki "Ya Rabbi, oğlum da şüphesiz benim ailemdendir" cümlesinde bahsedilen kimsenin, Hz. Nuh'un oğlu olup olmadığı hususundaki ihtilafı daha önce zikretmiştik. Dolayısıyla bunu burada tekrar ele almayacağız. Sonra ALLAH Teâlâ, kendisinin "Ey Nuh, o katiyyen senin ailenden değildir" dediğini zikretmiştir. Bil ki, bahsedilen bu kimsenin, Nuh (a.s)'un oğlu olduğu delillerle sabit olunca, "o katiyyen senin ailenden değildir" cümlesini şu iki manadan birine hamletmek gerekir:
1) Bu, "O, senin dinine mensup olanlardan değildir" anlamındadır.
2) Bundan maksad, "O, sana, seninle beraber kendilerini kurtaracağımı vaadetmiş olduğum ailene dahil değildir" manasıdır. Her iki mana da, birbirine yakındır.
İkinci Mesele
Bu ayet, neseb yakınlığına değil, din yakınlığına bakılması gerektiğine delâlet eder. Çünkü bu hadisede, Hz. Nûh ile oğlu arasındaki neseb yakınlığı, en kuvvetli biçimde tahakkuk etmişti. Fakat, aralarında din yakınlığı olmadığı İçin, ALLAH Teâlâ da "o katiyken senin ailenden değildir" şeklindeki çok beliğ bir ifadeyle, aralarında hiçbir yakınlık bulunmadığını söylemiştir.
Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Çünkü o, salih olmayan bir iştir" buyurmuştur. Kisaî, kelimeyi fiil_i mazî sîğasıyla (yaptı), kelimesini de nasb ile okumuştur. Bunun manası, "şüphesiz senin oğlun, uygun olmayan bir iş yaptı; yani şrk koştu ve yalanladı" şeklindedir. Buradaki gayre kelimesi mansub kılınmıştır; çünkü o, mahzûf bir masdarın sıfatıdır. Diğer kıraat imamları ise, kelimeyi merfû olarak tenvin ile okumuşlardır. Bunun da iki izahı bulunmaktadır:
1) İnnehû kelimesindeki hû zamiri, Nûh (a.s)'un isteğine râcidir. Yani, "Bu istek, uygun olmayan bir istektir" manasınadır. Yani, "benim oğlum da şüphesiz benim acemdendir. Senin vaadin elbette haktır" sözün uygun değildir. Çünkü, Cenâb-ı Hak onlar hakkında daha önce, onlardan hiçbirini kurtarmayacağına hükmedip bunu takdir ettikten sonra, kâfirin kurtulmasını talep etmek, uygun olmayan bir taleptir" demektir.
2) Bu zamir, ibn (oğul) kelimesine ait olabilir. Binâenaleyh, o zaman da onun, salih olmayan bir iş olarak vasfedilmesi birkaç yönden izah edilebilir:
a) Bir adamın, ibadeti ve iyiliği çok olursa, "O, serapa amel, cömertlik ve eremdir" denilir.
Burada da böyledir. Nûh (a.s)'un oğlunun batıl işlere yönelmesi çok olunca, sanki onun kendisinin batıl bir iş olduğu söylenmiştir.
b) Bundan maksad, "O, batıl bir amel sahibidir" şeklindedir. Ancak, söz kendisine delâlet ettiği için, muzaf olan zû kelimesi hazfedilmiştir.
c) Bazı alimler şöyle demişlerdir:
"Bunun manası, "o salih olmayan bir iştir", yani, "o, bir veled-i zinadır" şeklindedir. Bu, kesinlikle yanlış bir görüştür.