Soru Cevap Rüya Tabirleri Meal Akaid Tefsir Hadis Tasavvuf Tarih ve Medeniyet Halidiye FORUM
  Ana Menü
 » Ana Sayfa
 
» Evrad-u Ezkar
 
» Risale-i Halidiyye
 
» Risale-i Kudsiyye
 
» Mail Grup
 
» İslam Alemi
 
»
İslami İlimler
 » Halidiye Mektebi

 » Mektubat
 » Arştan Hüzmeler
 » Gülzar-ı Arifan
  Üye Menüsü
K.adı
Şifre

 

Şifremi unuttum
Üye ol

 
  Siteden haberler

Seyr-i Süluk Şeması

Rıhle Dergisi Çıkıyor

  Tasvip edilenler
» Ehlullah.com
» İsmetiyye
» Ebu Bekir Sifil
» İnkişaf
» Darul Hikme
» Fetvahane
» Sadabat
» Mecelle
» Reyhanikitap
» SultanReyhani
» Tahavi
» Kerbela
» Tasavvufi Hayat
» Tasavvuf Dergisi
» Dervişan
» Ehli Sunnet
» Guraba
» Hak-Dilaram
» ResimKalesi
» Hazırindir
» Rıhle Dergisi






  İstatistikler

Üye sayısı: 2.625
Portal Konu sayısı: 12
Portal AltKonu sayısı: 93
Portal Yazı sayısı: 971
Forum başlıkları: 49
Forum konuları: 4.544
Forum mesajları: 16.402
Sayfa izlenimi: 858.781
Bugünkü sayfa izlenimi: 845
En son üyemiz: noxchi

Sayfa oluşum süresi:xx
Gösterim süresi: xx

İp adresiniz: 38.103.63.16

  Halidiye.com | Köşe yazıları : Kenan Çamurcu ile 3

Söyleşiler

Kenan Çamurcu ile 3

6-) İran’ın Iraktaki ve tabii bölgedeki müdahaleleri ABD’yi ve İsraili rahatsız ediyor. Sizce önümüzdeki dönemde İrana ciddi bir saldırı beklenebilir mi?



İran, Ortadoğu’da Amerika gibi bir ülkedir. Çatışma da büyük oranda bundan kaynaklanıyor. Amerika da, İran da küresel ve bölgesel politikalarla varlığı anlam kazanan iki ülke ve devlettir. İran’ın son nükleer programını tamamlayarak artık nükleer kulübe katıldığını ilan etmesi, buna karşılık Amerika’nın sert tepki vermesi de yine aynı sebeptendir. Dolayısıyla İran ve Amerika gerilimini konuşurken aslında Ortadoğu’da iki küresel gücün karşılaşmasından sözediyoruz. Amerikalılar askeri işgal, tehdit, şantaj veya işbirlikçi yönetimler eliyle bölgedeki nüfuzunu korurken; İranlılar bu küresel güce karşı sergilediği cüretkar tavırla sokakların tansiyonunu elinde tutuyor. Amerika’nın Ortadoğu’sunun karşısında artık İran’ın alternatif Ortadoğu’su var. Bu gerilimin nereye varacağını kimse kestiremiyor. Tabii buna bir de İsrail konusunda İran’ın izlediği tutumu ilave etmek lazımdır. İran, aradan 60 yıl geçmesine rağmen İsrail konusunda tartışmayı baştan almak gerektiğini ısrarla gündemde tutuyor. İsrail’i en çok rahatsız eden konunun bu olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Arap-İsrail barışından çokça sözedilmesinin aslında İsrail’in Filistin topraklarında kurulma şeklini unutturmaya dönük bir operasyon olduğunu İran her defasında Ortadoğu halklarının karşısına çıkarıyor. Bunun anlamı şudur ki, İran, birinci dünya savaşından sonra yaşanmaya başlanan İsrail’in oluşum sürecini ne pahasına olursa olsun verili durum olarak kabul etmeyecek. İran’ın bu kararlı tutumu kuşkusuz Filistin’de de derin kırılmalara yolaçıyor. İktidarı elinde tutan Fetih, mücadeleden yorulmuş bir parti olarak tam İsrail’in şartlarını kabul ederek masaya oturmaya hazırlanırken İran’dan yükselen bu itiraz aniden Filistin’de HAMAS olarak ortaya çıktı ve Filistinliler İsrail’in meşruiyetini kabul etmediklerini yeniden söylemeye başladılar. Lübnan’da işlerin hale yola koyulduğunun sanıldığı bir anda Hizbullah, İsrail’i darmadağın eden bir süreci başlattı. O nedenle İran konusu, Ortadoğu’yu hegemonisi altında eritmek isteyen Amerika için ciddi bir sorundur. Fakat bu sorunun askeri saldırı yoluyla bertaraf edilip edilemeyeceği tartışması bugüne kadar Bush iktidarının elini kolunu bağlamış görünüyor. Bush hükümetinin, eğer böyle bir işe kalkışırsa bunun hem askeri, hem de siyasi sonuçlarını kestiremediği anlaşılıyor. Meselenin sadece İran-Amerika meselesi olmadığı açıktır. Eğer Amerikalılar İran’a saldırırlarsa, kolay manipüle edilen Türkiye medyasında yansıtıldığı gibi bunun adı “Amerika’nın İran’a askeri operasyonu” olmayacaktır. Bunun adı, “Amerika-İran savaşı”dır. Amerikan yönetiminin göze alamadığı şeyin bu savaş olduğunu anlarsak, buradan İran’ın küresel ve bölgesel etkisinin ne manaya geldiğini çıkarabiliriz. Eğer Amerikalılar böyle bir savaşı başlatırlarsa bunun sadece askeri sonuçları değil, ciddi siyasi sonuçları da olacaktır. Bölgede halen Amerika’nın uydusu gibi hareket eden, ya da Amerikan nüfuzunu herşeyin üstünde tutan hiçbir rejimin (İsrail buna dahil) bu savaşta ayakta kalamayabileceğini söylemek parlak bir kehanet sayılmamalı. Amerikalılar böylesine büyük bir maliyeti ve bedeli ödemeye hazır gözükmüyor.



7-) Gene Türkiye’ye dönersek ; Türkiye Müslümanlarının ortak hareket edememesinin temel sebebleri sizce nelerdir ? Gündem birliği bile yapamıyoruz.



“Müslümanlar” dediğimiz kesim, içinde yüzlerce farklı politik tutumun, beklentinin, hedef ve amacın cirit attığı bir havuz aslında. Hele de yeni milenyumda AK Parti iktidarıyla birlikte çıkar çatışmaları, rekabet ve her türlü beklentinin doruğa ulaştığını hesaba katarsak bu havuzun içindeki unsurların birlikte hareket etmeleri belki tuhaf karşılanabilir. Müslümanlar arasındaki amaç ve hedef farklılıkları artık stratejik farklılıklardır. Mesela Gülen Hareketi’nin, Filistin’in Amerika ve İsrail tarafından Gazze ve Batı Şeria olarak ikiye bölünmesine verdiği destekte kendi grup çıkarlarını gözetmesi ile, bu bölünmeyi Filistinliler ve Müslümanlar açısından değerlendiren başka bir kesimin gündem birliği yapması nasıl mümkün olabilir? AK Parti iktidarının yabancı nüfuzuna dayanarak iktidarını koruma stratejisi ile, bu stratejiyi kökten reddeden başka bir kesim ortak nasıl hareket edebilir? Bölgesel sorunlara Washington-Tel Aviv penceresinden bakan Müslümanlar ile, aynı sorunlara HAMAS, Hizbullah, İran, Arap sokakları vs. gözüyle İstanbul’dan bakan Müslümanları yanyana oturtmak bile kabil mi? Özetle, Türkiye’de Müslüman gruplar ve kesimler arasında, eskisinden farklı olarak artık stratejik ayrılıklar var. Bu, mezhep ayrılığı gibi hafif bir şey de değil. Dünya görüşü ve ideoloji farkından sözediyoruz. Ayrıca ne yazık ki Müslümanların sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet gösteren çevreler de politik gündeme göre, bağlılık ve taahhütler esası itibariyle davrandıkça güven duygusunda da ciddi bir yaralanma meydana gelebiliyor. Bu kuruluşların düzenlediği yardım kampanyalarının, eskiden olduğu gibi karşılıksız ve sırf iman kardeşliği nedeniyle dünya Müslümanlarıyla dayanışma ve onlarla özdeşleşme temelinde değil, siyasi iktidarın öncü kolu olarak ve politika tercihlerine göre gerçekleştirildiğine dair derin kuşkularımız var. İş bu noktaya kadar geldiyse Müslümanların birlikte hareket etmeleri nasıl mümkün olabilir?



8-) İlk sormamız gereken soru ama bir arkadaşımızdan gelen istek üzerine yazıyorum. Kenan Çamurcu kimdir ? Eğitimi nedir ?



1961 İzmit doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi İzmit’te tamamladım. Gecikmiş üniversite eğitimim İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fars Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden. Sonra Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Siyasi Tarih ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladım. Ama tezimi veremedim. Üniversite affı çıkarsa onu da halletmiş olacağım. Lise çağlarında ülkücü hareket içindeydim. 1980 darbesinden sonraki okumalarımla İslamcı entelektüel harekete katıldım. Silahlı Kuvvetler Gücü’nde milli halterci olarak askerliğimi tamamladıktan sonra İzmit’e döndüğümde kendimi yoğun bir okuma faaliyetine verdim. Bu yıllarda İslami klasikleri okumanın yanısıra Arapça eğitimine de başladım. 80 başlarında yayın hayatına başlayan İslami dergilerde yazar ve yayın kurulu üyesi olarak bulundum. (Dönüşüm, Girişim vs.) Üniversite için geldiğim İstanbul’da (1985) başörtüsü yasağına karşı ilk eylemleri düzenleyenler arasındaydım. 80’ler boyunca dergi yayıncılığı ile meşgul olurken çok sayıda makale çevirisi de yaptım, kitap tercüme ettim. Ali Şeriati’nin “İktisat Sosyolojsi”, Mutahhari’nin “İslam Cumhuriyetinin Çerçevesi”, İmam Humeyni’nin “Sırr-ı Salat”ı bunlar arasındadır. 85’te solcularla İslamcıların ortak bir dergi çıkarması denemesinin çekirdek kadrosundaydım. Ruşen Çakır, Haşmet Babaoğlu, Ferhat Boratav, Mehmet Metiner gibi isimler vardı. Başaramadık. 80 başlarında Milli Gazete’de yazdığım bir yazı nedeniyle tutuklanma istemiyle bir süre arandım. Yine 80 sonlarında Kürt sorunu üzerine yayınladığım bir söyleşi nedeniyle takipsizlikle sonuçlanan bir soruşturma süreci yaşadım. Hakkımda TCK’nın Anayasayı İhlal suçlamasıyla dava açılacaktı. 80’ler ve 90’lar boyunca yoğun entelektüel faaliyetler içinde çok önemli sorunlara ilişkin (modernite, İslam ve demokrasi vs.) tartışmalarda yer aldım. Nihayet 1994’te Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da belediye başkanı olmasıyla herkesin takdir ettiği o etkileyici entelektüel programları başlattık. Ali Bulaç Erdoğan’ın danışmanıydı ve bendeniz Bulaç’la birlikte o faaliyetleri tasarlayan, projelendiren ve yöneten kişiydim. Yazarlık hayatım boyunca Dönüşüm, Girişim, Yeni Zemin, Nehir, Bilgi ve Hikmet, Şehir Kültürü, Bilgi ve Düşünce, Sözleşme, İstanbullu, Kırmızı Çizgi, Birikim gibi düşünce dergilerinde yazar ve yönetici olarak bulundum. Günışığı FM, Üsküdar FM, Skyturk TV gibi radyo ve televizyonlarda programlar yaptım. Bir süre, Doğu Konferansı aydınlar girişiminin koordinatörlüğünü yürüttüm. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentim İstanbul projesinin genel koordinatörlüğü, Pendik Belediyesi başkan danışmanlığı, Samandıra Belediyesi başkan danışmanlığı, Beykoz Belediyesi başkan danışmanlığı gibi görevlerde bulundum. Dinî ilimler, siyasetbilim, uluslararası ilişkiler ve yerel yönetimler alanlarında yazıyorum.



9-) Bir yazar olarak kitaplar ile ilginiz nasıldır ? Günde kaç saatiniz kitapla geçiyor ?



Üzerinde çalıştığım konularda okurum. Popüler okumaları tercih etmem. Piyasaları sarsan bir kitap bile olsa “ortamlarda gündeme gelir, mahçup olmayalım” diye okuduğum bir kitap yok. Fakat okumayı sadece kitapla da sınırlamamak lazım. Makale okumaları da en az kitaplar kadar önemli. Yazdığım yazılar nedeniyle veya yaptığım çeviriler sebebiyle zamanımın ağırlıklı bölümü metinlerle geçiyor. Sosyalbilimler alanında yazılmış metinlerin dilindeki yavanlıktan hayli şikayetçi olduğum için ve bu metinlerin edebiyat metinleri gibi nitelikli olmasını arzu ettiğimden (bu üslupta yazmaya çalışırım) böyle ürünler okumaya önem veririm. Uluslar arası ilişkiler ilgim nedeniyle günümün bir kısmını bu yöndeki takiple geçiriyorum. İç siyasetin tartışmalarına da ister istemez zaman ayırıyorum. Ama son zamanlarda aktüel olana ayırdığım zamanı azaltmaya çalışıyorum.



10-) Türkiye’deki Müslümanların okumamasının sebebi nedir ?



Müslümanların okumaya ihtiyaç duymamalarıyla ilgili olabilir mi? Okuyup ne yapacaklar? Okuma faaliyeti onların hangi işini halledecek? Dünya görüşü mü edinmeye çalışıyorlar ki okusunlar! Yahut güncel iş, ilişki ve beklentiler için okumanın taşıdığı bir anlam ve önem var mı? Okuma onlara ne vadedebilir? Eğer mesele para kazanmak, yüksek refah düzeyine ulaşmak, ileri tüketim alışkanlıklarını tatmin etmek ise ve bunları tek satır bile okumadan da yapıyorlarsa boşu boşuna okumaya neden vakit harcasınlar? AK Partili belediyelerden yüklü ihaleler alan kişiler arasında bir araştırma yapılsa bu söylediklerimi destekleyen nice örnek çıkacaktır. Okumak, varoluşsal derdi olan insanın işidir. Şimdiki Müslümanların bu bakımdan herhangi bir derdi var gibi gözükmüyor.



11-)Asıl konumuza dönersek önümüzdeki dönemde İslam Alemini neler bekliyor ? Kurucu Müdahalenin arkasında Rusya varsa bu yeni nesil darbe aynı zamanda Türkiye ve bölgedeki Müslümanları da etkileyecektir.



İslam alemi halihazırda Ortadoğu’dan ibaret gözüküyor. Burada olan biten ne varsa İslam aleminin istikbaliyle ilgilidir. Müslümanlar, Amerika ve İsrail’in bölgeye getirdiği karmaşayı düze çıkarmak için gayret gösteriyor. Bizdekinden farklı olarak bölgedeki Müslümanlar arasında tüm siyasi hassasiyetin bu noktaya odaklandığını söyleyebiliriz. Eğer Amerika-İsrail ekseninin “yeni Ortadoğu”su bölgeye hegemonisini kabul ettirirse İslam alemi için hiçbir gelecek yoktur. Yok eğer, İran’ın himaye ettiği alternatif Ortadoğu bu hegemoni karşısında kazanırsa İslam’ın ve İslam aleminin dünyaya bir mesajı olacaktır. O da tarihin sona ermediği ve liberal demokrasinin ve Batı tipi modernleşmenin insanlık ailesi için nihai kurtuluş olmadığı mesajıdır. Amerikan politikalarının, Soros ve benzerlerindeki finans gücünün ve NATO’nun askeri kuvvetlerinin bu gerilimde canla başla rol üstlendiklerini hepimiz görüyoruz. Rusya kendi varlığını korumak için bu gerilimin bir tarafında mevzilenmiş durumda. Latin Amerika’daki kıpırtı da bu çatışmayla yakından ilgili. Afganistan, Pakistan, Hindistan, Çin, Güney Asya’nın muhtelif köşeleri, Afrika’daki çatışmalar hep bu gerilime göre pozisyon ayarlıyorlar. Türkiye’de, bir rivayete göre Rusya son müdahalenin arkasındaysa bu, Türkiye’nin Batı rotasından çıkmaya hazırlandığı anlamına geliyordur. Böylesine büyük bir adımın atılmaya hazırlandığını düşünmek biraz abartılı görünüyor. Fakat devletin çeşitli güç merkezlerinde Batı havzasının Türkiye karşısındaki tutumundan illallah geldiği de açıkça ortada. Belki Atatürk’ün “Batıya rağmen Batılı” tavrına dönülebilir. Yani Türkiye, laik bir devlet olarak Batılılaşma yörüngesinden çıkmaz ama stratejik olarak Batı nüfuzuna da müsaade etmez. Bu kimliğiyle Türkiye’nin Amerika ve Batı kampının diğer üyeleriyle pazarlıkçı müttefik yöntemini benimseyeceğini ama bu arada kendisini Rusya-Çin güvencesinden de mahrum etmeyeceğini düşünebiliriz. Müslümanlar, halen AK Parti iktidarına eklemlenmiş olarak sırtını Amerika ve Batı ile ittifaka yasladığına göre herhangi bir rota değişiminde siyaset sahnesinde aktör olarak rolleri kalmayacak gibi görünüyor. Umarız böyle bir durumda Müslümanların siyasetten silinmesi sosyal hayattan da kazınması sonucuna yolaçmaz. Ya da belki böylesine ağır bir imtihandan çıktıktan sonra geçmişte yaptıkları hatayı görmeleri ve asıl işlerine bakmaları daha bir kolaylaşır.
 
Tarih: 21.05.2008    Hit: 116

Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekmekte...
Bu bölüme henüz veri girilmemiş!

Sayfa
  Köşe Yazarları
İsmail ARSLAN 
Aşağıladıkça Büyümek! 
Mazhar ERGENE 
Sarıklı Genç 2 
Hüseyin TÜRKERİ 
Halvetilikte rabıta varmı ? 
Müştâk-ı Cân 
Varidat 
Muhammed Zahid 
Müslümanlık ve Müslümanlık şekli 
Abdullah SAKİZADE 
Rufai Tarikatının Özellikleri 
Ahmet ÖZEN 
Namazın Bahası 
Söyleşiler 
Kenan Çamurcu ile 3 
  Anket
 Hangi Meal-i Şerifi Okuyorsunuz?
 Elmalılı Hamdi YAZIR
 Hasan Basri ÇANTAY
 Ali BULAÇ
 Suat YILDIRIM
 Yaşar Nuri ÖZTÜRK
 Abdülbaki GÖLPINARLI
 Hasan Tahsin FEYİZLİ
 Mahmud USTAOSMANOĞLU



  Günün Hadis-i Şerifi


Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil.

  Günün Duası
Ey Rabbim! Girişeceğim her işe doğruluk ve içtenlik üzere girmemi, bırakacağım her işten de doğruluk ve içtenlik göstererek çıkmamı sağla ve bana katından destekleyici bir güç bahşet!

Âmîn... Âmîn... Âmîn...
 
©2005 - 2008 Halidiye.com :: Tüm hakları saklıdır.
Sitemizdeki bilgileri kaynak göstererek kullanabilirsiniz.
1 - 2 - 3 - 4
eXTReMe Tracker