|
İstatistikler |
|
Üye
sayısı: 2.762
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 96
Portal Yazı sayısı: 1.090
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.723
Forum mesajları: 22.465
Sayfa izlenimi: 1.048.286
Bugünkü sayfa izlenimi: 1.833
En son üyemiz: ümame
Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx
İp adresiniz: 38.103.63.61
|
|
Halidiye.com | Sufiler ve İtikadi Meseleler
Sufiler ve İtikadi MeselelerSufiler ve İtikadi Meseleler
Sufilerin itikada dair yaklaşımları zaman zaman tartışma konusu olmuş, hatta bazı sufiler itikadî konulardaki görüşleri sebebi ile takibata uğramıştır. Tasavvufun tecrübî yapısı ile kelam ilminin teorik yapısı arasındaki sürtüşmeler ise tarihimizde bazen istenmeyen olayların varlığına da sebebiyet vermiştir. Tekke ile medrese birbirinin alternatifi kurumlar olmayıp bunlar aksine birbirini tamamlayan kurumlardır. Bu sebeple İmam Rabbanî hazretleri sufilerin itikadî görüşlerinin ehl-i sünnet çizgisinden ayrı görülmesini doğru bulmaz. Ona göre sufilerin inancı ehl-i sünnet ve’l cemaat mezhebinin görüşleri ile aynıdır. İkiyüz seksen altıncı mektubunda bu konuda çok kıymetli bilgiler verir. Ona göre tasavvuf yoluna giren salikin ilk yapması gereken itikadını düzeltmektir.
“Allah Teâlâ, sana doğru yolu göstersin! İyi bil ki, Allah yolunda bulunmak isteyene salike önce lâzım olan şey, itikadını düzeltmektir. Doğru itikat, Ehl-i sünnet âlimlerinin, Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şeriflerden ve Ashab-ı kirâmdan öğrendikleri, anladıkları itikattır. Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin manasını doğru anlayan, doğru yolun âlimleridir. Bunlar da, Ehl-i sünnet vel-cemâ'at âlimleridir. (286. mek.)
İmam Rabbanî’ye göre eğer sufi yaşadığı tasavvufi tecrübe sonucunda değişik manevi haller yaşıyorsa bu ilham ve keşif türü bilgileri ehl-i sünnet ulemasının bilgileri ile ölçmelidir. Eğer ilham ve kerametler ehli sünnet ulemasının görüşleri ile çatışıyorsa bu bilgilere kıymet verilmemeli ve bu tür bilgilerden Allah’a sığınmalıdır. İmam Rabbanî meselenin daha iyi anlaşılması için sufilerin tartışma konusu olan bazı fikirlerinden de örnek verir.
“Meselâ, bazı ayetlerden ve hadîs-i şeriflerden (Tevhîd-i vücûdî) anlaşılmaktadır. Bazılarından da, ihâta, sereyân, kurb ve maiyyet manaları çıkmaktadır. Fakat (Ehl-i sünnet âlimleri), bu ayet-i kerimelerden ve hadîs-i şerîflerden, böyle manalar anlamamıştır. Yanî Allah Teâlâ’nın bu âlem içinde olmasını, mahlûkları kapladığını, bunlarla birleşik olduğunu, kendisinin yakın olduğunu, berâber olduğunu anlamadılar. Böyle olmadığını söylediler. O hâlde, tasavvuf yolunda ilerleyen bir kimseye böyle bilgiler hâsıl olursa, her varlığı, bir varlık olarak görürse yahut her şeyi bir varlığın kapladığını, Allah Teâlâ’nın zâtının, mahlûklara yakın olduğunu hissederse, bu bilginin, görüşün yanlış ve tehlikeli olduğunu anlamalıdır. Böyle bir salik, içinde bulunduğu vaktin sekri sebebiyle mazur sayılırsa da, ona yakışan böyle tehlikeli bilgilerden kurtulması için, Allah Teâlâ’ya yalvarması ve tazarru etmesidir. Ehl-i hak âlimlerinin bildirdiği doğru hâllere, görüşlere kavuşmak için duâ etmelidir. Bu büyüklerin bildirdiği doğru itikattan kıl kadar ayrı şeylerin gösterilmemesi için Allah Teâlâ’ya sığınmalıdır.” (286. mek.)
İmam Rabbanîye göre bütün bidat sahipleri iddialarını Kuran ve Sünnete dayandırırlar. Yarım akılları ve kısa görüşleri ile bu kaynaklardan yanlış manalar çıkarırlar. Ehl-i sünnet ulemasının bunlardan farkı ise anlayışlarını sahabe-i kirama ve selefi sâlihîne uydurmuş olmalarındandır:
“Ben yalnızca şunu söylerim: Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıkları manâlar doğrudur, kıymetlidir. Çünkü onlar bu manâları, Ashâb-ı kirâmın ve Selef-i sâlihînin eserlerini inceleyerek ve onların yoluna tabi olarak elde etmişlerdir. Bunlar bu manaları o hidâyet yıldızlarının ışıklarından almışlardır. Bunun için, ebedî kurtuluş ve saadet onlara mahsus olmuş, dâimi felah onlara nasip edilmiştir.”
İmam Rabbanî hazretlerine göre zaman zaman ulemanın ferdi hayatlarında gösterdikleri tembellik ve gevşekliklere bakılarak onların otoriteleri yok sayılmamalıdır:
“Eğer bazı âlimler sağlam bir akideye sahip olmakla birlikte, dinin bazı detay konularını yerine getirmede gevşek davranıyorsa, bundan dolayı bütün âlimleri kötülemek yakışık almaz. Bütünü ile onları suçlu görmek insafsızlık ve inatçılıktır. Çünkü doğru bilgileri bizlere ulaştıran onlardır. Kurtuluş yolunu, sapıklardan ayıran onlardır. Onların hidâyet ışıkları olmasaydı, bizler doğru yolu bulamazdık. Doğruyu, bozuk olanlardan ayırmasalardı, bizler taşkınlık, azgınlık uçurumlarına düşerdik. Bunlar öyle kimselerdir ki dinin yükselmesi için bütün gayretlerini harcamışlar, insanları pek çoğunu sırat-ı müstakîme sokmuşlardır. Bunlara tabi olan felah bulur, aksine onlara muhalefet eden de hem yoldan sapar hem de saptırır.”
Bu durumda İmam Rabbanî’ye göre sufilerin vuslata erenleri ile Ehl-i sünnet âlimlerinin görüşleri arasında ciddî bir farklılık yoktur:
“İyi biliniz ki, tasavvuf yolunun sonuna, yanî bu yolun konaklarının hepsini geçerek, velâyet derecelerinin sonuna varanlara hâsıl olan itikat, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiğine tâm uygun olur. Bu doğru itikada, Ehl-i sünnet âlimleri, Kur'ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden ve Ashab-ı kirâmdan alarak, tasavvuf büyükleri ise, keşif veyâ kalplerine ilhâm olunarak kavuşmuşlardır. Evet, bazı tasavvuf yolcusuna, yolda iken, tasavvuf sarhoşluğu ve hâl kaplaması ile bu itikatlara uymayan bazı şeyler hâsıl olmuştur. Fakat bu hâllerin kapladığı makâmları geçip, ilerleyince, nihâyete varınca, bu uygunsuz şeyler toz duman olup gider. Eğer sâlik maneviyat yolunda ilerlemeyip, yarı yolda kalırsa bu zıtlıklar yok olmaz. Bunlar bozuk görüşlere saplanıp kalırlar. Ancak bu ters düşmeden dolayı hesaba çekilmeyecekleri umulur. Zira bu durumda sufinin durumu hüküm çıkarırken hata yapan müçtehidin durumu gibidir. Salik te keşfinde yanılmıştır.”
İmam Rabbanî hazretleri bazı sufilerin ortaya attığı ehl-i sünnet inancına uymayan görüşlere örnek olarak şunları verir: Allah Teâlâ’nın bazı şeyleri yaratmağa mecbûr olduğu iddiası:
“Onların ulemaya muhalefet ettikleri konulardan biri bazı konulardaki hükümlerinin Allah’ın zorunlu fail olmasını gerektirmesidir. Böyle söylemek, Allah Teâlâ’yı yaratmasında mecbûr bilmek demektir. Hattâ kudretini inkâr etmek olur. Çünkü bütün din sahiplerine göre, Allah Teâlâ’nın kudreti, dilerse yaratır, dilemezse yaratmaz manâsına olan kudrettir. Bunların sözünden ise, yapmağa mecbûr olan, yaratmamasına imkân olmayan bir kudret anlaşılmaktadır. Bu sözleri, hükemânın, feylesofların sözüne benzemektedir.”
Yine bazı sufilerin kaza ve kader konusunda cebri olmaları bu durumun bir misali olarak görülebilir:
“Bunların uygunsuz işlerinden biri de, Kazâ ve kaderi anlatmalarıdır. Burada da, cebre kaymaktadırlar. Hâkim, mahkûm; Mahkûm da hâkim olur diyorlar. Allah Teâlâ’yı mecbûr bilmek şöyle dursun, O’nu birisine mahkûm bilmek, üzerinde bir hâkim bulunacağını söylemek, çok çirkin bir sözdür.”
İmam Rabbanî hazretlerine göre tasavvuf yolunda ilerleyen salik ehl-i sünnet ulemasına uymayı kendine lüzumlu saymalı, keşfine ve ilhamına dayanmamalıdır. Bir zıtlık söz konusu olursa da ulemayı haklı kendini suçlu-hatalı kabul etmelidir. Zira Ehl-i sünnet âlimleri, bilgilerini, Peygamberlerden (s.a.v)de almışlardır. Bu bilgiler, vahiy ile gelmiş olup sağlamdır. Yanlışlıktan, şaşırmaktan korunmuştur. Bu bilgilere uymayan kendi keşfi ve ilhâmı ise yanlıştır, bozuktur. Bunun için kendi keşfini, âlimlerin sözünün üstünde tutmak, vahiy ile inmiş olan sağlam bilgilerin üstünde tutmak olur. Bu ise, sapıklığın tâ kendisidir ve zarâr, ziyândan başka bir şey değildir.
İmam Rabbanî mektubun devamında ise sağlam akideye sahip olan bir müslümanın ikinci iş olarak bir rehber bulmasını salık verir ki bu konuyu da önümüzdeki sayıda tamamlamayacağız. Hâsılı bir ehl-i sünnet akidesine dayanmadan sağlam bir manevi terbiye mümkün olamamaktadır. Bu sebeple tasavvuf yolunun salikleri itikatlarını daima kontrol etmeli ve her tür aşırlıktan kaçınmalıdırlar.
Süleyman Derin - Altınoluk |
Tarih: 29.07.2008 Hit: 43
|
|
Günün Hadis-i
Şerifi |
|
Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce
sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından
önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.
|
|
Günün Duası |
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe
doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk
ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir
güç bahşet!
Âmîn... Âmîn... Âmîn... |
|