|
Halidiye.com : Türkiye’deki İslami hareketlerin kendi içine kapanmalarının bölgedeki yankıları ne olur Özellikle Lübnan ve Kerkük – Irak ekseninde önümüzdeki süreçte neler olacaktır ?
Kenan ÇAMURCU : Türkiye’de “İslami hareket” tanımına sokulan grupların, cemaatlerin ve oluşumların neredeyse tamamı asıl vazifelerini terkedip politikaya adanmış durumdalar. Yakın tarih boyunca ilk kez bu dönemde siyasi iktidara doğrudan ya da dolaylı ilişmiş durumdadır.
Makam ve mevki temini, rant ve ihale sağlanması, muhtelif biçimlerde kaynak aktarılması gibi yollarla bu kesimlerin dünyayla bağlantıları güçlendirildikçe onlar da ahiretleriyle ilişkilerinde bocalamaya başladılar. Nihayet hepsi güncel siyasetin konularıyla meşguller, amaç ve hedeflerinden istifa etmiş vaziyetteler, yahut o hedef ve amaçları gözden geçirip yeniden tanımlar hale geldiler.
Bu “hareketler” Türkiye’deki gündemle öylesine meşguller ki, başlarını kaldırıp yanlarında yörelerinde ne olup bittiğine bakacak durumda bile değildirler. Lübnan, Irak, İran, Filistin ve başka kader belirleyici meseleler, ancak iktidarın politikaları içinden süzülerek algılanabiliyor. Siyasi iktidarın benimsemediği hiçbir tutum ve tavır, bir zamanlar İslami hareket sayılan kesimlerde tasvip görmüyor.
Türkiye dışındaki kriz bölgelerine yapılan yardım kampanyaları bizi yanıltmamalıdır. Bu, dışımızdaki sorunlarla ilgilenme şeklimizin yaşadığı mahiyet değişiminin en çarpıcı örneğidir. Bir zamanlar bölgemizdeki sorunlara düşünce dünyamızı etkileyecek düzeyde alaka duyarken, o sorunları tartıştığımız sırada aslında kimliğimizin küresel anlamlarını farkediyorken ve o meseleleri adeta milli mesele sayıyorken şimdilerde ancak giysi artıklarımızı, ya da gelirimizin üç beş kuruşunu bazı aracı dernekler vasıtasıyla göndererek vidan arındırmayı tercih ediyoruz.
Bu mahiyet değişimi, dünyadan koptuğumuzun kanıtıdır. Lübnan’da yaşanan çok önemli gelişmelerin, Filistin’deki kritik olayların, Irak’ta meydana gelen çok önemli siyasi hadiselerin, felsefi ve siyasi yükselişiyle İran’ın ne siyasi, ne fikri, ne de Müslüman kimliğimizle kesişmemesi içimizin boşaldığının göstergesi değilse nedir? Bu durumun bölgemizdeki olaylara hiçbir yansıması olmaz, oralarda da hiçbir yankısı olmaz. Geçmişte Erbakan’ı yakından izleyen İslam ülkelerindeki İslami hareketler, Türkiye’deki gelişmelerden derinden etkileniyorlardı. Şu anda ise Türkiye’nin ne farklılığı var, ne etkileyici gücü.
Halidiye.com : Irak’ta Sadr Hareketinin tasfiyesini nasıl anlamalıyız ? Şiilerin kendi içindeki çatışması mı diyelim yoksa Iraktaki anti ABD olan her gücün tasfiyesi bazında mı algılamalıyız ?
Kenan ÇAMURCU : Herşeyden önce bilmemiz gereken bir şey var. Mukteda Sadr’ın milis gücü olarak tanımlanan Mehdi Ordusu, Kürt peşmergeler ve Bedir Ordusu gibi disiplinli ve hiyerarşik bir yapılanma değil. Daha çok şehirlerde ve mahallelerde biraraya gelmiş gruplardan oluşuyor bu milis gücü.
Böyle olunca da kontrolü ve denetimi hiyerarşik disiplinle değil, Sadr’ın ve yakın çevresindeki kadrosunun yaptığı açıklamalarla sağlanıyor. Bu tür bir disiplinin sınırları var kuşkusuz. Ama bu zaaftan da önemli bir başka sorun, Mehdi Ordusu’nun içindeki lümpen unsurlardır. Politik amaçlardan ziyade gündelik hayata ilişkin hayal kırıklıkları saikiyle hareket eden kimi grupların, özellikle Sünni-Şii çatışması olarak isimlendirilen olaylarda rol aldıkları tahmin ediliyor.
Bunun dışında, adi suçlara karışan kimilerinin de bu milis gücünün adıyla hareket ettiği rivayet ediliyor. Nitekim Nisan 2008 ortalarından itibaren güvenlik güçleri ve Amerikan işgal kuvvetleriyle girilen çatışmalar sırasında Mukteda Sadr çatışmaların sona erdirilmesini istediği halde Irak’ın bazı bölgelerinde kendisini Mehdi Ordusu olarak tanımlayan unsurlar bu talimata uymamışlardı.
Sadr, yaptığı açıklamada, çatışmaları sürdürenlerin kendilerinden olmadığını açıkça söylemişti. Bütün bunlara karşın Sadr’ın Irak’ın işgalinin başından beri yeni Irak’ın yapılanmasında ve siyasetinde bağımsız rol almak istediğini biliyoruz. Nitekim Mehdi Ordusu isimli milis gücü girişimi, öteki milis güçlerinin siyasi etkilerine bakarak ortaya atılmış gibi görünüyor. Oysa Bedir Ordusu ve Peşmerge gücü, Saddam döneminde de varolon disiplinli ve hiyerarşik yapılardı.
Mehdi Ordusu’nun aynı siyasi gücü elde edebilmek için önce Amerikan askerlerine, bu yeterli olmayınca da diğer politik rakiplere karşı kendini kanıtlama hamleleri olduğunu söylemek mümkün. Özellikle Amerikan işgal kuvvetlerine yönelik saldırılar, ülkede meşruiyet ve ün kazanmasında epey işlev gördü. Bütün bunlardan anlıyoruz ki Sadr, Meclis’te sahip olduğu temsili yeterli görmüyor. Siyasi temsille orantılı olan iktidarı kullanma gücü de bu durumda Sadr’ın kendi topluluğunu varetme gayreti için yeterli olamıyor. Hal böyle olunca Sadr’ın, ülkenin en üst dinî mercii olan Sistani’nin şemsiyesi altında birleşmeye itirazları oluyor. Sadr, bu bütünlük içinde kendisine rol düşürülmesini değil, kendi gücünden kaynaklanan gücü istiyor.
Bu gücün en az Irak Yüksek İslam Konseyi veya Barzani ve Talabani’ninki kadar olduğunu düşünüyor olmalı. Bu pek yanlış bir değerlendirme de değil. Barzani veya Talabani, ya da Abdulaziz Hakim kadar gücü olduğu halde onların çok azı iktidara sahip olmak Sadr’ın hoşnutsuzluğunun baş sebebidir. Sadr’ın taraftarları da, ötekilerin gücüne denk bir güçleri olduğu halde neden kaynakların çok azına razı olmak zorunda kaldıklarını sorguluyor haliyle. Öte yandan Mukteda Sadr, bağımsız bir parti kurarak siyasi rekabete katılmak yerine mevcut partiler içinde kendisine bağlı milletvekili adaylarıyla temsil edilmeyi birlik ve beraberlik için daha uygun buldu.
Fakat seçim sonuçlandıktan ve hükümet kurulduktan sonra bu kararının sonuçları Sadr’ı tam bir hayal kırıklığına uğratmış görünüyor. İşin silahlı çatışmaya varması bu hayal kırıklığının derinliğini gösterebilir. Elbette ki mesele Şiiler arasında ihtilaf ve çatışma olarak tanımlanmayı hakedecek boyutta değildir. Kaldı ki Sadr, kendi kontrolü dışındaki olaylara anında müdahale ederek onların meşru olmadığını hemen ilan ediyor. Bu sayede gelişmeleri kontrol ettiği bir gerçektir. Fakat Şiilerin genel olarak işgale karşı savaşmadan ülkenin normalleşmesini sağlama stratejisine uymaması Sadr ile diğer Şii gruplar arasında sorun olmayı sürdürecektir.
Tarih: 04.05.2008 Hit: 33 |