Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» ResimKalesi
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» Ehlullah.com
» İnkişaf
» Tahavi
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Hak-Dilaram
» Guraba
» Rıhle Dergisi
» Mehmed Emin Efendi Baba
» İbni Abidin
» Burhan Dergisi
» Menzil.Net
» İslam ve Tasavvuf
» Reddul Muhtar
» Hazırindir
» İslami Multimedya






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.741
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 94
Portal Yazı sayısı: 1.057
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 5.472
Forum mesajları: 21.202
Sayfa izlenimi: 1.004.806
Bugünkü sayfa izlenimi: 4.242
En son üyemiz: abdussamet

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.61

  Halidiye.com | Fetih Hadisi Sahihtir

Fetih Hadisi Sahihtir

Fethin 555. yılını idrak ettiğimiz bugünlerde, değerlerinden kopmuş, fetihle işgal arasındaki farktan habersiz bazı sözde aydınlar, bu fetihten rahatsız olmaya başladılar. Eskiden şeklen de olsa kutlamalara ev sahipliği yapanlar, bugün batılı dostlarını(!) incitmemek adına İstanbul’un fethine olabildiğince yüzeysel yaklaşıyorlar.

Son zamanlarda, Müslüman-Türk düşmanlığı ve “Bizans’ın yeniden ihyâsı” propagandasına kendini kaptıran çevrelerden gelse gerek; “İstanbul’un fethedileceğine dair, hadîs olarak Hz. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)den nakledilen sözün, uydurma olduğu ve Fâtih’in, müstemlekecilik hareketine, dinî bir hava vermeğe çalışması neticesi, sırf barbarlığını kamufle etmek için, Hz. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e atfen böyle bir hadîsi uydurduğu veya uydurttuğu ve İstanbul’un Fethinin dini bir hüvviyeti olmadığı” zaman zaman söylenmektedir. Bunlar tamamen asılsız sözlerdir, art niyetlidir.
555. yılını idrak ettiğimiz bugünlerde değerlerinden kopmuş fetihle işgal arasındaki farktan habersiz bazı sözde aydınlar bu fetihten rahatsız olmaya başladılar. Eskiden şeklen de olsa kutlamalara ev sahipliği yapanlar, bugün batılı dostlarını(!) incitmemek adına İstanbul’un fethine olabildiğince yüzeysel yaklaşıyorlar. Kutlamalar ise ancak birkaç programla sınırlı. Falanca takımın şampiyonluğu, AB uyum yasaları, IMF’nin bilmem kaçıncı gözden geçirme haberleriyle dolu gazetelerimizde, fetihle alakalı en küçük bir hazırlık ve kutlama haberi bile göze çarpmıyor. Cesur Yürek filmindeki İskoçyalıyı yere göğe sığdıramayan medyamız Ulubatlı Hasan’ı çoktan unutmuş görünüyor.
Bildiğiniz gibi Arapça bir kelime olan “Fetih”, açmak demektir. Peki, İstanbul´un fethi ile açılan nedir? Fethi işgalden, yani; askeri bir zafer olmaktan ayıran nedir? Fetih bir yeri ve orda yaşayanları; bulundukları derin ve karanlık kuyulardan hak ve hakikate çıkarmaktır. Aydınlığa, huzura, adâlete ve insanlık imkânlarına kavuşturmaktır. İstanbul’un fethi ile de karanlık, zalim emperyalist, köleci, ahlaksız, câhil toplum sistemi gitmiş; hürriyet, adalet, birlik, ahlak ve gelişmeyi sağlayan bir sistem gelmiştir. Bunun yanında kana susayan barbarların zaferleri ise, insanlığa hep felâket getirmiştir. İşte İskender’in istilâları, işte Moğolların beldeler yıkan, ocaklar söndüren işgalleri ve işte Timur’un zaferleri!
İstanbul’un fethi ile birlikte yıllardır; zulüm, ahlaksızlık ve soygunculuğun pençesinde inleyen insanlara huzur, adalet ve mutluluk yolu açılmış oldu. İstanbul’a giren Osmanlı askerleri çiçeklerle karşılanmış ve halk her türlü çirkinliğin sembolü haline gelen ‘Latin serpuşu’ yerine İslâm’ın adâletinin simgesi olan ‘Türk sarığı’nı büyük bir açık gönüllülükle kabullenmişti.
Fâtih şehre giren ordusuna söylediği: “Zinhar çocukları, din adamlarını, sizinle savaşmayan ihtiyarları öldürmeyin. Kadınlara dokunmayın. Hz. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in size lâyık gördüğü şerefin ehli olasınız” sözleri bir fâtihle işgalci arasındaki en açık göstergedir. Bununla da kalmayan Fâtih, tıpkı Hz. Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in, Mekke’nin fethinden sonra, “Bize ne ceza verecek?” diye bekleşen halka: “Bu gün kınama günü değil, hepiniz hürsünüz!” demesi ve kutlu beldenin vâliliğini biraz önce kendisine diş bileyen Attâb İbni Esid’e vermesi gibi, İstanbul’un fethinden sonra halka; ‘her hususta serbest olduklarını, isterlerse camilerin duvarına bitişik kilise yapabileceklerini’ ilân etmiş olması, O’nun yolunda yürüdüğünü ispat ediyordu.
Fethin bir boyutu da imar etmektir. İstanbul’un fethiyle harâbe halinde devralınmış olan şehir kısa zamanda yeniden onarıldı ve Yahya Kemal’e ‘Aziz İstanbul’, Necip Fazıl’a da ‘İstanbul’ şiirini yazdıracak hale getirildi. Kadıköy’e ‘körler ülkesi’ adını verecek kadar kör olanlardan kurtarılan şehir yeniden planlanarak ilim, kültür, sanat ve medeniyet merkezi haline getirildi.
Peki ya bugün peşinden koşturduğunuz batılılar... Srebrenitsa’da binlerce insan katledilirken, Mostar Köprüsü top ateşine tutulup yerle bir edilirken neredeydiler? Ebû Garip’te insanlık onurunu ayaklar altına alanlar, dünyanın en büyük mültecî sorununu ortaya çıkarıp dört milyon Filistinli’yi evlerinden, çiftliklerinden sürenler yine onlar değiller mi? Artık küresel şarlatanlara dur demenin; fetih şuurunu yeniden kuşanıp Süleymaniye’ye yaslanarak seslenmenin zamanıdır: “Seni seviyorum İstanbul; Mekke, Medine ve Kudüs aşkına.”
İstanbul’un fethi ile ilgili hadîs-i şerif şudur: Bişr el-Ganevî (Radıyallâhü Anh)1, babasından yaptığı rivayete göre Hz. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem):
“Kostantiniyye (İstanbul) elbette feth edilecektir. O’nu feth eden kumandan, ne güzel kumandandır! Onu fetheden asker ne güzel askerdir!”2 buyurmuşlardır.
İstanbul’un fethini, hemen hemen sekiz buçuk asır öncesinden, herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak kesinlikte bir üslûp ile haber veren hadîsimiz, Kütüb-ü Sitte döneminde, hatta öncesinde tasnif edilmiş kaynaklarda yer almaktadır. Ahmed b. Hanbel (v. 241/855)’in Müsned’i ve bizzat Buhârî (v. 256/870)’nin et-Târihu’1-kebîr ve et-Tarihu’s-sağîr’i, İbn Ebî Hayseme (v. 279/892)’nin Kitâbu’t-târih’i, Bezzâr (v. 292/905)’ın Müsned’i hadîsimizin tasnif dönemine ait kaynakları olmaktadır. Daha sonraki dönemde Taberânî’nin el-Mu’cemu’1-kebîr’i, İbn Kaani’ (v. 351/962) in Mu’cemu’s-sahâbe’si, Hâkim (v. 405/1014)’in Müstedrek’i hadisimiz için önemli kaynaklardır. Hatîb Bağdadî (v. 463/1071)’nin et-Telhîs (I, 283)’ inden Suyûtî (v. 911/1505)’nin el-Câmiu’s-sağîr’ine kadar muahhar dönem eserleri de hadîsimize yer vermektedirler.
İbn Abdilberr (463/1071) el-İstîab’da:1/170, İbn’ül-Esîr (630/ 1233) Üsdü’l-Gabe’de:1/189, İbn-i Hacer (852/1448) de el-İsabe’de: 1/162. metnin ilk ravîsi sıfatıyla Bişr el Ganevî’nin tercüme-i halinden bahsederlerken hadîsi naklederler.
Öte yandan Zehebî (748/1347), sıhhat derecesini belirtmek maksadıyla, Telhis’üI-Müstedrek’de: 4/422 metne yer verirler.
Merhum Prof. M. Tayyib Okiç, bu konuya ve fetih hadîsine kısaca temas ederek, İstanbul fethine dair diğer bazı haberlerin kaynaklarını da vermiştir. Bkz. Bazı Hadîs Meseleleri Üzerinde Tedkikler, s. 38, dipnot 2-3. istanbul 1959. Hadîs-i Şerifin Sıhhati Kısaca Kütüb-ü Sitte diye anılan altı hadis kitabı yani Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Nesâî, İbn-i Mâce’de bulunmaması dolayısıyla, hadîs-i şerifin sahih olmadığı sanılmamalıdır. Zira usûl açısından Allâme Kasım b. Kutluboğa’nın isabetle belirttiği gibi: “Bir hadisin sıhhati, hangi kitapta bulunduğuna bakılarak değil, onu nakleden kişilerin haline bakılarak tayin ve tesbit edilir.” Hadîsimizin bütün kaynaklardaki senedi hemen hemen aynıdır. Seneddeki râvilerin ayrı ayrı tetkikinden çıkan sonuç, senedin muttasıl olduğudur. Binâenaleyh hadîsimiz hakkında Hâkim, “isnadı sahih” derken, meşhur rical âlimi Zehebî, Hâkim’in kanaatine iştirak ile hadîsin “sahih” olduğunu belirtmektedir.
Ayrıca şuna da işaret edelim ki, İstanbul’un fethedileceğini haber veren daha birçok hadîs bulunmakta ve bunların bir kısmı da kütüb-ü sitte’de yer almaktadır. Bak. Buhâri, cihad 93, 157, Ebû Dâvud, cihad 22; fiten: 6; melâhim: 3-4; Tirmizî, fiten: 5, İbn Mâce, cihad: 11; fiten: 35; Dârimî, mukaddime: 43.
Şu gerçek hiç bir zaman unutulmamalıdır; bir hadîsin kütüb-ü sitte’de bulunmaması onun sahih olmadığı anlamına gelmez. Kütüb-i sitte dışındaki kaynaklarda da birçok sahih hadîs bulunmaktadır. İşte bu hadîsimiz de onlardan biridir. “Mevzuû’ yani Hadîs diye uydurulmuş sözler” ile ilgili kitap yazmış ulemâdan hiç kimsenin, hadisimiz için “uydurma” iddiasında bulunmamış olmasına rağmen, kendisini Ebû Hanife ve Şafiî’den daha âlim gören, anlayış olarak da müsteşrik ve Şiilere çok daha yakın bulunan Mahmud Ebû Reyye: “Bu hadîsin Yezid b. Muaviye için uydurulmuş olması muhtemeldir, zira Kostantiniy’ye savaşında bulunan ordunun komutanı oydu”, diye bir iddia ortaya atmaktadır. Böylece de ne kadar indî, ğayr-i ciddî ve tarafgir bir yaklaşıma sahip olduğunu sergilemektedir. Zira hadîsteki müjde, Kostantiniyye’yi kuşatan değil, fetheden komutan ve ordu içindir. Bu yaklaşımı, Ebû Reyye’nin diğer görüşlerinde de ne kadar keyfî olabileceğini göstermektedir.
Hadisleri değerlendirmede çok rahat hareket eden araştırmacı Nâsıruddin el-Albânî de, hadîs-i şerif râvilerinden Abdullah b. Bişr el-Ganevî hakkındaki İbn Hibbân’ın müspet görüşünün kendisini tatmin etmediği gerekçesiyle, “bana göre hadis sahih değildir” demekte ve zayıf olduğuna işaret etmektedir. Böyle bir gerekçeye dayalı kişisel kanaatin, dikkate alınacak bir tarafının bulunmadığı da ortadadır. Bu bilgilerden sonra hadîs-i şerifi senedi ile birlikte inceliyoruz.
Muhammed b. el-Alâ’, Zeyd b. el-Hubâb’dan; O, el-Velid b. el-Muğire el-Muafiri; O Abdullah b. Bişr el-Ganevî; O da, babası Bişr el-Ganevî kanalıyla nakleder, O’nun, Peygamber Efendimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduklarını işitmiş olduğunu bana haber vermiştir: “Kostantiniyye (İstanbul) elbette feth edilecektir. O’nu feth eden kumandan, ne güzel kumandandır! Onu fetheden asker ne güzel askerdir!” buyurmuşlardır.
Abdullah b. Bişr der ki: Mesleme b. Abdülmelik (120-121/738) beni çağırdı ve bana bu hadîsi sordu. Ben de ona naklettim. O aynı sene Konstantiniye’yi fethetmek üzere sefere çıktı 3.
Mevcut bütün kaynaklarda şeklinde , ile nakledildiği halde, sâdece Müsned’in matbû nüshasında ile şeklinde tespit edilmiştir. Fetih yıl dönümü münasebetiyle mecmua ve gazetelerde neşredilen klişelerde de ile yazıldığı göze çarpmaktadır.
Hadis ilminde, başlangıçtan hicrî beşinci asır sonlarına kadar ortaya konan ve hadis metinlerini, istisnasız senetleriyle birlikte veren kitaplar orijinal eserler olup, bunlar, birinci derece kaynak kabul edilirler. Hicrî beşinci asır sonlarından itibâren ortaya konan ve öncekilerden bir veyâ bir kaçının özetlenmesi, şerhi, belirli konulardaki hadîs metinlerinin çeşitli maksatlarla derlenmesi veya pratik istifadeyi kolaylaştırmak gayesi ile alfabetik sıraya göre dizilmesi şeklinde te’lîf edenler ise ikinci ve üçüncü el eserlerdir. Bu ikinci grubun bir kısmı yarı ilmî, büyük çoğunluğu da halka hitâb eden ve kaynak hüviyeti taşımayan kitaplardır. Bu nokta esâs alınarak, elimizdeki metnin kaynaklarını şöylece sıralayabiliriz:
Tetkikimize göre hadîsin en eski yazılı kaynağı, Buhârî (256/870)’nin et-Tarih’ul-Kebîridir ve yine bildiğimize göre, bu kaynak şimdiye kadar hiç kullanılmamıştır. Yukarıdaki metin oradan alınmıştır. İkinci yazılı kaynak, Ahmed b. Hanbel (241/855)’in Müsnedidir: 4/335. Üçüncü kaynak ise el-Hakim en-Nîsabûri (405/1014)’nin el-Müstedrek ala’s-Sahihayn isimli hadîs mecmuasıdır: 4/421-422.
Hadîsin senedi, mevcud bütün rivâyetlerde: Bişr el-Ganevî, Abdullah b. Bişr, el-Velid b. el- Muğire, Zeyd b. el- Hubab sırasını takip eder. Dördüncü râvi olan Zeyd’den itibaren şahıslar değişir. Beşinci râvi; Buhârî’nin yukarıdaki rivâyetinde; Muhammed b. el-Âla’dır; Buhârî’nin ikinci rivayetinde, Abde b. Abdullah el-Huzaî (Ö: 258)’dir. el-Hakim’in rivâyeti de, beşinci râvi olarak Abde ile devam eder. Ahmed b. Hanbel’in rivayetinde ise, Ebû Bekir İbn-i Ebî Şeybe (159-235 )’dir.
Beşinci râvi durumunda olan Muhammed b. Ala’ (161-248) ve Ebû Bekir İbn-i Ebî Şeybe (159-235), sadece bir râvi değil, aynı zamanda, büyük çapta hadîs mecmuaları da olan muhaddislerdir. Bu durum, hadîs-i şerifin, ta ilk devirlerde zabta geçirilip kitaplardaki yerini aldığını işaretlemektedir. Netice Bir beldeyi, bir şehri harb veya sulh yoluyla ele geçirmek ve kapılarını İslâm’a açmak anlamına gelen “FETH” İslâm’da, başlıca iki yerde kullanılmıştır: Birincisi, İslâm’ın kalbi ve merkezi olan Mekke’nin fethi için Kur’ân-ı Kerim’de kullanılır. “İnnâ Fetahnâ leke fethan mübinâ” şeklinde başlayan bu sûre “Fetih Sûresi” ismini taşır. İkincisi ise, Allah’ın Rasûlü’nün kelâmında ifâde edilir. Bu da “Feth-i Kostantiniyye = İstanbul’un Fethi”ni müjdeler. Birincisi; Allah’ın Peygamberine; ikincisi ise Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in ümmetine müjdesidir. Her ikisi de, gerçekleşmeden önce haber verildiği için, istikbalden haber veren birer mucizedir.
Yine gerek Kur’an-ı Kerîm’deki Mekke’nin fethi ve gerekse hadîs-i şerifdeki İstanbul’un fethedileceğine dair haberlerde, kesinlik ifade eden bir üslûb kullanılmıştır.
Kur’anda, hâdise geleceğe ait olmasına rağmen, tahakkukunun yüzde yüz olacağını ifade için mâzi sigası ile “Biz, sana pek parlak bir fetih ihsan ettik” buyurulmuş; hadîs-i şerifte de, fiilin başında, katiyyet ifade eden te’kid lâmı, sonunda da tekîd-i nûn-ı müşeddede kullanılarak “muhakkak ve kesinlikle feth edilecektir” buyurulmuştur.
Ne var ki, Kur’an-ı Kerîm’de, fiil malum sigası ile ve faili yani fâtihi belirterek, Mekke’nin, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) tarafından fethedileceği bildirilmiş; hadîs-i şerif’de ise fiil, meçhul sigası ile getirilerek fâtihi belirtilmemiştir.
Bu durum ise, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)den hemen sonra tâ Hz. Osman (Radıyallâhü Anh) devrinden itibaren, çeşitli ordu kumandanlarını gayrete getirerek, onları Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in müjdesini gerçekleştirme ve fâtihini malum hale getirme yarışına sevk etmiştir. Allahımızın büyük bir lütfudur ki, Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in müjdesine mazhar olma şerefi, büyük Türk Hükümdarına ve O’nun şerefli ordusuna nasip olmuştur. Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in tebcil edip bağrına bastığı
Türk Ordusu’na!... Bu bakımdan Müslümanlarca, Resûlullah Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)den yakın tarihimize kadar pek çok belde ve şehir fethedile geldiği halde, “Fâtih” unvanı, sadece Peygamber Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in arzusunu yerine getiren ve O’nun müjdesine mazhar olan Türk Hükümdarı Sultan II. Mehmed’e verilmiştir.
İşte o unvanın kaynağı bu hadîs-i şeriftir, onu veren de bizzat Resûlüllah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)dir.

- Dipnot -
1 - El-Ganevî yerine, el-Has’ami de denilmektedir. Bak. Askalanî, İsabe, 1/439; A.b.Hanbel, 4/335
2 - Hakim, Müstedrek, 4/422, No:8300; A.b. Hanbel, 4/335, No:18478; Buhari, et-Târîhu’l-Kebir, 2/81, No:1760; et-Tarîhu’s-Sagir, 1/306, No:1482; Deylemi, Firdevs, 5/481, No:8825, Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, 2/38, No:1216. Bu hadis-i şerifin isnadı (sened zinciri) sahihdir. Hakim, a.g.e. 4/422. Daha fazla bilgi için bak. “Fetih hadisi sahihtir.”, Shf: 332
3 - Bak. Buhârî, et-Târih’ul-Kebîr, cild; 1, kısım: II., s. 81 Haydarâbad 1362. Son kısmının tercümesi ve diğer kaynaklar da dikkate alınarak yapılmıştır.

Mehmet TALU / Arifan Dergisi
  Tarih: 03.06.2008   Hit: 248
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşk Lakırtıları 
Mazhar ERGENE 
İctihad Risalesi Ne Olacak ? 
Hüseyin TÜRKERİ 
İlm-i Havas veya Kenzül Havas 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu ile 3 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker