Dediler ki: "O halde onu halkın önüne getirin; Olur ki onlar da şâhidlik mierler." Dediler ki: "Ey ibrahim, sen mi ALLAHlarımıza bu işi yaptın?" O dedi ki: "Belki bu işi, onların şu büyüğü yapmıştır. Dolayısıyla, eğer
konuşabiliyorlarsa, onlara sorun" Bunun üzerine, vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) "Doğrusu zâlim olanlar sizsiniz siz" dediler. Sonra yine (eski) Kafalarına döndürüldüler, ve "Bunların konuşamayacağını sen de bilirsin" stcı!ert (İbrahim) dedi ki: "Öyleyse ALLAH'ı bırakıp da, hala, size hiçbir faydası m zararı dokunmayacak olan bu putlara mı tapacaksınız? Yuh size ve ALLAH'dan başka tapmakta olduklarınıza! Akletmiyor musunuz?" (Enbiya, 61-67).
İmdi eğer, "Hz. İbrahim (a.s)'in, "Belki bu işi onların şu büyüğü yapmıştır" deyişi bir yalan söylemedir?" denilirse, buna âlimler şu iki şekilde cevap vermişlerdir:
a) Bütün muhakkik âlimlerin görüşüne göre, bu bir yalan sayılmaz. Bu görüşte olanlar, bunun yalan olmadığını izah için şunları söylemişlerdir:
1) Hz. İbrahim (a.s.)'in kastı, kendisinden sudur eden o fiili, putlara isnat etmek olmayıp, onları susturma maksadına ulaşmasını sağlayacak bir ta'riz üslûbu ile bu işi kendisinin yaptığını iyice ortaya koyup belirtmektir. Bu tıpkı şuna benzer: Diyelim ki sen, pek zarîf bir hatla bir yazıyı yazdın. Sen de hattatlıkta meşhur birisin. Arkadaşın ise yazısı güzel olan biri değil, ancak düzensiz bir şey çiziştirecek olan biridir. İşte o arkadaşın, yazmış olduğun o yazı hakkında sana soruyor: "Bunu sen mi yazdın?" de cevap veriyorsun: "Yok canım, senyazmışsındır!" Senin bu cevabla gayen, alay etmek ve bunu kendinin yapmayıp, o ümmi ve,bozuk yazılı kimsenin yazdığıını söylemek değil, kendinin yazmış olduğun te'kid etmektir. Çünkü bu iş, hem hem kadir arasında muhtemel bir işi, âciz olanın yaptığını söylemek, onunla alay
ir ve onu kadir olanın yaptığını söylemektir.
2) Dizilmiş ve süslenmiş gördüğünde, putlar Hz. İbrahim (a.s.)'i hayti
irmişti ve o kâfirlerin, putların en büyüğüne çok saygı gösterdiklerini gördüğü :~ ona daha fazla öfkelenmişti. Bundan dolayı, kendisinin o putları hafife ve onları kırıp geçirmesinin bir sebebi olduğu için, bu işi o büyük puta nisbet r. İş, bizzat onu yapana nisbet edildiği gibi, (bazan) o ışı yapmaya sebeb olana mabet edilir.
3) Bu, onların inançlarına göre olması gerekeni söylemektir. Buna göre Hz. m (a.s.) onlara sanki şöyle demiştir: "Sizler, onların büyüğünün bunu yaptığını te yadırgamazsınız. Çünkü ibadet olunan ve ilah olduğu iddia edilen bir varlığın, hatta daha fazlasına kadir olması gerekir. "Bu üç izahı Keşşaf Sahibi yapmıştır.
4) Bu zikredilmeyen, açıkça söylenmeyen sözden bir kinaye olup, "Bu işi yapan demektir. (Onların şu büyüğü) ifadesi, söz (cümle) başıdır. Kteâî'den, ifadesinde vakıf yapılacağı, ile yeni bir cümle olarak başlanılacağı edilmiştir.
5) Bu vakfın ayetteki üzerinde yapılıp, söze "haza" diye başlanması fczdir. Buna göre, Hz. İbrahim (a.s) kendisini kastederek, "Hayır, onu onların yani onlardan daha büyük ve güçlü olan yaptı" demektir. Çünkü insan, her r daha büyüktür,
6) Bu ifadede bir takdim-tehir vardır. Buna göre sanki Hz. İbrahim (a.s): "Hayır, o putlardan şu büyük olan yaptı. Eğer onlar, konuşabilirlerse onlara sorun" r ' Böylece, bu fiilin, putların büyüklerine nisbet edilmesi onların konuşabilir i- şartına bağlanmıştır. Binâenaleyh onların konuşmaları imkânsız olunca, bu olmaları da imkânsızdır.
7) Muhammed İbn Sümeyfi', bunu "Onu, onların büyüğü yaptı" ze okumuştur ki bu, "Belki de bu işin faili, onların büyüğüdür" demektir.
b) Nakilcilerden (rivayetcilerden) bir gurubun görüşüne göre, bu bir yalan -edir. Bu görüşte olanlar, görüşlerinin doğruluğuna, Hz. Peygamber (a.s)'in ş olduğu rivayet edilen şu hadisi delil getirmişlerdir: "ibrahim, hepsi ALLAH'ın zatı ile ilgili olan üç yalan söylemiştir: Birincisi, "Ben hastayım" (Saftat, 89) deyişi;
"Hayır, bu işi onların şu büyüğü yaptı"deyişi ve üçüncüsü, Sâre için, "Bu zeşimdir" deyişi". Bir başka hadisde de şöyle gelmiştir: "Kıyamettekikr Hz. 77Vn şefaat etmesini isteyince O, "Ben üç kere yalan söyledim" demiştir." Bu görüşte olanlar, görüşlerini aklî bakımdan da izaha çalışarak şöyle demişlerdi: "Yalan söylemek zatı gereği (aslında) bir kubuh (çirkin iş) değildir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.): "Birisi, zâlimden kaçıp, birisinin evinde gizlenip, o zâlim gelip onu sorduğunda ev sahibinin bu hususta yatan söylemesi gerekir" demiştir. Binâenaleyh durum böyle olunca ALLAH Teâlâ'nın, sadece kendisinin bileceği bir faydadan ötürü, Hz. İbrahim (a.s)'in yalan söylemesine müsâde etmesinde tuhaf görülebilecek birşey yok.
Bil ki bu makbul bir görüş değildir. Bu görüştekilerin rivayet ettikleri birinci habere gelince, yalan söyleme işi peygamberlerden ziyade bu sözü çıkaranlara daha münasip bir iştir. Bu hususta kesin delil şudur: Eğer peygamberlerin, bir maslahattan ötürü yalan söylemeleri ve ALLAH'ın buna müsâde etmesi caiz görülecek olsa bunu, peygamberlerin ALLAH'dan haber verdiği ve ALLAH Teâlâ'nın da haber vermiş olduğu her hususta caiz (mümkün) görmemiz gerekir. Bu ise, şer'î hükümlere güveni kökünden siler ve bütün bunlara töhmet kapılarını açar. Sonra bu haber (rivayet) doğru olmuş olsa bile, Hz. Peygamber (a.s.)'in "Tarizli ifâdelerde, (insanı) yalandan kurtaran bir genişlik (rahatlık) vardır" ifadesindeki, tariz manasına hamledilmiştir.
Onların delil gösterdikleri, Hz. İbrahim (a.s)'in "Ben hastayım"(Sâftat.89) sözüne gelince, belki de Hz. ibrahim (a.s) gerçekten biraz hasta idi. Bu ayetle İlgili geniş izahımız, yerinde gelecektir. Onların, "Hz. ibrahim, "Hayır, bu işi onların şu büyüğü yaptı" demiştir" şeklindeki delillerine gelince, bunun cevabı açıktır. Onların, Hz. İbrahim, (a.s) hanımı Sâre hakkında (Mısır kralına karşı): "Bu kızkardeşimdir" demiştir" şeklindeki sözleri hususunda şöyle denir: Onun bu sözünden maksadı, Sâre'nin din kardeşi olduğunu belirtmektir. Binâenaleyh, sözü peygamberlere yalan nisbet etmeksizin, zahiri manasına hamletmek mümkün olduğu zaman, peygamberlere yalanı ancak zındık olanlar nisbet edebilir.
imam razi k.s tefsiri kebir